Dosya

Yemen’in güneyi ve devrim: Birlik ve ayrılık senaryoları

Güney Hareketi'nin unsurları tek bir görüşün benimsenmesinden oluşmuyor, ancak güneyin şartlarının iyileştirilmesi konusunda herkes hemfikir.

Konular: Ortadoğu
Eski Güney Yemen bayraklarıyla gösteriler.
Abdurabbuh Mansur Hadi'nin seçilmesinin güneyin taleplerini kısmen yatıştırması bekleniyor. [Reuters]

Güney sorunu, Yemen’in yeni devlet başkanı Abdurabbuh Mansur Hadi’nin seçilmesi sırasında ön plana çıkmıştı. Güney güçleri, seçimlere katılma ve boykot etme çağrısı yapanlar arasında ikiye bölündü. Güneyde yüzde 50’ye varan seçimlere katılım sonuçları birinci grup güçler için bir zafer oldu. (Fransız Haber Ajansı’na göre katılım oranı Aden’de yüzde 50, güneyin diğer bölgelerinde ise yüzde 30 ila yüzde 40 arasındaydı.) Ayrıca bir güneyli olan Hadi’nin seçimleri kazanması sembolik de olsa güneylilerin iktidara katılım talebine olumlu karşılık verecek bir başarı olarak görülüyor.

Geçtiğimiz günler, Yemenli güney güçleri arasında önceki devlet başkanı Ali Abdullah Salih sonrası dönemde güneyin geleceğine ilişkin bakış açısında had safhada bir bölünmüşlüğe sahne oldu. Bu bölünmüşlük öncelikle Körfez girişimine ve ardından girişimin temelinde yapılan erken başkanlık seçimlerine yönelik tutum farklılığında kendini gösterdi. Bu varyasyonların sonuçları Güney Hareketi güçlerine bağlı gruplar ile partiler ve başka sivil güçler hesabına çalışan gruplar arasında çekişme ve oturma eylemlerinde şiddet kullanımına kadar çıktı. Hatta Güney Hareketi’nden gruplar seçmenleri korkutmak, bazı güney bölgelerinde seçimlerin yapılmasını engelleme girişimi içinde sandıklara gitmelerini engellemek için güç ve şiddete başvurdu. Bu grupların bazılarını silahlı eyleme götüren göstergeler belirdi.


21 Şubat'taki seçimle birlikte 33 yıllık Salih (sağda) iktidarı sona
ermiş ve tek aday Hadi (solda) devlet başkanı olmuştu. [Reuters]

Bu çekişme ülke bütünlüğünün veya bir şekilde kuzeyle birlikteliğin bekasına, ayrılık veya bağı koparma talebi çerçevesinde güneyin taleplerini gerçekleştirmeye çalışan güney güçleri arasında rekabet ve hatta belki çekişme süreçlerine damgasını vuracak.

Demokratik talepler ile bağın koparılması talepleri arasında güney

Önceki devlet başkanı Ali Abdullah Salih’in 1994 yazı savaşı sonrası dönemde güneyde izlediği uzaklaştırma ve marjinalleştirme politikaları, güneydeki şartlar ve güneylilerin birliğe yönelik düşünceleri üzerinde olumsuz etkiler yarattı; o vakitler kurulu siyasi tıkanıklık ve siyasi partilerin şartları düzeltmeye sevk etmedeki acizliği gölgesinde güneydeki protesto hareketine önderlik eden yeni siyasi güçlerin ortaya çıkmasına yol açtı. Bu güneyli güçler 2007 ortasından itibaren ortaya çıkan Güney Hareketi Güçleri adı altında organize oldu. Başlarda zorla emekli ettirilen sivil ve askerlerden ve işsiz gençlerden oluştu. Güney’deki şartların kötüleştiği yönündeki genel kanaat bu güçleri besledi. Sonra onlara belli başlı siyasi partilerden bazı sosyalist, reformcu, Nasırcı ve başka görüşlerden yöneticiler ve üyeler katıldı. Hepsi de kuzeyin, güney üzerindeki hakimiyetinin sürmesini reddeden genel halk hoşnutsuzluğuna katılıyordu.

