Türkiye - Rusya ilişkileri

Putin dönemi Türk-Rus ilişkileri

Putin 2000’de Devlet Başkanı olmasının ardından ilk kez 2004’te resmi ziyaret için Türkiye’ye geldi. Bu tarihten 24 Kasım 2015’e kadar olan dönem; Türk-Rus ilişkilerinin en iyi dönemi oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 24 Kasım’da yaşanan uçak düşürme olayının ardından ilk kez Rus Devlet Başkanı Putin ile bir araya geliyor.

Putin’in 24 Kasım ve sonrasında sergilediği sert tutum, Erdoğan’ın telefonla görüşme taleplerini bile reddetmesine yol açmıştı. Aslında Putin’in 2000 yılından bu yana yürüttüğü dış politika, bu politikanın Türkiye ile ilişkilere etkisi, uluslararası krizlerde Türkiye ile yaşanan gerilimler, 24 Kasım’a giden süreçte büyük rol oynadı.

‘Sovyetlerin çöküşü yüzyılın felaketi’

Sovyet Rusya sonrası dönemde yaşanan değişimin en kritik yıllarında Putin, Rusya’yı yönetti. Sovyetlere duyduğu özlemi de hiç gizlemedi. 2005’te yaptığı ulusa sesleniş konuşmasındaki şu sözler, bunun en büyük kanıtı oldu:

“Her şeyin ötesinde, Sovyetler Birliği’nin çöküşünün yüzyılın çok büyük bir jeopolitik felaketi olduğunu kabul etmeliyiz. Rus milleti için bu samimi bir dram oldu. On milyonlarca vatandaşımız ve vatanseverimiz kendisini Rus toprakları dışında buldu. Daha da ötesinde, dağılma salgını Rusya’nın kendisine bulaştı.”

Bu yaklaşım, 2000’den bu yana sürdürdüğü dış politikada da, Soğuk Savaş yıllarında Batı’yla birlikte hareket eden NATO üyesi Türkiye ile ilişkilerinde de etkili oldu.

ABD’nin Irak’a müdahalesi

Putin Devlet Başkanlığı görevinde üçüncü yılını doldurmamışken ABD, Saddam rejiminin nükleer silahı olduğu gerekçesiyle Irak’a müdahale kararı aldı. Putin karara itiraz etti, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin böyle bir müdahale için şart olduğunu söyledi. Kendi ülkesinin de beş üyeden biri olduğu BMGK’den böyle bir karar çıkmamasına rağmen savaşın başlamasını sert açıklamalarla eleştirdi.

Bu sırada Türkiye’de de, 1 Mart tezkeresi tartışılıyordu. Amerikan askerlerinin Türkiye sahasını kullanarak Irak’a kuzeyden de müdahale etmesinin önünü açacak tezkere, meclisten çıkmadı.

Putin bu dönem, eski doğu bloku ülkelerinin NATO’yla yakınlaşmalarına, NATO’nun bu ülkelere füze savunma sistemi yerleştirme planlarına itiraz ediyor, NATO’nun komşusu olmaması için mücadele veriyordu.

Türkiye ile ise ticari ilişkilerin geliştirilmesinden yana politika yürütüyordu.

Türkiye’ye ilk ziyaret

2004 yılına gelindiğinde, Türkiye-Rusya ilişkilerinin gelişmesi için ilk adım atıldı. Putin, Aralık ayında devlet başkanı olarak Türkiye’ye ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Bu aynı zamanda, Rusya Federasyonu’ndan Devlet Başkanı düzeyinde Türkiye’ye yapılan ilk ziyaretti. Putin, 2002 sonrası Türkiye’nin dış politikasında Batı merkezli yaklaşımdan uzaklaştığını, çok eksenli yeni bir dış politika izlemeye başladığını gören ilk devlet başkanı oldu.

