Tarım

Seracının derdi maliyet

Şubat ayında sel afeti yaşayan ve seralarının büyük bölümü yıkılan Kumluca, yaralarını sardı. Seralar yeniden kuruldu ve faaliyete başladı. Ancak seracılar maliyetlerden ve Tarım Sigortası’nın şartlarından şikayetçi.

Konular: Ekonomi, Piyasalar

Seracılığın başkenti olarak bilinen Antalya’nın Kumluca ilçesini bu yılın ocak ve şubat aylarında sel afeti vurdu. Yüzlerde dekar serayı yerle bir eden selin ardından, sera sahipleri seralarını yeniden onarıp faaliyete geçti.

Alçak yerlerdeki seraların tamamı yıkılan Kumluca’da Tarım Sigortası (Tarsim) olan üreticiler, sigortadan paralarını alıp tekrar seralarını ekmişler. Ancak bölgede Tarsim’i olmayan çok fazla seracı bulunuyor. Bunun nedenlerinin başında ise Tarsim’in şartları geliyor. Tarım Sigortası yaptırmak için öncelikle tapunun tek parça yani tek bir kişinin üzerine olması gerekiyor. Oysa bölgedeki arazilerin yarısından fazlası hisseli tapu. Yani babadan kalma tapular ailenin diğer fertlerine de ait. Bu nedenle Tarsim yaptırılamıyor.

Tarsim’in bölgede en çok şikayet edilen konularından bir tanesi ise, eksperlerin öne sürdüğü şartlar. Örneğin dolunun vurduğu naylon seralarda en ufak bir delik bile olsa sigorta yaptırılamıyor.

Devlet, seraların onarımı için bir ödenek ayırmış ve bu seraları yıkılanlara ulaştırılmış. Ancak ortalama 100 bin lira zarar olan seralara 1000 lira gibi bir yardım yapılmış. Seracılar bunu yardım olarak değil, pansuman olarak görüyor.

En büyük maliyet tohum

Selin vurduğu eskiden köy olan, yeni yasayla mahalle adını alan Salur’da muhtar Ali Satıcı; “Çiftçi her yıl önümüzdeki yıl kazanırız diye düşünüyor. Gelecek yıl kazanırız inancı olmasa çiftçi bu işi yapmaz” dedi. 

Muhtar Ali Satıcı, Kumluca’nın aslında narenciye bölgesi olduğunu, vatandaşın seracılıktan daha fazla para kazınırız diye narenciye bahçelerini söküp seralara çevirdiğini, anlattı.  Muhtar Satıcı, seraların yaylalara kadar yaygınlaştığını vurguladı.

“Seracılığın en büyük maliyeti tohumdur. Türkiye’de tohum üretilmediği için vatandaş tohumu altın alır gibi gramla alıyor” diyen Ali Satıcı, çiftçinin girdisinin pahalı olduğunu, ürününü ise değerine satamadığını anlattı.

Ali Satıcı: “Tohumun, gübre ve ilacın maliyetinin düşmesi gerekiyor. Seracılığın üzerine çekilen naylon ve demir aksamının maliyetleri düşerse çiftçi para kazanır. Onun dışında para kazanması söz konusu değil. Seracılar ailece seralarında çalışırsa para kazanabiliyorlar. Kendi emeklerini girdilere dahil etmiyorlar. Örneğin 4 kişilik bir aile sabahtan akşama kadar 8 ay boyunca seralarda çalışıyor. Aylık bin liradan 4 bin lira işçilik maliyeti hesaplanmıyor. Bu da hesaplansa seracı nerdeyse hiç para kazanamaz.” dedi .

“Seracılık hassas bir konu. Türkiye’nin hiçbir yerinde sebze yetişmezken, biz burada sebze yetiştirip bütün Türkiye’ye gönderiyoruz” diyen ve seracılığın sorunlarının giderilmesini isteyen Muhtar Ali Satıcı, Tarım Bakanlığı’na ise şöyle seslendi: “Tarım Bakanlığı ihracatın önüne açsın ve üreticiyi teşvik etsin. Örneğin Seracılara bankadan faizsiz kredi var. Ancak bu krediden bütün seracılar yararlanamıyor. Sadece müstakil tapusu olanlar yararlanabiliyor. Bölgedeki seraların birçoğu hisseli tapudur, kredi kullanamıyor.

