AKP

"Dışlanmışlar Hareketi’ne vizyon lâzım"

30 yıldır Milli Görüş Hareketi’ni izleyen gazeteci Ruşen Çakır, ‘Dışlanmışlar Hareketi’ olarak tanımladığı Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in çıkışlarının etkili bir siyasi harekete dönüşmesi için AKP dışından insanlara da ulaşması gerektiği görüşünde. Al Jazeera'ye konuşan Çakır’a göre bir kriz yaşanmazsa, hareketin, Erdoğan karşısında şansı yok.

Konular: Türkiye, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan
Ruşen Çakır: Abdullah Gül bir süre daha gelişmeleri izleyeceği kanaatinde. [Fotoğraf:Al Jazeera Türk]

Gazeteci Ruşen Çakır, Türkiye’deki İslami oluşumları 1980’leri ortalarından bu yana takip ediyor. 1990 yılında yazdığı "Ayet ve Slogan" kitabında bir başlık olarak ele aldığı Milli Görüş Hareketi'nin 1990’ların ortalarından itibaren adım adım yükselişini, iktidara gelişini gazeteci olarak izledi. 1994 yılında Refah Partisi’ni anlattığı "Ne Şeriat Ne Demokrasi, RP'yi Anlamak" başlıklı bir kitap yazdı. Bu kitabını, aynı alan üzerine yazdığı başka kitaplar izledi.

Milli Görüş kökenli Adalet ve Kalkınma Partisi, bugünlerde partinin öne çıkan eski isimlerinin partiye ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik dolaylı eleştirileri üzerinden konuşuluyor. 30 yıla yakın bir zamandır Milli Görüş Hareketi’nin izleyen gazeteci Ruşen Çakır ile AKP’nin eski bakanlarından Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in çıkışlarının nereye evrilebileceğini ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gelecekte ne yapabileceğini konuştuk. Söyleşimiz Ruşen Çakır’ın kurucusu olduğu medyascope.tv stüdyosunda, Abdullah Gül’ün bir gece önce Recep Tayyip Erdoğan ile üç saat görüştüğü, akşamında ise yine Gül’ün Bülent Arınç ile görüşeceğinin duyurulduğu gün gerçekleşti.

Önce sıcak gelişmelerden başlayalım. Eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül birer akşam arayla önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ardından da Erdoğan ile yakın zamanda polemik yaşayan Bülent Arınç ile görüştü. Bu görüşmelere anlam yüklemeli miyiz?

Kaynaklarım Abdullah Gül ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kayseri’de kurulması planlanan Abdullah Gül Müzesi üzerine bir buluşma gerçekleştiğini söyledi. Tabii bu iki isim bu günlerde bir araya gelince sadece müze konusunu konuşmamıştır. Aslında bu iki ismin görüşmesi son derece normal, siyaseten birlikte hareket ettiler, makamları birbirlerine devrettiler. Hatta daha sık buluşmaları da beklenir. Ancak aralarında bir sorun olduğu da muhakkak. Bu sorunun Bülent Arınç’ın çıkışıyla beraber daha da keskinleştiğinin dolayısıyla böyle bir gündemin ortasında bunun gerçekleşmiş olmasının tabii ki anlamı var. İkisinin ne konuştuğunu kısa vadede şu anda bilme imkanımız yok. Aralarındaki sorunun ne kadar açık dile geldiğini kestiremiyorum ama bir şekilde dile gelmiş olması lazım. Abdullah Gül, uzun bir süre sorunları halının altına süpürmeyi tercih etti. Açıktan kavga ediyor görüntüsü vermek istemedi. Abdullah Gül’ün, Gezi Olaylarında yaşananlara, ülkenin gittiği yere, dış politikadan, Suriye meselesinden, demokratikleşme meselesinden, basın özgürlüğüne yönelik ihlâllerden memnun olmadığını biliyoruz. Bunları hiçbir zaman açık ve net bir şekilde dile getirmedi. Dolaylı mesajlar verdi ama bir rahatsızlığı var. Gül’ün, birlikte kurmuş oldukları partinin, hareketin tek otoritesinin Erdoğan olmasından da rahatsız olduğu bilinen bir gerçek. Bildiğim kadarıyla Adbullah Gül artık bu tür şeyleri yokmuş gibi davranma evresini aştı. Bu noktada bir Bülent Arınç’ın bir Hüseyin Çelik’in yaptığı gibi meseleyi alenileştirerek, medya üzerinden dile getirir mi çok emin değilim. Biraz daha bekleyecektir, diğerlerinin yaptıklarına bakacaktır, ondan sonra karar verecektir diye tahmin ediyorum. Adı geçen ve geçmeyen çok sayıda insanın, Gül ile temas etme, beraber hareket etme anlayışı var. Tayyip Erdoğan’ın da bundan rahatsız olduğu kesin. Tabii, Erdoğan çok güçlü, bu gelişmeler onu çok fazla zorlamaz ama olumsuz etkisi olacağı kesin.

