Haydar Hatemi, Osmanlı ve İran sanatı üzerine eserler veren bir ressam. 1997 yılından bu yana Katar Kraliyet Ailesi’nin saray ressamlığını ve sanat danışmanlığını yapıyor. Orta Çağ’da başlayan saray ressamlığı geleneğini sürdüren son temsilcilerden biri. Ağırlıklı olarak Osmanlı sanatı üzerine çalışan Haydar Hatemi, Al Jazeera’ya verdiği özel röportajda, sanatını, yaşamını ve saray ressamlığının nasıl bir iş olduğunu anlattı.

Azeri asıllı bir Türk sanatçısınız. Aras nehri kıyılarında başlayan ve ABD’ye uzanan hikayeniz nasıl gelişti?

1945 senesinde Azerbaycan-İram arasındaki Aras nehrinin kıyısında olan Hadi-Shahr şehrinde doğdum. İlkokul ve ortaokul eğitimimi burada tamamladım. Lise eğitimimi ailem ile birlikte taşındığımız Tebriz’de tamamladım. Lise bittikten sonra Tahran Üniversitesi Güzel sanatlar Fakültesi’nde eğitimime devam ettim. 1983 senesinde ailem ile birlikte Bursaya yerleştim. Bursa’da, daha önce Tahran’da kurduğum Dizayn Sanat Merkezi’ni yeniden kurdum ve 1997’de Amerika’ya taşındım. Aynı yıl içerisinde de Katar Kraliyet ailesiyle çalışmaya başladım.

Bursa’da bir süre yaşadınız. Bu dönem nasıldı sizin için ve Türkiye’deki sanat ortamını nasıl buldunuz?

Bursa’da çalıştığım senelerde Osmanlı sanatını konu alan bir ekol oluşturmaya gayret ettim. Bu çalışmaların ürünlerini günümüzde de görmek mümkün. Son 15 senede Bursa ve İstanbul’da birçok sanat galerisi açıldı ve açılmaya devam ediyor. Bu, Türk geleneksel ve modern sanatları için çok sevindirici bir gelişme bence.

Sizin gözünüden Türkiye’deki sanatçıların, sanata bakışını öğrenmek isterim...

Türkiye’de olan sanatçılar çok güzel eserler üretiyorlar. Resimde ve heykelcilikte birçok yeni yetenek var ve sanata karşı çok büyük bir ilgi duyuyorlar. Bu konuda çok ümitliyim.

Katar Kraliyet Ailesi ile yollarınız nasıl kesişti?

Katar Kraliyet Ailesi ile tanışmam 1997’de gerçekleşti. Medyadan ve tanıdıkları sanat galerisi sahipleri aracılığıyla bana ulaştılar. İstanbul’a gerçekleştirdikleri bir ziyaret sırasında beni kaldıkları otele davet ettiler. Aynı dönemde Katar’da yeni bir saray inşa ediliyordu ve benden bu saray için sanat danışmanlığı yapmamı istediler. Bu görevim bugün hala devam ediyor.

Çalışmalarınızı Katar Kraliyet Ailesi’nin himayelerinde sürdürüyorsunuz, bu tam olarak ne anlama gelmektedir?

Kraliyet Ailesi’nde sanata büyük bir ilgi var. Saraylarında birçok sanatçının eserleri bulunuyor. Uzun süredir onlarla çalıştığım için birçok eserimi Katar saraylarında görmeniz mümkün. Yaklaşık 15 yıldır kendilerine eser ürettiğime göre, benim çalışmalarımı sevdiklerini tahmin ediyorum.

Modern çağın saray ressamısınız aynı zamanda. Bu kapsamda neler yapıyorsunuz?

Saraya yakışan eserler üretmek istedim ve bunun için detaylı bir ön araştırma yaptım. Konu hep İstanbul ve Osmanlı üzerine oldu. Bu süreçte Osmanlı İmparatorluğu’nun ihtişamını çalışma yaptığım saraylara taşımaya çalıştım.

