Dosya

Devletin PKK ile ilk teması

Kürt Sorunu'nun çözümüne yönelik ilk sivil adımlar 1990'lı yılların başında Turgut Özal'ın cumhurbaşkanı olduğu dönemde atıldı. PKK ile diyalog kurulsa da, 'şiddet' bu adımların önünde en büyük engeldi.

Kuzey Iraklı liderlerin 'dayı' diye hitap ettikleri Cumhurbaşkanı Özal, federasyon modelini gündeme getirmişti. [AA]

Türkiye için 1991 yılı pek çok yönüyle Kürt Sorunu'nda yeni bir sayfa niteliğindeydi. O yıl gerçekleşen seçimlere Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) listelerinden giren Halkın Emek Partisi (HEP) adaylarından Leyla Zana, Hatip Dicle, Ahmet Türk, Mahmut Alınak, Orhan Doğan, Sırrı Sakık, Selim Sadak ve Sedat Yurttaş gibi isimler milletvekili seçilerek mecliste Kürt kimliğinin temsilcisi oldular.

Aynı yıl Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın Iraklı Kürt lider Celal Talabani’yle Ankara’da yaptığı görüşme devletin dolaylı yoldan PKK ile ilk temasının habercisiydi.

Kürt Sorunu'na ilişkin sivil çözüm önerilerinin daha çok konuşulduğu bir dönem yaşanıyordu. Seçimlerden birinci parti olarak çıkan Doğru Yol Partisi'nin de Güneydoğu’daki terör sorununu Kürt Sorunu'ndan ayrıştırıcı söylemler geliştirmesi, kurulacak yeni hükümetten sorunu çözme konusunda beklenti yaratacaktı.

Ancak PKK aynı dönemde yeni bir strateji geliştirerek, silahlı faaliyetlerini kırsal alanlardan kentlere yönlendirme kararı aldı. Tam bu arada yaşanan iki suikast, olumlu havayı dağıttı. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşar Yardımcısı Hiram Abbas, 26 Eylül 1990’da silahlı saldırı sonucu öldürüldü. 30 Ocak 1991’de ise bu kez hedef Başbakanlık Başmüşaviri emekli Korgeneral Hulusi Sayın oldu. Her iki suikastin sorumluluğunu da yasadışı Devrimci Sol örgütü üstlendi. Kürt Sorunu'nun sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceği fikrini savunan iki ismin öldürülmesi, çözüme yönelik siyasi girişimler konusunda, hem hükümet hem de toplum düzeyinde olumsuz bir havaya yol açtı.

Federasyon modeli

Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Özal, Çankaya’da Talabani ile görüştü. Bu görüşmenin ardından, Özal’ın kafasında sorunun çözümü için, federasyon modeli ve genel af fikri olduğu kamuoyunda tartışılır hale geldi.

Talabani de, 26 Mart 1991’de Alman Der Spiegel dergisindeki söyleşisinde, Özal’ın kendisine "Kürtlere özerklik vereceğini" söylediğini belirtti. 

Vedat Aydın cinayeti 

Sivil girişimlerin ilk adımlarının atıldığı bu dönemde Diyarbakır’dan gelen bir haber, bölgede sonraki yıllarda sık sık görülecek faili meçhul cinayetlerin miladı oldu. Kürt kamuoyu üzerinde etkinliği olan HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın 5 Temmuz 1991’de evinden alınarak öldürüldü. Aydın’ın işkence edilmiş cesedi iki gün sonra bir köprü altında bulundu. Yıllar sonra, Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JİTEM) ve PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan, Vedat Aydın cinayetini o dönem JİTEM grup komutanlığını yürüten Binbaşı Cem Ersever’in işlediğini anlatacaktı.

Vedat Aydın’ın cenazesinde de kanlı olaylar yaşandı. Diyarbakır’da binlerce kişinin katıldığı cenaze töreni sırasında kalabalığın üzerine otomatik silahlarla ateş açıldı, resmi kayıtlara göre üç, resmi olmayan kaynaklara göre en az 20 kişi hayatını kaybetti.