"Gül ile Erdoğan arasında ciddi görüş ayrılığı var"

Abdullah Gül, Erdoğan ile görüşmesinden bir akşam sonra da Bülent Arınç’ın evine gitti. Orada Arınç’ın yanı sıra AKP’nin eski bakanlarından Hüseyin Çelik, Sadullah Ergin ve Nihat Ergün de vardı. Bu görüşme Erdoğan ile diğerleri arasında bir arabuluculuk görüşmesi olabilir mi?

Bunu kesinlikle sanmıyorum, aranın kolay kolay kapanabileceğini düşünmüyorum. Çünkü gerek Arınç’ın söyledikleri gerek Hüseyin Çelik’in söyledikleri artık kolay kolay halledilebilecek bir husus değil. Gül’ün ara bulabilmesi için Erdoğan ile arasının iyi olması lâzım ki bu mümkün değil, zira ortada çok ciddi görüş ayrılıkları var. Şunu öğrendim Arınç’ın evindeki görüşme önceden planlanmış. Gül artık İstanbul’da yaşıyor ve Ankara’ya gittiğinde onlarla da görüşmeyi düşünmüş olmalı. Bu durum birbirinden bağımsız ama bir şekilde bağımlı hususlar.

Bülent Arınç’ın çıkışının ardından yapılan yorumlarda Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan’a bayrak açan içinde Recep Tayyip Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün, Bülent Arınç’ın da yer aldığı "Yenilikçiler Hareketi"ne atıfta bulunuluyor. Siz o dönemi gazeteci olarak yakından izlediniz hatta "Yenilikçiler" tanımlamasını siz kullandınız. Ne dersiniz, şu anda Bülent Arınç ve Hüseyin Çelik’in söylemleri ile alenileşen durumla o dönemki hareket arasında benzerlik var mı?

Yok. O dönemde Yenilikçiler sadece bir iktidar talep etmiyorlardı. Onlar partiye çok şey katmışlardı ve partiye kattıklarına denk gelecek bir iktidar payı istiyorlardı. Erbakan bunu onlara vermiyordu. Bir kere gençtiler şimdi aynı isimlerin yaşları 50’leri 60’ları buldu, artık genç değiller, dinamik değiller. Kendilerinin yanında bir genç çevre de yok. İkincisi, Erbakan bütün otoriterliğine rağmen böyle bir şeyin doğmasını engellemedi. Tayyip Erdoğan’a karşı AKP’de bir hareket, bir kanat yok. Küskünler, şikayetçiler, itirazı olanlar var ama geçmişteki gibi bir yenilikçi kanat yok. Bir de o dönem yenilikçilerin bir vizyonu vardı. Buradaki insanların vizyonları genellikle eskiye takılı. Hüseyin Çelik’in söylediklerine bakıldığında hep kuruluş yıllarına, kuruluş ilkelerine, kuruculara atıfta bulunuyor ama her hareketin zamanla ilkeleri değişir. Geçmişe referansla bir yere kadar nostaljik olarak gidilir ama bir yerden sonra gidilmez. Siz geçmişe gönderme yapabilirsiniz ama bu geçmişi bugüne nasıl uyarlayacağını söylemek zorundasınız. Bu kişilerin daha realist şeyler söyleyebilmeleri lâzım, şu ana kadar bu pek fazla çıkmış değil. Yenilikçi Hareket ilk ortaya çıktığında çalışma tarzında farklılık vardı. Yenilikçi Hareket, Milli Selâmet Partisi’nden gelen cami cemaatine seslenmenin kabuğunu kırma hareketiydi. Ne yapıyorlardı? Diskoteklerden, meyhanelerden sosyal adalet kavramı etrafında oy istiyorlardı. Önce Refah Partisi, ardından Fazilet Partisi kapatıldı. Yenilikçi Hareket şunu gördü, bu realist bir siyasi çizgi değil içeride sistem bize izin vermiyor. Dolayısıyla uluslararası sistemle dengelemeye yoluna gittiler. Reel politik ile tanışıp dillerini değiştirdiler, Batı eleştirisini bıraktılar, demokratikleşmeyi öne çıkardılar. Bu sayede iktidara geldiler, iktidarda kaldılar. Dolayısıyla Yenilikçi Hareket önce bir metodoloji olarak çıktı ama sonra siyasi vizyonunu şekillendirdi.