Bir saray ressamı neyi resimler, sipariş alır mı mesela?

Benim çalışmalarımı ele alırken, sadece saray ressamı olarak ayrım yapmak bence doğru değil. Bir müşteri olarak kraliyet ailesi ile belli bir temada karar kılıyoruz ve bu konuyu birlikte geliştiriyoruz. Sonuç olarak her iki tarafın da memnun kalacağı muazzam eserler ortaya çıkıyor.

Katar’a ne sıklıkta gidiyorsunuz?

Genelde senede bir veya iki defa gitmem gerekiyor. Her gidişimde yeni konular buluyoruz ve bu konular üzerine nasıl çeşitlemeler yapılacağı üzerine fikir alışverişinde bulunuyoruz. Bu ziyaretlerimde elbette aile üyelerini görüyorum ve onlarla yakından çalışma imkanı buluyorum.

Elbette siz bir sanatçısınız ve özgürsünüz. Ancak saray ressamlığı işinizin bazı sorumlulukları ya da kısıtlamaları oluyor mu?

Her ressam özgürlüğüne düşkündür. Eserlerde tema hakkında fikir birliğine ulaştıktan sonrasını bana bırakıyorlar. Yani benim ne çizdiğime asla karışmıyorlar. Her zaman son kararı veren ben oluyorum. Bu anlamda sanatçılara büyük bir saygı gösteriyorlar. Artık kraliyet ailelerinden ziyade, bütün sanatseverlere hitap eden çalışmalar yapmakve bu yönde üretmek istiyorum. Sanatın şahıslara değil, topluma adanmasın gerektiğine inanıyorum.

Siz Osmanlı ve Pers kültürü motiflerinden etkilenen bir sanatçısınız. ABD’de bunu tanıtmak için neler yapıyorsunuz?

Osmanlı ve Pers motifleri birbirine yakın hatta akraba sayılır. Ben bu motifleri çok sıklıkla kullanıyorum. Amerikalı sanatseverler bu motiflere büyük ilgi duyuyorlar. Mesela ABD’de Herat okulu geleneğini anlatan bir minyatür sergim oldu ve insanlar çok etkilendi. Hatta bu sergiyi Orta Asya’dan ABD’ye göç eden insanlar da görerek kendi kültürlerinin izlerini keşfetme imkanı buldular.

Persler ve devamında gelen İran devleti sizce kültürel mirasına sahip çıkabiliyor mu?

İran’da birçok hanedanlık var oldu, geldi ve geçti. Minyatür sanatı Safevi İmparatorluğu döneminde epeyce ilerledi. Safevi kralları arasında da bizzat sanat icracıları ve sanatseverler de çoktu. Mesela minyatür sanatı Şahname ile doruğa ulaştı. Bugün hâlâ İran’da kökü çok eskilere dayanan bir sanat kültürü ve sanat terbiyesi vardır. İran’da sanat üzerine 40 yıl önce bir merkez açıldı ve bütün sanat ve zanaat dallarında büyük ustalar bu çatı altında bir araya geldi. Birçok sanatçı burada çok önemli eserler ürettiler. Bu merkezin ismi “Milli Sanat Kültürü ve Koruma Derneği”dir. Bu sanat okulunun bir benzerini Türkiye’de görmek çok güzel olurdu. Dokumacılık, tezhip, minyatür, hatçılık böyle merkezlerle desteklenebilir.


“Sanat yalnızca devlet desteği ile gelişemez”

ÖZETLE

Katar Kraliyet Ailesi’nin danışmanı
Osmanlı sanatı üzerinde çalışıyor
'Türkiye'de güzel eserler veriliyor'


Aynı soruyu Osmanlı eserleri ve kültürü için düşünürsek, sizce Osmanlı sanatına ve kültürüne sahip çıkılıyor mu?

