“Yeni bir küresel düzen oluşturuluyor. Bunun da bir oyunu var” diyor enerji stratejileri konusunda uzman eski diplomat Mehmet Öğütçü.

Ona göre enerjide dünyanın arz ve talep haritalarının değişmesi, bugünlerde Ortadoğu’da içinden geçilen istikrarsızlık döneminin ana sebeplerinden biri.

“Bugün ile 2035 arasında yaklaşık 37 trilyon dolar yatırmak gerekiyor enerji ve enerji bağlantılı alt yapıya. Nerede bu para? Yatırılacak yerlerde istikrar var mı, geri dönüşü olacak mı bu paranın? 37 trilyonu yatırmadan önce bir düşünürüm” diyor özel sektörde enerji merkezli çalışmalarına devam eden Öğütçü.

Küresel değişimler, eski ve yeni oyuncular

Yeni küresel oyunu başlatan etmenlerin başında güçlü ve enerji ihtiyacı büyük ekonomilerin ortaya çıkışı, buna bağlı olarak ticaret yollarının da değişmesi var. Örneğin Çin’in 54 ülkeyi kapsayan, 150 milyar dolar harcayarak geliştirdiği İpekyolu projesi. Bununla beraber eski oyuncular da önemini yitiriyor; ABD petrol ve doğalgaz açısından kendi kendine yetecek seviyeye geliyor ama yirmi yıl içinde askeri üstünlüğünü de muhtemelen yitirecek. AB’nin esamesi okunmuyor, Japonya yaşlanıyor. 

Öğütçü'ye göre, bütün bu gelişmeler petrol ve doğalgazın arz-talep haritasını da değiştiriyor, ayrıca Ortadoğu'da taşların yerinden oynamasına neden oluyor. Özellikle ABD’de kayalardan özel bir teknolojiyle elde edilen kaya petrolü ve gazı sektörünün, hem ABD’nin hem de petrol konusunda belirleyici olan Suudi Arabistan’ın politik tutumlarını etkiliyor: 

ABD, eskiden oraya ağır bir biçimde bağımlı olduğu için üsler kurmuştu, askeri müdahalede bulunuyordu ‘Aman düzen devam etsin’ diye. Gerekirse despot yönetimleri destekliyordu. Çin aynısını yapmayacak ama ABD kadar uyanık olacak bölgede. Suudi Arabistan ile ilişkiler, İran, Sudan, Yemen, Umman gibi ülkeler Çin açısından stratejik önemi artmış ülkeler. Hemen olmasa da üç, beş, on yıl içinde Çin’in oralarda jeopolitik ağırlığını arttırmasını bekleyebiliriz. Askeri pazularını geliştirmesini bekleyebiliriz. Çin ekonomisinde gazın payı yüzde beş civarında. Bunu yüzde 15 yapmak istiyorlar. Dünya ortalaması yüzde 22’dir. Bu gaz nereden gelecek? Orta Asya’dan. LNG olarak Nijerya’dan ya da Avustralya’dan. Bunların hepsi de Malakka Boğazı’ndan geçiyor. Dünya petrol, gaz, emtia ticaretinin çok büyük bir yüzdesi buradan geçer. Burada adanın iki tarafını da koruyan ABD  7. Filosu. Çin Halk Kurtuluş Ordusu generali olsam geceleri uyku girmez gözüme. Ya bunu keserlerse diye.”

“Suudi Arabistan pimi çekti ortaya attı”

Geleceğimiz Asya'da mı?”, “Yükselen Asya”  “2023 Türkiye Yol Haritası” adlı kitapları bulunan ve dünyada değişen enerji denklemini anlattığı kitabı yakında basılacak olan Ögütçü, İran ve Suudi Arabistan arasındaki gerginliğin yeni bir aşamaya gelmiş olmasını da ‘Suudi Arabistan pimi çekti, ortaya attı’ diye tarif ediyor ve bunun enerjiyle ilişkisini özetle şöyle anlatıyor: 

"Günde on milyon varil petrol ihraç eden Suudi Arabistan OPEC’in de hükümdarı. Ama İran’a yönelik ambargolar kalktıktan sonra İran ve İran’ın denetimi altındaki Irak, Suudi Arabistan kadar petrol üretmeye başlayabilecek. OPEC’te dengeleri değiştirecek ve petrol piyasalarında bolluğa neden olacak. Ayrıca, yatırımcıların İran’a girmesi de Suudi Arabistan’ın istediği bir durum değil. Yatırımcıların iştahını kapatacak olansa bölgede istikrarsızlık olması. Bir de Körfez İşbirliği Teşkilatı içinde ‘Artık İran ile iyi geçinsek mi’ diye düşünen ülkeler var. Suudi Arabistan onları yanında tutabilmek için kutuplaştırıcı bir siyaset izlemeyi tercih etti."

