Türkiye

‘Kafasında Latin Amerika sistemi var’

Al Jazeera Türk’ün sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Mustafa Erdoğan, ‘Tayyip Erdoğan’ın kafasında tek bir liderin bütün siyasi gücü kontrol ettiği Latin Amerikan tarzı yönetim sistemi var’ dedi.

Konular: 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi, Recep Tayyip Erdoğan

Haberin Öne Çıkanları

Erdoğan'ın Köşk adaylığı

Başkanlık tartışmaları

Çözüm süreci

Prof. Dr. Mustafa Erdoğan'a göre, Anayasal değişiklik olmadan fiili yarı başkanlık mümkün. [Fotoğraf: Özgür Tekşen/Al Jazeera Türk ]

AK Parti, Cumhurbaşkanı adayının Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu açıkladı. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçim yarışı da başlamış oldu. CHP ile MHP'nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, HDP'nin adayı ise Selahattin Demirtaş. Erdoğan’ın adaylığını, Köşk’e çıkması durumunda neler yapacaklarını, hedeflerini, yarı başkanlık, başkanlık tartışmalarını, 'Erdoğansız AK Parti'yi, İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Erdoğan ile konuştuk.

Başbakan Erdoğan, niye Cumhurbaşkanı olmak istiyor?

Sanıyorum, Erdoğan’ın kafasındaki siyasi rejim tasavvuru ve kendisinin liderliğe ilişkin bir tür misyonerce bir perspektif Türkiye’deki siyasi sistemin en tepe noktası Cumhurbaşkanlığı’nı çok hevesli hale getiriyor. Sayın Erdoğan, Türkiye’deki hükümet sisteminin halihazırdaki parlamenter yapısından pek hoşnut değil. Türkiye’de bütün devlet yetkilerinin aşağı yukarı tek bir kişide toplanacağı, tek bir liderin bütün devlet kurumların üzerinde gözetim, denetim yetkisine sahip olacağı bir rejim tasavvur ediyor. Tabii, bu da onun kendisine ilişkin algısından ayrıştırması mümkün olmayan bir tasavvur. Çünkü böyle bir liderlik ancak kendisi tarafından gerçekleştirilebileceğini hatta kendisinin neredeyse ilahi bir misyonla böyle bir liderliğe sahip olduğunu düşünür gibi hali var. Onun için halihazırdaki pozisyonu Başbakan olarak, parlamenter sistemde en yetkili kişi olsa da, yine de sembolik anlamında kendisinden önce gelen Cumhurbaşkanı gibi kurumlar olduğu için, sadece fiilen değil, kağıt üstünde, resmen de sistemin tek patronunun O olduğunun tescil edilmesini istiyor.

Erdoğan Köşk’e çıkarsa, Türkiye’nin fiilen “yarı başkanlık”la yönetilmesi hukuken ve siyaseten mümkün müdür? 

Tahlilim Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilmesi halinde sistemi yavaş yavaş kafasındaki tasavvura uygun hale dönüştürmeyi tasarladığı varsayımına dayanıyor. Halihazırdaki Anayasal sistem buna hem uygun, hem değil. Malum bizim sistem, 1961 Anayasası’na veyahut İtalyan ile Federal Alman Cumhuriyeti Anayasası’na benzer şekilde, Cumhurbaşkanını sembolik bir konuma yerleştirmiyor. Epeyce yetkilerle donatılmış, bir Cumhurbaşkanı zaten 1982 Anayasası'nda var. Ama buna rağmen rejim esas itibariyle parlamenterdir. Asıl siyasi sorumluluğun ve icraat yükümlülüğünün Başbakan ve bakanlar kurulunda olduğu, onun da parlamentoya karşı sorumluğu olduğu ama Cumhurbaşkanı’nın Anayasa’daki yetkilerine rağmen çok etkili bir aktör olmadığı bir şekilde işliyor. Fakat bu kağıt üstündeki yetkiler demeti Cumhurbaşkanı’nı doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi düşünüldüğünde halihazırdaki işleyişten farklı bir işleyişe geçmesi ihtimali var.

