Türkiye

'Geziden bu yana yatırımcı ürktü'

Mehmet Şimşek, cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimin ekonomiyi olumsuz etkilemeyeceği görüşünde. Şimşek’e göre, 17 Aralık reform yapmak için fırsata dönüştürülmeli ve reformlar bekletilmemeli.

Haberin Öne Çıkanları

"Reformlar devam etmeli"

"Faiz lobisi, korkunun kaygının ifadesi"

"Gezi'den bu yana yatırımcı ürktü"

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, AK Parti’nin gücünü pekiştirerek çıktığı 30 Mart seçimlerinden sonra piyasaların rahatladığı görüşünde. Bu rahatlamayla birlikte ufuktaki iki seçim sürecinde siyasette yaşanabilecek olası tartışma ve gerilimlerin ekonomiye olumsuz bir etkisi olmayacağını düşünüyor. Ancak ısrarla altını çizdiği konu reformların ertelenmeden sürdürülmesi. Al Jazeera’nin sorularını yanıtlayan Şimşek, Gezi olaylarının ardından faizlerin ikiye katlandığını belirtirken, hükümet üyelerinin o zamandan bu yana daha sık kullandığı “faiz lobisi”nin ne olduğuna açıklık getirdi. 

Geride bırakılan seçim dönemi çok sert geçti. Önümüzde iki seçim daha var. Yaşanabilecek tartışma ya da gerilimlerin ekonomiye etkisine dair endişeniz var mı?

Yok. Burada aslolan siyasi istikrarın devam etmesi. Yatırımcı eğer ülkeyi yakından takip ediyorsa, kuru gürültüyle politika değişikliklerini birbirinden ayırabilecek basirette.

Önemli olan husus şu, bu seçimler sonucunda milli iradenin güçlü bir şekilde tecelli etmesi. Yatırımcı güven ister, istikrar ister, reformların devamını ister. Burada aslolan da bu. 2002’den bu yana son 11-12 yıldır AK Parti hem içeride, hem dışarıda istikrarı, kalkınma ve reformu bir anlamda temsil etti ve onunla özdeşleşti. O nedenle mahalli seçim sonucunda da, piyasalarda ciddi bir rahatlama oldu. Gerek bono piyasasında, gerek para piyasalarında, gerek borsada. Bu hemen hemen her şeye yansıdı. Ama en önemli husus tabii ki Hazine'nin borçlanma faizi. Hazine'nin borçlanma faizi geçen seneden itibaren yükselişe geçti ve çift haneye ilk defa uzun bir süredir çıkmıştı. Tekrar tek haneye indi. Bu tabii önemli bir kazanım.

Bu süreçte Türkiye de ekonomide beklediği reformları yapabilecek mi? Yoksa reformları bütün dengelerin yerine oturması için 2015 sonrasına mı ertelemek gerekecek?

Reformların beklememesi lazım. Reformların şu ya da bu kaygılarla ötelenmesini ben doğru bulmuyorum. Ama siz de takdir edersiniz ki, reformlar için siyasi konjonktür çok önemli.

Reform dediğiniz zaman 90’lı yılların sonunda Türkiye’nin çok ciddi makro sorunları vardı. Reform dediğiniz zaman çok büyük refomlardan bahsediyordunuz. Bankacılık reformu, enflasyonun tek haneye düşürülmesi, mali disiplinin sağlanması gibi. Şimdi Türkiye o günleri geride bıraktı. Manşetlere çıkacak türden reformlardan çok, mikro düzeyde sürekli bir şekilde yapacağımız iyileştirmeler var.

