Diğer Sporlar

'Spor politikası sporcusuz olmaz'

Sporun Oscar'ı olarak bilinen Laureus Spor Ödülleri'ne aday gösterilen ilk ve tek Türk olan, 2008 Paralimpik Şampiyonu okçu Gizem Girişmen, Türkiye'de spor politikasının masadan belirlendiğini, sahadaki sporculara pek söz düşmediğini söyledi.

Konular: Spor
Gizem Girişmen, Pekin 2008'de altın madalya kazandı. [Fotoğraf: AA]

Gizem Girişmen 34 yaşında. 1992 yılında geçirdiği trafik kazası sonrasında tekerlekli sandalyeye bağlı kaldı. 2004'te okçuluğa başladı. 2008 Pekin Paralimpik Oyunları'nda altın madalya kazandı. 2009'da da dünya şampiyonu oldu. Art arda gelen bu başarıları onu, sporun Oscar'ı sayılan Laureus Akademisi Ödülü adaylığına kadar götürdü. 2010 yılında, bu ödüle aday gösterilen ilk ve tek Türk sporcu oldu.

Akademik hayatını sürdüren, bir yandan da Gençlik ve Spor Bakanlığı'nda çalışan Gizem Girişmen, Ankara'daki evinde Al Jazeera'nin sorularını yanıtladı.

Laureus Spor Ödülleri'ne aday gösterilen ilk ve tek Türk sporcusunuz. Bu nasıl oldu?

Bu ödül, benim sportif kariyerimin çok üst basamaklarından bir tanesiydi. 2008 Paralimpik, 2009 Dünya şampiyonluğundan sonra 2010'da aday gösterildim. Aslında sadece sportif başarınıza bakılmayan bir ödül. Sizin o sporla toplumda ne gibi değişiklik yarattığınız da önemli bu adaylık sürecinde. Spora başlamasına vesile olduğum takım arkadaşlarım var. Komitelerde önemli çalışmalar yaptım. Tüm bunların etkisi olduğunu düşünüyorum. 2010 yılında ben engelli sporcu dalında altı adaydan biriydim. Oscar töreni gibiydi adeta. Abu Dabi'de düzenlenmişti. Hem ülkem hem de kendi adıma çok gurur vericiydi.

Kariyeri boyunca Girişmen'in hiç sponsoru olmadı. [Fotoğraf: Al Jazeera Türk]

2020 Olimpiyat adaylığı sürecinde görev aldınız. İstanbul'un 2020'yi alamamasında, adaylık dosyasındaki engellilerle ilgili başlıklar ne kadar etkiliydi?

O oyunları alamamamızın birçok sebebi var. Ev sahibi şehrin seçileceği oturumda, Uluslararası Paralimpik Komitesi IPC'nin sadece bir tane oyu var aslında. Ama bu, "Paralimpik sadece bir oyla temsil ediliyor" demek değil. Çünkü bir paket program. Siz bir ülke olarak, bir şehrinizde, Olimpiyat ve Paralimpik oyunlarını düzenlemeye aday oluyorsanız, zaten şehir altyapınızı engelli sporculara göre düzenlemeyi de taahhüt ediyorsunuz.

Dolayısıyla bu altyapıya sahip ülkeler daha avantajlı başlıyor. Adaylığımız sırasında Olimpiyat ile birlikte Paralimpik Oyunlar kültürünü bir miktar da olsa yaygınlaştırabildik diye düşünüyorum. Bu bir kayıp değil; bizi ilerisi için daha da motive etmeli diye düşünüyorum. Aslında öğrendiğimiz çok şey oldu. Ben sporcu olarak çok şey öğrendim, eminim ülke komitemiz de çok şeyler öğrenmiştir.

Bir şehrin Paralimpik Oyunlar'a ev sahipliği yapabilmesi için gerekli bir altyapıdan bahsettiniz. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'yi hangi noktada görüyorsunuz?

Bu soruya şöyle cevap vereyim: Ben 1992 yılında bir trafik kazası geçirdim ve o trafik kazasından sonra omurilik felciyim. Tekerlekli sandalye kullanıyorum. 1992'den beri o farkındalık içinde ülkemin çeşitli yerlerini gezdim. Koşullarımızı iyileştirebilmemiz için önümüzde çok büyük bir hedef olmalı diye düşünüyorum. Türkiye'de engelli olarak yaşamak kolay mı? Hayır değil. Evinizden dışarı çıktığınız anda belli sıkıntılarla karşılaşabiliyorsunuz. Bunları tespit edip çalışmak açısından Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları adaylığımız çok önemliydi.

Onlar olsa da olmasa da biz bu hedefleri gerçekleştirmeliyiz diye düşünüyorum. Çünkü çok ciddi bir nüfusumuz engelli. Dolayısıyla her vatandaşının eşit katılım hakkına sahip olduğundan hareketle, o oyunları düzenlemesek de gerekenleri yapmalıyız.Özellikle İstanbul için konuşacak olursam, düzeltmemiz gereken çok alan olduğunu düşünüyorum ve bunu yapmak için de güzel bir amacımız ve hedefimiz var.