"Çözüm süreci devam etmeli demek yetmez"

Sizce şu anda Arınç ve Çelik’in söyledikleri organize, vizyon sahibi bir hareket çıkıyor görüntüsü veriyor mu?

Hayır, vermiyor. İsimler var şu anda. Şu ana kadar telaffuz edilen şeylerin büyük kısmı da tasfiye üzerinden yapıldı. Onun için konuşmaları lâzım, anlatmaları lâzım. Kürt Sorunu ve onunla bağlantılı Suriye konusunda ne dediklerini, IŞİD’e nasıl baktıklarını, ABD ile ilişkiler, demokratikleşme, temel hak ve özgürlükler meselesini bunlar konusunda konuşmaları lâzım.

Hüseyin Çelik, Hürriyet Gazetesi’nde yayımlanan mülakatında beş başlık üzerinden eleştiri getirdi: Kutuplaşma, Dış Politika, Kürt sorunu, Ekonomi ve Cemaat paranoyası. İtiraz noktalarını konuşmuş aslında.

Bunlar itirazlar, peki bu beş madde için ne öneriyorsun? En fazla diyecekleri "Bizim partinin programında bunu demiştik" ama onun ötesinde söylemesi lâzım. Yargı bağımsızlığı meselesi konusu var buralarda da bazı şeylerin söylenmesi lâzım.

Bülent Arınç da TV mülâkatında Kürt sorunu konusunda çözüm sürecine dönülmeli mesajını verdi. Yeni ve farklı birşeyler söyleme çabası var gibi. Ne dersiniz?

Tabii iyi bir başlangış noktası ama orada da "çözüm süreci devam etmelidir"in ötesine gitmesi lâzım, adını daha net koyması lâzım. Öcalan ne olacak? Çözüm sürecinin tıkanmasının nedeni, Suriye. Orada PYD, YPG var. Bunların varlığı üzerine bir şeyler söyleyebilmeleri lazım. Bunları söyleyebilirlerse bir inandırıcılıkları olabilir.

"Erdoğan’ı açıktan eleştirmiyorlar"

Sizce hareket olmaya niyetleri var mı?

Şöyle bir hesap yaptılar. 7 Haziran seçim sonuçlarına baktılar. AKP tek başına iktidara gelemedi. Dediler ki, bir daha gelemeyecek, bize ihtiyaç olacak. Parti içinde kriz beklediler, kendilerini krize sakladılar. Tayyip Erdoğan oyunu döndürünce, kriz olmayınca zor durumda kaldılar. Şimdi artık gerçekten bir şeyler söylemeleri gerekiyor. Artık kriz üzerine hesap yaparak gidemezler. Tayyip Erdoğan, iktidarını paylaşmak zorunda kalacak diye düşündüler. Öyle olmadı şimdi nihayet itirazlarını dile getirmeye başlıyorlar. Bu itirazlarına yavaş yavaş başlıyorlar. Hüseyin Çelik konuşmaya başladı. Bülent Arınç yine konuşmaya devam eder tabii ama bu arada konuşabilecekleri çok fazla da mecra yok. Böyle bir sorunları da var. Şu anda Erdoğan’a yönelik açık eleştiri yapmadılar. Daha çok çevresine yönelik eleştirileri var. Daha henüz kartlarını açık oynamıyorlar. Bence kartlarını açık oynayacaklarki vizyonlarını geliştirecekler. AKP dışındaki alanlardan kimlerle nasıl hareket edeceklerinin yollarına bakacaklar o zaman belki şekillenir.


[[Fotoğraf:Al Jazeera Türk]]

"Hareketi dışarıya taşımalılar"

Velev ki bir vizyon geliştirdiler, harekete dönüştüler, AKP’nin kurucu ilkelerinden de feyz alarak bir program ile kamuoyu önüne çıktılar, sizce Erdoğan’a rağmen başarı şansları var mı?