Anayasal değişiklik olmadan bu ihtimal var mı?

Olmadan da var. Bir tür yarı başkanlığa geçmesi mümkündür. Avrupa’da başka sistemler çok eskiden beri var. 1919 Waimar Anayasası’nda tutun da Avusturya, Finlandiya, İzlanda gibi ülkelerde hala Cumhurbaşkanı genel oyla seçiliyor. Fakat bunların tamamında parlamenter gelenekler ağır basıyor. Cumhurbaşkanı çok fazla öne çıkmıyor. Ama Fransa’da 1962 yılında Cumhurbaşkanı genel oyla seçtirmeye başladıktan beri o zamanki Fransız siyasi lideri De Gaulle’nun kişisel özellikleri dolasıyla sistemi git gide dönüştürdü. Yani kağıt üzerindeki düzenlemeler, siyasi şartlar ve liderlik anlayışına ve uygulamasına göre, değişik rejimlere evrilebilir. Fransa bunun örneği oldu. Diğer ülkelerde olmadı. Türkiye’de böyle bir potansiyel olduğunu düşünüyorum.

Erdoğan, ‘Terleyen, koşan’ Cumhurbaşkanı’ndan bahsetti. Ne demek istedi?

‘Seçilmem halinde, icranın başında da fiilen ben olacağım’ demek istedi. Tabi bunun yaratacağı bir takım gerilimler olacaktır. Başbakanlığa, AK Parti’nin genel başkanlığına kimin geleceğine veyahut gelecek kişinin izleyeceği siyasete bağlı olarak ikisi arasında bir gerilim olması ihtimali de vardır.

Bu kim olabilir?

Cumhurbaşkanı’na aday olmadığına göre Abdullah Gül, muhtemelen parti liderliğine geçebilir. Böyle bir durumda Tayyip Erdoğan’ın kafasındaki her şeyden tek başına kendisinin sorumlu olduğu bir başkanlık modelinin uygulamaya konulmasında zorluk olabilir tabi.

Erdoğan-Gül çatışması yaşanır mı?

Çatışma değilse bile Hükümet’in Cumhurbaşkanının dümen suyuna girmesi o kadar da kolay olmayabilir...

Türkiye “yarı başkanlık” ya da “başkanlığa” hazır mı?

Gerek yarı başkanlık, gerekse de başkanlık sitemini doğru anlamıyla problemli sistemler olarak görmüyorum. Bunlar, demokratik ülkelerde uygulanan örnekleri olan sistemler. Problem Sayın Tayyip Erdoğan’ın kafasındaki sistemin bunlara sadece isim olarak benzemesinde.

Nasıl yani?

Yarı başkanlık sistemi dediğimizde aklımıza Fransa geliyor. Başkan dediğimizde tipik olarak Amerika geliyor. Ama Sayın Tayyip Erdoğan’ın kafasındaki model, sadece isim olarak bunlara benziyor. Gerçekte bunlara çok fazla benzerliği yok. AK Parti’nin Anayasa Komisyonu’na verdiği öneriden bunu hatırlıyoruz. 

Bütün yetkilerin başkanda toplandığı veya Başkan’ın sadece yürütmeyi değil, yasamayı da kontrol edebileceği parti aracılığıyla, denetimsiz, fren mekanizmaları olmayan bir tek adam yönetimi tasavvuru var. Tayyip Erdoğan’ın kafasındaki model demokratik bir hükümet sistemi modeli midir? Maalesef değil. Mesele budur. Teorik olarak baktığımızda yarı başkanlık sistemi biraz daha problemli. Türkiye’nin siyasi kültürü ve gelenekleri böyle bir sistemi işletmeyi zorlaştırabilir. Çünkü yürütmenin içerisinde tam bir ikilik meydana gelecektir. Bir taraftan demokratik meşruluğunu doğrudan doğruya halktan alan Cumhurbaşkanı, bir taraftan da parlamento aracılığıyla, ki parlamentoyu da halk seçmiştir, bir bakanlar kurulu ve Başbakan. Bu ikisi arasında şu anda olduğundan çok daha belirgin bir gerilim olacaktır.

