Kıbrıs müzakereleri

'Sona en yakın durumdayız'

Kritik Kıbrıs Konferansı Cenevre'de başlarken, KKTC'nin ikinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la konuştuk. Talat’a göre, bu kez süreç daha olumlu ilerliyor ve öncekilerden daha fazla umut vaat ediyor. Çünkü, yıllar süren müzakere süreçlerinin üzerine inşa ediliyor ve bu kez iki lider de çözümde samimi. "Halkların da çözüme daha çok ihtiyacı var. Fakat, yine de temkinli iyimserim" diyen Talat, Annan planıyla bugünkü metin arasındaki farkları da anlattı.

Mehmet Ali Talat'la Lefkoşa'daki ofisinde konuştuk. [Al Jazeera Türk]

Mehmet Ali Talat, 2004’te referanduma sunulan Annan Planı öncesinde Başbakan olarak görüşmelere katılmıştı. Dönemin Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Şubat 2004’te yaptığı New York’ta buluşma çağrısına dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın yanında, Ankara’nın özellikle talep etmesi üzerine Talat da katılmıştı. Çünkü Ankara, Denktaş’tan farklı olarak Talat’ın samimi olarak çözüm istediğine inanıyordu. New York’un ardından ilk kez üç garantör ülke olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla İsviçre’nin Bürgenstock kasabasında yapılan görüşmelere de Denktaş katılmamış, müzakereleri doğrudan Talat yürütmüştü.

Annan Planı’na Kıbrıslı Rumların ‘hayır’ oyu vermesinin üzerine çözüm umutları birkaç yıl için suya düştü. 2005’te Cumhurbaşkanı olan Mehmet Ali Talat, Rum mevkidaşı Hristofyas’la 2008’de yeniden müzakere masasına oturdu. 19 ay süren müzakerelerde çözüme ulaşılamadı. Ancak, katedilen ilerleme, daha sonra yapılacak görüşmelere zemin oluşturması için ilk kez kayıtlara geçti. Talat, 2010’da yapılan seçimleri kaybetti ve Cumhurbaşkanlığı koltuğunu Derviş Eroğlu’na bıraktı. Al Jazeera'ye konuşan Talat, bu kez sürecin neden daha olumlu işlediğini anlattı.

Cenevre’de beşli konferans başlıyor, ilk kez garantörlerin de katılacağı konferans çözüm için bugüne kadar atılmış en ciddi adımlardan biri. Sizce bu kez umut var mı?

Umut var. İhtiyatlı iyimserim diyelim. Umut hep vardı zaten ama bu defa sanırım sona yaklaştık. Çünkü, ilk defa garantörler de bir araya geliyor, beşli bir toplantı biçiminde. Dolayısıyla sona en yakın durumdayız. Tabii henüz tamamlanmamış konular var, toprak başlığı başta olmak üzere. En azından 11 Ocak’ta bir haritanın sunulacak olması ve 12 Ocak’ta beşli zirvenin toplanacak olması önemli bir gelişmedir. İlk defa garantörler de sürecin içine giriyorlar.

2004’te Bürgenstock’ta da garantörlerle bir araya gelmiştik ama o zaman garantörler birbirleriyle resmi görüşme yapmadı. Orada vardılar ama böyle bir görüşme olmadı. Bu sefer beşli görüşme olacak, garantörlerle taraflar da bir araya gelecek.

Gerçi Rum tarafında hayırcı cephe büyük gürültüler çıkarıyor, Anastasiadis onlara da bir parmak bal çalmaya çalışıyor. Sürekli olarak, "Ben, Kıbrıs Cumhuriyeti adına katılacağım" gibi şeyler söylüyor.

Bu, sizce gerçekten sadece iç politikaya yönelik bir adım mı? Anastasiadis çözüm isteğinde samimi mi?