Ayrıca bu krediyi geri ödemelerde büyük sıkıntılar var. Sebze yetişirse bu krediyi ödeyebilirsin. Afet olursa ne yapacaksın. Tarımsal kredilerin faizleri düşük olmalı.”

‘Hisseli tapulara da Tarsim yaptırılsın’

Kumluca’da babadan kalma arazisinde seracılık yapan Bekir Girgin Kumluca’yı sel vurunca, maddi gücü olanların 15-20 günü içinde seralarını tekrar kurduğunu, durumu olmayanların devlet desteği bekleyip, birkaç ay sonra seralarını ekebildiğini anlattı.

3 dönüm serasında sivri biber ve çarli biber yetiştirdiğini söyleyen Bekir Girgin, biberin 2 ay önce kilosunun 70 kuruş olduğunu, şimdi ise ürün azaldığı için 2.7 liraya çıktığını ifade etti.

Seracılığın problemlerini sorduğumuz Girgin bu konuda şu bilgileri verdi: “En büyük derdimiz maliyetlerin aşırı yüksekliği. 1 kilo naylonla 1 metrekare alanı kapatırsın, bunun fiyatı 8 liradır. 3 dönüm yer için 8 -10  bin lira arasında sadece naylona para harcıyorum. Bir de kendin çekemezsin o örtüyü. Ayrıca işçiliğe de para vereceksin. Seraların maliyeti örtünün kalitesine göre belirlenir. 2 veya 3 yıllık kullanım için naylon alırsın. Rüzgar veya afet oldu mu bitti gitti. Seralara devletin bir desteği yok. Devlet sel vurduğunda 500 ila 1500 lira arasında bir destek verdi o kadar. Oysa biz serayı kurmaya en az 100 bin lira harcadık.

Tarım Sigortası yaptıramıyorum. Tapunun üzerine olması gerek. Benim tapu aileden kaldığı için hisseli. Tarsim hisseli tapuyu kabul etmiyor. Ayrıca şartları çok ağır. Seranın kenarlarını beton yaptırmanız gerek. Örtü de en ufak delik olmaması gerekiyor. Tam projeli sera istiyor. Tam projeli serada dönümün maliyeti 25-30 bin liraya geliyor. Biz de de onu kuracak durum yok. Örneğin benim 8-10 bin lira arasında kurduğum seraya 25 bin lira harcamam gerek ki Tarsim yaptırabileyim. Yoksa Tarsim yaptırabilsek çok iyi olur. Tarsim’in yarısını devlet karşılıyor ama bu şartların ağırlığı nedeniyle yaptıramıyoruz.

Devlet hisseli tapulara da Tarım sigortası izni getirsin ve normal çiftçiyi desteklediği gibi seracıları da desteklesin.”

‘5 bin lira kalırsa şükrediyorum’

5 dönüm serasında domates yetiştiren Salih Gülüş, erken diktiği zaman çift ürün alabildiğini, ağustosta diktiği ürünün aralık ocak gibi tükendiğini anlattı. İki ürün arasında serayı hazırlamak için 1 ay gibi bir süre çalışmak ve toprağı hazırlamak zorunda olduklarını vurgulayan Gülüş, genellikle ilk hasattan kazandıkları parayı ikinci ürünü hazırlamakta kullandıklarını. Ellerinde pek bir para kalmadığını söyledi.

“En çok parayı, gübre, ilaç ve fideye harcıyoruz. Eskiden tohumu kendimiz yetiştirirdik. Ancak verimlilik artsın diye şimdi hibrid tohumlar kullanıyoruz. Hibrid tohum da tekrar tohum vermiyor. Yerli tohum da yok. Artık yerli tohum kullanılmıyor” diyen Gülüş, yılda 50 bin liralık domates sattığını, sadece tohum, gübre ve ilaca ise 25 bin lira verdiğini belirtti. Bütün kazandığı paranın masraflara gittiğini, 50 bin liralık satıştan 5 bin lira kar kalırsa Allah’a şükrettiğini anlatan Salih Gülüş; “Devletin seracılara desteği yok. Tarsim’de yaptıramıyoruz. Tarsim yetkilileri seraların kenarını beton istiyor, naylonda en ufak bir delik olduğunda sigorta yapmıyor. Doğal afet olduğunda çiftçinin işi bitiyor. Sel beni vurmadı ama heyelan vurdu. Daha onaramadım bile” dedi.