Paralimpik Oyunlar, aynı Olimpiyatlar gibidir. Oraya herkes gidemiyor. Ama bu çok fazla algılanmıyor ve toplumda anlaşılmıyor. Sanki engelli sporcular kendi aralarında bir oyun oynuyormuş havası çiziliyor çoğu zaman. Bu çok üzücü bir şey.

by Gizem Girişmen


Sporculuğunuzda ya da aktif olarak görev aldığınız komitelerde karşılaştığınız en büyük güçlük ne?

Engelli olduğunuz zaman, kendinizi bir kere çok ciddi ispat etmek zorunda kalıyorsunuz. 1-0 geride başlıyor pozisyonundasınız. "Bakın benim de bu potansiyelim var, beni fark edin" diye, normalden biraz daha fazla çaba ve efor sarf etmeniz gerekiyor. Bu, zor bir durum. Spor alanında şunu söyleyebilirim: Paralimpik Oyunlar, aynı Olimpiyatlar gibidir. Oraya herkes gidemiyor. Belli kotaları geçmek zorundasınız. Ben 2008 Paralimpik Şampiyonu ve eski dünya şampiyonuyum.

Kimse bana, "2016 Rio Paralimpik Oyunları'na buyrun gelin Gizem Hanım. Rio'yu şenlendirirsiniz" demiyor. Böyle bır yaklaşım yok. Olimpiyatlarla aynı performansı göstermelisiniz ki gitmeyi hak edin. Ama bu çok fazla algılanmıyor ve toplumda anlaşılmıyor. Sanki engelli sporcular kendi aralarında bir oyun oynuyormuş havası çiziliyor çoğu zaman. Bu çok üzücü bir şey. Ben kendimden örnek verebilirim. Paralimpik Oyunları'ndan önce günde yedi saat antrenman yaptım. Ağlayarak ok attığım zamanlar da oldu ama ben hiçbir zaman vazgeçmedim. Çünkü sporun doğası budur. Vazgeçmemektir. Bir hedefiniz varsa oraya gitmektir. Bunun anlaşılması gerek, Sporun temsil ettiği değerler, Paralimpik'te de aynı, Olimpiyatlar'da da aynı. Ben ulaşamadığımız birçok değerle, ülke olarak potansiyelimizi kaybettiğimizi düşünüyorum. En zorlayıcı kısmı bu.

Paralimpik şampiyonluğunun hayatınıza etkisi ne oldu?

Kendini iyi tanıyan, ne istediğini iyi bilen ve bunun için planlama yapıp çalışan bir bireyim. Ne değişti derseniz; bir kere üst seviyede bir hedef koyuyorsunuz ve bu hedefe ulaşıyorsunuz. Bu, kişisel anlamda çok büyük bir tatmin. Bunun yanı sıra o şampiyonlukla birlikte toplumda bazı şeyleri değiştirmeye olanak buluyorsunuz. Medya sizi tanıyor. Sizin söyledikleriniz belki sürekli evinde oturan bir engelli için çok daha fazla şey ifade ediyor. İnanın bunlar, benim evimde duran madalyadan çok daha önemli. O anlamda hayatımda bazı şeyler değişti. Artık söylediğim bir söz, başkalarının hayatını çok daha farklı etkileyebiliyor.

Az önce Olimpiyatlar'a giden zorlu süreci anlattınız. Rio 2016'da da yarışmayı düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse sizi nasıl bir program bekliyor?

Rio 2016'da yarışmak için kota alımı bugünlerde başlıyor okçuluk için. Bu süreçte belli yarışmalara katılıp belli dereceleri almam gerekiyor. Şu an eğitim hayatım ve aktif iş yaşamım nedeniyle, antrenmana çok fazla zaman ayıramıyorum. Dolayısıyla 2016'ya sporcu olarak katılabilir miyim? Bu şu an için net cevap verebileceğim bir soru değil. Ama görevli olarak orada olacağım. Ama şöyle de bir avantajım var: Okçuluk çok ileri yaşlara kadar yapılabilen bir spor ve ilerleyen yaşımda da dönmek istediğim zaman böyle bir avantajım olacaktır diye düşünüyorum. İlerleyen zamanlarda, hedeflerim arasında Türkiye'nin spor politikasına, bir sporcu bakış açısıyla yön verebilmek ve bunu daha da iyileştirebilmek var. Daha fazla sporcuya ulaşabilmek ve Türkiye'nin hak ettiği, daha iyi yerlere gelebilmesi için kendi adıma katkı sunmak var.