Bence iç politikaya yönelik. Dışarıda bu gülünç oluyor. Ben Anastasiadis’in çözüm istediğini düşünüyorum. Bütün veriler bunu gösteriyor. Aynı zamanda yakın çevresinde tanıdığım, çözüm istediğini bildiğim insanlar var, onlar da bunu hep teyit ediyor.

"Süreç bugün çok daha iyi noktaya geldi"

Bu sefer neden umut var peki? Farklı olan nedir?

Bir sürü sebebi var. Birincisi, Annan Planı’nın hazırlanma süreci ve kendisi var. Bu, büyük bir metindir, büyük bir birikimdir. Annan Planı bize müzakerelerin nasıl bir çerçevede ele alınacağını göstermiştir. Arkasından 2008’de benim Hristofyas’la yaptığım görüşmeler var. Orada ilk defa masada oturup anlaştığımız konuları kayıt altına aldık. Bu, Kıbrıs müzakere tarihinde ilktir. Daha önce hiçbir zaman olmadı. Anlaşamadığımız noktaları da saptadık, ham görünen konuları da saptadık… Dolayısıyla iyi bir hazırlık yaptık. Üç başlığı tamamlamaya yakın bir noktaya getirdik.

Geriye kalan üç başlık da güvenlik ve garantiler ki, daha hiç görüşülmedi, diğeri toprak. O da, ilkeleri bakımından görüşüldü ama esas haritadır, harita daha sunulmadı. Bir de mülkiyet var. Mülkiyet her bir bireyi ilgilendirdiği için çok önemlidir. Benim döneminde Kıbrıs Rum tarafı, "1974 öncesi mal sahibi istediğini yapar" şeklinde bir yaklaşım içindeydi. Bunun da çözüm olamayacağını kendilerine anlatıyorduk. 2010’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı çıktı ve orada bizim tezlerimizin doğru olduğu saptandı.

Benden sonra Eroğlu göreve gelince, Eroğlu yine çözüm istemeyen cephede olduğu için herhangi bir ilerleme kaydedilmedi. Bu defa Kıbrıs Türk tarafı engelleyici oldu.

Tüm bunların üzerine devam etti süreç ve bugün çok daha iyi bir noktaya geldi.

Rumların çözüm istemesinde ekonomi faktörü

Süreç 2004’ten bu yana alınan ilerlemenin üzerine inşa edildiği ve iki lider de samimi olarak çözümü istediği için bu kez umut olduğunu söylüyorsunuz…

Tabii, başka sebepler de var. Örneğin, Rum tarafındaki ekonominin çökmesi. İki liderin de samimi olduğu doğru ama benim dönemimde de iki lider çözümü istiyordu. Ama Rum ekonomisi ayaktaydı. Çözüme böyle ihtiyaç duymuyorlardı. Hristofyas da istekliydi ama gerçekler, çözüm istemesini zorunlu kılmıyordu. Ekonomi çökünce Rumlar anladı ki, her zaman haklı pozisyonlarını koruyamayabilirler. AB her zaman kurtarıcı olmayabilir. Hatta Yunanistan, doğrudan ayağından denizin dibine çeken taş bile olabilir. Bütün bunları gördü Kıbrıslı Rumlar. Örneğin, iki yıl önce beni Baf’a, ‘hayır’ın en çok olduğu yere davet edip konferans verdirdiler.

Yani o günden bugüne çok şey değişti, Rumlar çözüm ister oldu. Çözümün getireceği ekonomik kazançlar da dikkate alınmaya başladı. Çözüm olursa Maraş’ın canlanacağı, inşaatlar yapılacağı, yeni yabancı yatırımların ülkeye geleceğini, buna bağlı olarak çökmüş ekonominin tekrar ayağa kalkabileceği gibi bir sürü husus artık Rumlar açısından da daha görünür oldu. O yüzden Rum tarafı çözüme meyletti bu dönemde.

