Suriye'de iç savaş

Halid Hoca Al Jazeera Türk'e konuştu

SMDK lideri Halid Hoca, Al Jazeera Türk’e verdiği özel mülakatta “Bizi destekleyen farklı ülkelere göre pozisyon aldık. Hiç kimsenin canı yanmasın diye politika üretmeye çalışırken kendi canımız yandı” dedi.

Konular: Suriye, Ortadoğu
Halid Hoca, ABD ve İran'ın Ortadoğu'yu paylaştığını, Suudi Arabistan'ın da bundan rahatsız olduğunu söyledi. [Fotoğraf: AJT-Kemal Soğukdere]

SMDK’da kritik bir dönemde bir seçim oldu ve siz başkan seçildiniz. Siz SMDK’nın işleyişinde, yapısında ne gibi değişikliklere gideceksiniz? Öncelikleriniz neler olacak?

Başkan olmadan önce SMDK’nın Türkiye temsilcisiydim ve Suriye muhalefetinin oluşmasının başlangıcından itibaren gelişen bütün iç dinamiklerin ortaya çıkmasına tanık oldum. Bu süreç zarfında nerelerde hata yaptık, yapmamamız gerek neleri yaptık gibi meseleleri çok yakından izleme fırsatım oldu. Bu yüzden ben Suriye muhalefetinin oluştuğu temelleri biraz eleştirdim. Çünkü biz Yemen, Libya ve Mısır’da devrimlerin geçirdiği evrelerden farklı olarak geliştik. Şöyle ki, SMDK oluşmadan önce Suriye Ulusal Konseyi (SUK) vardı. Konsey maalesef devrim koşullarına uygun bir yapıyla şekillenmedi. İstikrarlı, demokratik yapıya uygun bir kurum gibi oluşturuldu. Sanki rejim devrildi, devrim gerçekleştirildi ve artık Suriye’nin kültürel, sosyal ve siyasal yapısını oluşturan parçalar bir araya geldi ve yeni bir Suriye kurulmuş gibi kuruldu ki bu çok yanlıştı.

Tam olarak kastettiğiniz ne, biraz açabilir misiniz?

Biliyorsunuz 1963’ten beri Suriye devleti tek partinin, Baas Partisi’nin baskısı altında. 1970’te Hafız Esed’in gerçekleştirdiği reform hareketiyle tek başına iktidara geldi ve bir azınlık yönetimi kurdu. Yani Baas Partisi’nin de içinde bir azınlık Suriye’ye 2011 yılına kadar hükmetti. Yani Suriye halkının yaşadığı 50 yıllık bir yalnızlıktan, politikadan, sosyal hayattan, ekonomiden uzak bir şekilde geçirilmiş 50 yıllık bir izolasyon dönemi var. Halk, Suriye devrimi başladığında bu hayattan çıkıp devrimle beraber kendisini gösterme fırsatı buldu. Bu yüzden tüm siyasal oluştumlar, Hafız Esed döneminde de, oğlu Beşşar Esed döneminde de baskı altında tutulan, hapis, sürgün olsun, hatta diyebilirm ki Suriye’nin kendisi büyük bir açık hapishane gibiydi, bu koşullar altında yaşayan insanlar 50 senedir biriktirdiklerini dışa vurdular ve kendi seslerini duyurmak istediler. Suriye Ulusal Konseyi şemsiyesi altında bir araya geldiler. Suriye’de Arap, Kürt, Türkmen, Süryani, Asuri gibi etnik yapılardan tutun da dini olarak Aleviler, Dürziler, İsmaililer, Sünniler, siyasal olarak ise liberaller, koministler, Müslüman Kardeşler gibi yapılar bir araya gelerek bir şemsiye altında toplandılar ve yeni Suriye’yi kurmak için siyasi hamle yaptılar. Dolayısıyla SUK, önceleri bu devrim haline uygun olabilirdi ,fakat daha sonra yabancı ülkelerin olaya müdahil olmasıyla onların yardımlarına göre şekilenmeye başladık ve bu yapılanma içinde sokaktan uzaklaştık. Yani devrimden uzaklaştık. Demokratik teamül kutuplaşmayı gerektirdi. Liberaller SUK içinde kendi oluşumlarını pekiştirmeye başladılar. Müslüman Kardeşler keza. Etnik olarak Kürtler, Kürt Ulusal Konseyi vs. Her oluşum kendi gücünü pekiştirmeye çalıştı. Bu durum istikrarlı bir ülkede olması gereken bir şey. Fakat devrimde olması gereken kutuplaşma değil konsensüstür.

Yabancı ülkelerin pozisyonları mı bu kutuplaşmayı derinleştirdi? Hangi yabancı ülkeler?

Suriye’nin Dostları grubu 120 civarında ülke ve kuruluşla beraber kuruldu ve Suriye muhalefetini destekledi.

Bu sizler açısından muazzam bir şanstı değil mi?

Muazzam bir şanstı. Ancak biz onların isteklerine kulak astık. Yanlışımız buydu. Çok fazla vaad vardı. Bu 120 ülkeyi temsilen 11 ülkelik bir çekirdek grup oluştu. Bu grup neredeyse her ay toplanıyordu. 5’i Arap, 5’i Batılı ülke, arada ise Türkiye vardı. Toplantılarda çok ciddi kararlar çıktı fakat kararların hiçbiri uygulanmadı. Biz bu ciddi kararların çıkarılması için kendi durumumuza çeki düzen verdik. Çeki düzen verince devrimden uzaklaştık.

Ülkelerin taleplerine göre konum belirlemeye çalışırken mi devrimden uzaklaştınız?

Tabi. Onların talepleri şöyleydi: Demokrafik, sosyal dengenin korunması mesela. Suriye’de Sünni, Nusayri, Asuri, Dürzi, Arap, Hiristiyan, Kürt gibi çok çeşitli bir dini ve etnik yapı var. Biz Suriye’deki bu sosyal, dini ve siyasal yapının Suriye muhalefetine yansıması için çalıştık. Bu da o ülkelerin de görmek istedikleri bir şeydi.

