Eğitim

Eğitimin tartışılmayan sorunu nitelik

Yeni eğitim yılı, TEOG ve imam hatip tartışmasıyla başlıyor. Eğitim Reformu Girişimi Direktörü Batuhan Aydagül'e göre ise tartışılmayan asıl sorun nitelik. Öğrencilerin yüzde 40'ı dört işlem bilmiyor.

Konular: Türkiye
Aydagül, eğitimin esas sorunun çocukların okulda neden öğrenmediği olduğunu ancak bunun hiç tartışılmadığını söylüyor. [Fotoğraf: Umay Aktaş Salman/ Al Jazeera Türk]

2014-2015 eğitim öğretim yılı birinci ve 5. sınıflar için 8 Eylül, diğer öğrenciler için ise 15 Eylül’de başlıyor. Eğitim gündeminde TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş ) sonrası lise yerleştirme sonuçlarında yaşanan sıkıntılar, imam hatip liselerinin sayısındaki artış, puanı Anadolu Liseleri’ne yetmeyen öğrencilerin istemeden meslek ve imam hatip liselerini tercih etmek durumunda kalması tartışılıyor. Tartışılmayan ise, eğitimin asıl sorunu nitelik.

Sabancı Üniversitesi’ne bağlı olarak eğitim politikaları üreten ve araştırmalar yapan Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) Direktörü Batuhan Aydagül’e göre, eğitimin niteliğinde artış yaşanamamasının üç nedeni var; eşitsizlik, öğretmenlerin desteklenmemesi, ikili öğretim ve iş gücünün, çocukların ihtiyaçlarını dikkate almayan ortaöğretim sistemi. Aydagül, geçen 15 yıl içinde Türkiye’nin iş gücüne katılacak gençleri layığıyla yetiştiremediği görüşünde.

Batuhan Aydagül, “Her yıl topluma matematik ve Türkçe’de temel becerileri olmayan, analitik ve eleştirel düşünemeyen, aktif yurttaşlık açısından hazır olmayan gençler katılıyor. Önümüzdeki 15 yılı da böyle kaçırırsak bence dükkânı kapatıp gideceğiz. İktisatçılara göre bu, orta gelir tuzağının içinde saplanıp kalmak demek. Din bilen ama Türkçe, matematik bilmeyen çocuklarla Türkiye ne 2023 hedefini ne 2053 hedefini gerçekleştirebilir” diyor. Aydagül ile eğitim sistemini, nitelik sorununun nedenlerini konuştuk.

SAYILARLA NİTELİĞİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

  • PISA  sonuçlarına göre, Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin sadece yüzde 16’sı PISA’da iyi bir puan ortalaması olan okullara gidiyor.
  • PISA sonuçlarına göre, Güneydoğu Anadolu bölgesindeki 15 yaşındaki bir genç, Akdeniz bölgesinde yaşayan  yaşıtının ortalama 2 okul yılı gerisinde.
  •  4. sınıf düzeyinde dezavantajlı öğrencilerin bulunduğu okul oranı Türkiye’de yüzde 63.
  • İlköğretimde 2011-2012 eğitim yılında öğrencilerin yüzde 51’i, 2013-2014’te yüzde 57.5’i ikili öğretimde okuyor.
  • 2012-2013 itibariyle eğitim sistemi her 10 öğrenciden 3’ünü ortaöğretime  geçerken kaybediyor.
  • 2013-14 eğitim-öğretim yılında net okullulaşma oranı 3-5 yaş grubunda yüzde 30,9’dan yüzde 28’e, 4-5 yaş grubunda ise yüzde 44’ten yüzde 37,9’a geriledi.
  • PISA 2012’ye göre Türkiye’deki 15 yaş grubundaki çocukların yüzde 42’si matematikte birinci düzey ve altında bilgiye sahip. Yani en basit soruları dahi yanıtlayamıyor. OECD ülkelerinde bu ortalama yüzde 23.
  • Okuma becerisi alanında da Türkiye'deki öğrencilerin yüzde 52,5 2. düzey ve altında. Yani en temel okuma yazma becerilerinde zayıf.

Kaynak: TEDMEM, ERG, MEB, TÜSİAD

Son 12 yılda eğitime erişim de, yatırımlar da arttı. Ancak ulusal ve uluslararası değerlendirmelerde öğrencilerin başarısında, eğitimin niteliğinde kayda değer bir iyileşme yok. Neden ? 