Türkiye'nin şeffaflaşması için, kalkınması için, demokratik standartların iyileşmesi için reformlara mutlaka bizim devam etmemiz lazım. Hatta 17 Aralık sonrasında başlayan süreci, eğer siz  problemli bir süreç olarak tanımlayacaksanız, bizim bu problemi, bu krizi, bu sorunu bir fırsata dönüştürmemiz lazım. Reform yapmak için aslında bir vesile olacak diye düşünüyorum

17 Aralık’tan sonra Başbakan sık sık 'paralel yapının' ve dış güçlerin Türkiye’ye ekonomik, siyasi ve dış politikada zarar vermeye çalıştığını söyledi. Önümüzdeki iki seçim döneminde 'paralel yapı' olarak tanımlanan o yapının ya da dış güçlerin ekonomiye etki edeceğini düşünüyor musunuz?
Ben her şeyi komplo teorileri ile açıklamayı sevmem. Ama şu da bir gerçek. Türkiye’de olsun, dışarıda olsun, menfaati zedelenen kesimler olabiliyor. Veya bir rekabet içinde olan kesimler olabiliyor. Ülkeler rekabet içerisindedir. Ülkelerin tabii ki bu rekabet içerisindeyken, diğer ülkelere yaklaşımları farklı olabiliyor.

Bu paralel yapının, devlet içindeki bu yapılanmanın, siyasi motivasyonlarla yapılan çamur politikalarının mutlaka Türkiye’nin itibarına olumsuz yansıdığını söylemek mümkün. Bu da tabii ki Türkiye ekonomisini bir miktar olumsuz etkilemiştir.

Geçen seneden bu yana faizler ikiye katlandı. Hâlâ düşük, tek hanede, ama ikiye katlandı. Bunda kısmen Amerikan Merkez Bankası’nın politika değişikliğine gitmesi tabii ki etkili oldu; yanlış anlamayın ama bence politik risk priminin, siyasi risk priminin bir miktar orada arttığını gözlemlemek yanlış olmaz. Seçimlerle birlikte bu risk primi bir miktar düştü.

Hükümet üyelerinin sık sık kullandığı bir 'faiz lobisi' ifadesi var. Kim bu 'faiz lobisi'? Kimler, hangi kuruluşlar? Ne demek istiyor 'faiz lobisi' dediğinde hükümet üyeleri?

Aslında bir an için kendinizi sayın Başbakanımızın yerine koyun. Şimdi siz 2002 yılında milletin teveccühü ile iktidara geliyorsunuz. Önünüze bir resim koyuyorlar. Diyorlar ki, birkaç yıl hiçbir şey yapamazsınız. Niye? Çünkü topladığımız vergi gelirlerinin büyük kısmı faize gidiyor.

2002’de resim 100 lira vergi topluyorsunuz, 86’sı faize gidiyor. Şimdi ne yapmanız lazım. Önce bütçe disiplini, yani açığı azaltacaksınız, enflasyonu düşüreceksiniz, faizler düşecek ve size mali imkan, mali manevra alanı oluşacak. Hatırlarsanız Başbakan demişti ki ‘bizden üç yıl boyunca bir şey beklemeyin’. Ve nitekim öyle olmuş. Başarıyla birlikte, bütçe disipliniyle birlikte, enflasyonun düşmesiyle birlikte, reformlarla birlikte faizler düşmüş, imkanlar artmış. Sağlıkta, eğitimde, altyapıda büyük mesafeler kat edilmiş.

Şimdi düşünün aynı siyasetçi, aynı lider, aynı sayın Başbakan veya ekibinden birileri en ufak bir kargaşada, en ufak bir yaşanan olumsuzlukta siyasi istikrarın zedelenmesi riski, bunun da faize yansıması ve milletin gelirlerinin daha çok faize gitmesi, kaygısı, korkusu var. Bakın açık konuşayım.

Geçen sene Gezi olayları öncesinde, tabii bir miktar da global likiditenin etkisiyle, faizler 4.7’ye kadar düştü. Olacak iş değil yani. Birdenbire İstanbul’da Gezi olayları sonucunda faizler 9’ları buldu, 9’ları aştı. Şimdi siz bir siyasetçi olsanız, birdenbire faizler ikiye katlanmış. Gelecek yıllara ilişkin borçlanma maliyetiniz artacak, daha çok kaynak faize gidecek. Siz ne yapıyorsunuz, o zaman tabii ki böyle bir tabiri kullanmak yerinde. Yoksa bizim ne içeride, ne dışarıda Türkiye için katma değer üreten, Türkiye’de istihdam sağlayan, Türkiye’ye katkıda bulunan hiçbir yatırımcıyı bu kategoride görmüyoruz. Burada tamamen bir kaygıyı ifade etmek.