Güneyde ve genelde Yemen’de şartların daha da kötüleşmesi ve Güney Hareketi güçlerinin kendi büyüklüklerine ve kapasitelerine dair artan bilinçlenmeyle birlikte şartların iyileştirilmesi ve sonrasında birlik sürecinin ıslahı yönündeki talepleri, açıkça kuzeyden ayrılma ve Sana’daki merkezi hükümetle bağların koparılması taleplerine kadar gitti. Hatta güneydeki birlik yanlısı güçler dahi toplumsal talep olarak birliği savunamadılar. Dışarıdaki (eski devlet başkanı Ali Salim El Beyd, Haydar El Atas ve Alim Nasır Muhammed gibi) önde gelen muhalif güneyli liderlerin protesto hareketine katılması, protestolara liderlik etmesi, kendi görüş ve taleplerine hizmet edecek şekilde yönlendirmesi bu eğilimi güçlendirdi. Bunun yanı sıra bölgesel çevrelerden ve dışarıdaki gurbetçi güneylilerden mali destek geldi.

Taktik ile strateji arasında devrim seçeneği

Gençlerin isyanının 2011 başında başlamasıyla birlikte, bunu, direnişlerinin gelişmiş uzantısı olarak gören Güney Hareketi’nin bazı grupları da dahil, güney güçlerinin çoğu devrime katıldıklarını açıkladılar. Daha sonraları bu güçler arasında devrim seçeneğinin peşinden gitmenin boyutu etrafında farklılıklar belirdi. Bir kesim kuzeydeki siyasi partiler ve başka siyasi güçler gibi devrimi değişim ve şartların düzeltilmesi için stratejik bir seçenek olarak gördü. Bir kesim de devrimi, ayrılma hedeflerinin gerçekleşmesini kolaylaştıracak şekilde rejimin devrilmesi veya zayıflatılması için dönemsel taktiksel bir seçenek olarak ele aldı. Güney Hareketi’nin Güney Yüksek Konseyi’nde temsil edilen belli başlı grupların bakış açısı buydu. Konsey, Körfez barış girişimini açıkça reddetmiş ve kuzeydeki siyasi rejimin kendi krizini çözmesiyle ilgili bir konu olarak görmüştü. Sözgelimi Güney Hareketi’nin kurucusu ve Güney’in Bağımsızlığı Yüksek Ulusal Komitesi Başkanı Tuğgeneral Nasır En Nuba’nın, Riyad Anlaşması’nın hareketi ilgilendirmediğini, anlaşmada taraf olmadığını söylediğini ve hareket güçlerinin, Körfez girişimini ilan edildiği günden beri reddeden bir tutum belirlediğini vurguladığını görüyoruz. Güney muhalefetinin sürgündeki önde gelen liderlerinden Haydar El Atas, güney sorunuyla temsil edilen krizin özüne temas etmedikçe güneyin, seçimler gibi resmi siyasi adımlar ve uygulamalarla ilgilenmeyeceğini belirtti.


Seçim tamamlanmış ve istenilen bir biçimde Salih gitmiş olsa da
güneyde ayrılıkçı talepler devam ediyor. [Reuters]

Körfez girişimine yönelik bu tutumlar doğrultusunda Güney Hareketi’nin birçok grubunun genel eğilimi, erken başkanlık seçimlerinin kesinlikle reddedilmesi ve seçmenleri ikna ederek barışçıl yolla başarısız kılınmaya çalışılması yönündeydi, ancak sokakları veya büyük kesimini yönlendirmeyeceğini anlayınca içlerinden bazıları seçmenlerin seçim sandıklarına gittiği sıralarda güç kullanımına ve korkutma araçlarına başvurdu. Güney Hareketi liderlerinden ve Güney Demokratik Birlik (TAJ) Başkanı Salih El Yafi, Güney Hareketi’ni güç yoluyla da olsa erken başkanlık seçimlerini iptal etmeye çalışmakla tehdit etmişti. Gerçekten de seçimlere karşı çıkan hareketin grupları güneyde seçimlerin başarılı olmasının ülkenin bütünlüğü yönünde dolaylı bir referandumla eşdeğer olacağını ve güneyden bir başkanın (Abdurabbuh Mansur Hadi) iktidar piramidinin zirvesine çıkmasının güneyi temsil etme meşruiyetlerine son vereceğini düşündükleri gibi, ‘kendi geleceğini belirleme hakkını’ (self-determinasyon) istemelerinin yolunu tıkayacağını düşünüyorlar.

