Türkiye

Korucularda 'çözüm süreci' endişesi

Türkiye’deki en büyük korucu örgütü Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Ziya Sözen 'çözüm sürecinde' kendilerinin unutulduğunu söyledi. 'Sürece' dahil edilmediklerini belirten Sözen, "altyapısı hazırlanmadan elimizden silah alınırsa PKK’lılar öç almaya çalışabilir, korucular kendilerini savunur ve bölge kaosa sürüklenebilir" dedi.

Konular: Kürt sorunu

Haberin Öne Çıkanları

67 bin korucu

'Kan davasına dönüşebilir'

'Çözüm sürecine dahil edilmiyoruz'

ziya-sozen
Konfederasyon Başkanı Sözen'e göre korucular çözüm sürecine dahil edilmiyor. [Fotoğraf: Faruk Yüce/Al Jazeera Türk]

Üç yıldan beri devam eden çözüm sürecinin önemli ayaklarından birini de Geçici Köy Korucuları oluşturuyor. Yaklaşık 67 bin geçici ve gönüllü köy korucusu var. Korucular, sürecin başarıyla sonuçlanması halinde kendi durumlarının ne olacağına ilişkin endişeliler. 22 il, 5 federasyon ve 90’ın üzerinde derneğin bağlı olduğu Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Ziya Sözen, korucuların 'barışın güvencesi olacağını' savundu. Koruculuğun lağvedilmemesi gerektiğini söyleyen Sözen, altyapısı hazırlanmadan, korucuların ellerinden silahlarının alınmasının tehlikeli olacağı görüşünde.

‘Kan davası çıkabilir’

Çözüm sürecine dâhil edilmemeleri ve Kürt sorununun çözümünde meselenin sosyolojik boyutunun görmezden gelinmesinin kan davalarına yol açabileceğini belirten Sözen şunları söyledi:

“Bakın; ben şehit korucu çocuğuyum. Babam 1994 yılında Bingöl’de gözümün önünde vuruldu. Ben babamın hangi örgüt mensubu tarafından vurulduğunu bilmiyorum. Ama benim babamın vurulduğu gece babamla çatışmaya giren örgüt mensupları, hangi gece, hangi köyde, hangi korucu ile girdiği çatışmada arkadaşlarının vurulduğunu biliyor. Aileleri de biliyorlar. Sonuçta saldıranlar onlar ve nereye ve kimlere saldırdıkları belli. Diyelim ki çözüm süreci sağlıklı sona erdi, devlet dağlardan eşkıyayı indirdi, korucuların silahlarını topladı. Bu dağda vurulan 20 ile 30 bin arasındaki örgüt mensubundan kendisini vuran korucuyu bilenler içerisinde binde biri intikam duygusuna kapılıp eline silahı alıp o korucu köyüne gidip bireysel öç alma yoluna giderse yepyeni katliamlar ortaya çıkacaktır.”

Ziya Sözen, olası kan davalarının önüne geçmek için koruculuğun kaldırılması durumunda ortaya çıkacak sosyolojik ve psikolojik durumun dikkate alınmasını istedi. Âkıbetleriyle ilgili belirsizliğin korucuları strese soktuğunu söyledi.

“Devlet, sadece ekonomik boyutunu değil, bu bölgenin gerçeklerini, bütün sosyolojik, psikolojik boyutlarını ele almadan bu sistemin lağvedilmesini gerçekleştirirse burada bireysel kan davalarına dönüşmesi tehlikesi var ve bu korucularımızda ister istemez psikolojik bir rahatsızlık yaratıyor. Belki onları hırçınlaştıran, sinirli yapan budur."

'Çözüm sürecine dahil edilmedik'

Bölgeye gelip çeşitli kurum ve kuruluşlarla görüşen Akil İnsanlar grubunun kendilerini görmezden geldiğini söyleyen Ziya Sözen, korucuların çözüm sürecinin önemli bir parçası olduğu halde unutulduğunu savundu:

"Akil İnsanların yaptığı toplantılara çağrılmadık. HDP ve HDP'ye yakın kesimler koruculuğun lağvedilmesini istiyor. Süreci bozacağımız ve provokatif eylemlere girişeceğimiz söyleniyor. Süreç başladığından beri 11 arkadaşımız suikasta kurban gitti. Dört arkadaşımız PKK'nın elinde. Hâlâ, PKK tarafından gönderilen mektuplarla tehdit ediliyoruz. Çözüm süreci varsa biz niye ölüyoruz, niye kaçırılıyoruz? Bir sorumluluk ihtiyacı varsa ortada, herkesin buna uyması lazım. Bir sistem ya kalıcı olur ya geçici olur. İsmimizin önünde 'geçici' sıfatının 30 yıl varlığını sürdümesi bizi son derece rahatsız ediyor. Devlet açık ve net söyleyecek. Bu sisteme devam edeceksem amenna der, bize söyler ve biz bu sisteme devam ederiz. 'Sistem geçerliliğini kaybetmiş, günün şartlarında ihtiyaç yok' derlerse yarın sabah hiçbir arkadaşımız itiraz etmeden silahlarını Türkiye Cumhuriyeti devletine teslim edecektir ve herhangi bir kargaşa çıkarmayacaktır."