"Halkların iletişiminin olumlu etkisi oldu"

Annan Planı’na Kıbrıslı Türkler zaten ‘evet’ demişti. Bu kez Kıbrıslı Rumların da ‘evet’ diyeceğine inanıyorsunuz. Peki, değişen tek şey ekonomik şartlar mı? Liderlerin istekli oluşu, kapıların açılmasıyla iki halkın yıllardır birbirini daha iyi tanıması gibi gelişmelerin de etkisi oldu mu bu olumlu tabloda?

Ekonomi önemli bir şeydir, çözüme ihtiyaç olduğunu göstermiştir. Çözüm olmuş olsaydı, bütün paralar Yunanistan’a yatırılmayacaktı, ekonomi çökmeyecekti. Rum halkı AB’nin ya da başka ülkelerin kendilerine sınırlı yardım yapabileceğini gördüler, asıl olanın bu ülkeyi düze çıkarıp doğrudan dış yatırımların gelmesini sağlayıp, ekonomiyi ayağa kaldıracağını gördüler.

Liderlerin çözüm yanlısı olması da etkiliyor tabii. O dönemde böyle bir durum yoktu, Papadopulos engellemek için her şeyi yapmıştı. Şu anda mevcut iki lider de ‘evet’ dedi.

Halkların iletişime geçmiş olması aslında çok olumlu etki yaptı iddiasında bulunamam. Çünkü, eskiden Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerle ilgili düşüncelerini, Kıbrıslı Türkler bilmiyordu. Artık biliyorlar… İlk başta kapılar açıldığında ortaya çıkan heyecanı ortadan kaldırdı bu husus. Fakat şunu da getirdi; eskiden Türk liderler, Rumların kuzeye geçmesinin, bizim güvenliğimizi tehlikeye atacağına inanıyorlardı ve bunu propaganda ediyorlardı. Bunun hayâl ürünü olduğunu bu temaslar göstermiş oldu. Olası bir federal çözümde Kıbrıslı Türkler kendilerini koruyabileceklerini görmüş oldu. Yani bunun faydası, Türk tarafına oldu daha ziyade.

Rumlara da şu faydası oldu; onlar burayı çok yoksul, yerlerde sürünen bir yer sanıyorlardı. Gördüler ki öyle değil. O bakımdan onları da olumlu etkiledi. Bireysel temaslar açısından çok fazla etkisi olduğunu söyleyemem.

Doğalgazın çözüme etkisi

Bir de, 2004’te hesapta olmayan, Doğu Akdeniz’de büyük bir potansiyeli olduğu düşünülen doğalgaz yatakları var. Bu kaynakların sürece olumlu etki yaptığını düşünüyor musunuz?

Evet. Daha ziyade Kıbrıslı Rumlar açısından olumlu etki yapacağını düşünüyorum. Her ne kadar bunu ifade etmeseler de Kıbrıslı Rumlara defalarca söylenmiştir bu. Noble Enerji CEO’su bile kendilerine söyledi: Kıbrıs sorunu çözülmezse gaz filan yok! Bunu inkâr ediyorlar. Ama bu bir gerçektir.

"Rum milletvekilleri üzerinde Rusya'nın doğrudan etkisi var"

Rusya’nın daha önceki süreçlerde olumlu bir katkı yapmadığını biliyoruz. Bu sefer doğalgaz meselesi, Avrupa’ya gidecek alternatif enerji yolları oluşturması açısından daha somut şekilde olumsuz bir etki yapması olasılığını görüyor musunuz?

Rum tarafındaki tüm milletvekilleri üzerinde Rusya’nın doğrudan etkisi var. Şu an bütün Güvenlik Konseyi üyeleri davet ediliyor ama masaya değil, diğer otele. Bir şey sormak gerekirse onlara sorulacak, onlar kendi merkezlerine rapor edecekler. Rusya da bu şekilde Cenevre'de olacak.