2003 sonrası dönemde MEB Türkiye’nin birikmiş eğitim problemleri ile ciddi anlamda mücadele etmeye başladı. Bu problemlerden biri okullulaşmaydı. 8 yıllık temel eğitim kanununun itici gücü çocukları daha fazla okula yollamaktı. 2003’ten itibaren de dezavantajlı gruplara odaklanıldı. Kız çocukları ön plandaydı. Türkiye’de eğitimde toplumsal cinsiyet eşitliği açısından çok ciddi aşama kaydedildi. Okula giden çocuk sayılarında ciddi artış var, erken çocukluk eğitiminde iyileşmeler oldu. Buna paralel olarak 2003-2004’te eğitim müfredatı ciddi revizyona girdi. Dünyadaki bir sürü ülke eğitimle uğraşmaya başladığında önce çocukları okula kaydettirmeye uğraşır. Bu işin görünür ve daha kolay yapılabilir kısmı. Ancak okullulaşmayan yüzde 1-2’lik kısmı eğitime dahil etmek ya da okula aldığın çocukları okulda tutabilmek için kaliteyi artırman gerekir. Türkiye 2011’de burada takıldı. Türkiye’de 12 yıllık ve daha geriye giden dönemde eğitim niteliğinde artış olmamasının nedeni öğretmenlerin yeterince desteklenmemiş ve onlara  yatırım yapılmamış olması. Öğretmenlere odaklanılması gereken bir dönemde, 2012’den itibaren eğitim politikası gündemi meclis tarafından belirlendi. 2012’den bu yana dershanelerle, 4+4+4 ile uğraştık, dershaneler kapatılmak istendiği için sınav sistemlerini değiştirdik, atamalarla uğraştık. Ancak ne yazık ki eğitimin ihtiyacı olan nitelik artışına dair katma değer yaratacak hiçbir girişim olmadı. Uluslararası araştırmalar gösteriyor ki, niteliği artırmanın en önemli faktörü öğretmen. Öğretmenlerle ilgili MEB’in strateji belgesi vardı. Öğretmenlerin güçlendirilmesi için yapılacakları içeriyordu. Taslak hazırdı. İki buçuk yıldır bununla ilgili bir adım atılmadı.

Türkiye’de öğretmenlerin eksikleri neler? 

Öğretmenlerin deneyimi azalıyor. Bu da öğrenmeyi etkileyen bir faktör. Eğitim fakültelerinin kontenjanlarının arttığını biliyoruz, bu da eğitimin niteliğini olumsuz etkiliyor. Geçen sene MEB öğretmen atamaları için Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi'ni (ÖABT) yaşama geçirdi. 15 alanda öğretmen adayları branşlarında 50 soru yanıtladılar. Ortalama net doğru sayısı 50 üzerinden 22. Eğitim fakültesi mezunları, Fen Edebiyat mezunlarına göre biraz daha başarılı olmakla beraber genel tablo bir bütün olarak öğretmen yetiştirme konusunda hem eğitim fakültelerinde hem pedagojik formasyon programlarında başarısız olduğumuzu gösteriyor. Bunun dışında, öğretmenin ne ürettiğiyle ilgili bir ölçme-değerlendirme sistemi yok.  

Peki, nitelik artışı olmamasının diğer nedenleri neler? 

İkili öğretim (okulların sabahçı-öğlenci olmak üzere eğitim vermesi)  nitelikli eğitimin önünde engel. İkili eğitim, öğrenme ve kişisel gelişim açısından engelleyici. Çocukların okula başlama saatlerini çok erken olması, bitişlerinin çok geç olması bundan dolayı beslenme düzenlerinin değişmesi, okulların zaman ve yerinin azlığı nedeniyle çocuklara yeteri kadar sosyal gelişim imkânları sağlayamamasında ikili eğitim etken. Hala büyük illerimizde ikili eğitim yapan okullar var. Bunun çözümü yatırım, kaynak aktarımı, daha fazla okul yapmak. Bunun için harcanacak paralar konusunda insanın aklına, "Türkiye’de ikili eğitimin önüne geçmek için okul sayısını artırmak mı öncelikliydi, öğrencilere tablet vermek mi ?" sorusu geliyor. Tableti vermenin eşitlik açısından önemi olduğu muhakkak. Az derslik yapılmadı ama daha fazla gerekiyor. Hala ikili eğitim varsa yetmiyor demektir. Türkiye’nin sınıf başına düşen öğrenci sayısı ortalamasında kötü değil. Bununla politika yapılıyor. Ancak görmemiz gereken ortalama değil. En kötü şartlardaki okulları görmemiz ve o şartlarda kaç okul olduğuna bakmak lazım. Türkiye’de sınıf mevcudu ortalamasının 30 olması kendi başına yeterli gözükürken, İstanbul’da bile bunun iki katı öğrencinin olduğu durumlar var. Eşitlikçi bir yaklaşım açısından bakanlığın ve kamunun en dezavantajlı okulu kendisine kıstas alarak politika tasarlaması lazım. 