Ziyaret öncesi Rus basınına verdiği röportajda Putin, KGB yıllarındaki Türkiye algısını “Her şeyin ötesinde bir NATO üyesiydi, dolayısıyla bir rakipti” diye tanımladı.

Aynı röportajda Karadeniz’e sınır olan iki ülke olarak, yeni dönemde ticari ilişkilerin geliştirilmesinin iki ülkenin de yararına olacağını vurguladı:

“Bize bu yolda işbirliği ve başarı eşlik edecek. Sonuçta vatandaşlarımız için başarıya ve ekonomilerin aktif gelişimine ancak güçlerimizi birleştirirsek ulaşırız. Bu özellikle Türkiye ve Rusya gibi ortak çıkarlara sahip ülkeler için uygun olur. Karadeniz üzerinde komşuyuz. Biraz karışık ve ilginç bir ortak tarihimiz var. Bu tarihte savaşlar da uzlaşmalar da var. Ama ilginçtir; en fazla olan şey işbirliği.”

‘Cesur kararlar için buradayız’

Çarlık döneminden beri ülkesinin özellikle Balkanlar ve Kafkaslarda toprak mücadelesi içinde olduğu Türkiye’ye yaptığı bu ziyaret, Putin’in dış politikasındaki dönüm noktalarından biri oldu. Çeçenistan’a asker gönderdiği zaman Ankara’dan ve Washington’dan eleştiriler alan Putin, 11 Eylül saldırıları sonrasında bunu ‘uluslararası terörle mücadelenin bir parçası’ olarak gösterdi.

Putin’in ziyareti öncesinde Ankara’dan da bu havayı yumuşatacak bir adım geldi. Türkiye’de yaşayan dokuz Çeçen’i tutukladı. Türk polisi, tutuklanan Çeçenlerin El Kaide bağlantılı olduğunu açıkladı.

İki günlük ziyaretin ilk gününde, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le yediği çalışma yemeğinde terörle mücadelede işbirliğinin yanı sıra ticari ilişkilerin geliştirilmesi gündemin en önemli konularındandı. Putin “Bugün çok cesur kararlar almak için buradayız. Bu ziyaret, Türkiye ve Rusya arasında yeni ufuklar açacak ekonomik ve ticari ilişkilere fırsat verecektir” diyerek, yeni dönemde ikili ilişkilerin ekonomi alanında ilerleyeceğinin işaretini verdi.

Soğuk Savaş döneminden kalma güvensizliğin artık ortadan kalkmaya başladığının bir kanıtı olarak da yine bu ziyarette, 2003’te işlemeye başlayan ancak bazı anlaşmazlıkların olduğu Mavi Akım Boru Hattı üzerindeki anlaşmazlıkların çözülmesi ve Türkiye’nin satın aldığı doğal gaz miktarının artırılması konusunda görüş birliğine varıldı.

‘Antalya ziyaretim bakışımı değiştirdi’

Rusya ile Türkiye’nin ikili ticaret hacmi, Putin’in adımları sıklaştırdığı 2004 yılında yüzde 60 artarak 4.6 milyar dolara yükseldi. Türk şirketleri de Rusya’daki inşaat, gıda ve tekstil gibi sektörlerde etkinliğini artırmaya başladı. Antalya gibi turizm merkezleri de 2000’lerin başından itibaren giderek Rus turistlerin daha fazla ilgisini çekmeye başladı.

Rus turistlerin Türkiye sahillerine yönelik ilgisiyle ilgili konuşurken Putin, yine Türkiye ziyareti öncesinde verdiği röportajda, kendisinin de Antalya’ya gittiğini ve Türkiye’den çok etkilendiğini anlattı:

“Antalya’ya birkaç kez gittim. Çok sevdim. Daha da fazlası, Türkiye’ye ilk ziyaretim ülkeyle ilgili algımı tamamen değiştirdi. İyi anlamda tabii… Bütün NATO üyesi ülkeler bizim rakibimizmiş gibi bir genel algım vardı, Türkiye de buna dâhil. Bugünün Türkiye’sinin gerçeğini gördüğümde, Türklerin Ruslara ve bana yaklaşımını gördüğümde bu tamamen değişti. 1992 ya da 1993’tü.”

