Görüş

20 yılda ne değişti?

Haftasonu üç kadın daha şiddet mağduru oldu. Biri hareket halindeki bir araçtan atıldı, diğerinin burnu kesildi, üçüncüsüyse yatağında yakıldı. Maalesef bu örnekler, buzdağının görünen kısmı. Yaptığımız son çalışma, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da kadınların hâlâ yüzde 90’ının şiddete maruz kaldığını gösteriyor.

KAMER'in 2015'te Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da 22 ilde yaptığı alan çalışması, kadınların yüzde 90’ının şiddet gördüğünü ortaya koydu. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

1993’te eşimi silahlı bir saldırıda kaybettiğimden beri şiddet üzerine çalışıyorum. Etrafımızda bin bir çeşit silahın kullanıldığı, pek çok insanın faili meçhul cinayetlerde hayatını kaybettiği, insanların kaybolduğu günlerdi. Bazen bir komşumun askerde ölen oğlu için bazen de dağlarda hayatını kaybetmiş bir başkası için ağlardık.

Zaten bütün bunlara gücüm yettiğince karşı çıkarken hem eşimin öldürülmesi hem de 1994’te yaşadığım ilk gözaltı ve işkence hayatımın seyrini değiştirdi. Şiddetin tanığı olmak çok kötü ama yaşamak ayrı bir şey… Sonuçta ateş düştüğü yeri yakıyordu.

20 yıl önce yaptığımız alan çalışması, kadınların yüzde 95’inin şiddeti kadınlığın bir parçası, sonucu gibi algıladıklarını, kabullendiklerini ve genellikle fiziksel şiddet dışındaki şiddet türlerini tanımadıklarını göstermişti.

by Nebahat Akkoç


Bunları yaşadıktan sonra hayatım eskisi gibi olmadı, olamadı. Şiddet niye bu kadar normalleşmişti? Biz ne zaman alıştırıldık şiddete? Her gün yeni şiddet biçimleri duymaya başlamıştık. Çeşitlendirerek çoğaltıyorduk. Neden? Nasıl?

Bu düşünceler içindeyken paydaşı olduğum bir çalışma şiddetin normalleştiği, alışıldığı, her gün yeniden üretildiği yerin öncelikle evlerimiz olduğunu gösterdi. Kadınların ev içinde şiddet yaşaması, çocukların bu şiddete tanık olmaları ve şiddet yaşamaları son derece sıradan olaylar gibi algılanıyordu.

Nitekim yaptığımız alan çalışması, kadınların yüzde 95’inin şiddeti kadınlığın bir parçası, sonucu gibi algıladıklarını, kabullendiklerini ve genellikle fiziksel şiddet dışındaki şiddet türlerini tanımadıklarını göstermişti.

Bu çalışmanın sonuçlarına bakarak 1997’de KAMER’i kurduk. Böylece KAMER silahların, bombaların, faili meçhullerin, kayıpların yaşandığı, ölmenin öldürmenin normalleştiği bir atmosferde başladı çalışmaya. Aile içi şiddet konusuna yoğunlaştı. Bir yandan şiddetlerimizi fark etmeye çalışacak, öte yandan birbirimize destek olarak şiddetlerimizle baş etmeye çalışacaktık.

Dünyada bu alanda çalışan pek çok kadın kuruluşu var. Kimi bir savaştan, çatışma ortamından etkilenerek çalışmalara başlayıp ev içi şiddete yoğunlaşır, kimi aynı yolu tersten gider.

Şiddetle mücadele yöntemi ne olursa olsun, ortak payda, “haklı şiddet yoktur” noktasıdır.

Aradan yaklaşık 20 yıl geçti.

Son beş yıldır “Kadın Hakları İnsan Haklarıdır” sloganıyla çalışıyoruz.

Kadın hakları insan hakları olabildi mi?

Peki, gerçekten kadın hakları insan hakları olabildi mi?

2015 yılı içinde KAMER’in örgütlü olduğu Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesindeki 22 ilde, yaklaşık 22 bin haneyi ziyaret ettik. Aşağıdaki bilgileri bu ziyaretler sırasında edindiğimiz bilgilerden derledik.

‘Hane ziyaretleri’olarak adlandırdığımız çalışma bir anket çalışması değil, sağlanan hizmetlere ulaşamayan kadınlar için planlanmış bir tanışma çalışması. Mahallesinde, sokağında ya da evinde çeşitli sebeplerle kapalı yaşamak zorunda kalan kadınlar evlerinde ziyaret edilir. Tanışma sırasında aşağıda yer alan bilgiler derlenir, değerlendirilir.

Elde ettiğimiz veriler, kadınların durumunu ve şiddetle ilişkisini ortaya koymaya yardımcı olabilir.

Erken evlilik oranı hâlâ yüzde 20

Sorularımıza aldığımız yanıtlar, 17 yaş ve daha küçük yaşta evlendirilen kadınların oranının yaklaşık  yüzde 40 olduğunu ortaya koyuyor. Son 10 yılda yapılan evliliklerde bu oranın yüzde 30 civarında, son beş yılda yapılan evliliklerde ise yüzde 20 civarında olduğu görülüyor.

İstikrarlı bir düşüş söz konusu olsa da erken yaşta evlilik oranı halen yüzde 20 gibi yüksek bir oranda seyrediyor.

Görüştüğümüz kadınların yüzde 64,7’si görücü usulüyle, yüzde 32’si ise tanıdığı, sevdiği biri ile evlenmiş.