‘Yevmiyeli çalışmayalım diye yapıyoruz’

800 metre serasında domates yetiştiren Bilal Arıcan, maliyetlerin yüksekliğinden yakınıyor. “Eylül ayında diktim. Eylülden bu yana 7-8 bin liralık domates satabildim. Şimdiye kadar 14 çuval gübre kullandım. Gübrenin çuvalı 150 lira. Dönüme 3-4 bin lira gübre parası harcıyorum. 2 bin lira kira veriyorum. Bin lira da odun parası. Naylonu hiç sorma. Normalde 2-3 sene dayanıyor naylon ancak rüzgar fırtına çıktı mı bittin.

Yıl sonunda 3 bin lira kazanabilirsem, şükredeceğim. O da iyi bakarsam. Yani ilacını zamanında, gübresini zamanında vereceksin. Çocuk gibi bakacaksın. Yoksa o parayı da kazanamazsın. Başka işler yapmamak için, yevmiyeli çalışmamak bu işi sürdürüyoruz. Bu işi yapmazsak burada başka yapacak iş yok” diyen Bilal Arıcan, yevmiyeli de çalıştığını, yoksa seradan kazandığı parayla geçimini sürdüremediğini anlattı.

“Domates yeni çıktığında yüksek fiyattan sattığında para kazanırsın. Yoksa zarar edersin” şeklinde konuşan Arıcan, eskiden yerli tohum kullandıklarını ancak veriminin daha iyi olması nedeniyle hibrid tohuma geçtiklerini, artık yerli tohumun da kalmadığını söyledi.

‘Sigorta kriterleri yeniden belirlensin’

14 Martta bir hortum çıktığını ve serasının tamamen yıkıldığını anlatan Ayhan Ulusoy, seranın dönüm maliyeti 20 bin lira olduğunu, 3 dönüm serada ürünle birlikte toplam 75 bin lira zararı olduğunu söyledi. Arazisini eylül ayına yetiştirmeye çalıştığını anlatan Ulusoy, maddi gücü olsa 15-20 günde serasını ayağa kaldırabileceğini söyledi.

Genelde domates yetiştirdiklerini vurgulayan Ulusoy, en büyük sıkıntılarının ürünün fazla olduğu aylarda fiyatının çok düşmesi olarak gösterdi. Girdilerin çok pahalı olduğunun altını çizen Ulusoy, kışın para kazandıklarını ama yazın maliyetin altında satış yapmak zorunda olduklarını ifade etti. 3 dönüm seradan yılda masraflar çıktığı zaman en fazla 30 bin lira para kaldığını, bunun içinde ise ailece çalıştıkları için işçilik maliyetlerinin olmadığını belirtti.

“Tarsim’im yok. Müracaat etmedim. Çünkü müracaat eden arkadaşları basit sebeplerden dolayı geri çevirdiler. Mesela kalem ucu kadar dolu deliğini risk olarak görüyorlar. 5 santim bir kesiği bantladığın zaman Tarsim kabul etmiyor. Başvuran en az 10 tane arkadaşım reddedildi. 20 yıldır seracılık yapıyorum. 5 santim kesik risk değildir” diyen Ulusoy, amcasının Tarsim’de başına gelenleri şöyle anlattı:  “Amcam sigorta yaptırmıştı. Dolu geçti. Serada birkaç delik oldu. Tarsim’e haber verdiğinde eksper hafif kusur olduğu gerekçesiyle buna bedel ödenmeyeceğini söyledi. Yıl sonunda tekrar sigorta yaptırmak istediğinde eksper dolu deliği var diye sigorta yapmadı. Böyle keyfi bir uygulama olmaz. Devlet sigorta kriterlerini yeniden belirlesin. Risk olarak gördüğü ufak tefek kuralları esnetmesini bekliyoruz. Mesela eskiden kenar betonu şart koşmuşlardı. Şimdi sel riski olmayan yamaçlardaki seralarda bu kenar betonu şartını kaldırmışlar. Bu çok yerinde bir karar. Bir de afet durumlarına biz seracılara yardım etsin.”

Kaynak: Al Jazeera

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;