Hiç kimsenin canı yanmasın diye politika üretmeye çalışırken kendi canımız yandı. Çok erken bir şekilde demokratik teamüle başladık mualefet olarak. Orada konsensüs mekanizmasını yerleştirmeliydik. Yani bütün devrimci taraflar gelip bir konsensüs oluşturarak devam etmeliydi. Ancak bu olmadı.

Ama bu pratikte işlemedi sanırım. Yani herkesi memnun etmeye çalışırken devrimin veya sahanın gerektirdiği gerçeklerden uzaklaşıp politika üretememeye mi başladınız?

Bu durum bizi devrimden uzaklaştırdı. Hiç kimsenin canı yanmasın diye politika üretmeye çalışırken kendi canımız yandı. Çok erken bir şekilde demokratik teamüle başladık mualefet olarak. Orada konsensüs mekanizmasını yerleştirmeliydik. Yani bütün devrimci taraflar gelip bir konsensüs oluşturarak devam etmeliydi. Ancak bu olmadı.

Yani Suriye muhalefeti kendi iç dinamikleri ve gereklilikleriyle hareket edemeyip daha çok uluslar arası güçlerce mi kendisine istikamet verildi?

Tam değil ama bu sizin söylediğinizde biraz gerçeklik payı var. Ancak tabi tek sebep bu değil. Biliyorsunuz Esed’in dayandığı Rusya ve İran kendisine çok büyük bir destek verdi. Bir taraftan 120 ülke muhalefete sadece sözlü vaatler verirken; karşı da ise sadece Rusya ve İran Esed’e çok ciddi siyasal ve askeri destek verdi.

Ve bu iki ülkenin kararlılığı belirleyici olmalarını beraberinde getirdi. Doğru mu?

Evet, belirleyici oldular. Ben bütün bu sürece tanık oldum. Tabi Suriye devrimi başladığında kimse Esed’in bu kadar uzun süre kalabileceğini hesaba katmadı. Suriye konusyla ilgili bütün taraflar bocaladı. Buna Rusya ve İran da dahil. Hatta Esed’in kendisi bile.

Rusya ve İran nasıl yanıldılar?

Onlar Esed’in bu devrimi bastırıp üstesinden geleceğini ve her şeyin eskisi gibi bir duruma döndürülebileceğini düşündüler. Halbuki şimdi durum böyle değil. Esed sadece Şam’ı, Humus’un bir bölgesini ve sahili kontrol ederken Suriye neredeyse dört parçaya bölündü ve bütünlüğü dağıldı. Devrime destek veren ülkeler ise Esed’in çok erken devrilebileceğini düşündüler. Hatta destek veren ülkelerin yetkilileri başlarda Esed’in en fazla 6 ay gibi bir sürede devrileceğini düşündüler. Kimse Suriye konusunun bu hale gelebileceğini tahmin etmedi.

Sizin başkanlığınız döneminde Suriye muhalefetinin önünde hangi yakıcı sorunlar var?

Şu anda bize en büyük meydan okuma olarak gördüğüm şey muhalefetin bütünlüğünü devam ettirmek olacak. Suriye muhalefetinin bütünlüğünü devam ettirtmek için kutuplaşma yerine konsensüs mekanizmasının yerleştirilmesi, bunun için de tekrar sahaya, devrimin kucaklayıcı zeminine dönmemiz gerekiyor. Sahaya tekrar bizim politikalarımızı, yol haritamızı ve dış dünyadaki desteği tekrar anlatabilmemiz gerekiyor.

Bütünlüğün devam etmesinden söz ediyorsunuz ama Suriye muhalefetine yönelik en büyük eleştiri bir bütünlükten yoksun olması değil mi? En büyük meydan okumalardan biri olarak muhalefetin bütünlüğünün devam ettirilmesini görüyorsanız zaten bölünmüş olan muhalefetin daha da bölünme eğiliminde olduğunu mu anlamalıyım bundan?

Hayır. Aslında Suriye muhalefetinin çok bölünmüş olduğu eleştirisini çok haklı bulmuyorum. Görüş farklılıkları  var fakat stratejimiz tek. Cenevre 2’de bunu gösterdik. Stratejimiz Suriye’de Esed rejiminin düşürülmesi, başta Esed olmak üzere çevresindeki dar halkayı oluşturan katiller ve istihbaratçılarıyla düşürülmesi ve yerine demokratik, çoğulcu, bireysel özgürlüklere ve kolektif haklara dayanan bir ülkenin inşa edilmesi. Zaten koalisyon içindeki bütün unsurlar ve oluşumlar bu stratejiyi güdüyor.

Bu söyledikleriniz daha çok sivil muhalfetin talebi ama sahada gücü elinde bulunduran asıl oluşumların daha da başka talepleri var. Değil mi?

Sahada, Şam’da kendisine şans tanınan yeni bir muhalefet de ortaya çıktı. Bu da Ulusal Koordinasyon Komitesi ve Devlet İnşası Akımı. Bunlar hala Şam’dalar. ABD son bir yıldır Suriye meselesinde bir ilgisizlik gösterdi, uzakta durmayı tercih etti. ABD'nin son bir yılda oluşturduğu boşluğu Rusya doldurmaya başladı. Rusya bunu doldurunca Şam’daki muhalefete biraz kredibilite verildi. Bizi destekleyen ülkeler tarafından da Rusya'nın rolüne biraz imkan sağlandı, fırsat verildi. Cenevre 2’den sonra Esed’li bir çözüm isteyen bir muhalefet çıktı.

Bunu “majestelerinin muhlafeti” olarak mı görüyorsunuz?