Bir ay sonra Putin, Erdoğan’ı ağırladı

Putin’in ilk Türkiye ziyareti ve dönemin Cumhurbaşkanı Sezer ile ikili görüşmesinin hemen ardından, Ocak 2005’te bu kez dönemin Başbakanı Erdoğan Rusya’ya gitti. Yanında 600 iş adamı vardı.

Annan Planı’nın oylandığı, referandumda Rum kesiminin ‘hayır’ dediği dönem Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nden yana tavır alan Putin, bu ziyaretlerle birlikte söylemini de değiştirdi. Annan’ın Kıbrıs planını çözen planını desteklediklerini söyledi ve “Kuzey Kıbrıs’a ekonomik tecridin adil olmadığını düşünüyoruz” dedi.

Erdoğan ve Putin, ilk kez bu ziyarette iki ülke için ticaret hacmi hedefi koydu. 2007 yılında hedefin 25 milyar dolara çıkabileceğini belirttiler.

2007 yılının Haziran ayında Putin bir kez daha Türkiye’deydi. Bu kez, dönem başkanlığını Türkiye’nin devraldığı Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü’nün İstanbul’daki toplantısına katılmak üzere… Bu ziyarette de hem Sezer hem Erdoğan ile ikili görüşme yaptı. Yılın ilk altı ayında iki ülke arasındaki ticaret hacmi hedeflenene yaklaşmış; 21 milyar dolara ulaşmıştı.

Güney Osetya Savaşı

Ticari ilişkilerin hızla geliştiği bir dönemde Putin, Sovyet Rusya günlerindeki topraklara sahip çıkma refleksiyle, NATO karşıtı bir adım attı. NATO üyesi bir ülke olarak Türkiye’nin de Rusya’nın karşısındaki tarafta yer aldığı bu gerginlik, ticari işbirliğine yansımadı.

2008’de yaşanan bu durum, sonraki yaklaşık yedi yıllık Putin dönemi Rusya-Türkiye ilişkilerinin başlangıcı olacaktı.

Gürcistan’dan tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Güney Osetya’ya Gürcistan Ağustos 2008’de askeri operasyon düzenledi. Güney Osetya’nın Gürcistan’dan bağımsızlığını kazanmasını ve kendi kontrolü altındaki Kuzey Osetya’ya bağlanmasını isteyen Rusya da savaşa müdahil oldu.

O dönem ülkenin Başbakanı olan Putin’in emriyle Gürcistan’ın elektriği kesildi. Gürcistan, Türkiye’den elektrik talebinde bulundu ve bu talepleri aynı gün karşılandı. Aynı zamanda Türk Dışişleri Bakanlığı ile koordine olan Türk Kızılayı sınıra yığınak yaparak insani yardım götürdü. Ancak Gürcistan’ın bir notayla bildirdiği askeri yardım talebine yanıt vermedi. Türkiye, sınırına çok yakın bölgede meydana gelen ve ticari işbirliğinin geliştiği Rusya’nın da taraf olduğu savaşa dâhil olmadı.

2010’da Üst Düzeyli İşbirliği Konseyi kuruldu

İki ülke arasında, birçok bakanın ve iş adamlarının katılacağı, ticari ilişkileri üst düzey imzalanacak anlaşmalarla garanti altına alınacağı mekanizma olan Üst Düzeyli İşbirliği Konseyi (ÜDİK) 2010 yılında kuruldu.

Bölgede yaşanan gelişmelere farklı bakış açıları, bu ilişkiyi etkilemedi. Ancak Rusya’nın Doğu Akdeniz bölgesindeki en büyük müttefiki ve Türkiye’nin de en uzun sınır komşusu olan Suriye’de savaş patlak verdiğinde, aynı tutumu sürdürmek zorlaştı.

