Türkiye

Türkiye'nin çocuk hakları karnesi

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları günü... "Çocuk hakları konusunda yasalarda önemli eksiklik yok, sorun yargıdaki uygulamalarda." Tespit, Çocuk ve Haklarını Koruma Platformu Hukuk Komisyonu Başkanı Bahadır Erdem’e ait. Erdem "çocuk gelin" ifadesine de karşı.

Prof. Bahadır Erdem çocukları korumanın devletin yükümlülüğü olduğunu söylüyor. [Fotoğraf: İlker Taş/Al Jazeera Türk]

Profesör Dr. Bahadır Erdem aile hukuku uzmanı. 14 sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek oluşturduğu Çocuk ve Hakları Koruma Platformu’nun da Hukuk Komisyonu Başkanı.

Erdem, Türkiye’de çocuk haklarını düzenleyen ve kollayan mevzuata ilişkin ciddi bir eksiklik olmadığına, asıl sorunun uygulamada olduğuna dikkat çekiyor: 

“Türkiye ev ödevlerini her zaman güzel yapar. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde aslında herkesi şaşırtacak kadar demokratik, insan haklarına ve Avrupa standartlarına uygun, çocuğu da koruyan bir sisteme sahibiz. Ama burada önemli olan uygulama. Uygulamanın hukuk mevzuatına uygun olarak gelişmesidir. Ona uygun olarak uygulanmasıdır. Kim sorumlu? Hem sosyal kurumlar hem de yargı. Savcısıyla, hâkimiyle…” 

"Hâkimler çocuğu korumalı" 

Profesör Erdem yargının çocuğa karşı işlenen suçlarda indirim maddelerini işletmemek zorunda olduğuna dikkat çekiyor. En çok da Yargıtay’ın verdiği kararlara tepki gösteriyor. Erdem buna bir örnekle açıklık getiriyor:

"Yakın zamanda basına yansıyan bir dava var. Küçük çocuğa amcası 5 yıl boyunca cinsel istismar suçunda bulunuyor. Kız ancak 5 sene sonra, yani 10 yaşına geldiğinde bunu annesine söyleyebiliyor. Bakırköy 11. Ağır Ceza Mahkemesi sanığa 18 yıl hapis cezası veriyor. Bu kararı, sanığın iyi halinden 14’e düşürdü. Sonra mahkeme Yargıtay’a gitti. Yargıtay bunu bir alt cezaya soktu ve bozdu. Bozma kararını da kızın bakire olmasına bağladı.”

Erdem bu kararların neye göre verildiğine anlam veremediğini söylüyor. Çocuğa karşı işlenen suçlarda -örneğin istismar, tecavüz, cinayet- bunun en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğinin altını çiziyor.

Özellikle çocuğa karşı suç işleyenlerin devlet görevlileri olduğu takdirde sonucun çok da değişmediğinden dert yanan Erdem, bu tip davalarda hâkimlerin devleti koruduğunu söylüyor:

“Affetme duygusu ağır basıyor. 'Aman düzen bozulmasın anlayışı' devreye giriyor.  Bu yanlış bir anlayış. Ama acı olan şu: Bu aslında toplumun anlayışı. Burada korunması gereken kim? Çocuktur."  

"Hükümet ödevini yaptı"

Prof. Erdem, AKP hükümeti döneminde çocuğa karşı işlenen suçlara verilen cezaların ağırlaştırıldığını söylüyor:

"Hükümet çıkardığı yasalarla bu suçları ağırlaştırdı. Ceza Kanunu’nda çocuğa karşı işlenen cinsel istismar suçlarına çok ağır hükümler geldi. Bunlar ciddi ve önemli adımlardır. Adli Tıp'a gidip gelmeyi kaldırdı. Bu çok can sıkıcı bir durumdu örneğin. Bunu düzenleyen torba yasa Haziran ayında çıktı. Haziran’da çıkan kanunun, uygulamada hazmedilip kararlara da geçebilmesi için önümüzde daha zaman var. Yargının bu düzenlemeleri içselleştirmesi gerekiyor. Artık çok ağır cezalar var.” 

Türkiye'de yasalara göre 16 yaşından itibaren ailenin onayıyla resmi nikah kıyılabiliyor.

“Çocuk gelin demeyin”

Erdem "çocuk gelin" ifadesine de karşı çıkıyor, bunun kullanılmamasını istiyor: 

“Gelin toplum tarafından sevimli bir unsurdur. Gelin, gelinlik, düğün gibi şeyler bir heveslendirme, bir özendirme içerir. Dolayısıyla gelin lafını hiç kullanmamamız lazım. Biz reşit olmayan küçük kızımızı eğer dini yolla beraberliğe zorluyorsak, burada evlilikten bahsedemeyiz. Bu resmen tecavüzdür. Dolayısıyla çocuk gelin lafını toplum da, medya da unutsun.”

Kızların çocuk yaşta evlendirilmelerinin toplumun kanayan yarası olduğunu söyleyen Erdem, bunun önüne ancak ağır ceza hükümleriyle geçilebileceğini düşünüyor. Dinî nikah kıyan imamlara bu sebepten dolayı 6 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası verilmesi gerektiğini savunuyor.

BM Çocuk Sözleşmesi’ndeki 3 madde

Türkiye, 1994 yılında Çocuk Sözleşmesi'ni imzaladı. 54 maddeden oluşan bu sözleşme çocuk haklarının korunmasını amaçlıyor ve taraf devletlere belli yükümlülükler getiriyor.

Ancak Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 17, 29 ve 30. maddeleri hükümlerini T.C Anayasası ve Lozan Anlaşması hükümlerine uygun olarak çekince koydu. Bu maddeler, farklı dile mensup çocukların kendi dilini kullanma hakkını içeren maddeler.

Erdem’e göre, Türkiye’nin çekindiği kesim Ermeni, Rum ya da Yahudi vatandaşlar değil; Kürtler.

Erdem çözüm sürecindeki Türkiye’nin artık bu çekinceleri kaldırma zamanının geldiğini düşünüyor:

“1994 Türkiye'si ile 2014 Türkiye’si arasında ciddi fark var. Açılım sürecinde, toplumun artık birbirinin derdini görmeye zorunlu olduğu bir ortamda, hele çocuk söz konusuysa, bu çekincenin kaldırılması gerekiyor.”

Kaynak: Al Jazeera 

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;