Yurt dışında dopingle mücadele komitesinden tutun da en ufak komisyona kadar her türlü oluşumda, en az bir sporcuyla, sporcu bakışı temsil ediliyor. Bunu ülkemizde de yaygınlaştırmak gerek.

by Gizem Girişmen


Türkiye'nin spor politikasında, sporcu bakışının eksik olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Ben açıkçası Türkiye'de sporcu bakışınını eksik olduğunu düşünüyorum. Buna komiteler düzeyinde bakabilirsiniz, kuruluşlar düzeyinde bakabilirsiniz. Biraz sporcu bakışı eksik. Bunu fark etmek çok önemli. Bunu fark edebildiğimiz zaman, gerekli politikalara, bilgiye ve deneyime sahip, katkı sağlayabilecek sporcuları getirebiliriz. Yurt dışında dopingle mücadele komitesinden tutun da en ufak komisyona kadar her türlü oluşumda, en az bir sporcuyla, sporcu bakışı temsil ediliyor. Bunu ülkemizde de yaygınlaştırmak gerek diye düşünüyorum. Ama nerede durduğumuzu tespit etmek, varmak istediğimiz nokta için önemli bir başlangıç.

Sporcu bakışı, spor politikasını nasıl değiştirebilir?

Her şeyden önce spor, sporcudan bağımsız düşünülebilen bir olgu değil. Siz eğer o kopukluğu giderirseniz, bir bütünlüğü yakalamış olursunuz. Sahadan gelen insanların yaşadığı sorunları bir masa etrafında tartışırken, pratikte nasıl olduğunu da anlamalısınız.

Bireysel bir spor yapıyorsunuz. Masraflarınızı nasıl karşıladınız? Sponsorunuz var mı?

Türkiye'nin en büyük sorunlarından bir tanesi sponsorluk. Bir sporcu olarak ben bunun en güzel örneğiyim. 2004'te okçuluğa başladım. 2008'de Paralimpik şampiyonluğum, 2009'da dünya şampiyonluğum var ama ben bugüne kadar bir tane sponsorla bile anlaşma imzalamayan bir sporcu olarak duruyorum karşınızda. Bu, Türkiye gerçeğinin bir yansıması. Ben nispeten tanınmış bir sporcuyum. Bunu ben başaramadıysam eğer, diğer sporcuların durumunu herkesin düşünmesi gerekiyor. Çünkü spor dediğimiz zaman Türkiye'de aklımaza gelen tek şey futbol. Ne yazık ki futbol.

Ben kendimden şöyle bir örnek verebilirim. Okçuluğa başlama aşamamızda, ben annemden rica etmiştim ok ve yay almasını. Annem olumlu karşıladı ve aldık. Sadece yayın fiyatı 7 bin lira. Okların tanesi neredeyse 100 lira. Federasyon daha sonra malzeme yardımı yaptı ama bir sporcuya sadece malzeme desteği yapmakla iş bitmiyor. Tekerlekli Sandalye tenisçimiz Büşra Ün var mesela. Ben onun mentörlüğünü yapıyorum ve sportif kariyerini birlikte planlıyoruz ama sponsoru olmadığı için katılması ve puan alması gereken hiçbir turnuvaya gidemiyor. Dünya sıralamasında yükselemiyor ve dolayısıyla Paralimpik Oyunları'na da katılamıyor. Büşra'nın özelinden yola çıkarak söylüyorum bunu, ama Türkiye'de böyle çok fazla sporcu var. Yetenekleri var, hedefleri var, yol da belli ama maddi imkânsızlık yüzünden bunu başaramıyorlar.

Ödül yönetmeliği de çok tartışılıyor. Uluslararası başarılardan sonra devletin verdiği ödüllerin hiç katkısı olmuyor mu?

Türkiye'de sporcu olmak zor. Amatör sporcu olmak çok zor. Zorlu bir kariyeri, zorlu bir hayatı seçmek demek. Ödül yönetmeliğine gelecek olursak, sürekli meblağların büyük olduğu tartışılıyor. Ama bir sporcu, o sporu yapmaya başladığı zaman destek görmezse, zaten başarıları sonrasında da o ödülleri kazanabilecek aşamaya gelmesi çok zor. Hatayı şurada yapıyoruz. Bir sporcu yetenekliyse, onu o başarıya taşıyacak yolda desteklememiz gerekiyor.

En başından desteklememiz gerekiyor ki, daha fazla sporcuya ulaşalım ve madalya sayımızı artıralım. Olduktan sonra önüne dünyaları sermek tabii ki başka kapılar açabiliyor ama sistemin değişmesi lazım. Sporcunun kariyerine başlarken desteklenip, sonra bir miktar daha az ödül verilmesi olabilir sistem. Her şey sporculuğun da uzmanlık gerektiren bir meslek olduğunu kabul etmemizle başlıyor. Biz henüz bunu yerleştirememişiz.

Kaynak: Al Jazeera

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;