Suriye krizi büyüdükten sonra ilk görüşme

Ekim 2012’de bunun ilk somut örneği, ayında Moskova’dan kalkıp Şam’a doğru giden bir Rus uçağının Ankara’da inişe zorlanmasıyla yaşandı. Uçağın F-16’larla inişe zorlanmasının sebebi, içinde Şam’a teslim edilecek askeri şüpheli malzemeler olması kuşkusuydu. Uçağın kargosunda bulunan askeri haberleşme cihazı parçalarına el konuldu, uçağın kalkışına izin verildi. Rusya ‘açıklama bekliyoruz’ derken Erdoğan, bu cihazların Suriye Savunma Bakanlığı’na teslim edilmek üzere uçağa yüklendiğini açıkladı.

Suriye’deki görüş ayrılığının diğerlerine benzemediğinin kanıtı olan bu olay, yine de iki ülkenin ekonomik işbirliği alanındaki kararlılığını etkilemedi.

Olayın ardından Rus Dışişleri Bakanı Lavrov, Türkiye’nin Chicago Anlaşması’na göre hareket ettiğini ve buna hakkı olduğunu söyledi. Rus Devlet Başkanı Putin de, yaşanan gerilime rağmen Türkiye ziyaretini ertelemedi ve Aralık ayında, Üst Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin 3. toplantısı için bakanlarla birlikte Ankara’ya geldi.

Putin’in 2012’deki bu resmi ziyareti, üçüncü kez devlet başkanı seçildikten sonra eski Sovyet ülkeleri dışında yaptığı ilk resmi ziyaretlerden biri oldu.

2012 başı itibarıyla iki ülke ticaret hacmi, bir önceki yıla göre hızla büyüyerek yüzde 26’ya ulaşmıştı.

‘Bu karışık sorunu çözmek için çok çalışacağız’

Toplantının sonunda yapılan ortak basın toplantısında Putin, ekonomi alanında atılacak adımları sıraladı.

Suriye konusundaki görüş ayrılıkları sorulduğunda ise “Bu konuyu bugün Türk yetkililerle aktif olarak değerlendirildi, yeni fikirler ortaya atıldı ancak bunların bir kez daha gözden geçirilmesi ve incelenmesi gerekiyor. Bu karışık sorunu çözmek için Türkiye ile birlikte çok çalışmaya devam edeceğiz” dedi.

O sırada Suriye’den Türkiye sınırına, Hatay’a top atışları başlamıştı. “Suriye’nin Türkiye’ye saldırma ihtimali” sorulduğunda ise Putin, “Suriye’nin önce kendi problemlerini çözmesi gerekiyor. Bu trajedi, Suriye’nin Türkiye’ye top atışları, eminim tamamen kazadır. Bundan en ufak bir şüphem yok. Hepimizi Suriye’nin komşularına saldırmaktan çok uzak olduğunu anlıyoruz” yanıtını verdi.

Bu konudaki ciddi görüş ayrılığı, 2012’de yaşanan küçük krizin ardından 2015 sonuna kadar, yani neredeyse üç yıl boyunca Türkiye ile Rusya arasında ekonomik işbirliğini etkileyecek bir boyuta ulaşmadı.

Ukrayna Savaşı ve Kırım’ın ilhakı

Putin 2012’de yeniden Devlet Başkanı seçildikten sonra, Karadeniz’e sınır olan bir başka eski Sovyet ülkesinde kriz patlak verdi. Rusların yoğun olarak yaşadığı Ukrayna’nın doğusunda başlayan çatışmalarda Putin bir kez daha sert bir tavır takındı. Rusya ve Türkiye arasında bir kez daha siyasi alanda gerilim yaşandı.