Diğer yandan belli başlı ve etkin güneyli güçlerin Körfez girişimini ve başkanlık seçimlerini desteklediğini görüyoruz. Bu güçleri, belli başlı partilerin kolları, sivil güçler ve hatta Güney Hareketi’nin bazı grupları destekliyor. En önemlileri Güney Hareketi Genel Sekreteri Tuğgeneral Abdullah En Nahibi’nin Körfez girişimini destekleyen tutumuydu. Nahibi başkanlık seçimlerini de destekledi ve bu girişimi başta güney sorunu olmak üzere, Yemen’in sorunlarının gerçekçi çözümünün anahtarı olarak gördü. Keza Aden, Abin ve Şubve’de Güney Hareketi’ne çalışan başka güneyli liderler de Hadi’nin cumhurbaşkanı seçilmesini güney sorunu için bir başarı, birlik sürecinin ıslahı için de gerçekçi bir adım olarak görüyorlar.

Güney nereye gidiyor?

Bu erken süreçte güneydeki şartların ne yöne gideceğini ve güneyin geleceğini belirlemede bitirici sözün hangi güneyli güçlerin elinde olacağını kestirmek zor. Gerçi göstergeler ve ilk değerlendirmeler, birleşik Yemen devleti çerçevesinde güneylilerin taleplerini gerçekleştirmeye çalışan güneyli güçlerin lehinde seyrediyor.

Güneydeki başkanlık seçimlerinin bütün itibariyle kabul edilebilir derecede ve yüzde 40-50 katılım oranıyla başarılı olması, (bu oran büyük ölçüde bazı Güney Hareketi güçleri tarafından kaos ve şiddete başvurarak seçimleri iptal etme ve seçmenlerin seçimlere katılımını engelleme amaçlı öldürücü girişimleri büyük ölçüde bitirdi) güney sokaklarındaki genel eğilimin, görüldüğü üzere şartların ıslah edilmesi ve birlik çerçevesinde sivil devletin inşası yönünde olduğunu gösterdi. Güneydeki Yemenlilerin önceliği kuzeylilerinden farklı değil. Bu öncelik birinci derecede saygınlık, özgürlük, adalet, hayati sorunların ve insanların yaşadığı ekonomik zorlukların çözülmesidir. Sonrasında güneylilerin Yemen’in merkezi veya federal devlet içinde bütünlüğünün korunmasına yönelik büyük çekinceleri olmayacaktır.

Şartların düzeltilmesi ve sorunların çözümü taleplerinde aşırıya giden güneyli güçlerin ayakları altındaki halıları çekmesi beklenmektedir. Böylelikle bu aşırı güneyli güçler kendilerini nihayetinde güney sokaklarının genel mizacından tecrit edilmiş bulacaklardır. Ayrıca güneyli liderlerin (cumhurbaşkanı, başbakan, savunma bakanı ve güneyden diğer bakanlıklar) başını çektiği yeni sistemin doğumu, Güney Hareketi güçlerinin ‘kuzey güneyi işgal ediyor ve kaynaklarını sömürüyor’ yollu pazarladıkları gerekçelerin gücünü bitirecektir. Diğer yandan Ali Abdullah Salih’in iktidardan gitmesi, ayrılıkçı güçleri tam bir trajedi içine sokacaktır. Zira bu ayrılıkçı güçler ilkesel açıdan doğrudan birliği değil, Salih rejimini ve ülkeyi idare etme üslubunu eleştiriyordu. Bu gerekçenin ortadan kalkması, güney güçlerinin halkı seferber etme ve yerel duyguları körükleme gücünü sınırlayacaktır.

Güney Hareketi güçlerinin gelecek dönemde olayların sürecine büyük etkide bulunma gücünü zayıflatan bir başka temel etken de bu güçlerin içinde kendini gösteriyor. Ortaya çıkışından yaklaşık beş yıl sonra şu ana kadar bu güçlerin belirgin özelliği, kendi aralarında parçalanmış ve çatışıyor olmaları; Kahire ve Brüksel’de, ardından Kahire ve Beyrut’ta gerçekleştirilen toplantılarda bu çatışmaları aşma girişimlerine rağmen kendilerini bir araya getirecek ortak bir bakış açısının bulunmaması. Bütün bu girişimler, gerek içerideki liderler arasında gerekse de dışarıdaki güneyli liderler arasında derin farklılıkları ve ayrılıkları gidermekle başarısız oldu. Güney Hareketi’nin belli başlı gruplarını içine alan Güney Hareketi Yüksek Konseyi neredeyse çatlaklar ve yapısal farklılıklarla dolu bir duvara benziyor. Aralarında bölgeci temellere göre sınıflara ayırma hâlâ mevcut. Görünen o ki, uzlaşı ve hoşgörü toplantılarına rağmen güneyli liderlerinin birbirleriyle savaştığı 13 Ocak 1986’teki kanlı olaylarının yıldönümü, geçmişin anlaşmazlıklarını aşan yeni genç liderler gelse dahi peşlerini bırakmayacaktır.