Bütün bu yaşananların, Gezi olaylarından bu yana, yatırımcıyı ürküttüğünü düşünüyor musunuz?

Tabii ki. Ürkütmez mi? Çünkü yatırımcı da, 11 yıl boyunca Türkiye’nin siyasi istikrarı sanki garantiymiş gibi bir algı oluştu. Birdenbire acaba ne oluyor? Acaba Türkiye’de siyasi istikrar zedelenecek mi? Biz Türkiye’de tekrar acaba 90’lı yıllara dönecek miyiz diye hakikaten kaygılar vardı. Ben ocak ayının önemli bir kısmını yatırımcılarla diyalog ile geçirdim. En büyük kaygılardan bir tanesi bu.

Seçim tabii ki büyük katkıda bulundu. Siyasi istikrarın devam edeceğine dair güçlü bir mesaj verdi. Ama yine de önümüzdeki seçimlere ilişkin ufak tefek de olsa hâlâ kafalarında soru işareti olan tabii ki yatırımcılar olabilir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir ifade kullandı, 'hukukun olmadığı yere yabancı sermaye  niye gelsin?' 

Hukukun üstünlüğünün olmadığı yere yabancı sermaye sınırlı gelir. Ama ben şu cevabı vermek istiyorum. 2002 yılında Türkiye’de faaliyet gösteren küresel sermayeli şirket sayısı 3 bin 200. Bu senenin başında 37 bin 200’e çıktı. 10 kattan fazla bir artış var.

Dolayısıyla ana muhalefet liderinin söylediği prensipte doğru olmakla birlikte kendi ülkemizi bu kadar çok yerden yere vurmamamız  lazım. Eksiklerimiz var, mutlaka var. Yapmamız gereken çok şey var. Fakat Türkiye’nin birçok alanda mesafe kat ettiği de ortada.

17 Aralık operasyonundan sonra cemaate yakın bazı şirketlere vergi denetimleri yapıldığı ve bunların kasıtlı olduğu yönünde haberler oldu. Vergi denetimi bir ceza politikası olarak mı kullanılıyor?

Maalesef Türkiye’de zaman zaman bu hususlar tartışılıyor. Bizim bütün derdimiz herkes hakkıyla vergisini versin. Benim spesifik şirketler konusunda yorum yapmam doğru olmaz. Niye çünkü vergi mahremiyeti var. Burada siyasi saiklerle bizim denetim yaptığımız algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Ben bunun büyük bir haksızlık olduğu kanısındayım. Geçen sene de oldu. Gezi olaylarından hemen sonra yine basına bazı hususlar yansıdı. O Gezi'yle ilişkilendirilen bazı denetimlerin ta 2012’de başladığını, bir kısmının 2013’ün başında başladığını çok rahat bir şekilde söyleyebilirim.

En son konuştuğunuz hususu açık olarak konuşayım; emniyetten ve savcılıktan bu konuda bize bilgi gelmiştir. Mahkeme kararı vardır. Dolayısıyla biz Maliye Bakanlığı olarak bu noktada katkı vermişiz.

17 Aralık operasyonundan sonra ilk görevden almaların olduğu kurumlardan bir tanesi Maliye Bakanlığı’na bağlı MASAK (Mali Suçları Araştırma Kurumu) ve hatta sizin çok yakından beraber çalıştığınız insanlar görevlerinden ayrıldılar. Siz Maliye Bakanlığı'nda bir 'paralel yapı' örgütlenmesi tespit ettiniz mi?

Göreve getirmek nasıl bir siyasi iradeyse, görevden almak da öyledir. Paralel yapı tabii ki eminim Maliye’de de bir miktar kümelendiğine dair genel bir kanı var. Ama devlete sadakat, millete sadakat, millete hizmet esastır burada. Bunu yaptıktan sonra biz insanların görüşlerine saygı duyarız. Ben görevden alınan, göreve getirilen hiç kimseyi töhmet altında bırakmak istemiyorum, ama genel olarak devlet içerisinde bir paralel yapılanmanın olduğuna dair bir sürü bilgi, bir sürü tabii ki istihbarat var. O çerçevede gereken yapılmıştır.

Kaynak: Al Jazeera

 

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;