Eski Sovyet ülkesi olan Ukrayna’da Rus yanlısı Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç AB ile işbirliği anlaşmasını imzalamayı reddettiğinde, ülkenin doğusundaki Donestk ve Luhansk dışındaki bölgelerde protesto gösterileri başladı. Eylemler büyüdü, çatışmaya dönüştü, Yanukoviç Rusya’ya kaçtı.

Çatışmalara Putin’in emriyle Rus askeri de doğrudan dâhil oldu. Ülkenin doğusunda sınırı geçerek Batı ve AB yanlısı Ukraynalı milislerle savaştı. Birkaç ay süren olayların sonunda Ukrayna’ya bağlı özerk bir bölge olan ve Tatar Türklerinin yoğun olarak yaşadığı Kırım, sadece Rus yanlısı ayrılıkçıların katıldığı bir referandumun ardından tek taraflı bağımsızlığını ilan etti. Rusya, hiçbir meşru zemine dayanmadan 16 Mart 2014’te Kırım’ın kendi kontrolünde olduğunu duyurarak bölgeyi ilhak etti.

Sovyet Rusya’nın 1944’te sürgüne gönderdiği Kırım Tatarları, bir kez daha yoğun bir baskı altında kaldı. Kırım Tatar Özerk Meclisi kapatıldı, milletvekillerinin bir araya gelmesi yasaklandı. Bu, Ankara’nın tepkisine yol açtı.

Kırım için ilk telefon görüşmesi

Mart ayının başında, henüz Kırım ilhak edilmemişken o dönem Başbakan olan Erdoğan, Putin’i arayarak endişelerini iletti. Sorunun çözümün Ukraynalılara bırakılması gerektiğini, gerektiği hallerde uluslararası hukukun devreye girmesi gerektiğini söyledi. İki lider, Tatar toplumun huzur içinde yaşaması için elbirliğiyle çalışma kararı aldı.

Nisan ayında Erdoğan Putin’i bir kez daha aradı bu kez Tatarların durumuyla ilgili ciddi endişe duyduğunu söyledi. Ancak Putin’in tavrında bir değişiklik olmadı. 10 Mayıs’ta Putin Kırım’a, sembolik önemi çok büyük olan bir ziyarette bulundu. Ankara’nın itiraz ettiği ilhakın ardından Kırım’a giderek, bu toprakların artık kendi kontrolü altında olduğunu tüm dünyaya duyurmaya çalıştı.

Sivastopol’deki Donanma Komutanlığı’na giderek Zafer Günü kutlamalarına katılan Putin, “2014’ün burada yaşayan halkların Rusya’yla birlikte olmaya karar verdikleri yıl olarak tarihe geçeceğinden eminim. Bu, atalarımızın anısına ve tarihi gerçeklere bağlılığın bir kanıtıdır.”

Putin’in ziyaretinin ardından Erdoğan bir kez daha Putin ile telefonda görüştü. Kırım Tatarlarının hak ve statülerinin Milli Meclis’in de görüşü alınarak karara bağlanmasını talep etti. Ancak görüşmenin sonunda iki ülke stratejik işbirliğinin ve ortak projelerin devamıyla ilgili bir aksaklık olmadığı tekrarlandı.

Bu esnada Ukrayna krizi sebebiyle Rusya’ya uygulanan yaptırımlara Türkiye, diğer tüm NATO ülkelerinin aksine katılmadı. Putin bunu da “Türkiye’nin Rusya ile ekonomik işbirliği konusu dâhil olmak üzere, bağımsız biçimde kararlar almasını takdir ediyoruz. Türk ortaklarımız çıkarlarını birilerinin siyasi hırsları uğruna heba etmeyi reddetti. Bunun gerçek anlamda iyi düşünülmüş ve ileriye dönük bir politika olduğunu düşünüyorum” diye yorumladı.

Putin, sonrasında Kırım ile ilgili yaptığı tüm açıklamalarda “Kırım konusunun kapandığını, Rusya’nın bu konuyu kimseyle pazarlık etmeyeceğini” tekrarladı.

