Futbol

'Fatih Terim önümüzü açmadı'

Eski Fenerbahçeli futbolcu ve teknik direktör Oğuz Çetin, Al Jazeera'ye konuştu. Çetin, Türkiye Futbol Direktörü Terim'in birlikte çalıştığı kişilerin önünü açmadığını, Mustafa Denizli'nin ise tam tersi bir tarzı olduğunu söyledi.

Haberin Öne Çıkanları

-Terim'den sonra göreve gelmek için yola çıkmıştık

-Terim birilerine destek vermek zorunda

-Niye Tolunay, Ertuğrul, Aykut göreve gelmiyor

Oğuz Çetin'in takımı Hazar Lenkeran, ilk etap kamp çalışmasını Erzurum'da yaptı. [Fotoğraf: Al Jazeera]

Oğuz Çetin, geçen yıl yardımcı antrenör olduğu Azeri ekibi Hazar Lenkeran'da, Mustafa Denizli'nin ayrılmasının ardından teknik direktörlüğe getirildi.

Çetin yönetimindeki Lenkeran, yeni sezon hazırlıklarının ilk etabını Erzurum'da geçirdi.

Fenerbahçe'nin unutulmaz eski futbolcularından olan, 52 yaşındaki teknik adam, röportajımızın ilk bölümünde, birlikte çalıştığı teknik direktörler Fatih Terim ve Mustafa Denizli ile ilgili tespitlerde bulundu.

Mustafa Denizli'nin Hazar Lenkeran'dan ayrılışında karışık bir süreç yaşandı. O dönem neler oldu?
Mustafa Hoca, kulüp yöneticileri ile yaptığı toplantılarda kendisinin genel direktör benim de teknik direktör olmam yönünde görüş bildirdi. Ben de çok memnun olduğumu söyledim. Daha sonraki görüşmelerde ise kulüpten ayrılmaya karar verdi. Yoksa birlikteliğimiz devam edecekti. Altı aylık süreçte, birlikte çok ciddi bir çalışma yaptık. Daha sonraki süreçte kendisinin bana yaklaşımı ve bir yolu açıyor olması benim için çok önemli. Bu nedenle kendisine sonsuz teşekkür ediyorum. Mustafa Hoca'nın Türk futbolu üzerinde farklı bir misyonu var. 10-15 sene önceki Mustafa Hoca da değil. Çok farklı. Ne yapabilirim, nereye bir yol açabilirim, kime ne faydam olur gibi düşüncelere sahip, önemli bir futbol adamı. O konuda bana da çok önemli desteği ve yönlendirmesi oldu. Bugün bu görevde olmam Mustafa Hoca'nın kulüp yöneticileri ile yaptığı toplantıların ve konuşmaların neticesidir.

Türk futbolu böyle bir futbol adamından yeterince faydalanıyor mu?
Türk futbolu kimden faydalanmış ki? Kimseden faydalanmıyor. Çünkü Türk futbolunu, futboldan gelenler yönetmiyor. O yüzden bir kaos var. Tabii yöneten yönetsin ama belirli alanlarda Mustafa Hoca gibi adamlar etkin olmalı. Yol haritasını çizen kişiler olmalı. Tabii karakterler de farklı, Mustafa Hoca için bunu doğrudan söylerken bir diğer hoca için bunu söylemekte zorlanıyorum. Biri için kişisel menfaatler çok önemliyken diğeri için Türk futbolu çok önemli. Bu nedenle bu ayrımları net ortaya koymak lazım. Mustafa Hoca adına bunu söylüyorum, bunu söyleyebileceğim bir ikinci kişi yok.

Bir başka marka teknik adam Fatih Terim ile de milli takımda birlikte çalıştınız...
İkisi çok farklı karakterler, futbola bakışları çok farklı. Bu tip çalışmalarda olumlu olumsuz her şeyi görebiliyorsunuz.

Bu konu açılmışken şunu rahatlıkla söyleyebilirim; 2005'te milli takım kariyerime bir amaç için başladım. Fatih Terim, çevresindeki üç-beş kişi ve benimle birlikte diğer genç teknik adam arkadaşlarım bu yola, Fatih Terim sonrasında milli takıma ben ya da bir başka arkadaşım geçiş yapsın diye girdik. Fatih Terim ayrıldıktan iki ay sonra Hiddink konusu oldu. Hiddink ile çalışmamın sebebi de buydu. Hiddink sonrası göreve gelelim diye. Çünkü yedi yıllık bir kurumsal hafızaya sahiptim, 80 kez milli maçlarda aktif görev aldım, futbolculuk kariyerimi söylemiyorum bile. Bunların ülke tarafından değerlendirilmesi ve engellenmemesi lazım.

