Görüş

16 Nisan’dan sonra AKP ve HDP ne yapmalı?

Şimdi mühim olan, AKP ve HDP’nin 16 Nisan’da oluşan tabloyu nasıl anlamlandıracakları. AKP açısından güvenlikçi perspektife aşırı bir önem atfetmek ve salt hizmet siyasetine bel bağlamak, ters sonuçlar doğurabilir. HDP ise hak arama mücadelesini şiddetten kesinlikle arındıran yeni bir politik dil kurmalı ve buna uygun bir siyasi tutum almalı.

Coşkun, bölgeyi yakından takip edenler, 16 Nisan’da önceki seçimlerde AKP’ye verilenden daha yüksek bir “evet” çıkacağını tahmin ediyordu, diyor. [Fotoğraf: AA]

Kürt oyları, 16 Nisan’dan sonra gündemi en fazla meşgul eden konulardan biri. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı bütün teşekkür konuşmalarında bu bahse özel bir parantez açıyor ve bölgeden gelen “evet” olaylarının önemine değiniyor. Hemen her mecrada Kürtlerin tercihinin manası irdeleniyor. Son iki seçimde Adalet ve Kalkınma Partisi’nin bölgede aldığı oylara nazaran “evet” oylarında gerçekleşen artışın edenleri üzerinde duruluyor. Bazen tenakuz halindeki fikirler peşi sıra orta yere dökülüyor.

Doğu ve Güneydoğu’da -kaba bir hesapla- AKP’nin 1 Kasım 2015’te aldığından 450 bin fazla “Evet” oyu çıktı. Buna mukabil “Hayır” oyları, HDP’nin aldığından yaklaşık 400 bin eksik oldu. Elbette, “evet”teki her artışı AKP’nin, “hayır”daki her eksilmeyi HDP’nin hanesine yazmak doğru olmaz. Lakin bölgede iki partili bir siyasi hayat var; siyasi alanın çok büyük bir bölümünü bu iki parti dolduruyor. Dolayısıyla AKP ve HDP’nin referandumdaki konumlanışlarına verilen oylar, bir eğilimi göstermesi açısından büyük bir önem taşıyor.

En azından bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla, AKP’li olsun ya da olmasın 'evet'çileri hareket geçiren 'barış'a dair duydukları umuttu. Bu, diğer faktörlere bir değer biçmedikleri manasını vermez, ancak onları motive eden asıl kaynak barış ve çözüm beklentisiydi. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan bölgede birçok ekonomik vaatte bulundu, ama kitleleri heyecanlandıran ve akılda kalan bu vaatler değil, 'Silahsız olmak koşuluyla herkesle her projeyi konuşuruz' cümlesi oldu.

Hemen belirtmek gerekir ki, aslında ortada çok büyük bir sürpriz yok. Bölge dinamiklerini yakından takip edenler, 16 Nisan’da –daha önceki seçimlerde AKP’ye verilenden daha- yüksek bir “evet” çıkacağını tahmin ediyorlardı. Böylesine bir tahmini mümkün kılan birçok unsur sahada kendini beli ediyordu. Mesela:

  • AKP’ye oy veren Kürtlerin kendi partilerine bağlılıkları sürüyor, hem Türkiye’nin demokratikleştirilmesi hem de Kürt meselesinin çözümünde halen tek adres olarak AKP’yi görüyorlardı.  
  • AKP ve HDP’nin etki alanı dışında kalan Kürtlerin bir kısmı direkt, bir kısmı da dolaylı olarak “Evet” blokunun içinde yer alıyorlardı.
  • “1982 Anayasası’nın en büyük mağduru Kürtler, darbe anayasasını savunmak Kürtlere kalmadı” hissiyatı yaygındı.
  • Kürt meselesinin parlamenter sistem içerisinde çözme olanağının olmadığı, başlangıçta eksik ve aksak olsa da başkanlık sistemine geçmenin çözüm için yeni kapılar aralayabileceği umudu vardı.
  • Hendek ve barikatlardan ötürü PKK’ye duyulan tepki sürüyordu.
  • 7 Haziran sonra gerek kendi tabanı ve gerek genel olarak Kürt seçmen ile arası açılan HDP, bu mesafeyi azaltacak bir siyaset geliştiremiyordu.  