'Kaliteli eğitim eşit dağılmıyor'

Niteliğin önündeki diğer engeller ise eşitsizlik ve ortaöğretim bugünkü hali. Ortaöğretim içeriği yenilenmeden, iş gücünün ihtiyaçları planlanmadan, çağın çocuklarının beklentileri dikkate alınmadan devam ederse kördüğüm olarak kalacak. Türkiye’de kaliteli eğitim eşit dağılmıyor. Türkiye’de kaliteli eğitim yok diyemeyiz. Var ama sınırlı okulda var. Açın taban puanlarına bakın. Anadolu liselerinin, meslek liselerinin ve imam hatip liselerinin taban puanı arasında müthiş bir uçurum var. En alt sosyo ekonomik düzeydeki öğrencilere daha çok sahip çıkılması ve onların daha çok önemsenmesi lazım. Eşitlikle ilgili her çocuğun altına aynı boy tabure vermekten bahsetmiyoruz. Çocukların altına boylarına göre onları eşit boya getirecek farklı boylardaki tabureler vermekten bahsediyoruz. Ama bakanlığın eşitlik anlayışı herkese aynı tabureyi vermek ki, onu da beceremiyor. Beceremediği için yüksekte olana daha yüksek tabure veriyor.Türkiye’nin eğitimde nereye gitmek istediğine dair ulusal bir uzlaşısı yok. 

Son günlerin eğitim gündemlerinden biri de TEOG ve sonrasında yaşanan sıkıntılar.

TEOG, politika nasıl tasarlanmamalıya çok iyi bir örnek. Önce orta öğretimde okul türlerini belirlemek, ortaöğretimi nasıl yapılandırmak istediğimizi karar vermek sonra öğrencilerin nasıl seçileceğini tartışmalıydık. SETA; TEDMEM ve ERG öneriler verdik. Gözardı edildi. Bir anda bütün odak TEOG’a geldi. Çünkü dershaneleri kapatmak gerekiyordu. Pilot uygulama da yapılmadan bu sisteme geçildi. Türkiye’deki her okulun sınavlara eşit derecede hazırlanmış olarak girdiğini öne sürerseniz Polyannacılık oynarsınız. Ortalaması giriyordur ama ya o ortalamanın altında kalan okullar, orada okuyan çocuklar? Zaten o çocuklar ailecek daha dezavantajlı. Sosyo ekonomik olarak üst düzeydeki ailenin çocuğu en alttaki, en kalabalık okullardan birine gitmiyor. Eğitim sosyal hareketlilik aracı olması gerekirken, buna en alt seviyedeki insanlar ihtiyaç duyarken, siz bu aracı daha az ihtiyacı olanlara veriyorsunuz.  Daha çok ihtiyacı olanları da ortalamayı korumaya çalışırken biraz gözden çıkarıyorsunuz.

Yani başarılı ve başarısız öğrencilerin gittiği okullar olarak ayrışıyor mu okullar?  

Zaten Türkiye’deki sınav, okul sistemi öğrencileri ayrıştırıyordu. Ama bu  ayrıştırma sınırlı öğrenci için yapılıyordu. Bence bakanlığın bugüne kadar aldığı en kötü kararlardan biri tüm genel liseleri Anadolu lisesi yapmak oldu. Genel liselerin kalitesine destek ve yatırım yapılmadan tabelaları değiştirildi. Eğitimde akran etkisi diye bir kavram var. Siz ne kadar daha üst düzey puana sahip öğrencilerle okursanız başarılı olma şansınız o kadar artıyor. Kaynaştırma denen felsefede yüksek ve alçak puanlıyı bir arada okutup aralarında öğrenme zenginliği yaratmak ve öğretmenin de bunu farklı öğrencilere göre yönetebilmesini sağlamak lazım. 1960-70’lerde Fen ve Anadolu liseleri  kurulduğu şekliyle kalıp diğer okulların da kalitesine yatırım yapılsaydı, Türkiye bundan daha kazançlı çıkardı. Siyasi baskılar yüzünden bu okulların sayısı arttı. Elit okullara dünyada herkesin ihtiyacı var. Siz bunu yüzde 5’te yaparsanız, bunu artırırsanız hem özelliğini düşürürsünüz hem de diğer tarafı ihmal ettikçe farkın açılmasına neden olursunuz. Türkiye’de 2010-2011 den sonra genel liselerin kapanmasıyla var olan ayrışma iyice kutuplaştırdı.