O şekilde demek istemiyorum. Şu anda onlarla zaman zaman görüşüyoruz. Görüştüğümüzde birçok alanda bizimle kesiştiklerini söylüyorlar. Fakat biz tavanı daha yüksek tutuyoruz. Bu yüzden burada en azından kesiştiğimiz alanlardaki belli bir platformda buluşalım dedik. Tavan konusunda ise tekrar rejim ile müzakere süreci başladığında onun belirlenmesini beraber yapacağız. Tabi önümüzdeki meydan okumalardan biri de SMDK’nın dışında kalan muhalefetin de SMDK platformuna dahil edilmesi. Bir de sizin de bahsettiğiniz sahadaki talepler ve ortaya çıkan cihadi-selefi gruplar. Suriye devrimi ilk başladığında daha çoğulcu ve demokratik talepler dile getirilirken şimdi sahada bu hareketler daha çok etkili. Bu durum özellikle 2012’nin sonlarına doğru Suriye rejiminin İstihbarat başkanı Asıf Şevket'in ABD’nin Irak veya Afganistan’da tutuklayıp da 2003, 20004 ve 2005 yıllarında Suriye’ye teslim edilen selefi-cihadi akımları hapishanelerden eş zamanlı olarak serbest bırakmasıyla başladı.

Eş zamanlı derken neyi kastediyorsunuz? Devrimin meşruiyetini sabote etmek için yapılmış bir istihbarat operasyonu muydu bu?

Tabiî ki. Eş zamanlı olarak Irak’ta da Nuri Maliki en çok korunan hapishanelerden üç kez bin civarında kişinin hapishanelerden kaçtığını duyurdu.

Bunlar arasında bugün Irak ve Suriye sahasında selefi-cihadi gruplar dediğiniz gruplara liderlik eden kadrolar da var mıydı? IŞİD’in lideri Ebubekir Bağdadi de bilinçli bir şekilde serbest bırakılan bu isimlerden biri miydi? 

Evet, kesinlikle. IŞİD’in lideri Bağdadi, Nursa Cephesi lideri Muhammed Colani, Bağdadi’nin etrafındaki 8 danışmanın tamamı ordaydı. Şu an medyanın bildiği, IŞİD olsun Nursa olsun, her iki grubun da komutanlarının büyük bir kısmı bilinçli bir biçimde o hapishanelerden serbest bırakıldılar. Suriye devrimini hem provoke etmek hem de sabote etmek için yapılmış bir istihbarat operasyonuydu bu. Suriye ve Irak’taki krizi yakından takip edenler zaten bunu çok iyi biliyorlar.

Suriye ve Irak’taki yönetimler bu kartı, terörle ve radikalizmle mücadele kartını oynamaya devam ediyorlar mı?

Evet. Hatta bu kart artık Suriye ve Irak’ın elinden çıktı; İran’ın elinde şimdi.

Bu istihbarat operasyonu İran’ın mı yönlendirme ve strateji telkiniyle oldu?

Ben öyle düşünüyorum. İran’ın adamları perde arkasında. Bakın, Asıf Şevket satranç oyununu iyi bilen bir generaldi fakat ondan çok daha üstün, hala Esed’in yanında bulunan Muhammed Nasif  Hayırbek vardır. Şu an 80 yaşlarında. Bu kişi hala Esed’in başdanışmanı ve Suriye’deki savaşın baş aktörlerinden birisidir. Perde arkasındaki kişi odur.  Bizler, bu oyunu boşa çıkarmak için devrimin başlarında benimsenen dile, sloganlara tekrar dönülmesi için çaba sarfedeceğiz. Bu da bir meydan okumadır.

4 yıl aradan sonra onca şey artık bambaşka bir hal almışken bu zor olmayacak mı?

Bakın, IŞİD ve Nusra’dan halk kopmaya başladı. Özellikle Kobani savaşından sonra IŞİD çok destek kaybetti. Biz bu konuda çok yanıldık. İtiraf ediyorum bunu. Kobani’nin ne Suriye muhalefeti, ne Kürtler ne de IŞİD için stratejik bir yer olmadığı, oradaki savaşın koalisyonun sırf o bölgeye bombardıman yapmasının sonuç vermeyeceğini biz savunuyorduk. Fakat psikolojik olarak IŞİD’e karşı etkisi çok büyük oldu ve Kobani’de kaybettikleri zaman Rakka’da, Deyr Ez-Zor’da çözülmeye başladılar ve birbirleriyle çatışmaya başladılar çünkü orda gerçekten Kobani onlar için kurulmuş bir tuzaktı.

Kim kurdu bu tuzağı?

Artık tabi ki dediğim gibi bir istihbarat operasyonuydu. Kobani’ye çekildiler, çekildiler, bin kişi vardı ama şu anda Kobani’den gelen haberlere göre IŞİD Kobani’de 4 bine yakın kişi kaybetti.

Suriye ve Irak’ta eş zamanlı olarak IŞİD liderlerinin bir istihbarat operasyonu ile serebest bırakıldığını söylediniz. Bu durumda Kobani’de kurulduğunu söylediğiniz tuzak bir karşı istihbarat operasyonu muydu?

Artık IŞİD’n tek bir istihbarat tarafından yönlendirilmediğini bilmemiz lazım.

IŞİD’i kastetmiyorum. Sahayı domine etmeleri için İran’ın da içinde olduğu bir istihbarat operasyonu ile radikal unsurların hapishanelerden çıkarıldıklarını ve böylece bu radikaller aracılığıyla Suriye devriminin meşruiyetinin yok edilmek istendiğini de söylediniz. Kobani’de IŞİD’e karşı bir tuzak kurulduysa bu durumda bu, İran’ın içinde olduğu bir operasyon değil. Bu tuzağı, yani karşı istihbarat operasyonunu kim kurdu, kim yaptı?

Evet, bir üst akıl var ve hala çıkaramadık.

Ama bu üst aklın İran’ın denetiminde olmadığını düşünüyorsunuz. Doğru mu?

Tabi. Bu, İran’ı da aşan bir üst akıl. Ama bölgeye baktığınız zaman burada bu bölgeden en fazla karlı çıkan kim diye sorarsanız, biraz güneye doğru ilerlediğiniz zaman İsrail’i görürsünüz.

Kobani meselesinde mi İsrail karlı çıktı?

Suriye ve Irak’taki değişimlerden en fazla kendini koruma altına alan İsrail.

Kobani’yi IŞİD için bir tuzak haline getiren ve Kobani üzerinden IŞİD’i gözden düşüren sağlayan akıl. O akıl kim ve bunu hangi amaçla yaptı?