Dünyada bu yolda giden birçok ülke var ama bizde maalesef buna izin vermiyorlar. Buna izin vermeyen yalnızca sistem değil, bu işin içinde direkt yer alan kişiler. Yani bu yolu açacak kişiler. Birine destek vermek zorundalar. Fatih Terim önümüzü açmadı. Hep bana hep bana olmaz. Bunu yapmıyorlar, Mustafa Hoca'yı o konuda ayırıyorum. O daha farklı bir bakış açısında. Artık hep kişisel menfaatle yola devam edildiğinden futbolun gelişiminde zorlanıyoruz. Kimseye karşı olduğum ya da ben o göreve gelemediğim için değil. Fatih Terim sonrası, Hiddink sonrası, Abdullah Avcı sonrası niye bir Aykut, niye bir Ertuğrul, Tolunay, Şifo, genç ve daha enerjik bir isim göreve gelmiyor? Ülkenin elit antrenör sayısını niye artırmıyoruz? Bu sayı ikide, üçte mi kalmalı? Hep olay bunların etrafında mı dönmeli? Fatih Terim geldi başarılı oldu gitti, geldi başarısız oldu gitti, şimdi yine geldi. Bu elit sayıyı artırmamız lazım. Bu sayı artarsa ülke futbolu belirli noktalara gelebilir.

Fatih Terim daha önce yaptığı açıklamalarda bu görevde kalıcı olmadığını ve yeni teknik direktörler yetişmesi için çaba göstereceğini ifade ediyordu...
Söylemlerle icraatlar bir değil ki. 1987-88 sezonunda Derwall geldi, birtakım yatırımlar yaptı ve arkasından yardımcısı Mustafa Denizli göreve başladı. Daha önemlisi 1990'da Piontek geldiğinde yardımcılığını Fatih Hoca yapıyordu. Bence milli takım tarihinin en başarısız dönemi, dolayısıyla en başarısız yardımcı antrenörüydü. Kariyerinde önemli başarılar yokken milli takımın başına getirildi. Biz de zaten oyuncular olarak sahip çıktık, birlikteliğimizi ortaya koyduk, başarıları birlikte elde ettik. Ne oldu, ne değişti? Biz yardımcı antrenörler olarak play-off'lar oynadık, Avrupa şampiyonasına gittik, Avrupa üçüncüsü olduk. Göreve gelmek için ne olması gerekiyor? Tarihin en başarılı antrenörüyle birlikte çalışıyorsun, ondan sonra başa geçmek için ne olmalı, ne gibi şartlar gerekiyor? Ben sadece kendi adıma konuşmuyorum, o dönemdeki tüm arkadaşlarım adına söylüyorum.

Çok iyi hatırlıyorum, Bursa'da ve İstanbul'daki basın toplantısında iki defa Fatih Terim'e soruldu; 'İlk geldiğinizdeki söyleminiz, benden sonra mutlaka buraya birileri gelecek, ben getireceğim demiştiniz. Bu konuda neler yapıyorsunuz?' Ancak bu soruya cevap bile gelmedi. Onun için röportajın başında o ayrımı yaptım. Kişisel menfaatini çok önde tutan kişilerden bunu beklemek zaten mümkün değil. Ama ülke menfaati ve ülke futbolu adına hareket eden Mustafa Denizli'den bunu her zaman beklemek lazım. O ne kadar yetkin olursa o kadar bu yolları açar.
 

Fatih Terim'in göreve geldiği üç dönemdir yapılanıyoruz. Devrim, devrim... Birde olmadı, ikide olmadı, üçte mi olacak şimdi? Üçte olmadı, dörtte mi olacak?

by Oğuz Çetin

Bu konuda çok tecrübeli olduğum için şunu da söyleyebilirim: Türkiye Futbol Federasyonu'nun yönetiliş şeklinde birtakım şeylerin radikal biçimde değişmesi gerekiyor. Bugüne kadar TFF tarafından A Milli Takım'ın başına getirilen teknik direktör her şeyin sorumlusu yapılıyor. Bu kesinlikle Türk futbolunun en büyük yanlışıdır. Türk futbolu ile ilgili bütün kararları her zaman federasyon, kurumsal olarak kendi adına vermeli, kendi yapılanmasını kendisi yapmalı, milli takım hocasına da şunu söylemeli: "Sen bizim için yarışmak zorundasın, A Milli Takım ekibini yapabilirsin, bizi ilk şampiyonaya götür. Engin birikimin ve tecrübelerinden faydalanmak isteriz."