Yok. Şu an itibariyle böyle bir şansları yok. Tayyip Erdoğan bu hareketi artık kurucu ilkelerden uzakta devlet imkanlarını kontrol etmek ve bu devlet imkanlarını dağıtmak üzerine dönüştürdü. Ancak bir kriz durumunda onu dağıtamadığı andan itibaren etrafındakiler çözülmeye başlar. Bu artık bir dava hareketi değil, eskiden dava hareketi olduğu zaman ne kadar kriz olursa olsun mesela 2007 muhtıra krizini düşünün ya da parti kapatma davasını, Cumhurbaşkanlığı seçim krizini düşünün partide insanlar kenetlendiler. Belli bir yerden sonra Tayyip Erdoğan davayı artık kendi üzerinden hatta ailesi, yakın çevresi üzerinden inşa etmeye başladı ve kırılganlaştırdı. İkincisi, eğer hareketlerini AKP’nin dışına taşırlarsa AKP dışındaki bir takım insanlarla, çevrelerle, hareketlerle organik ya da dolaylı ittifak, işbirliği, birliktelik gibi stratejiler geliştirirlerse o zaman bir alternatif olabilirler. Kendi başına, sadece Refah kökenli ya da AKP’nin kuruluşunda etkili yer alıp sonra dışlanmış insanların toplamından oluşan bir hareketin tek başına Türkiye’de hiç bir anlamı yok. AKP’den rahatsız olan kesimlerin büyük çoğunluğu Bülent Arınç’ı duyunca "Şimdi mi aklına geldi?" diyor. Hüseyin Çelik’e de öyle. Ben şunu düşünüyorum, Tayyip Erdoğan’ın alternatifi AKP içinden çıkamaz ama Tayyip Erdoğan’ın alternatifi AKP içinden çıkan ama başka bir takım insanların da yer alacağı bir yerden çıkabilir. Sadece AKP’den bir grup insan ayrılıyor, parti kuruyor başına da Ali veya Veli geçiyor böyle bir oluşumdan başarı beklemiyorum.

"Dışlanmışlar Hareketi diyebiliriz"

Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kuran kadrolar için "Yenilikçi" tanımını ilk siz yapmıştınız. Şimdi Bülent Arınç etrafında şekilleneceği varsayılan hareket için hangi tanımlama size yakın geliyor?

Şu anda olsa olsa "Dışlanmışlar Hareketi" diyebiliriz. Şu anda bu hareketin bir vaadi yok. Tasfiye olanların bunun mutlaklaşmasını önleme peşinde olduğunu söyleyebiliriz.

"Davutoğlu, Erdoğan’ın yanında yer alır"

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile başta başkanlık sistemi olmak üzere bazı konularda görüş ayrılıkları yaşadığı iddiası var. Davutoğlu’nu da Erdoğan karşıtı kampta tanımlayanlar var. Sizce bu iddiaların inandırıcılığı var mı?

Herkes ona bir anlam atfetmek istiyor. Şöyle söyleyeyim. Davutoğlu da gidişattan çok memnun değil. Ortada başkanlık sistemi diye bir hikaye var. Cumhurbaşkanı Erdoğan bütün hesaplarını büyük ölçüde bunun üzerine kuruyor. Bu gerçekleşirse iktidarını kaybedecek olan ilk kişi kim? Başbakan Davutoğlu. Dolayısıyla onun da halinden memnun olmadığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama şunu unutmamak lâzım, Davutoğlu oraya Erdoğan istediği için geldi. Davutoğlu’nun gücü büyük ölçüde Tayyip Erdoğan’dan geliyor. Ama diğerleri kendilerine bir güç atfediyorlar. Onlar kendileri olarak çıkıyor. Davutoğlu burada şu anda en zor durumda olan kişi. Onlarla birlikte hareket edemez ama öteki tarafta Cumhurbaşkanı'yla çok da hemfikir olmadığı ortada. Burada şu aşamada Davutoğlu ortada gözükmüyor. Bu gözükmeyeceği anlamına gelir mi? Bir noktada tavır almak zorunda kalacak. Safını seçmek zorunda kalacak. Muhtemelen de Cumhurbaşkanı’nın yanında yer alır diye tahmin ediyorum.

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;