Güney Hareketi, başkanlık seçimlerini reddeden tutumuyla ve eldeki seçeneklerin sınırlılığı gölgesinde gerek iktidar içinde, gerekse de iktidar dışında bulunan başka güneyli güçlerle erken çatışmalara girerek geleceğini belirleme savaşına ilerliyor. Bu durumun, ayrılmak isteyenler, federasyon seçeneğini sunanlar ile ‘entegrasyon birliğini’ destekleyenler arasında zaten dağınık olan güney saflarındaki bölünmeyi kızıştırması muhtemel.

Güney Hareketi saflarındaki bu bölünmüşlük ve parçalanmışlığı İran’la işbirliğine yönelik tutum güçlendiriyor. Güney Hareketi kurucusu Tuğgeneral Nasır En Nube, eski devlet başkanı Ali Salim El Beyd’i İran parasıyla kuzeyden ayrılma yönünde ilerlemek ve Güney Hareketi’nin isyanını bölmeye çalışmakla suçladı. Eleştirmenler bu desteğin göstergesi olarak, Beyd’in Hizbullah’ın koruması altında yaşamak için Beyrut’a geçişine işaret ediyorlar. Ancak ortada Körfez girişimini kollayan uluslararası ve bölgesel çevreler arasında ayrılma seçeneğinin reddedilmesi ve tek yolun kapsamlı ulusal diyalog kanalıyla birlik çerçevesinde Yemen şartlarının ıslahı olduğu yönünde neredeyse tam bir ittifak var. Amaç ise bir yandan Yemen ve bölgenin istikrarını korumak, diğer yandan Yemen’deki İran nüfuzunun önünü kesmek. 

Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerin ve Avrupa Birliği ülkelerinin büyükelçilerinin Aden’de, Güney Hareketi’nin birçok oluşumuyla başkanlık seçimlerine katılımlarını ele almak için yaptığı görüşmeler sırasında bu eğilim açık ve netti. Büyükelçiler bütün taraflara ve Güney Hareketi gruplarına uluslararası toplumun hiçbir ayrılıkçı projeyi desteklemeyeceğini ve ulusal birlik çerçevesinde güney sorununun çözümünden yana olduğunu vurgulayarak, Güvenlik Konseyi’ndeki daimi üyeler, AB ülkelerinin ve uluslararası toplumun hiçbir gerekçe altında barışçıl olmayan çalışmaları kabul etmeyeceğini belirttiler.

Güney sorununa güneylilerin çoğunluğunun razı olacağı ve adil çözümler benimsenerek birlik sürecinin düzeltilmesine götürecek adil çözümler bulunması noktasında başkanlık seçimleri sonrası planlanan ‘ulusal diyalog’ toplantısına güveniliyor. Bu adil çözümler, merkez ile diğer bölgeler arasında kaynakların adil dağılımını gerçekleştirecek, güneylilerin, kuzeyin nüfus çoğunluğuna yönelik endişesinin ortadan kalkmasına etkin şekilde katkıda bulunacak tam demokratik sivil devlete doğru götürecektir. Gerçek demokratik sistemde sınıflama ve eleme kriterleri bölgeci kriterleri aşıp hukuk karşısında eşitliğe, güneylilere bölgeci temellerde değil de kişisel yeterlilik kriterlerine, siyasi ve partili kimliklerine dayanarak devlette siyasi ve yüksek idari mevkilere gelmelerine imkan sağlayacak partili siyasi rekabete dayanan sivil kriterlere geçecektir. Bu bakış açısına göre aynı kriterler Hadi ve Basindva gibi güneyli isimleri Salih sonrası rejimde iktidar piramidinin zirvesine taşıdı.

Yemen’de güney sorunu konusundaki güç dengelerinin kefesi, demokratik çerçevede birlik tercihi yönünde gider ve demokratik girişim başarılı şekilde yürür, güneyliler iktidar ve servetin ortağı olduklarını hisseder, hoşnutsuzlukları azalır ve umutları artarsa birlik seçeneğinin şansı artar. Ancak demokratik sürecin başarısız olması onları hayal kırıklığına uğratır ve yüklerini ağırlaştırır. İşte o vakit ayrılma seçeneği güneylilerin sıkıntılarına yanıt verecek cevaplardan biri olarak yeniden belirecektir.

Kaynak: Al Jazeera

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;