Eğitim, genç milli takımlar, futbol federasyonu adına verilen tüm kararlar TFF'nin kendi kurumsal yapısı içinde verilmelidir. Buna geçilmediği sürece her zaman gelen teknik direktörün ağzına bakılıp her şey onun aldığı kararlar doğrultusunda yapılırsa, bu bir-iki yıl sürer. Her antrenör değişiminde yıkıp baştan başlarsın. TFF'nin milli takım ile ilgili en büyük sloganı ne; 'Yapılanıyoruz'. Ben bildim bileli bu yapılanma bitmiyor. Yapılanmayı kendin yaparsan biter. Dışarıdan gelen kişi senin yalnızca yarışmacı hocandır. O seni yalnızca turnuvalara götürür ve başarı kovalar. Etkin olan federasyonun kurumsal yapısı, orada çalışan profesyonellerdir. Bütün her şey federasyonun kontrolü altında olmalıdır. Maalesef bizde gelen antrenörün ağzına bakılır; "Ben şunla çalışamam, o gitsin, bu gelsin, o değişsin, bu kalsın..." Böyle hiçbir şey olmaz. En güzel örneği de Fatih Terim'in üçüncü dönemidir. Üç dönemdir yapılanıyoruz. Devrim, devrim... Birde olmadı, ikide olmadı, üçte mi olacak şimdi? Üçte olmadı, dörtte mi olacak? Almanya, Belçika ve İspanya futbolu nasıl yükseldi? Bir sistem kuruldu ve o sistem disiplinli bir şekilde yıllarca işletildi. Bir-iki isme bel bağlanmadı.

Galatasaray, Mancini'nin yerine bir başka İtalyan teknik adamı, Prandelli'yi getirdi. Size göre doğru bir karar mıydı?
Bunlar günlük başarılarla ayakta kalabilmek için atılan hamleler. Yoksa bunun bir geleceği yok, geleceği yönelik bir hamle değil. İlk amaç camiada ve spor kamuoyunda ses getirmek. Ondan sonra bakacaklar, oluyor mu olmuyor mu, diye. Gelen isim çok değerli bir isim ama bu isimler hep bir sistemin insanları. Hayatları boyunca bir düzenin içinde, işlerini dört dörtlük yapmaya çalışan düzgün insanlar. Ama Türkiye'de ne olacak; yönetici, taraftar, oyuncu ilişkisi, kamuoyu baskısı... Türkiye yabancılar için farklı bir dünya. Türk futbol kültürü, dünyanın hiçbir yerinde olmadığı için buraya gelen herkes için yabancı bir ortam. Kişileri seçerken, çok yönlü ve esnek düşünce yapısına sahip insanları tercih etmekte fayda var.

Mustafa Denizli'nin adı da Galatasaray ile birlikte anılmıştı. Mustafa Denizli göreve gelseydi başarılı olur muydu?
Kesinlikle olurdu. Her şeyden önce Galatasaray'ın içinde bulunduğu durumu çok iyi organize ederdi. Sorunları çok iyi analiz edip onları küçültebilecek, dikkatleri farklı yönlere çekebilecek, çok önemli bir karakter. Çünkü her şeyi iyi biliyor. Galatasaray'ın sorunu yalnızca iyi futbol oynamak değil ki. Daha büyük sorunu, futbolun çevresi. O çevreyi organize etmek adına Mustafa Hoca bir numaradır. Mustafa Hoca sorunları hemen çözmeye koyulur, gelecek sorunları da görerek tedbirini alır, teknik anlamda da çok iyi bir ekip oluşturur. Galatasaray camiasında çok değerli insanlar var. Türkiye'de yapılmamış olan bir şeyi yapabilirdi. Hem teknik direktör, hem genel direkörlük görevini yürütebilirdi.

Peki şu an, Prandelli görevdeyken, sportif direktörlük teklifi gelse Denizli kabul eder mi?
Olmaz. Önce Mustafa Hoca ile anlaşılsa, teknik direktörü o seçseydi sorun olmazdı. Artık o kişinin Mustafa Hoca'yı, Mustafa Hoca'nın da onu benimsemesi zor olur. Kulüp menfaati için en baştan her şey konuşulsaydı, iki önemli isim Galatasaray'ın menfaati için çalışabilirdi. Brezilya'da bunun örneğini gördük. Scolari ve Parreira, Dünya Kupası'nda ülke menfaati için birlikte görev aldı. Ama bu bizim ülkemizde mümkün değil. Egoların tavan yaptığı bir ülkede böyle bir şey mümkün değil.

Oğuz Çetin röportajının ikinci bölümü yarın Al Jazeera'de olacak. İkinci bölümde Çetin, detaylı bir Süper Lig değerlendirmesi yapıyor, gelecek sezon hakkında öngörüde bulunuyor. Salih Uçan'ın Fenerbahçe'de neden oynayamadığını, Roma'ya kiralanmasını ve potansiyelini değerlendiriyor. Hazar Lenekeran'daki hedeflerini, takımına neden Türk futbolcu almak istemediğini anlatıyor.

Kaynak: Al Jazeera

Hilmi Sever

Spor Muhabiri Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;