Onu şu anda gerçekten biz muhalefet olarak çözebilmiş değiliz. Ama gidişatın öyle olduğunu görüyoruz. Tabi bu bizim için de bir fırsat penceresi oluşturuyor aslında. Çünkü kucaklayıcı zemin tekrar eski yıllara dönmek istiyor. Suriyelilik, yani milli çatı altında insanlar tekrar toplanmak istiyor. Bunu İslamcısı olsun, normal liberali de olsun, tekrar bir üst kimlik altında birleşelim şeklinde bir eğilim var. Bunu çok iyi değerlendireceğiz.

Ama öte taraftan Kürtler Suriye’de kendi tabanlarını konsolide etmediler mi?

PYD diyelim. PYD buradan bir pay çıkarmış durumda. Fakat Kürtler derken sırf PYD’ye bakmamak lazım. 13 partiden oluşan bir Kürt Ulusal Konseyi var ve SMDK çatısı altında. Bunların da tabanı ciddi. Bunun dışında bir de aktivistler var. Doğrudur, PYD Kobani’de kendisine bir pay çıkarmış durumda ama bu illaki PYD’nin güçlendiği anlamına gelmiyor.

Kobani’yi IŞİD için bir tuzak yapıp IŞİD’e taban kaybettirdiğini söylediğiniz üst akıl, bu arada PKK-PYD’ye ise prestij ve meşruiyet kazandırmış olmadı mı?

Kesinlikle. Şu anda Suriye topraklarına baktığınız zaman rejimin ve IŞİD’in kontrol ettiği bölgeler neredeyse eş büyüklükte. PYD ise onlardan hemen sonra en çok bölgeyi kontrol eden grup. PYD bu bölgelerde barikatlar kurup hakimiyet ilan ediyor. Bir de tabi ki Kobani üzerinden meşruiyet de devşirdi. Biz bu algıyı biraz kırdık çünkü Kobani’de Albay Abdülcebbar Egeydi’nin liderliğinde Özgür Suriye Ordusu da gidip savaştı biliyorsunuz. Bir de tabi Peşmerge güçleri Kobani’de savaştı. Bu yüzden o algı biraz kırılmış oluyor. Yoksa ilk baştaki plan tamamen PYD’nin elini güçlendirmekti. Hatırlıyorsanız havadan yapılan silah yardımının yarısı IŞİD’e yarısı ise PYD’ye gitmişti.

Muhalefetin bütünlüğünü korumaktan bahsettiniz. Bu konuda nasıl bir atmosfer hakim?

Muhalefeti oluşturan bütün parçalar bir konsensüs oluşturulması konusunda isteklerini ortaya koymaya başladılar. Muhalefeti oluşturan yapıların yüzde 70’inden fazlası bunun için çalışmak istediklerini belirttiler. Bu önemli bir oran. Şam’daki muhaliflerle de görüştük, kapılarımızı açtık. Görüşmelerimiz devam ediyor.

Rusya’nın muhalifleri ve rejimi Moskova’da müzakere masasına oturtmak için başlattığı toplantılara siz gitmediniz. Şam’daki muhaliflerden büyük katılım oldu mu?

Hayır, onlardan da büyük bir katılım olmadı. Liderleri gitmedi. Moskova’da aslında rejim bazı figürlerle görüştü sadece. Bunlara muhalifler denemez belki de. Hatta hem rejim delegasyonu hem de onlar Moskova’ya aynı uçakla gittiler.

Salih Müslim de var mıydı rejim delegasyonunu götüren uçakta?

Salih Müslim zaten Şam Havaalanı’ndan gidiyor. Gazetecilerin de aktardığı buydu. Yani tek uçakla geldiklerini söylediler. Kaldı ki, Moskova görüşmeleri çok inandırıcı olmadı. Zaten Şam’da görüşüyorlardı. Moskova’da da görüşmüş oldular. Rusya’nın bu hamlesi boş çıktı. Fakat daha sonra Şam’daki muhalefeti oluşturan Ulusal Koordinasyon Komitesi ve Devlet İnşası Akımı bizimle görüşmek istediklerini ve diyaloga devam etmek istediklerini söylediler. Biz de Şam’daki muhalefet ile de görüşmeye devam ediyoruz. Öte yandan Suriye topraklarında savaşan tugaylarla da görüştük.

Kimlerle mesela?

Şam’da Guta bölgemiz kuşatma altında. Burası alan olarak Şam ilinin yüzde 30’unu oluşturuyor. Bunun için de Ceyş-ül İslam, Ecnad-ı Şam ve diğer bütün gruplarla şahsen görüştüm. Kendileri de bu stratejiyi desteklediklerini dile getirdiler. Bunun için şu anda bunların, Dr. Ahmet Tuma’nun Başbakanlığını yaptığı geçici hükümetin bünyesinde toplanmaları gerekiyor. Hükümette, Savunma Bakanı General Selim İdris ile beraber çalışmaları gerekiyor. Bunu ilke olarak benimsediler. Halep’teki tugaylarla da görüştüm. Güneydeki tugaylarla henüz görüşmedim. Bunun için Ürdün’e gitmem gerekiyor. Fakat Suriye’nin güneyi nispeten çok daha kontrol altında. Şam’a yaklaşmış durumdalar.

Moskova’daki görüşmelere muhalifler gitmedi ancak PYD Başkanı Salih Müslim gitti. Bunu nasıl okumamız gerekiyor? PYD-Rejim işbirliği mi?