‘Yeni ufuklar aranan’ son resmi ziyaret

İki ülke arasında kurulan ÜDİK kapsamında beşinci ve son ziyaret, Putin’in Aralık 2014’te Ankara’ya gelmesiyle gerçekleştirildi. Bu son resmi ziyarette Suriye’deki iç savaş büyümüş; söylem farklılıkları artmıştı. Rusya başından beri Esed’e destek verirken Türkiye, muhalefetin merkezi halindeydi.

On bakan, iş adamları ve Gazprom yetkilileriyle birlikte Ankara’ya gelen Putin, ziyaret öncesi yaptığı açıklamada Kırım ve Suriye gibi konulardaki mevcut anlaşmazlıkların sorulması üzerine ‘Benzer düşünülen konularda işbirliğini artırmayı hedeflediğini’ söyledi. “Hükümetimizin tutumu, ikili ticari hacmi artırmak için yeni ufuklar açmaktır” dedi. Bu sırada iki ülke arasındaki ticaret hacmi 35 milyar dolardı. Hedef; 2020’de 200 milyar dolardı.

Ziyaret sırasında Putin, ikili ticari ilişkilerin, siyasi alanlardaki anlaşmazlıklardan çok daha önemli olduğunu vurgulamak adına sürpriz bir şekilde “Türk akımı” açıklaması yaptı. Avrupa ülkelerine Karadeniz üzerinden Rus doğalgazını taşıması planlanan ancak hiç başlanamayan Güney Akım’ı iptal edeceğini, bunun yerine Türk kara suları ve Trakya üzerinden Yunanistan’a giderek gazı Avrupa’ya taşıyacak olan yeni bir Türk akımı projesi üzerinde çalışıldığını duyurdu.

Putin, Suriye’de büyüyen krize rağmen Türkiye ile çıkar işbirliğine zarar vermemeye dikkat etti. Ancak bu durum, 2015 sonuna kadar sürdü. Dış politikadaki ciddi görüş ayrılıkları ve krizin büyümesi sonucu, bu politika daha fazla sürdürülemedi.

Suriye konusunda işbirliği çalışmaları

Suriye krizinin çözümü için yapılan Cenevre görüşmeleri, Viyana toplantıları, Uluslararası Suriye Destek Grubu gibi uluslararası çalışmalarda Rusya ve Türkiye hep birlikte, ancak farklı taraflarda yer aldı. Putin, bu süreçlerde Esed’e destek olan İran’ın da dâhil olması için çabalarken, işbirliği sadece “Suriye’deki krizin siyasi çözümü, insani yardımların ulaştırılabilmesi” noktasında kaldı. Bir de “terör örgütleriyle ortak mücadele” kararlılığına vurgu yapılıyordu ancak terör örgütlerinin isimleri konusunda bir uzlaşma hiçbir zaman sağlanamadı.

Putin’in Suriye, Irak hükümetleri ve sahadaki Kürt grupların da katılacağı bir işbirliğiyle bölgedeki IŞİD, El Kaide gibi örgütlerle mücadele etme önerisini Ankara ve ABD reddetmiş, Esed rejimi dışında PYD konusunda da görüş ayrılığı başlamıştı. Öyle ki Putin, PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin Rusya’da ofis açmasına da izin verdi. Cenevre görüşmelerinin üçüncüsü için çabalar sürerken Putin, PYD’nin de görüşmeleri dâhil olması için baskı yaptı.

Suriye’ye askeri müdahale

Putin Esed’in sahada zor durumda kaldığı bir dönemde, Eylül 2015’te tüm dengeleri değiştiren bir adım attı. Suriye’de hava operasyonlarına başlayarak sahaya resmen müdahil oldu. Üstelik Putin bu adımı, 23 Eylül’de Moskova’da görüştüğü Erdoğan’ın ziyaretinin hemen ardından attı.