Şüphesiz bunlara başka faktörler de eklenebilir. Neticede 16 Nisan’daki tablo ortaya çıktı. Şimdi mühim olan, bölgenin iki büyük partisi AKP ve HDP’nin bu tabloyu nasıl anlamlandıracakları. Zira bundan sonraki süreçte partilerin siyasetini büyük ölçüde bu tabloyu nasıl yorumladıkları tayin edecek.

Güvenlik siyasetinin onayı mı?

Kulislerden yansıyan bilgilere göre AKP kurmayları 16 Nisan’da elde edilen nispi başarıyı dört faktöre bağlıyorlar:

  • Halkın bölgede sürdürülmekte olan asayişçi siyasetin arkasında durması
  • Hendek ve barikatların sebebiyet verdiği tahribatın giderilmesi
  • Bölgeye dönük ekonomik desteklerden ve teşvik paketlerinden duyulan memnuniyet
  • Başta belediyelere atanan kayyumlar olmak üzere kamu görevlilerinin gösterdiği performans

Siyasi bir olay tek bir nedene bağlanamaz. AKP’yi sevindiren referandum sonuçlarında, muhtemelen bahsi edilen faktörlerin –değişen oranlarda- tesiri olmuştur. Seçmenler tercihlerini şekillendirirken, gündelik hayatı normale döndüren güvenlik tedbirlerinin alınması, çöken ekonomiyi ayağa kaldırmak için birtakım teşviklerin yapılması, yıkılan şehirlerin rehabilite edilmesi, iktidarın desteğiyle belediye hizmetlerin artırılması, vb. uygulamaları da dikkate almışlardır şüphesiz.

Bununla birlikte “evet”teki artışı sağlayan temel saikin bunlar olmadığı kanısındayım. Referandum öncesi yaptığımız saha çalışmalarında özelde AKP taraftarlarında, genelde ise “evet” tercihinde bulunacak olan seçmenlerde öne çıkan bir husus vardı: Onlar, Kürt meselesinin CHP ya da MHP ile değil ancak AKP ile bir çözüm yoluna girebileceğini, bu konuda Erdoğan’ın ve AKP’nin dışında bir alternatif bulunmadığını düşünüyorlardı. Bu nedenle, anayasa değişiklik teklifini bazı eleştiriler olsa da ya da MHP ile yapılan ittifaktan büyük bir rahatsızlık duyulsa da, siyaseten Erdoğan’ın elini güçlü tutmak için “evet” verilmesi gerektiğini belirtiyorlardı.

Burada kritik nokta, MHP ile yapılan ittifaktı. “Acaba MHP ile kurulan ortaklık, Kürt meselesinin çözümünü imkânsız hale getirir miydi?” AKP’li Kürtler MHP ile birliktelikten hoşnut değillerdi. Ancak partilerini böyle bir beraberliğe HDP’nin mecbur ettiğini söylüyorlardı. Ayrıca bunun bir seçim ittifakı değil, referandum için yapılan geçici bir beraberlik olduğunu belirtiyorlardı. Dolayısıyla “evet” çıkması halinde Erdoğan’ın kendini güçlü hissedeceği ve rahatlayacağı, çözüm için şartlar oluştuğunda MHP ile kurulan geçici işbirliğinin bir engel oluşturmayacağını düşünüyorlardı.

16 Nisan sonuçları HDP açısından değerlendirildiğinde iki tespit yapılabilir: İlk olarak, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi HDP bitmiş-tükenmiş değil. Bütün menfi şartlara rağmen Güneydoğu’da 5 ilde, Doğu Anadolu’da ise 4 ilde seçmenlerin yarısından fazlasının desteğini alıyor. Seçmeni, HDP’nin siyasi alandaki varlığını muhafaza ediyor ve buna hayati bir anlam yüklüyor.