Salih Müslim ile iki kez Kahire’de görüştüm. Müslim burada muhalif olduğunu söylüyor ama ‘sen rejimle de işbirliği yapıyorsun’ dediğiniz zaman kendisini savunamıyor. Bu yüzden PYD’nin sahada yaptığı görev de rejime yarıyor. Çünkü kontrol ettiği bölgelerde rejim adına hareket ediyor, rejimin askerlerinden ve istihbaratından destek alıyor. Bunu oradaki Kürt halkı da biliyor. Fakat ola ki rejim düşerse sizinle de işbirliği yaparım mesajı vermeye çalışıyor, güçlü tarafa oynuyor. Fakat şu anda rejimle işbirliği halinde. Bu yüzden Kürt Ulusal Konseyi’ne ve muhalefete katılmadı. Arada kaldı. Fakat PYD’nin de son aylarda yaptığı baskıları da hem biz hem de Kürt Ulusal Konseyi kınadı. Gerek çocuk yaştaki insanların zorla YPG komutasında askere alınması, gerek ise oradaki muhalif aktivistlere yapılan baskıları kınadık. Dediğim gibi PYD kontrol ettiği bölgelerde rejim adına hareket ediyor. Rejimin elinin ulaşmadığı bölgelerde rejimin eli olarak hareket ediyor.

 rejimli bir çözüm bizim için kabul edilmeyen bir senaryo değil. Kabul edilen bir senaryo. Fakat Esed'siz ve istihbaratsız çözüm önemli. Rusya bu konsepti değiştirip geçiş heyeti yerine geçiş hükümeti üzerine anlaşılmasını istiyor. Fakat hükümet Suriye'de yetkisiz. Belki de Türkiye'de kimse Suriye Başbakanı'nın adını bilmiyordur.

Batılı ülkeler önceleri kesin bir dille rejimin gitmesine vurgu yapıyorlarken neden şimdi Esed’li bir çözüme sıcak bakmaya başladılar? Ne değişti?

Biz de rejimle bir çözüme yanaşabiliriz. Sonuçta biz Cenevre 2'de rejimle oturduk ve Lahdar Brahimi'nin ortaya koyduğu konsepte göre iki tarafın karşılıklı mutabakatıyla tüm 'idari' yetkilere sahip bir heyetin oluşturulması kararlaştırıldı. Karşılıklı mutabakat şu demek: Muhalefet geçiş hükümetinde birini görmek istemiyorsa onu kabul etmeyebilir; aynı şekilde rejim de geçiş heyetinde bir kişiyi görmek istemiyorsa bizim de bu isteği kabul etmemiz gerekiyor. İlk şart Esed ve etrafındaki dar halkanın olmamasıydı ve Lahdar Brahimi bunu haklı buldu. Sonuçta Esed'siz ve bahsettiğim istihbarat halkası olmadan biz geçiş süreci üzerine anlaşmak için rejimle oturmaya hazırız. Bu yüzden rejimli bir çözüm bizim için kabul edilmeyen bir senaryo değil. Kabul edilen bir senaryo. Fakat Esed'siz ve istihbaratsız çözüm önemli. Rusya bu konsepti değiştirip geçiş heyeti yerine geçiş hükümeti üzerine anlaşılmasını istiyor. Fakat hükümet Suriye'de yetkisiz. Belki de Türkiye'de kimse Suriye Başbakanı'nın adını bilmiyordur.

Ama Amerikalılar da Rusların yürüttüğü bu süreci desteklerini söyledi. Amerikalılar da Esedli bir çözüm mü istiyor?

Amerikalılar terör algısından sonra istikrarı tercih ediyor gibi görünüyor. Avrupalılar da aynı şekilde. IŞİD'in kırılmasından sonra Amerikalılardan farklı olarak Batı görüşünü değiştirdi. Yine muhalefetten yana bir çözüm olabileceğini düşündü. Çünkü Esed ile terörün birbirini beslediğini, aynı paranın farklı yüzü olduklarını fark ettiler.

Amerikalılar öyle düşünmüyor ama.

Amerikalılar bunu biliyor. Fakat çok da ilgili değiller. Avrupalılar çok daha ilgili çünkü terörden nasiplerini aldılar. Özellikle Paris'teki olay ve sonrasında IŞİD ve Nusra için savaşıp yakalanan savaşçıların sorgusunda bu ilişkiyi ortaya çıkardılar.

Peki Amerikalıların bildikleri halde bahsettiğiniz Batılı Ülkerlerden farklı politika yürütüyor olmaları Irak'ta İran'a mecbur olmalarından mı kaynaklanıyor?

Dediğiniz çok doğru. İran'la devam eden bir müzakere süreci var. Şu anda 'standby'da, fakat 5 ay sonra tekrar başlayacak. Bu müzakere süreci sadece İran'ın nükleer programını ilgilendirmiyor, tüm bölgeyi ilgilendiren bir paket anlaşması. Bunun içinde Irak ve Suriye de var. İran Esed rejimi üzerinde ısrar ediyor. İran Rusya'dan farklı olarak Esed ailesine yatırım yaptı. Rusya rejimin kalmasını istiyor. Fakat İran Esed'in kalmasını istiyor. İran Irak'ta Maliki'nin alternatifini buldu, İbadi'yi getirdi; fakat Esed'in alternatifi İran için yok. Halbu ki Ruslar için var. Ruslar "Rejim kalsın yeter" diyor. Burada İran'ın tavrı önemli. Bu bahsettiğim pakette Bahreyn ve Yemen de var. Bu yüzden İran'ın burada etkisi var.

Bu durumda Amerika ve İran'ın Ortadoğu'yu paylaşması mı söz konusu?

Öyle görüyoruz. Bu yüzden bu durumdan Suudi Arabistan ve Körfez rahatsız. Bu da bize ayrı bir fırsat penceresi doğuruyor.

Nasıl?

Suudi Arabistan Esed'siz Suriye üzerinde ısrarcı. Katar gibi birçok Körfez ülkesi de çözümün Esed'siz olmasında ısrar ediyor. Fransa da aynı şekilde. Sanki Suriye muhalefetine yeni bir kredibilite veren bir eksen oluşuyor. Türkiye baştan beri Suriye halkına ve devrimine destek veriyor. Almanlar son IŞİD savaşından sonra ortadaki pozisyonlarını biraz daha muhalefet tarafına kaydırdı.

Öte yandan PYD'ye doğru da kaydırıyorlar. Yanılıyor muyum?

PYD konusunda bir şey diyemem. Ama PYD'nin kredibilitesinin daha çok Amerikalılardan geldiğini görüyoruz.

Bu durumda ABD hariç Batı Türkiye'nin pozisyonuna mı yaklaşmış oluyor?