Ateş emrinin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı İsmet Yediyıldız tarafından verildiği, yine Aygan’ın itirafları arasında yer alıyor. O günün şahitlerinden HEP Genel Başkanı Fehim Işık, yaşanan olayların bölge halkının silahlı mücadeleye inandırılması açısından bir kırılma noktası olduğunu söylüyordu. Işık, olayın ardından bölgede oluşan tabloyu, "Devlete güven kalmadı, kimse savcılara gidip davacı olmadı. Silaha silah, ateşe ateş... Şiddetin geçerli bir yol olduğuna insanlar bu olaydan sonra inandırıldı. Halk silahla mücadele edene umudu bağlamıştı" sözleriyle ifade etti.

Özal’ın çabaları

HEP milletvekillerinin meclisin açılışında Kürtçe yemin etmek istemesiyle başlayan siyasi ve toplumsal gerilime rağmen sivil çözümden yana tavır koyan Özal geri adım atmadı, sorunun şiddetle çözülemeyeceği düşüncesiyle diyalog ortamını 1992 yılında da yoklamaya devam etti. Ocak ayında Özal'ın talimatıyla, Cumhurbaşkanı Sözcüsü Kaya Toperi ve Başyaveri Kurmay Albay Arslan Güner tarafından hazırlanan raporda, "Karşılaştığımız sorunun, basit bir terör olgusunun çok ötesinde olduğu aşikardır" tespitine yer verildi.

3 Mart 1992'de 'terör' gündemiyle toplanan kritik Milli Güvenlik Kurulu'nda (MGK) Özal, bu raporda yer alan tespitleri gündeme getirdi ve genel af dahil siyasi ve sosyal çözümlere değindi. Cumhurbaşkanı, bu toplantıdan bir hafta önce de Kürt milletvekilleri Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Orhan Doğan'la Çankaya Köşkü'nde görüşmüş, Sakık'ın ifadesine göre Cumhurbaşkanı "Genel af çıkarıp bu sorun kökten çözeceğim" demişti.

Aynı dönemde Güneydoğu'da yaşananlar yeniden provokasyona işaret ediyordu. O yılki Nevruz kutlamaları Türkiye tarihinin en kanlı olayları arasında yerini aldı. Şırnak'ta kutlamaların kitlesel protesto eylemlerine dönüşmesi sonucu kontrolü elinde tutamayan güvenlik güçleri, göstericilerin üzerine ateş açtı. 38 saat süren çatışmalarda resmi verilere göre Şırnak’ta 52, Cizre'de 10, Nusaybin'de 14, Gercüş ve Yüksekova'da üç kişi öldü. Aynı gün Şırnak kent merkezinde bir polis de evinde linç edildi.

'Kürt Sorunu nasıl çözülemez?'

Toperi ve Güner’in raporunu yetersiz bulan Özal, Anavatan Partisi (ANAP) milletvekili Adnan Kahveci’yi yeni bir rapor hazırlaması için görevlendirdi. Kahveci, Güneydoğu’da bir süre inceleme yaptıktan sonra "Kürt sorunu nasıl çözülemez?" başlıklı bir rapor hazırladı. Mayıs 1992'de Özal’a sunulan raporda şu satırlar dikkat çekiciydi:

"Askeri yöntemle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır. Bugün Kürt Sorunu siyasal bir kriz halini almıştır. Çözüm için cesur siyasal adımlara ihtiyaç vardır. Bu nedenle Kürt realitesi, Kürt kimliği ve dili hızla kabul edilerek Kürtlerin siyasal hakları verilmelidir. Bu durum Türkiye’de demokrasiye ufuklar açmakla kalmayıp PKK gibi terör örgütlerine olan halk desteğini de ortadan kaldıracaktır" diyen Kahveci, bir yıl sonra şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

Adnan Kahveci’nin raporu, 27 Ağustos 1992 tarihli MGK toplantısında tartışıldı. Toplantıda TRT GAP kanalından Kürtçe yayını savunan Özal, Kürtçe eğitimin serbest bırakılması gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı her ne olursa olsun federasyon seçeneğinin bile tartışılmasından yana olduğunu belirtti.

Bütün bunlara rağmen bölgede şiddet giderek tımanıyor, PKK en kanlı eylemlerine bu dönemde imza atıyordu.