İki ülke arasındaki ticaret hacminde artış da durmuştu.

30 Eylül’de hava operasyonlarına başlayan Rus uçakları, birkaç kez Türkiye hava sahasını ihlâl ettiği için uyarıldı.

Rusya’nın Suriye’ye müdahalesinden bir hafta sonra dönemin Başbakanı Davutoğlu, bir televizyona verdiği röportajda Rusya’yı sert bir dille eleştiriyordu:

"Siz başka bir ülkeye gireceksiniz, o ülkeden bizi taciz edeceksiniz; bunu kabul etmemiz, ona müsamaha göstermemiz söz konusu değil. Bunu Rusya tarafına çok açık bir dille, dostça ve şimdiye kadarki karşılıklı saygı kuralları dâhilinde ifade ettik. Bizim angajman kurallarımızın sınırlarını herkes biliyor. Bundan sonra ümit ederiz tekrarı olmaz. Ümit ederiz bu tırmanmaz. Ama böyle bir durumda Türkiye, kendi sınırlarını ve hava sahasını korur; kimden, nereden gelirse gelsin kendi sınırlarını ve hava sahasını korur. Biz iyi niyetimizi gösterdik, yani soğukkanlı bir tavır sergiledik; fakat bunların tekerrürü artık bu meselenin sehven, hataen yapılan bir mesele olmadığı konusundaki kanaatimizi pekiştirir. Rusya'nın Suriye'de bir yabancı güç olarak Suriye savaşına taraf olmaması beklerdik."

Birkaç gün sonra Erdoğan da, Japonya ziyareti dönüşünde uçağındaki gazetecilere Rusya’nın ‘dostlarını kaybedebileceğini’ anlatıyordu:

“Rusya’nın hava operasyonlarıyla müdahil olduğu Suriye kriziyle ilgili gerilim sürüyor. NATO, Türkiye’ye destek için gerekirse ‘Çekiç Güç’ gönderilebileceğini açıkladı. Hazar’dan füzelerin de atıldığı gelişmeler sonrasında, gerekirse 48 saatte Türkiye’ye NATO güçlerinin konuşlandırılabileceği açıklandı. Türkiye’nin yanında olduklarını vurguladılar. Rusya, adeta bölgeyi sınıyor. Rusya bu şekilde davranarak dost kazanamaz, tam tersine dostlarını kaybedebilir.”

Esed’i Moskova’ya davet etti

Putin, Suriye’deki müdahalesinin ardından sürpriz bir adım daha attı. 20 Ekim’de Esed’i Moskova’ya davet etti. Moskova ziyareti, 2011'de Suriye'de ayaklanmanın başlamasından beri Esed'in bilinen ilk yurtdışı ziyareti oldu.

Putin Esed’e, “eski Sovyet ülkelerinden yaklaşık dört bin savaşçının Suriye’de radikal gruplara katıldığını, terörizmle mücadeleye hazır olduğunu” söyledi.

Ziyaretin ardından Erdoğan’la eski görüşmelere kıyasla gergin geçen bir telefon görüşmesi yaptı. Erdoğan Suriyeli muhaliflere yapılan baskı ve PYD’nin ilerlemesinden duyulan endişeyi dile getirdi. İki lider ‘terörle mücadeleye verilen önemi’ yineledi. Ancak terör örgütleri konusundaki anlaşmazlık sürüyordu.

‘Mevcut anlaşmazlıklar ikili ilişkilere zarar vermemelidir’

Kasım 2015’te G-20 zirvesi için geldiği Antalya’da Putin, farklılıklar askeri olarak sahaya yansımış olsa da, ticari ilişkilere yansımaması gerektiği fikrinde ısrarlıydı:

“Gerçekten, devletlerimizin Suriye krizinin çözülmesine ilişkin tutumları farklılık göstermektedir. Fakat aynı zamanda Rusya ile Türkiye’nin ortak önceliklerinin olması önemlidir. Mevcut anlaşmazlıklar ikili ilişkilere zarar vermemelidir.”