Zaten Fransa bunu açıkça söylüyor. Özellikle güvenli bölgelerin yaratılması konusunda Fransa baştan beri destek veriyor. Bu en baştan beri koalisyon ve muhalefetin talebiydi.

Sahadaki duruma gelirsek...

Muhalefetin itibarını kazanmamız için sahaya dönmemiz lazım. Şu anda maalesef Suriye Koalisyonu olarak az imkanlarla hem siyaset yaptık hem de hizmet götürmeye çalıştık. Burada yetkiler karıştı. Ahmed Tuma başkanlığında 10 bakanlıklı geçiş hükümetini seçtik, hem de hizmet götürmeye çalıştık. Çift başlılık vardı. Ama iş bölümü konusunda mutabakat sağladık. Selim İdris komutanlığı altında tüm kurtarılmış bölgeler Savunma Bakanlığı'na bağlı olacak. Bu şekilde içeriye hizmet götürüp silahlı tugayları tekrar yapılandırdığımız zaman içeride itibarımız artıyor. Biz içeriye yoğunlaştıkça uluslararası arenada da itibarımız artmış olacak. Olası bir çözüm veya iki taraflı müzakere sürecinde biz sahaya dayanmış olarak ortaya çıkacağız.

Cenevre'de rejim muhalefet için "Bizi bir araya getirdiler ama karşımızda oturanlar bir taraf değil. Sahada hiçbir karşılıkları yok" diyordu.

En başta öyleydi, fakat sonra biz Kuzey ve Güney cephesinden oraya adam gönderdik.

Ancak SMDK ve geçici hükümet arasındaki yapısal sorunları nasıl halledeceksiniz? SMDK başkanları ile hükümetin başındaki isimler arasında gergin ve kavgalı bir ilişki vardı. Bunda elbette hangi ülkenin hangi yapıyı kontrol etmeye çalıştığı da etkiliydi. Değişen ne olacak? Mesela ilk defa SMDK’nın başında doğrudan Suudi Arabistan’a bağlı olmayan bir isim var. Suudi Arabistan artık SMDK ile ilgilenmiyor mu?

Ahmet Tuma da Suudi Arabistan'ın seçimiydi. Maalesef Carba döneminde kazandığımız birçok pozisyonu kaybettik. Genelkurmay çöktü, Carba bir kararla Selim İdris'i açığa aldı. Bize destek veren gruplar Genelkurmay yerine doğrudan gruplara ulaştı. Bu sahanın daha çok bölünmesine neden oldu. Carba ve Tuma anlaşamadı. Tuma çökertilmeye çalışıldı. Maalesef gerek uluslararası gerekse Suriye halkı önünde kazandığımız birçok pozisyonu kaybetmeye başladık. Bu süreç maalesef 1,5 sene kadar sürdü. Ciddi bir süreç. Şu an bunu telafi etmeye çalışıyoruz. Sorunun sebebi tüm yetkilerin tek kişide toplanması isteğiydi.

Tek kişi mi tek ülke mi?

Tek ülkede. Şu an durum çok değişti. Şahsen ben Suudi Arabistan'dan çok ciddi destek mesajı aldım, Katar'dan da aynı şekilde. İlk baştaki algı farklıydı. Bu 1,5 senelik süreçte İran Yemen'e girdi, Bahreyn'de çok ciddi kıpırdanmalar oldu. Mısır'daki karşı devrim hareketi Suudi Arabistan aleyhine oynamaya başladı. Suudi Arabistan şu an tehlike algısını tamamen değiştirdi. Onlar "İslamcılık da tehlike, İran da tehlike. Ama öncelikle savaşılması gereken tehlike İslamcılık değil İran'dır" diye düşünüyorlar. Bu, muhalefet olarak Suudi Arabistan gözünde itibarımızı yeniden kazanmamızı sağladı. Bu özellikle Suudi Arabistan açısından çok ciddi ve radikal bir değişim. Yemen ve özellikle Irak'tan sonra Suudi Arabistan'ın İran'ın elini bükebileceği tek yer Suriye. Burada bizim için fırsat penceresi doğdu. Bunu mümkün mertebe kullanacağız. Buna ek olarak Pentagon'un 500 milyon dolarlık Eğit-Donat programı var. Bundan da yararlanmak için Özgür Suriye Ordusu'nu kullanacağız.

Eğit-Donat sadece ÖSO için mi olacak?

Evet sadece ÖSO'dan.

Ahrar-uş Şam veya Ceyş-ul İslam eğitilecek mi mesela?

Eğitilecek olan kişiler değerlendirilecek.

Bunları siz mi belirleyeceksiniz?

Diğer askerlere kıyasla bizim askerimiz daha eğitimli. Burada önemli olan donanım. Biz 'donat' kısmına bakıyoruz, 'eğit' kısmında askerlerin belli bir hiyerarşiye tabi olması bizim için önemli. Fakat ÖSO'nun sahadaki eğitim ve tecrübesi diğer ülkelerden çok daha fazla. Şu an Halep'te iki cephede savaşıyoruz. Bizim için önemli olan 'donatım' meselesi. Eğit-Donat programı rejime karşı saldırı değil, savunmayı hedefliyor. Bu program daha önce var olan programları gölgelemeyecek. Diğer programlar Esed'e karşı savaşmayı zaten öngörüyor.

Size şu ana kadar herhangi bir ülkeden "Rejimi bırakın, IŞİD'le savaşın" baskısı oldu mu?

Hayır, kesinlikle. Amerikalılardan Eğit-Donat programı çerçevesinde dahi böyle bir talep gelmedi. Ama Ruslar sürekli bunu söylüyor. Size rakamlar vereyim: 2011-2015 arası rejimin açıkladığı devlet bütçesi 78 milyar dolar, IŞİD'in sahaya girmesinin ardından açıkladığı bütçe 1 milyar 250 milyon dolar. Muhalefet tarafında SMDK ve geçiş hükümetine 4 senede sadece 214 milyon dolar yardım yapıldı. IŞİD'in bir yıllık bütçesinin bile altında. 2015 yılı için ihtiyacımız olan bütçeyi hesaplıyoruz, ilan edeceğiz.