Türkiye’de özel sektör sanata büyük ilgi gösteriyor. Bunun en güzel örneği son zamanlarda kurulan özel müzeler ve sanat galerileridir. Bu Türkiye için çok güzel bir gelişme bence. Sanat yalnızca devlet desteğiyle gelişemez.

Osmanlı padişahlarının portrelerini çalışıyorsunuz ama henüz çalışılmayan pek çok alan var. Siz bu alanlarda üretecek misiniz?

Osmanlı padişahlarının hayatlarını defalarca araştırdım ve okudum. Günümüze ulaşan padişah portreleri genelde eserleri üreten sanatçıların hayal gücünü yansıtıyor. Hep padişahlar çizilmiş fakat padişahların eşleri hiç çizilmemiş. Mesela padişah eşlerini konu alan bir sergi hazırlamayı düşünüyorum gelecekte.

Osmanlı padişahlarının portrelerini karşılaştırdığınızda birbirleri arasında nasıl farklar gözlemliyorsunuz?

Padişah portrelerinde padişahların karakterleri ön plana çıkıyor. Mesela Fatih Sultan Mehmet’i daha romantik buluyorum. Yavuz Sultan Selim ise daha askeri bir duruşa sahip, haşin ve yapılı biri. Fatih Sultan Mehmet zamanında Avrupalı sanatçıların Osmanlı sarayına girdiğini görüyoruz. Türk sanatçıların eserlerinde de bilhassa İstanbul’un fethinden sonra Avrupa etkisi fazlasıyla görülüyor.

Kullandığınız malzemeler nasıl bir çeşitlilik gösteriyor?

Üniversiteden mezun olduktan sonra, görsel eserler sanatçısı olarak ben ilk olarak büyük ebatlı bronz heykeller yaparak profesyonel sanat yaşamıma başladım. Heykellerimi Tahran’ın en işlek sokaklarında bugün de görmek mümkündür. Ayrıca suluboya ve yağlıboya sürekli olarak çalıştığım malzemelerdir. Minyatür’e duyduğum ilgi ise çok daha eskiye, lise yıllarıma uzanır.

Minyatür eski ve üretimi zor bir gelenek, ama sizin için anlamı nedir?

Minyatür çok ayrı bir dünya. Minyatürlerde renklerin hepsinin bir anlamı var. Kullanılan boyaların tamamı özel yapım olmak zorunda. Ekoller içerisinde Shiraz, Tebriz ve Herat okulu benim için çok önemli ekollerdir. Ben, bu stillerin hepsinin birbirine karıştırılarak yeni bir form yakalama telaşını yersiz buluyorum. Bu deneyler bence minyatürün asaletini azaltıyor. Minyatürün dilini ve bütün inceliklerini bilmekse yıllar sürecek bir tecrübeye dayanıyor. Minyatür çalışmadan önce bu stilleri çok iyi bilmek gerekir bana kalırsa.

Türkiye’de çalışmalarınız olacak mı?

Amerika’da yaşadığım yıllarda hep Türkiye’yi ve İstanbul’u düşündüm. İstanbul’da bir sergi için uzun yıllardır çalışıyorum. Umarım yakın zamanda Türkiye’deki sanatseverlerle, İstanbul’da bir sergi aracılığıyla buluşabilirim. İstanbul’da yapmayı düşündüğüm sergide Osmanlı günlük yaşamından konulara değineceğim. Sanıyorum Türkiye’deki sanat izleyicisini şaşırtacak bir sergi olacaktır.

Sanat ve kültürdevlet politikalarında hep ikinci veya üçüncü planda kalıyor. Sizce sanat bir toplumun oluşumunda ve gelişiminde nasıl bir anlam taşır?

Milletler sanatları ile tanınır. Her sanat eseri kendini üreten milletin özelliklerini yansıtır. Bu nedenle bilhassa geleneksel sanat dallarında devlet ve özel sektörün desteğine ihtiyaç vardır bence.

Kaynak: Al Jazeera