Blog

Kudüs sendromu

Her yıl binlerce kişide bu sendrom gözleniyor.

Konular: Filistin, İsrail
Kubbet-üs-Sahra
Eski Kent bütün semavi dinler için kutsal addediliyor. [BevosAngryGhost, flickr]

Kudüs Sendromu adı ilk kez 1930'lu yıllarda Kudüslü psikiyatrist Heinz Herman tarafından konan bir hastalık. Kişinin Kudüs’e gelmesi ile başlayan ve kentte kalındığı süre içinde dini halüsinasyonlar,  takıntılar geliştirmesi durumu. Bir tür delilik hali yani.

Hastalık oldukça ilginç: Kudüs Sendromu, Kudüs’e gelmeden önce ruhsal olarak tamamen sağlıklı ve dengeli olan bir kişinin buraya geldikten sonra yavaş yavaş aşırı dindarlığa yönelmesi ile kendini gösteriyor. Daha çok burayı ziyaret eden turistlerde görülüyor ve kişi kentten ayrıldıktan sonra hiçbir iz bırakmadan iyileşiyor.

Hastalığın üç tipi var: Her üç tipte de hastalar genelde zararsız, ama her türlüsünde dini sebepler veya motiflerle ilgili çeşitli takıntılar geliştiriyorlar. Kimisi Mesih olduğuna inanıyor, kimi ben İsa peygamberim diye geziyor, kimi de elinde asa Kızıldeniz’i ikiye ayırmanın derdine düşüyor. Bazı hastalar aşırı uç tarikatlara üye oluyor, bazıları ise tüm dünyevi işleri bırakıp kendini ibadet etmeye veriyor.

Her yıl hemen hemen iki milyon turistin ziyaret ettiği Kudüs’te bu sendroma yakalanma oranı yüzde iki civarında…

Bu, tıptaki Kudüs Sendromu. Dedim ya, kentten ayrılınca iyileşiyor insan. Bir de buradan ayrılamayanların yaşadığı, hem de her gün tekrar tekrar yakalandıkları bir Kudüs Sendromu var. Ben ona “Kudüs’te Yaşama Sendromu” diyorum.

Tüm göksel (semavi) dinlerinin en önemli merkezlerinin başında gelen Kudüs’te yaşamak zor. Musevi iseniz zor, Hristiyan iseniz zor, Müslüman iseniz daha da zor.

Aşırı dinci Museviler Kudüs’ün belli mahallelerinde yoğunlaşmışlar. Bir komün havası içinde yaşıyorlar. Bu mahallelerde onların kuralları geçerli. Kadınlar ve erkekler Tevrat’ta tasvir edilen şekilde giyinmek zorunda. Eğer laik bir Yahudi iseniz bu mahallelerde oturamıyorsunuz. Grup sizi onlardan olmadığınız için arasına kabul etmiyor.


Ağlama duvarını her gün birçok Yahudi ziyaret ediyor. [RVillar, flickr]

Musevi inanışına göre cumartesi günü Allah’ın çalışmayı yasakladığı Şabat günü. Bu günler ibadet ve dinlenme ile geçirilmeli, ateş yakılmamalı, teknolojik hiçbir araç gereç kullanılmamalı. Şabat günleri, bu mahallelere araba girmemesi için sokak başlarına polis barikatları kuruluyor. Eğer Cumartesi günleri yanlışlıkla araba ile buradaki sokaklardan birine girecek olursanız aracınızı taşlıyorlar. Zira Şabat’ta araç kullanmak günah.

Eski Kent’in de içinde olduğu Kudüs’ün doğu tarafı Arapların. Hem Müslüman hem Hristiyan Araplar ikamet ediyor burada.

Cuma namazları öncesinde tüm Kudüs polis teşkilatı Eski Kent civarında mevzileniyor. Özellikle bölgede gerilim artmış ise 45 yaş altındaki gençler Eski Kent içine sokulmuyor. Evine gitmek isteyen, okuldan dönen binlerce genç tek tek aranıyor. Şüpheli görünenler kimlik kontrolleri bitene kadar gözaltına alınıyor. Cuma günleri Eski Kent civarında trafik felç oluyor. Polisin kapattığı yollardan ister Musevi olun, ister Müslüman, ister Hristiyan, eve gitmeniz sorun oluyor.

Eski Kent hepi topu bizim Kapalıçarşı kadar bir yer. El Aksa Camisi burada, Ağlama duvarı burada, Kıyamet Kilisesi burada.

Hollywood film sahnelerini andıran bir havası var. Bir tarafta başlarında fötr şapkaları ile hızlı hızlı yürüyen Ultra Ortodoks Yahudi erkekleri, diğer tarafta siyah cübbeleri içinde papazlar, başka bir yanda da ellerinde seccadeleri ile namaza yetişmeye çalışan Müslümanlar…

Bu coğrafyanın karmaşıklığını ve çok renkliliğini eğer çabucak anlamak isterseniz Eski Kent’te bir kahve içimi zaman geçirmek yetiyor.

Rengarenk, karmakarışık ve gergin…

Kısacası Kudüs’te yaşamak her gün yakalandığınız bir hastalık gibi. Sizi halsiz kılan, yoran… Bir yandan her an bir canlı bombanın patlama ihtimali ile günlük hayata devam eden, ama içlerindeki o “ne zaman patlayacak” korkusunu atamayan Yahudiler, diğer yanda da her gün başka bir yere kurulan kontrol noktalarında saatlerce sıralarını bekleyen Araplar…

Ama her türlü derdine, sıkıntısına rağmen herkesin gününün bir anında aklından mutlaka geçirdiği o cümle: İyi ki Kudüs’teyim!

Elif Ural

1974 İzmir doğumlu. İlkokul sonrası İzmir Özel Amerikan Lisesi’ne devam etti. Ege Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda öğrenci olduğu zamanlarda İzmir’de gazeteciliğe başladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;