'Eğitimde ince iş yapamıyoruz, bedelini öğrenci ödüyor'

Yasa yapmayı, yeni yapılar kurmayı çok iyi beceriyoruz, mevzuat geçirmeyi biliyoruz, öğretmenleri müdürleri görevden alıp atamayı da iyi biliyoruz ama sabırla eğitimde ince iş yapmayı bilmiyoruz. Toplumun ciddi eğitim talebinin ve baskısının olduğunu kabul ediyorum. MEB de kabul ediyor bunu. Toplum daha fazla imam hatip açılsın, dershane kalksın istiyor deniyor. Ama bence toplum kaliteli eğitim istiyor. Bu sabırsızlığın bedelini bürokrasi ödemiyor. Türkiye’de hesap verilebilirlik yok. Bedelini müdür ve öğretmen ödüyor ama en çok da öğrenci ödüyor. 

Sizin raporunuza göre liselerin dönüşümü ve yeni açılanlarla birlikte imam hatip liseleri geçen sene yüzde 73 oranında arttı, bu sene bu oran daha da artacak gibi. Gerçekten imam hatiplere talep arttığı için mi okul sayısı arttı?

Talep var mı yok mu, temel koymadıktan sonra bir şey söylemek yanlış. Talep de olabilir ama bakanlık o talebi zorla yaratıyor da olabilir. Genel liseyi kapatıp imam hatip lisesi yaparsanız, birinin kontenjanını artırıp diğerinin kontenjanını sınırlı tutarsanız, insanların seçim yapma hakkını kısıtlıyorsunuz. Rakamlar kendi kendine konuşuyor. İmam hatibe giden öğrenci sayısı lise düzeyinde yüzde 12. Bu oran  yüzde 5.5’tan buralara geldi. Bir de imam hatibe gitmeyen yüzde 90’lık da başka bir grup var. İmam hatipte okuyan, okumayan toplam öğrencilerin ise yüzde 90’ı kalitesiz eğitim alıyor. Ancak öğrenci nüfusunun yüzde 10’unu ilgilendiren imam hatip ile yatıp kalkıyor Türkiye. Çocukların okulda öğrenmediğini hiçbir zaman konuşmuyor. İmam hatip tartışacağımız enerjiyi eğitim kalitesini tartışmaya versek eğitim kalitesinde değişim olur. Ancak buna bakanlık da yol açıyor. İmam hatiplilere de haksızlık

Başarısı düşük öğrencinin meslek ve imam hatip liselerini tercih etmek durumunda kalması bu okulları niteliksizleştirmeyecek mi?

Niteliksizleştiriyor. İmam Hatip liselerine gidenlerin puanları o kadar düşük ki, sekiz yıllık eğitimin kalitesizliğini çekenlerin yolunu imam hatibe veriyorsunuz, bu herkese haksızlık. Öyle bir imam hatibi büyüteceğiz hırsı var ki, bu hırs Türkiye’nin eğitim performasına pahalıya patlıyor. Bu okulları arttırdınız ama daha iyi eğitim alındığını  söyleyebiliyor muyuz?  İmam hatip liselilerin de bu kadar çok tartışılıyor olmasından memnun olduğunu zannetmiyorum. İmam hatip liseleri günah keçisi değil. Öğrenciler kusurlu öğrenciler değil. Bu konu başörütüsü gibi bir şey. Sürekli siyaseten bölen ve kutuplaştıran bir şeyin parçası olmak ne kadar kötü hissettirir. İmam hatipler, bir grup için sancakta dalgalanacak bayrak gibi önemli, öbür grup için muhteşem bir tehdit. Ortasında asıl yitirdiğimiz Türkiye’nin eğitimi ve diyalog ortamı. İmam hatipte mi okuyor, başka yerde mi diye önemsemeden eğitim politikaların göbeğine çocukları koyamıyoruz. Okul türlerini, sayılarını değil çocukların çıkarı için eğitimde neler yapılmalıyı konuşmalıyız. Uluslarası değerlendirmelere göre öğrencilerin yüzde 40’ı dört işlem yapamıyor. Yüzde 25’i Türkçe’de temel yetkinliklere sahip değil. 

Eğitimde dindar nesil yetiştirmeye doğru bir dönüşüm olduğu yorumlarına katılıyor musunuz ?

Bunun olup olmadığını delil temelli söylemek zor. 2011’den bu yana eğitim politikalarının daha çok kültürel  ve siyasal bir ideoloji çerçevesinde ilerlediğini söylemek mümkün. İlk sekiz sene daha ekonomik ve sosyal gelişim odaklı politikalar uygulanıyordu. Din bilen ama Türkçe, matematik bilmeyen insanlardan Türkiye’nin ileri demokrasiye ve ileri ekonomiye geçmesi zor olacak. Herkesin din bilmesi talebine saygılıyız, ailesi istediği sürece gayet meşru ama bunların artık Türkiye için ana konu olmaktan çıkıp,  Türkiye’nin eğitim niteliğini  artırması lazım. Bunu  imam hatip lisesi için de, meslek ve Anadolu lisesinde okuyan içinde yapmalı.  

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;