Doğalgazla ilgili analiziniz de doğru olabilir. Biz zaten Rusya’nın çözümü ne kadar istediğini bir türlü anlayamadık. 2004’te örneğin çok istediklerini söylüyorlardı. Ama referandumda Rum tarafı ‘hayır’ deyince durdular. Sonra da eleştirmek yerine onların yanında durdular.

Annan Planı öncesinde de AKEL’in uygulama garantisi istemesi üzerine İngilizler ve Amerikalılar, "BMGK’nın referandumdan sonra alacağı kararı öne alalım, bu anlaşmanın uygulanacağını referandum öncesi garanti edip Rumları ve AKEL’i ikna edelim" dedi. Bunun olmaması için Papadopulos hemen harekete geçti, Rusya’ya bir temsilcisini yolladı. Nitekim Rusya veto edeceğini söyleyerek bu yaklaşımı engelledi.

"Ankara da, Atina da çözüm istiyor"

Bu kez masada garantör ülkelerin liderlerinin de olması, Erdoğan ve Çipras'ın da masada olması nasıl bir etki yapacak sizce?

Alt düzeyde olan temsilciler, kendilerine çizilen sınırlar çerçevesinde manevra yapabilir. Ama liderler kendileri manevra yapabilir. Bence bu sebeple çok olumlu olacak masada olmaları. İngiltere’nin sırtında çok fazla bir küfe yok, onlar sadece üslerine bakarlar.

Ankara da, Atina da çözüm istiyor. Ama Yunanistan’ın hassas olduğu bir konu var: Güvenlik. Onlar garantörlük istemiyor, biz de olmayalım Türkiye de olmasın diyor. Yabancı askerler de çekilsin istiyorlar. Bu da tabii olumsuz bir yaklaşım ama umuyoruz ki, orada en üst düzeyde görüşme yapılınca esneklik gösterilecektir.

"Annan planına göre epeyce gelişme var"

Annan Planı’yla bugünkü metnin arasındaki farklar nedir?

Annan Planı’ndan farkı, esas itibariyle federal özden çok Kıbrıslıların alışkın oldukları bir yönetim şekline dönüşmesidir. O zaman Başkanlık Konseyi vardı, şimdi Başkanlık sistemi var. Başkan ve Başkan Yardımcısı var, bizim talebimiz bunun dönüşümlü olmasıdır. Bakanlar yine iki başkan tarafından atanacak. Ortak bir Bakanlar Kurulu olacak yani. Geçen sefer dörde ikiydi, bu kez galiba sekize beş oluyor. Hangi bakanlıklar olduğu henüz belli değil, doğrusu o ayrıntıyı bilmiyorum. Dışişleri bakanıyla Başkan’ın aynı taraftan olmaması gibi bir yaklaşım da var, yani bakanlıklar da el değiştirebilecek.

Başkanlık da Annan Planı’nda 5 yılın 40 ayı Rum, 20 ayı da Türk olacak şekilde düzenlenmişti. Bugün gelinen noktada yine Türk tarafında süre daha kısa olabilir ama dönüşümlü olmasında ısrarcılar.

Toprak konusunda henüz harita sunulmadı. Güvenlik ve garantilerde de daha bir şey yapılmadı. Ama diğer konularda bir sürü yenilik var. Bir kere Annan Planı’nda AB ile yürütülecek işbirliğinin ayrıntıları yoktu.

Yine tıkanıklık mekanizmalarının aşılması şimdiki yakınlaşmada daha ayrıntılı hâle getirildi. Bazı boşluklar vardı. Ekonomide çok boşluk vardı o zaman, onlar netleştirildi. Epeyce gelişme var, daha sürdürülebilir bir devlet yapısı oluşturma açısından. Herhangi bir tarafa daha fazla hak verme yok.

Her şey daha netleşti. Daha fazla bir şeyler elde etme peşinde olsak, o zaman bizim kazancımız Rumların kaybı olacak. "Hayır" diyen bir topluma "Daha çok ver" diyerek nasıl "evet" dedirtebilirsiniz?