11 Haziran 1992′de Bitlis’in Tatvan ilçesinde köy minibüsü durdurularak 13 kişi kurşuna dizildi. 27 Haziran 1992'de Silvan’ın Yolaç köyünde cami cemaati kurşuna dizildi. 10 kişi öldürüldü. 18 Ağustos 1992'de Şırnak’ta kitlesel eylemler yaşandı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, olayı, '300 PKK’lının şehri bastığı bir isyan' olarak nitelendirmişti. PKK ise eylemi reddediyordu. İl merkezinde 3 gün süren olaylarda kent neredeyse harabeye döndü. Ölü ve yaralılar konusunda muhtelif sayılar açıklandı.

5 Eylül 1992'de Bingöl-Genç karayolunda çeşitli araçlardan indirilen yedi kişi PKK tarafından öldürüldü. 13 Eylül 1992'de Şemdinli’de jandarma karakoluna yapılan saldırıda 15 er hayatını kaybetti. 15 Eylül 1992'de Batman’ın Kozluk ilçesinde bir minibüsün bombalanması sonucu 10 kişi öldü. 29 Eylül 1992'de Irak sınırında Derecik Jandarma Karakolu’na yapılan saldırıda 27 asker hayatını kaybetti. 1 Ekim 1992′de Bitlis’in Cevizdalı köyünde 30 vatandaş PKK’lılar tarafından kurşuna dizildi.

Bu süreçte Kürt kesimini derinden sarsan bir cinayet gerçekleşti. 72 yaşındaki Yazar Musa Anter, 20 Eylül 1992'de Diyarbakır’da öldürüldü. İtirafçıların ifadelerinde, cinayetin JİTEM tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi. 

Yeni rapor ve bitmeyen cinayetler

Ocak 1993'te Özal’ın önüne bir rapor daha geldi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri emekli Orgeneral Kemal Yamak tarafından hazırlanan raporda, "Bu mücadelenin sadece asker ve güvenlik güçleri ile yapılması, hem yetersiz, hem yanlış hem de noksan bir uygulamadır" deniyordu.

Bu sırada gazeteci Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürüldü. Mumcu, öldürülmeden önce PKK-devlet ilişkisini irdeleyen bir kitap üzerinde çalışıyordu.

17 Şubat 1993'te ise Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Bitlis ölümünden bir hafta önce Suriye, İran ve Irak dışişleri bakanlarıyla PKK’nın faaliyetlerine son verilmesini amaçlayan görüşmeler yapmıştı. Bitlis, PKK ile mücadelede diplomasi ve sosyo-ekonomik tedbirleri ön çıkartan görüşleriyle bilinen bir askerdi.

DOSYA: KÜRT SORUNU

ANAP, Şubat 1993'te Güneydoğu’daki faili meçhulleri araştırmak üzere bir heyet oluşturdu. Altı milletvekili tarafından yapılan incelemeler sonrasında heyet başkanı Eyüp Aşık, 24 Şubat 1993'te basına şunları söyledi:

"Son bir yılda bölgede 600 faili meçhul cinayet işlenmiştir. Vatandaş, PKK, Hizbullah ve güvenlik güçleri arasında ezilmektedir."

PKK'dan ateşkes ve 33 er olayı

Talabani aracılığıyla PKK ile dolaylı yoldan temas kuran Cumhurbaşkanı Özal, bir kez daha bu ismi devreye sokarak örgütün ateşkes kararı almasını sağladı. Terörle mücadelede konusunda büyük bir çaba göstererek sivil inisiyatifi devreye sokan Özal, Kürt Sorunu'nu çözme projesini hayata geçiremeden 17 Nisan 1993'te hayatını kaybetti.

PKK’nın aldığı ateşkes kararından sonra Bakanlar Kurulu, 25 Mayıs 1993'te PKK’ya yönelik genel af gündemiyle toplanacaktı. Ancak bundan bir gün önce 24 Mayıs 1993'te Türkiye, Elazığ-Bingöl karayolunda iki otobüste bulunan 33 askerin PKK tarafından kurşuna edilmesi haberiyle sarsıldı. Askerlerin silahsız ve korumasız olması, PKK’nın önceden istihbarat aldığı yönünde akıllarda soru işaretleri bıraktı. Af tasarısı da böylece rafa kalkmış oldu.

Kaynak: Al Jazeera

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;