'Korucu aşiretleri tehlike yaratabilir'

1990'lı yıllarda aşiret olarak koruculuğu seçenlerin olası silah bırakma günü geldiğinde sıkıntı çıkarabileceklerini de iddia eden Ziya Sözen, devletin bu aşirelerle daha sıkı ilişki içerisine girmesi gerektiği görüşünde:

"Şanlıurfa, Şırnak, Hakkari, Van ve Mardin'de korucu aşiretleri var. Zaten bizim korkumuz da şu; bireysel olarak ben Bingöllü bir korucu olarak devlete kızdığımda gider silahımı bırakır, evimde otururum. Ama, bu aşiretlerin devlete kızması, küsmesi ve toplu hareket etmesi halinde biz bölgeyi kaybetmiş olacağız. Bizim endişemiz bu. Bu aşiretlerin saf değiştimesi halinde, kan davasına dönüşmesi halinde tehlikeli olur. Devletin her ay bu aşiretlerle toplanıp istişareler yapması lazım. Geçmişte yapılıyordu. Uçaklara bindirilip, Ankara'ya götürülüyor, çeşitli makamlarda kabul edilerek görüşmeler yapılıyordu. Ancak geldiğimiz noktada, çözüm sürecinde kendilerine danışılmıyor."

Suça karışan korucular

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 2009 yılında yaptığı araştırmaya göre korucular; öldürme, köy yakma, adam kaçırma, silahlı saldırı, işkence, gasp, taciz ve orman yakma başta olmak üzere 1345 suça karıştı. Ziya Sözen, korucuların karıştığı suçların polis, asker veya doktorların karıştığı suç oranlarından daha düşük olduğunu savunuyor. 

“Suça karışan korucularla ilgili bir çalışma yaptık. Bütün kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi geçmişte korucularda da suça karışmış olanlar var. Bu suça karışma oranlarıyla ilgili yaptığımız araştırmada sınır boylarında korucular kaçakçılık başta olmak üzere, işte mazot, sigara kaçakçılığı, teröre yardım yataklıktan ve buna benzer suçlara karışmışlar geçmişte. İç bölgelere geldiğimizde kavgaya karışma, su arkı için köylerde yaşanan kavgalar, kız kaçırma gibi. Yüzde 1,8 oranına tekabül etmektedir. Bizim araştırmamıza göre korucuların suç oranları asker, polis ve doktorların suç oranlarından çok daha düşük.”

‘Suç, suça karışan korucuları sistemin içerisinde tutanlarda’

Korucuların karıştıkları suçlardan çok, 90'lı yıllarda sistem içerisinde tutulmalarının camialarına zarar verdiğini belirten Sözen, kendilerinin de bu durumdan rahatsız olduğunu söyledi.

“Örneğin bir kamu görevlisi bir suç işlediğinde o bu sistemden uzaklaştırılmıştır fakat korucu o günün şartlarında sistemin içerisinde barındırılmıştır. Korucular olarak en büyük rahatsızlığımız bu. Bu korucu da olsa asker de olsa; kim suça karışmışsa derhal sistemden uzaklaştırılmış olsaydı bugün koruculuk sistemi bu kötü hadiselerle anılmıyor olacaktı. Türkiye’de, bir savunucusu olmayan kişileriz. Bölgeyi bilmeyen Ankara’da İstanbul’da bizim hakkımızda önyargılı kanaatte bulunan insanlar olduğu için koruculuk suç örgütüymüş gibi, cani topluluğuymuş gibi lanse edildi.

ziya-sozen
Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Ziya Sözen

Emekli korucularla birlikte sistemden bugüne kadar 90 bin kişi geçmiş, bunlar arasında 1700’ü geçkin korucu suça bulaşmıştır. Eğer bir korucu suça bulaşmışsa Doğu ve Güneydoğu’da; o bölgedeki karakol komutanı veya ilçe jandarma komutanı ya da oradaki mülkü idare amirlerinin bilgisi olmadan tek başına bu suçu işlemek gibi bir lüksü olamaz. Yani onun suç ortakları vardır; kaçakçılık yapmışsa beraber yapmıştır.”

Koruculuk sisteminin, PKK'nın ortaya çıkışının nedeni değil sonucu olduğunu savunan Ziya Sözen, bugün suça bulaşan korucuların bu sistem içerisinde tutulmadığını ve korucu alımlarının daha sıkı yapılarak, zorlu eğitimlerden geçirildiklerini vurguladı.

‘Sosyal güvencemiz yok’

Köy Korucuları ve Şehit Aileleri Konfederasyonu Başkanı Ziya Sözen’in koruculuk sisteminin devamı durumunda şartları var. Korucuların sosyal güvencesiz çalıştıklarını söyleyen Sözen bunun haksızlık olduğunu söyledi.

“Korucular dağdan gelip teslim olan PKK’lılarla aynı genel sağlık sigortası, yani yeşil karttan faydalanıyorlar. Sosyal güvencemiz yok. Düşünün günlük bir temizlik elemanını bir saat büronuzda çalıştırdığınız zaman bile sigortalı yapmak zorundasınız. Ama elinde silah ve camiasından 1660 şehit vermiş korucular bugün sigortasız olarak çalıştırılıyor. Biz diyoruz ki sistem gerekliyse bizim çocuklarımızı okutabileceğimiz, ihtiyaçlarını karşılarken mahcubiyet hissetmeyeceğimiz ve diğer vatandaşlara sağlanan olanakların aynısını istiyoruz. Ekstra bir fazlalık istemiyoruz. Ama şu anda onu göremiyoruz.”

 

Kaynak: Al Jazeera Türk

Abdülkadir Konuksever

1971 yılında Diyarbakır'da doğdu. 1990 yılında gazeteciliğe başladı. Ulusal ve uluslararası yayın kuruluşlarında çalıştı. Basılı iki öykü kitabı bulunan Konuksever, Al Jazeera Türk Diyarbakır Ofisi Muhabiri olarak görev yapmaktadır.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;