ABD artık Ortadoğu petrolüne bağımlı değil

Öğütçü, Suudi Arabistan’ın petrol fiyatlarını da düşürmeyi göze alarak, OPEC içinde itirazlara rağmen, petrol ihracatını düşürmeye yanaşmamasının arkasında ABD’deki kaya petrolü sektörünü de yavaşlatmak olduğu iddialarını da doğru buluyor. Ama ona göre, ABD’deki kaya gazı ve petrolü sektörü de dirençli çıktı. Düşen fiyatlara dayanabiliyor. Fakat bu durumun asıl etkisi, ABD’nin Ortadoğu politikasının değişmesi:

Kaya gazı ve petrolü sayesinde ABD ilk defa tarihinde kendi kendine yeterli. Bununla kalmıyor, ihracat kapasitesi geliştiriyor. Kaya gazını da ihraç etmeye başlıyor. Artık Suudi Arabistan’a, Körfez’e bağımlı değil. O bölgeye bağımlılığı yüzde 16. Yani enerjide eli rahatladı. Eskiden jeo-politik pazılarını şişirmesinin nedenlerinden bir tanesi oydu. ABD kamuoyunda ve karar alıcılar düzeyinde de bir kanaat yerleşmeye başladı; 'Biz bu bölgeye bu kadar giriyoruz çıkıyoruz da, bize ne getiriyor? Çinliler bile petrolünü, gazını buradan alıyor ama oh.. tankerler alıyor Şangay’da indiriyor. Niye bedelini biz ödüyoruz? İran ile biz uğraşıyoruz. Üsler kuruyoruz. Korsanlarla biz uğraşıyoruz.' Dünya kadar para, insan kaybı.”

Yeni güç bölgesi Asya Pasifik

Öğütçü bu açıdan bakıldığında basit bir kâr zarar hesabı bile yapılsa, ABD’nin Ortadoğu’ya artık eskisi kadar müdahil olmasının anlamının kalmadığını vurguluyor. Ama tabii yine de, Ortadoğu’dan tam olarak da çekilmiş değil, zira oradaki herhangi bir sorun, dünya fiyatlarını etkileyeceği için ABD’yi de etkileyecek. Fakat bunlar yine de ABD’nin yeni bir küresel strateji geliştirmesine engel olmadı. Öyle bir stratejiydi ki bu, Ortadoğu ülkelerini de yeni pozisyonlar almaya zorladı:

Hillary Clinton’ın Dışişleri Bakanlığı döneminde yeni bir strateji geliştirdiler. 'Menfaatlerimiz Ortadoğu’da sınırlı. Bizim menfaatlerimiz Asya- Pasifik’te. Yapmamız gereken Çin’i çevrelemek, oradaki geleneksel müttefiklerimizi Kore, Japonya ve Filipinleri kollamak.' Geleceğin güç bölgesi Asya-Pasifik’e kayıyor. Bu ABD açısından iyi bir stratejiydi ama yüksek sesle söylenmemesi gereken bir stratejiydi. Açık ettikten sonra İran da gördü bunu, dedi ki, ‘Demek ki ABD, Suudi Arabistan için, Katar için kendini ateşe atmaz’ Ondan sonra Suudilerin telaşı başladı.