Erdoğan Fransız mı, Amerika tarzı sistemi mi düşünüyor?

Bence Latin Amerikan tarzı sisteme geçmeyi düşünüyor. Yani görüşte kağıt üstünde başkanlık sistemi ama gerçekte tek bir liderin bütün siyasi gücü aşağı yukarı kontrol ettiği bir rejim. Bir otoriteryan rejim,  kafasında böyle bir şey var gibi geliyor bana.

AK Parti tabanı bunu destekler mi?

Ak Parti tabanı hakkında monoblok bir grupmuş gibi yorum kolay değil ama genel eğilim Tayyip Erdoğan ile kişisel olarak özdeşleştirilen partizanlardan oluşan bir taban var. Demokratik çoğulcu farklı eğilimlerin içinde çatıştığı, yarıştığı, içinde hiziplerin olduğu bir sistem sözkonusu değil bu partide. Parti tabanının Tayyip Erdoğan’ın genel gidişatına büyük ölçüde destek vereceğini öngörüyorum.

Erdoğan Köşk’e çıkarsa değişir mi yoksa Başbakanlık dönemindeki gibi mi kalır?

Çok ciddi bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Zaten kafasında öyle bir problem de yok. Şu andaki haliyle Cumhurbaşkanı, Başkan olmak istiyor. Şekli bazı ufak tefek değişiklikler olabilir. Resmi konumunun gereklerine uygun zaman zaman konuşma ihtiyacı olacaktır, konuşacaktır. Ama buna rağmen yine de bildiğini yapmaya devam edecektir.

Erdoğan’ın bazı söylemlerini kutuplaştırıcı bulan ve eleştiren kesimler var. Cumhurbaşkanı olursa, bundan vazgeçer mi?

Bu konuda da çok fazla iyimser değilim... Seçilmesi halinde muhalefetin onu içine sindirmesinin çok zor olacağını, olacaksa da epeyce bir zaman alacağını düşünüyorum. Daha ötesi, toplumun genelinde, tabanında bu kutuplaşma ve gerilimin zayıflama ve ortadan kalkma ihtimali de çok az görünüyor. Bu biraz yumuşatılabilir. Sahiden de tarafsız bir Cumhurbaşkanı gibi davranması sözkonusu olursa yumuşatılabilir. Ama bundan emin değilim. Bu da o kadar güçlü bir ihtimal gibi görünmüyor. Mesela Abdullah Gül, genel başkan ve başbakan olursa bu gerilimi biraz düşürebilir. Köşk’ün gazını biraz alabilir.


Çözüm süreci ne olur?

 O konuda önemli bir değişiklik olacağını sanmıyorum. Erdoğan'ın, Köşk’e çıkmasını çözüm sürecini güçlendirecek bir gelişme olarak gördüğünü sanıyorum. Artık devleti temsil eden, yeni bir figür olması itibariyle çözüm sürecinde daha güçlü konumda olacağını varsayıyor diye düşünüyorum. AK Parti’nin de, muhtemel liderliği kim olursa olsun, çözüm konusundaki girişimi durdurma veya yavaşlatmayı seçeceğini tahmin etmiyorum. Çözüm süreci devam edecektir. Ama bu çözüm süreci bu haliyle Kürt sorununu çözen bir süreç olacak mı bundan emin değilim. PKK’nın silahsızlandırılması, KCK’lıların salıverilmesi… Ama mesela anayasal sistemde, Türkiye’nin idari yapısında, eğitim sistemde buna paralel önemli bazı değişiklikler yapılamadığı sürece sadece PKK tatmin edilmiş olur. Belki silah bırakılır. Tabi bu da iyi bir şey olur şüphesiz ama Kürt sorununu sahici anlamıyla çözülmüş olmaz. Hükümet’in bunun ötesinde bir planı olduğuna da pek ihtimal vermiyorum.

Kürt sorunu dediğiniz neyi kapsıyor?