Peki bu sefer "evet" dedirtmek için daha fazla taviz mi veriliyor?

Öyle olmuyor. Daha netleştirilmiş, daha onların anlayabileceği ve beğenebileceği düzenlemeler yapılıyor.

Daha beğenecekleri düzenlemeler, örneğin?..

Örneğin, Annan Planı’nda Kuzey’e gelecek Rum sayısı açısından belli oranlar vardı. Yıllar boyunca bu değişecekti, şimdi o daha kısa sürede olacak. Çünkü, bizim Rumlardan bir korkumuz yok artık. O zaman vardı. Kıbrıslı Türk nüfusun oranının yüzde 18’inden fazla Rum, Kuzey’e geçmeyecekti. Şimdi o sınır kalkıyor. Ama bu kez siyasi haklarını kullanma sınırı var. Yani Kıbrıslı Rum buraya yerleşse bile buradaki seçimlere değil yine Güney’deki seçimlere katılacak. Bu, hem bizi hem onları rahatlatıyor.

Annan Planı’na göre, Türkiye’den ve Yunanistan’dan gelebilecekler için daha geniş bir yaklaşım var, Rumlar da bunu kabul etti. Annan Planı’nda Ada’daki nüfusun belli bir oranını geçmemesi maddesi vardı, sonradan gelecekler için. Bu kez yok. Ama çözümden sonra gelecek dört Yunan'a karşılık bir Türkiyeli'nin vatandaş yapılabilmesi eklendi. Bu Annan Planı’nda yoktu ama 1960’ta Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken imzalanan anlaşmanın ekinde vardı.

"Bize artık çözümsüzlük isteyen bir toplum olarak bakılmıyor"

Bu gelişmeleri Türk tarafı açısından nasıl değerlendirirsiniz? Annan Planı’nda olmayan, bugün eklenen detaylar Türk tarafı için olumlu bir etki yapar mı, kazanç mıdır yoksa kayıp mı?

Kayıp olarak nitelemek yanlış olur. Daha netleştiği için, hem bizim için hem Rumlar için daha iyidir. Şu andaki yapıda kimin elinin daha güçlü olduğu tartışmalıdır. Rum tarafının uluslararası tanınmışlığı açısından onların eli güçlü. Öte yandan, Türkiye’nin bugünkü konumundan dolayı Türk tarafının da eli güçlüdür. Ama en büyük resme baktığımızda tabii ki Rum tarafı güçlüdür. Çünkü onlar uluslararası hukukun içinde, AB’ye üye, BM’nin içinde… Biz hepsinin dışındayız. 2004’teki pozisyonlarını koruyorlar.

Referandum sonrasında biz kabul edilebilir olmak açısından bazı adımlar attık, bir miktar da karşı adım gördük uluslararası alanda ama yeterli değil. Bize artık çözümsüzlük isteyen bir toplum olarak bakılmıyor en azından. Bu bakış açısının değişmesi bir miktar ekonominin gelişmesine yardımcı oldu. Yabancıların konut alması, yatırım yapması, burada iş kurması… Bunlar eskiden yoktu, kimsenin aklından geçmezdi.

"Ret cephesi kalabalik gidiyor"

Son olarak, KKTC’den siyasi parti liderleri de Cenevre’ye davet edildi, hepsi de katılacağını açıkladı. Bunun olumlu bir katkısı olur mu?

CTP’nin katılımının olumlu bir etkisi olur ama bizim ret cephesi kalabalık gidiyor. Eski, hiçbir şeye evet demeyen görüşmecileri de götürüyorlar. Harekete geçtiler, öyle görünüyor. Bir yandan da, Dışişleri Bakanımız Türkiye’nin telkinlerine çok açık. Biraz Ankara’dan ne geleceğine bağlı. Ama parti olarak, UBP olarak hayır propagandası yapacak olanlar çıkacaktır.

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;