Antalya’da ikili görüşme de yapan Putin ve Erdoğan, Suriye konusundaki görüş ayrılıklarına rağmen iki ülke arasındaki işbirliğini sürdürmenin önemini vurguladı. Türkiye ve Rusya arasında oluşturulan Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin 6. toplantısının 15 Aralık’ta Rusya’da yapılmasına karar verdi.

Zirve dönüşü Rus basınına konuşan Putin, “terörizmle mücadele için Rusya’nın çabaladığını, kimsenin kendilerini eleştiremeyeceğini söyledi” de isim vermeden bazı ülkeleri sert bir dille eleştirdi. Bu eleştiri, ilişkilerdeki gerginliğin arttığının kanıtıydı:

“Bazı bireyler tarafından IŞİD’in finanse edildiğine dair veri örneklerini paylaştım. Bu para ortaya çıkardığımıza göre 40 ülkeden geliyor ve bunların arasında bazı G20 ülkeleri de var.”

Putin aynı zamanda, Rusya’nın hava bombardımanının IŞİD’e yönelik olarak yapıldığını, ABD, Avrupa ülkeleri, Suudi Arabistan, Türkiye ve İran ile işbirliği yapılırsa siyasi çözüm için bu adımın işe yarayabileceğini söyledi.

G-20 için geldiği Antalya’ya yaptığı ziyaret, Putin’in Türkiye ile işbirliğine vurgu yaptığı son yer oldu. Bu, iki liderin de son baş başa görüşmesiydi. İki ülkenin de Suriye’deki savaşa doğrudan veya dolaylı olarak müdahil olması, işbirliğini sürdürme çabasının önüne geçti.

Tam 10 gün sonra, Türk hava sahasını yine ve defalarca ihlâl eden Rus savaş uçakları bu kez Türk jetleri tarafından vuruldu. Rus uçağı Türkiye sınırına yakın bölgede düştü, bölgedeki Suriyeli muhalifler pilotlardan birini öldürdü.

Ardından çok daha sert açıklamalar geldi. On gün öncesine kadar ikili ilişkilerin bozulmaması gerektiğini söyleyen Putin, Ruslara Türkiye’ye gitmeme uyarısı yaptı. Başbakan Medvedev, Türkiye’ye yönelik ekonomik yaptırımların uygulanması için bakanlıklara emir verdi. 15 Aralık’ta yapılması planlanan ÜDİK toplantısı iptal edildi.

Normalleşme adımı mektupla geldi

Ankara’dan, düşürülen uçağın Rus uçağı olduğunu bilinmediği ve ilişkilerin normale dönmesinin arzulandığına yönelik mesajlar geldi. Ancak Putin Erdoğan’ın telefonla görüşme talebini reddetti.

Putin’in ‘çok ciddi sonuçları olacak’ açıklaması, Ankara’ya yönelik suçlamaları ve sert tonu aylar sonra, Haziran’da dışişleri ve ekonomi bakanlıklarındaki ekiplerin temasları sonucu yumuşadı. Ancak özür talebi hiçbir zaman geri çekilmedi.

Erdoğan, 27 Haziran’da Putin’e bir mektup yazarak, düşürülen Rus uçağı ve öldürülen pilotla ilgili üzüntülerini iletti. Pilotun ailesine ‘kusura bakmasınlar’ dedi. Bu ifade, Putin’in talep ettiği resmi özürden farklıydı. Ancak Putin yine de 29 Haziran’da Erdoğan’ı arayarak teşekkür etti. Liderler, ilişkilerin eskiye dönmesi için adım atmaya ve bir araya gelmeye karar verdi.

Kaynak: Al Jazeera, kremlin.ru, Türk Dışişleri Bakanlığı, AA, Reuters, Russia Today

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;