Türkmenler ile ilgili politikalarınız ne olacak? SMDK tarafından en çok göz ardı edilen grup olduklarını düşünüyorlar. SMDK’nın kendilerine hiçbir somut hak konusunda güvence vermediğini söylüyorlar. 

Doğrudur. Türkmenler için en büyük sorun Türkmen Meclisi çatısı altında toplanamamış olmaları. Kürtler bunu becerebildi. 13 parti Kürt Ulusal Konseyi'ni oluşturdu. Türkmen Meclisi henüz bir-iki oluşumu içeriyor. Kürt Ulusal Konseyi'nin ne kadar temsilcisi varsa Türkmenlerin de o kadar temsilcisinin olması gerekiyor. Geçmişte bu istek Genel Kurul'a getirildi ama tartışılmadı.

Türkmenler için en büyük sorun Türkmen Meclisi çatısı altında toplanamamış olmaları. Kürtler bunu becerebildi. 13 parti Kürt Ulusal Konseyi'ni oluşturdu. Türkmen Meclisi henüz bir-iki oluşumu içeriyor. Kürt Ulusal Konseyi'nin ne kadar temsilcisi varsa Türkmenlerin de o kadar temsilcisinin olması gerekiyor. Geçmişte bu istek Genel Kurul'a getirildi ama tartışılmadı.

Sizin döneminizde tartışılacak mı?

İlk oturumda bunu tartışacağız.

Rejimin Suriye'nin yüzde 40'ını kontrol ettiğini ifade ediyorsunuz. Şam, Lazkiye, Tartus, Humus, Deraa, Kamışlı, Deyr ez-Zor ve Halep gibi bütün stratejik ve nüfusun yoğun olduğu şehir merkezleri rejimin elinde değil mi?

Halep'te kent merkezinin sadece yüzde 20'sini rejim kontrol ediyor. Kamışlı, Bukamal ve Deyr ez-Zor gibi yerlerde rejim ve Nusra ile savaşırken ÖSO gücünü tüketmemek için yer altına iniyor, daha çok sokak savaşını tercih ediyor. IŞİD'e karşı savaştığınız zaman tüketim savaşı başlamış oluyor. Bu durumda ÖSO yer altına inip sessiz organize olmaya başlıyor. Önümüzdeki dönemde IŞİD'in ayakta kalamayacağını düşünüyorum. Hem Irak'ta hem de Suriye'de psikolojik çöküntü yaşıyor.

Bu boşluğu ÖSO mu dolduracak?

Deyr ez-Zor'un bize yeni gelen haritasını gösterebilirim. IŞİD buradaki askeri havaalanının etrafından çekilip rejim ordusunun gelmesini sağladı. IŞİD Kobani'deki yenilgiden sonra Deyr ez-Zor'dan çekilmeye başladı, boşluğu hemen Suriye rejimi doldurdu. IŞİD'in Halep'in kuzeyindeki sanayi bölgesini sökmeye başladığı haberleri geliyor. Demek ki IŞİD orayı da terk etmeye hazırlanıyor.

Oradaki boşluğu da rejim mi dolduracak?

Hayır, Halep'te rejim dolduramaz, ÖSO dolduracak. Halep'te IŞİD ve rejim arasında koordinasyon yaşandı.

Nasıl bir koordinasyon?

IŞİD rejime koridor açtı. Zaman zaman rejim de IŞİD'e koridor açtı. Nusra'nın İdlib'in yüzde 70'ini ele geçirmesi de rejimin açtığı koridor sonucunda oldu. İdlib Nusra tarafından 3 ay kuşatıldı, ama koalisyon uçakları orayı görmedi, sadece izledi.

IŞİD, Nusra ve rejimin ortak hareket ettiğini mi düşünüyorsunuz?

Nusra rejimle ortak hareket etmiyor, fakat IŞİD-Rejim ortaklığı belirgin, birkaç kez oldu. Rejimin Nusra'ya İdlib'de koridor açması rejimin İdlib'ten kurtulmak istediğini gösteriyor. İdlib'deki askeri havaalanını ÖSO yerine Nusra'nın doldurmasını tercih etti. Çünkü rejim "Ben teröre karşı savaşıyorum" söylemini ayakta tutmaya çalışıyor. Koalisyon güçlerinin kendisini muhattap almasını sağlamak için.

Suriye savaşı 5. yılına girecek. Yakın zamanda bir çözüm görünmüyor açıkçası. Halep'te yaklaşık 2 ay önce insanlar hem rejimi hem de muhalifleri protesto etti. Öte yandan Nusayriler Sünnilere, Sünniler Nusayrilere, Türkmenler Kürtlere, Kürtler Türkmenlere karşı intikam duygusuyla dolu. Geri dönülemez toplumsal kırılmalar, bölünmeler, yaralar, nefretler var sanki. İnsanlarda bıkkınlık var ama savaşı bitirecek bir irade ortada yok. Bir ülke kurban ediliyor. Bu kısır döngüden nasıl çıkacaksınız?

Devrimler uzun sürebilir, fakat devrimler uzun sürse de muhakkak bir değişimle sonuçlanır. Bu değişim devrimin istediği sonuçla bire bir aynı olmayabilir, ama genellikle istenilen hedeflere ulaşılır. Avrupa'da 18 ve 19. yüzyıllardaki devrim sürecine baktığımızda Almanya'da 130 yıllık bir sürecin olduğunu görüyoruz. Sadece Suriye'yi değil, bütün bölgeyi okumamız lazım. Burada tarihi bir dönüm noktası yaşanıyor. Doğru, Suriye halkı çok çile çekti. Şunu da görmeliyiz ki burada en fazla kaybeden ve tüketen taraf rejim oldu. Esed kendi ordusunu Suriye genelinde kontrol edemiyor, Şam'a çekmiş durumda. Kuzey ve güneyde İran, Pakistan ve Bangladeş'ten getirdiği askerlerle savaşıyor. Düşünün ki milli orduda yabancılar savaşıyor. Karadaki gücünü kaybetti, sadece hava gücüne dayalı. Petrol fiyatlarının düşmesiyle Rusya ve İran'ın tükenmişliğini göz önünde bulundurursanız rejim çok fazla ayakta kalamayacak. Suriye halkı çok çile çekmesine rağmen bu sürecin Esedli bir çözümle bitmesini istemez. "Biz toprak yeriz, fakat kurşun isteriz, devam edin" diyor halk. Biz de Suriye halkının umutlarını kesinlikle boşa çıkarmayacağız. Ben Halep ve İdlib'e birçok kez gittim. Geçen hafta Lazkiye'ye bir ziyaretim oldu. Aldığım mesaj hep aynıydı, Esedli bir çözüm kesinlikle istemiyorlar.