Boşluğu Ruslar dolduruyor

Öğütçü, ABD bölgeden çekilirken oluşan boşluğu Rusların doldurmak için harekete geçtiğini, Suudi Arabistan’ın Rusya’yı kendi yanına çekmek için çabaladığını, para dolu bavullarla Moskova’nın kapısını aşındırdığını ama küresel güç olduğunu kanıtlamak isteyen Rusya’nın ve ‘satranç oyuncusu gibi düşünen Putin’in' İran’ı tercih ettiğini söylüyor:

“Ortadoğu’da, Doğu Akdeniz’de varlık gösterecekse zamanlama mükemmel. ABD bölgeden çekiliyor, IŞİD ile kimse karaya asker göndererek uğraşmak istemiyor. Böyle bir dönemde [İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı] Kasım Süleyman kendini Moskova’da buluyor. Düzeyi el vermemesine rağmen Putin ile karşı karşıya oturuyor. Diyor ki 'Arkadaş önümüzdeki üç ay kritik. Esad’ın yardımına gittik, gittik. Gitmedik, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan koalisyonu devirecek. Yeni bir takviye aldılar, bayağı da ilerliyorlar. Küçük bir fırsat penceresi var. Tek başıma girersem Şii-Sünni çatışmasına dönüşür. Ben Hizbullah’ı gönderirim, kara desteği sağlarım ama havadan senin korumana ihtiyacım var. Bu bölgede varlık göstermek istiyorsan Lazkiye’deki donanma üssünü tutmak istiyorsan bu son şans.' Bu yaklaşımla gidiyor ve Tahran, kolundan tutup, Putin’i Suriye’ye getiriyor. Putin de bunu çok mantıklı görüyor. İçeride destek zayıflamaya başlamış. Kamuoyunu arkasında birleştireceği yeni bir duruma ihtiyacı var. Biraz Tahran’ın akıl hocalığı ile geldiler.”

'Türkiye oyun kurucu olmayabilir'

Türkiye’nin hava sahasını ihlâl eden Rus Savaş uçağını düşürmesiyse, Öğütçü’ye göre, Rusya’nın Ukrayna, Gürcistan ve Baltık ülkelerine yönelik politikaları karşısında etkili olamamış Batı’nın da takdirini aldı ama bunun bedeli de olacak. Bu bedel, Türkiye’nin oyun kurucu olma özelliğini yitirmesi olarak ödenebilir.

Bu anlamda Öğütçü, bağımsız Kürt Devleti tartışmalarına ve Türkiye’deki Kürt sorunun geldiği noktaya da dikkat çekiyor.

ABD ve İngiltere bağımsız Kürt devletini istemiyor

Şu aşamada sanıldığının aksine bağımsız bir Kürt devletine en büyük itirazın ABD ve İngiltere’den geldiğini anlatan Öğütçü, kendileri açısından tarihsel bir fırsat yakalamış olsalar da Kürtlerin bölünmüş olduğunu da hatırlatıyor.

 “Türkiye’de Kürtlerin sisteme entegre edilmesi, istikrarının sağlanması çok önemli bir hamle olurdu. Bölgedeki denklemi değiştirdi. Ama Türkiye ne zaman 'Çin Seddi'nden Adriyatik’e biz varız, Ortadoğu bizden sorulur' gibi böbürlenmelere girse, Türkiye’yi yerli yerine oturtuyorlar. Ben bunu Sovyetlerin çöküş döneminde diplomat olarak yaşamıştım. Arap Baharı öncesinde bölgenin parlayan yıldızıyken geldiği noktaya bakarsanız, bu yalnızca hükümetin başarısızlığıyla izah edilemez. Menfaatleri zarar görenler, canınızı yakarlar. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. Bunun araçları her zaman vardır. Bütün imkanları kullanırlar ve sizi etkisiz hale getirirler. Şu anda yaşananların sebeplerinden biri budur.”

Türkiye’nin ihtiyacı olan...

Öğütçü’ye göre merkezinde enerjinin olduğu yeni bir küresel düzen oluşurken ve bunun oyunu oynanırken üstelik taşların yerine oturması da zaman alacakken Türkiye’nin ihtiyacı olanlar ise belli:

Türkiye hiç kuşkuya yer vermeyecek şekilde süper güç. Lâkin hamlelerini bu güce yakışır bir biçimde yapamıyor. Dışişlerinde çalışırken, umarım yukarıda bir üst akıl vardır, diye düşünürdüm. Yukarı doğru çıktıkça olmadığını gördüm. Stratejik akla ihtiyacı var. İkincisi ekonomide, toplumda, siyasette ortak paydalarda buluşmak gerek, çok kutuplaştık. İçeride uzlaşma olmadan, dışarıda varlık gösterilemez çünkü.

Kaynak: Al Jazeera

Röportajın tam metni için tıklayınız.