Her halde sadece terör meselesinde bahsetmiyoruz değil mi? Kürtlerin demokratik, insan hak ve hürriyetleriyle ilgili diğer kültürel, yönetim, özerklikle ilgili, eğitim, anadil, resmi dil gibi konulardaki taleplerinin de karşılanmaması halinde, sadece Abdullah Öcalan ve ekibine ayrıcalıklı statü tanıyan bir gelişme kalıcılaşırsa, yeni sistem içerisinde aslında Kürt bölgesinde otoriter bir yapı da ortaya çıkabilir. Yani bir taraftan Türkiye bir otoriterliğe doğru gidiyor, bu şekliyle Kürt bölgesinde de PKK’nın kontrol ettiği, çoğulcu olmayan yeni bir yapının ortaya çıkması da bu gidişatın muhtemel sonuçlarından birisi olarak görüyorum.

Erdoğan’ın süreçteki muhataplığı sürer mi?

Cumhurbaşkanı olarak resmen muhatap olması veya müzakere sürecini yürütmesi beklenemez. Onun talimatları doğrultusunda işleyecektir. MİT ile doğrudan irtibatlı Sayın Tayyip Erdoğan. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bir devlet kurumu olmaktan ziyade Sayın Tayyip Erdoğan’ın özel himayesindeki, özel olarak güvendiği kişilere emanet ettiği bir yer gibi görünüyor. Dolasıyla yeni hükümette bir isteksizlik olsa bile, MİT aracılığıyla bunu götürmeye çalışacaktır diye düşünüyorum. Kendisinin ille de resmen ortaya çıkması gözükmüyor.

Erdoğan, çözüm süreciyle neyi hedefliyor?

Kürt sorununun çözümü veya çözüm süreci bağlamında yapılmak istenilenler düşünüldüğünde Tayyip Erdoğan’ın bir hedefi, amacı da Kuzey Irak veyahut Irak Kürdistanı ile Türkiye’nin hukuken değilse de fiilen birleşmesidir. İktisadi ve diğer ilişkiler bakımdan aradan sınırların fiilen kalkmasını sağlayan bir gelişme, liderlik konumunu güçlendireceği varsayılıyor. Sayın Tayyip Erdoğan sadece Türklerin değil, bu bölgenin Ortadoğu’nun, Kürtlerin de hamisi konumuna geçmeyi ümit ediyor. Daha büyük bir bölge gücü olmayı ümit ediyor. Çünkü Irak Kürdistanı dahil olmak üzere nüfus alanını geliştirebilirse o zaman Ortadoğu’ya ilişkin liderlik beklentileri daha da yükselecek gibi geliyor.

Merkezde Türkiye’nin olduğu konfederal bir yapı mı?

Evet. Abdullah Öcalan’ın dediği konfederal yapı biraz buna benziyor.

Erdoğan ile Öcalan bu konuda birbirini anlıyorlar mı yani?

Çok iyi anlaşıyorlar.

Bunu açar mısınız?

İkisinin vizyonunun birbiriyle uyuştuğunu düşünüyorum. Öcalan’ın Kürtlere ve bölgeye ilişkin vizyonuyla Tayyip Erdoğan’ın bölgeye ve Kürtlere ilişkin vizyonu birbiriyle uyuşuyor. Zaten bu çözüm süreci denen şeyi Öcalan’la bu kadar kolay yürütülmesinin bir nedeni de bu. Düşünün, Kandil’den, PKK’dan, Kürt camiasından aykırı sesler çıkıyor. Ama ne oluyor. Öcalan her seferinde bunların gazını alıyor. Ilımlaştırıyor, sakinleştiriyor. Tüm bunlar Tayyip Erdoğan’ın, Hükümetin ve Türkiye’nin izlediği siyasete uyumlu hale getiriyor orada olup bitenleri.

Kaynak: Al Jazeera

Burhan Ekinci

Gazeteciliğe 2002 yılında Dicle Haber Ajansı’nda başladı. Beş yıl Taraf Gazetesi'nde bir yıl da IMC TV’de çalıştı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nden 2010 Araştırma Dalı’nda ödül aldı. Al Jazeera'de muhabir olarak çalışıyor.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;