Çalışmaya göre, görüşülen kadınların 29’u okur-yazar değil, yüzde 9,9’u ise dışarıdan destek alarak okuma yazma öğrenmiş.Yani yaklaşık yüzde 40’ı eğitim hakkını hiç kullanamamış.

Okur-yazar olmayanlardan sonra en kalabalık grup, yüzde 27,4 ile ilkokul mezunları.

Yüzde 90’ı şiddete maruz kalıyor

Şiddet ile ilgili sorular ziyaret edilen kadınların özeli ile ilgili olarak yöneltilmedi. Eğer devam edecek planlı bir çalışma söz konusu değil ise şiddet ile ilgili soruların özel     bilgi almak üzere sorulması,kadınların ruhsal durumu açısından sakıncalı bulunuyor. Bu nedenle şiddet ile ilgili sorular “ötekiler” kast edilerek soruldu.

Kadınların yüzde 90’ının şiddet yaşıyor olduğu bilgisi maalesef bizleri şaşırtmadı.

Yaptığımız alan çalışması, şiddete uğrayan kadınların yüzde 73’ünün şiddetten kurtulmak içinçaba harcamadığını ortaya koyuyor. Peki neden? Verilen cevaplar korku ve çaresizlik içinde olduklarını, destekten yoksun olduklarını gösteriyor.

Kadınların en fazla güvende olmaları gereken yerde, evlerinde korkarak yaşamaları ise çok vahim bir durum.

Bugün görünür olup tespiti yapılandan daha yüksek oranda şiddet yaşandığı çok açık. Bu nedenle görünür olan şiddet oranının artması, kadınların yaşadıkları şiddetten kurtulmak için çabaladıklarını gösterdiği için iyi bir sonuç olarak yorumlanabilir.

Öte yandan hak arayışında bulunan kadınların da en az bir kere bu çabaları nedeniyle de şiddet yaşadıklarını da biliyoruz.

2015’te yaptığımız alan çalışması, şiddete uğrayan kadınların yüzde 73’ünün şiddetten kurtulmak için çaba harcamadığını ortaya koyuyor. Peki neden? Verilen cevaplar korku ve çaresizlik içinde olduklarını, destekten yoksun olduklarını gösteriyor.

by Nebahat Akkoç


Şiddeti besleyen etkenler

Bölgede kadınlara yönelik şiddet ortamını besleyen önemli etkenlerden biri de, miras. Hane ziyaretleri sırasında miras konusundaki sorulara cevap vermeye hazırlanan kadınların önce çevrelerine baktıkları, aileden kimsenin duymamasına özen gösterdikleri dikkat çeken noktalardan biri. Yanıtlara göre, kadınların yüzde 58’i mirastan pay alamıyor. Alabilenlerse, paylaşımda yerel uygulamaların esas alındığını yani “3 pay erkeğe, 1 pay kadına”ya da “6 pay erkeğe, 1 pay kadına” gibi yine adaletli olmayan yöntemlerin kullanıldığını gösteriyor.

Ziyaret edilen tüm haneler, açlık sınırında ya da açlık sınırının da altında bir gelirle yaşamaya çalışıyor. Çalışılan bölgede hane başına düşen kişi sayısı ortalama 6, en yüksek gelir ise 2000-2500 TL civarında. Türk-İş, Nisan 2016’da 4 kişilik bir ailenin açlık sınırını bin 387 TL ve yoksulluk sınırını da 4 bin 518 TL olarak açıkladı.

Eğitim hakkını kullanamamış, erken ve zorla evlendirilmiş üstelik bu boyutta bir yoksulluk ile cebelleşen kadınlar söz konusu olunca şiddet ve ayrımcılık gibi temel insan hakları ihlallerine karşı adalete erişim için adım atmak çok zorlaşıyor.

Evet, eldeki veriler karamsar bir tablo ortaya koyuyor ancak 20 yılda hiç yol katedilmemiş de değil. 1996’da yapılan bir çalışma kadınların yüzde 95’inin şiddeti kanıksamış olduğunu gösteriyordu.

Prof. Dr. Yeşim Arat ve Doç. Dr. Ayşe Gül Altınay’ın 2007’de yapmış oldukları bir araştırma ise “Görüşülen kadınların ezici çoğunluğunun “haklı görülebilecek dayak yoktur” dediğini ortaya koymuştu.

En önemlisi, kadınların şiddeti fark edip reddetmeleridir ki, en azından bu sonuca büyük oranda ulaşıldığını söylemek mümkün.

Nebahat Akkoç, aslen ilkokul öğretmeni ve sendikacı. 1993’te eşini faili meçhul bir saldırıda kaybettikten sonra insan hakları ve şiddet üzerine çalışmaya başladı. Üç sene boyunca Türkiye’de ve dünyadaki kadın hareketini inceledi. 1997’de şiddetin bölgede en yoğun olduğu ve adeta normal karşılandığı dönemde, aile içi şiddet konusuna yoğunlaşan KAMER’i kurdu. KAMER bugün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da 23 ilde pek çok alanda faaliyet gösteriyor.

Twitter'dan takip edin: @anebahat

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Nebahat Akkoç

Nebahat Akkoç

Aslen ilkokul öğretmeni ve sendikacı. 1993’te eşini faili meçhul bir saldırıda kaybettikten sonra insan hakları ve şiddet üzerine çalışmaya başladı. Üç sene boyunca Türkiye’de ve dünyadaki kadın hareketini inceledi. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;