Ama sizi de Halep'te protesto ettiler.

İdlib'de de protesto ediyorlar. Bu iyi bir şey. Rejimle barışmadığımız için değil hizmet götürmediğimiz için protesto ediyorlar. Neredeyse her hafta protesto eylemi oluyor. Bu sağlıklı bir şey. Devrimciler ve tugaylar da hata yapıyor. Halk tarafından dile getirilmesi gerekiyor. Devrimcilerin de kendisine çekidüzen vermesi gerekiyor. Şimdiye kadar dışarıdan gelen inisiyatiflere göre hareket ediyor, onun peşinden koşuyorduk. Bundan sonra inisiyatif SMDK'nın elinde olacak.

Yani uluslararası dengelerden ziyade Suriye'nin iç dinamikleri mi önem kazanacak?

Mevcut konjonktürü de fırsat bilerek Halep'te güvenli bir bölgenin yaratılmasını çok istiyorum. Bu gerçekleşince Selim İdris 5 bin kişilik bir orduyla bölgenin güvenliğini sağlayacak. Rejimin saldırılarına karşı sadece havadan korunmamız gerekiyor. Olumlu girişimler var, omuzdan fırlatılan füzelere dair.

Amerikalılar mı sağlayacak bu füzeleri?

Bazı Avrupa ülkeleri bu konuda bir anlayış gösterdi, Amerika değil.

Söz mü verdiler?

Söz verdiler.

2013'te ve 2014’te de söz vermişlerdi ama.

Bu söz yeni bir söz. Bunun için uğraşacağız. Bunu elde edebilmemiz için ÖSO'nun düzenli bir ordu haline dönüştüğünü göstermemiz gerekiyor. Geçici Hükümet Başkanı, Selim İdris ve Genelkurmay Başkanı Abdulkerim el-Ahmed ile birlikte çalışıyoruz. Bu bölgeyi oluşturup Türkiye'nin de desteğiyle Koalisyon ve Geçici Hükümet'in oraya taşınmasını amaçlıyoruz. Ondan sonra Halep'in merkezini Suriye'nin Bengazi'si haline getirip tüm görüşmelerimizi orada yapmayı istiyoruz. Hem sahil bölgesinde hem de Halep'te uygun alanlar var.

İki ayrı güvenli bölgeden mi bahsediyorsunuz?

Birkaç güvenli bölge var, ama şu anda Halep ve sahil bölgesi uygun.

Sonra bu bölgeleri çoğaltmak mı istiyorsunuz?

Evet.

İran ve Hizbullah şimdi bile Suriye'de tükenmiş durumda. Dediğim gibi kuzeyde çok fazla Hizbullah görmüyoruz, Pakistanlı ve Hindistanlı görüyoruz. Hizbullah Suriye'ye karışmasından sonra Lübnan'da ciddi sorunlar yaşıyor. 

Savaşın bittiğini ve Esed'ın gittiğini varsayalım. Yeni bir dönem başlayınca Suriye topraklarına giren diğer unsurlarla nasıl mücadele edilecek? Irak ve Lübnan örneklerinden biliyoruz. Farklı ülkelerden gelen silahlı birlikler ve milisler var. İran ve Hizbullah Suriye'den çekilecek mi?

İran ve Hizbullah şimdi bile Suriye'de tükenmiş durumda. Dediğim gibi kuzeyde çok fazla Hizbullah görmüyoruz, Pakistanlı ve Hindistanlı görüyoruz. Hizbullah Suriye'ye karışmasından sonra Lübnan'da ciddi sorunlar yaşıyor. Amerikalılar Irak'ta IŞİD'e karşı savaşırken daha çok İran'la işbirliği yapıyor. Hizbullah ve Abulfazl Abbas paramiliter örgütlerini kullanıyorlar. Bu Hizbullah'ın Suriye'deki askeri varlığını azalttı. Hizbullah Suriye'de dengelenebilir, bizim için önemli olan 12-20 bin civarı IŞİD militanı. Bunlarla baş etmek için mutlaka uluslararası bir çözüm olmalı. IŞİD'e katılan yabancı ülke vatandaşı 4-5 bin kadar, fakat geri kalanı Suriyeliler. Bunların topluma kazandırılması nasıl olacak? Nusra bizim için daha kolay, çünkü yabancı sayısı onlarda daha az.

İran ve Hizbullah'ın Suriye'den çıkacağını düşünüyor musunuz?

Suriye'de biz devrimi kazandıktan sonra Hizbullah'ın burada yapacağı bir iş yok. Şu an bile Hizbullah'ın gücünün çok azaldığını görürsünüz. İran da mecburen çekilecek. İran bundan sonra Lübnan'ı korumaya çalışacak.

Sizin için “Türkiye'nin adamı” diyorlar. Doğru mu?

Türk asıllıyım, Türk'üm. Türkiye vatandaşıyım, bunu inkâr etmiyorum. Türkiye baştan beri koalisyona ev sahipliği yaptı, oluşumları kucakladı. Türkiye bizi destekliyor. Bundan çekinmeye gerek yok. Ama benim yerimde kim olursa olsun Türkiye onu da desteklerdi.

Kaynak: Al Jazeera
 

R. Serdar Ataş

1982 yılında Adıyaman'da dünyaya geldi. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde master eğitimine devam ediyor. 2012-2015 yılları arasında Al Jazeera Türk Ortadoğu Masası Editörü olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;