Ezcümle, en azından bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla, AKP’li olsun ya da olmasın “evet”çileri hareket geçiren “barış”a dair duydukları umuttu. Bu, diğer faktörlere bir değer biçmedikleri manasını vermez, ancak onları motive eden asıl kaynak barış ve çözüm beklentisiydi. Tüm diğer gelişmeler barışa ve çözümü yaklaştırdıkları nispette bir kıymet kazanırdı. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan bölgede birçok ekonomik vaatte bulundu, ama kitleleri heyecanlandıran ve akılda kalan bu vaatler değil, “Silahsız olmak koşuluyla herkesle her projeyi konuşuruz” cümlesi oldu.

Bu itibarla Erdoğan’ın ve AKP’nin bölgedeki referandum sonuçlarına bir de bu nazarla bakmaları gerekir. Güvenlikçi perspektife aşırı bir önem atfetmek ve salt hizmet siyasetine bel bağlamak, ters sonuçlar doğurabilir. Unutulmamalı ki, 7 Haziran’dan sonra HDP’nin kendisine verilen desteği yanlış yorumlaması, partinin üzerine oturduğu güçlü zeminin aşınmasına neden olmuştu. Benzer bir yanlış okuma halinde gelecek seçimlerde oylar AKP ve Erdoğan’ın beklentilerini aksi yönde dalgalanabilir.

HDP’nin imtihanı

16 Nisan HDP’ye de çok şeyler söylüyor. HDP güç bir süreç yaşıyor. Başta Eşbaşkanları olmak üzere 12 milletvekilleri tutuklu. Partinin mensupları ve teşkilatları sürekli takibat altında, hukuki bir girdaptan geçiyor.  Şartlar HDP’yi kendi içine gömülmeye, daha çok kendi problemleriyle alakadar olmaya zorluyor.

16 Nisan sonuçları HDP açısından değerlendirildiğinde iki tespit yapılabilir: İlk olarak, bazı kesimlerin iddia ettiği gibi HDP bitmiş-tükenmiş değil. Bütün menfi şartlara rağmen Güneydoğu’da 5 ilde (Diyarbakır % 67, Batman % 64, Siirt % 52, Mardin % 51, Şırnak % 71), Doğu Anadolu’da ise 4 ilde (Ağrı % 57, Hakkâri % 67, Van % 57, Muş % 50) seçmenlerin yarısından fazlasının desteğini alıyor. Seçmeni, HDP’nin siyasi alandaki varlığını muhafaza ediyor ve buna hayati bir anlam yüklüyor.

Ama ikinci olarak, HDP’nin oy havuzunda çatlaklar var. En güçlü olduğu illerde yaşanan oransal gerileme bunun çarpıcı bir göstergesi. Bu çatlağı sadece mevcut olumsuz şartlarla açıklamak, yanlış bir değerlendirme olur. Temel sorun, HDP’nin 7 Haziran’dan sonraki siyasi travmayı henüz atlatamamış olmasıdır. Bu nedenle HDP öncelikle kendi politik tercihlerine dair sağlıklı bir özeleştiri sürecini işletmelidir.

HDP’yi bir imtihan bekliyor. Partinin bir yandan hak arama mücadelesini şiddetten mutlak bir şekilde arındıran yeni bir politik dil kurması, diğer yandan da buna uygun bir siyasi tutum alması gerekiyor: HDP’nin yeni bir ivme yakalaması bu sınavı geçmesine bağlı, yoksa havuzdaki çatlağın büyümesinin önüne geçemez.

Doç. Dr. Vahap Coşkun, Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Lisans ve yüksek lisans öğrenimini Dicle Üniversitesi'nde gördü, doktorasını ise Ankara Üniversitesi'nde tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde makaleleri yayımlandı. İnsan hakları, demokrasi, Kürt Sorunu ve bunun hukuki yansımaları hakkında çalışmaları bulunuyor.

Twitter'dan takip edin: @vahap_coskun

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Vahap Coşkun

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Lisans ve yüksek lisans öğrenimini Dicle Üniversitesi'nde gördü, doktorasını ise Ankara Üniversitesi'nde tamamladı. Doç.Dr.Coşkun'un çeşitli gazete ve dergilerde çok sayıda makalesi yayımlandı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;