Görüş

ABD-Rusya ilişkilerinde "sıfırlama" yerine menfaat ortaklığı

ABD-Rusya ilişkilerindeki asıl mesele, ikili ilişkileri yeniden "sıfırlamaya" çalışmaktan ziyade, her iki tarafın da menfaatlerinin örtüştüğü bir işbirliği temeli bulmakta.

Konular: ABD, Rusya, Ukrayna, Kırım
Hillary Clinton, Rusya-ABD ilişkilerine dair umudunu yansıtmak için mevkidaşı Lavrov'a espri mahiyetinde bir "sıfırlama" düğmesi hediye etmişti. [AFP]

Ukrayna'nın karışıklık içinde olduğu ve Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya'nın birbirlerinin her hareketini dikkatle izlediği şu süreçte dünya, Soğuk Savaş benzeri uzun bir çatışmanın eşiğindeymiş gibi bir görüntü çiziyor. Peki gerçekten öyle mi?

Batı'yı Kiev'de "faşistler ve teröristler" eliyle yapılan darbeye destek vermekle suçlayan Rusya, yakın zamanda Kırım'ı ilhak etti ve kıtalararası balistik füze denemesi yaptı. Moskova, Ukrayna'nın doğusundaki Rus nüfusu koruma gerekçesiyle ülkenin bu bölgesine askeri müdahale hakkını da saklı tutuyor.

ABD ise Kırım'ın ilhak edilmesini yasadışı olarak nitelendirerek Rusya'ya karşı yaptırım uygulama yoluna gitti. Ancak diğer yandan da meselenin barışçıl şekilde çözülmesi için işbirliği çağrısı yapıp Ukrayna'nın hem Rusya hem de Batı ile verimli ilişkiler içinde olmaya çalışması gerektiğini açıkladı. Ruslar ise şu ana dek bu görüşleri kabul etmiş değiller. 

Lakin bu ikinci bir Soğuk Savaş'ın başlangıcına delalet etmiyor. Rusya, Amerika'nın ne düşmanı ne de müttefiki. İki taraf, birçok sorun hakkında anlaşmazlık içinde. Bununla birlikte, İran ve Suriye gibi kritik uluslararası konularda işbirliği olmadan ilerleme sağlamak pek mümkün değil. Asıl meydan okuma, ikili ilişkileri yeniden "sıfırlamaya" çalışmaktan ziyade, - Ukrayna krizi şöyle bir yatışınca - her iki tarafın da menfaatlerinin örtüştüğü bir işbirliği temeli bulmakta.

Fakat yine de gerçekçi olmalıyız. 1992'den beri göreve gelen her Amerikan Başkanı, ABD-Rusya ilişkilerini, farklı bir şekle büründürmek suretiyle Soğuk Savaş döneminin ideolojik ve askeri rekabetinin ötesine taşımaya çalıştı. Fakat bu yöndeki tüm girişimler, önce bir miktar netice verse de, hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Bunun temel sebeplerinden biri, ABD ve Rusya'nın, iyi ilişki anlayışlarının kökten farklılık arz etmesiydi.

Bahsi geçen çabaları incelediğimizde, ABD en büyük ilerlemeyi, hep Moskova'nın, Rusya'nın menfaatlerine Washington tarafından saygı gösterildiğini hissettiği meselelerde kaydettiğini görüyoruz. Baba George Bush'un (1989-93) başkanlığının sonlarına doğru yaşanan ilk diplomatik sıfırlama ile Sovyetler Birliği'nin çöküşünden kaynaklanan nükleer tehlikelerin etkisiz hale getirilmesi yolunda önemli adımlar atıldı.

Sonuç olarak Rusya, eski Sovyet coğrafyasındaki nükleer silah sahibi tek ülke olarak kaldı. Dönemin Amerikalı senatörleri Sam Nunn ve Richard Lugar'ın öncülük ettiği yasal düzenlemeler de (haberin orijinal İngilizce metni) nükleer tesis ve malzemeler ile bu alanda çalışan bilim adamlarının güvenliğinin sağlanmasına yardımcı oldu.

Başkan Bill Clinton (1993-2001) dönemindeki ikinci sıfırlama ise daha iddialıydı. ABD'nin Rus ekonomisi ve gelişen siyasi sistemine ciddi şekilde katılımını destekleyecek bir ortaklık kurulması için tam teşekküllü bir gayret gösterilmesini öngörüyordu. Ayrıca NATO'nun Balkanlar'a müdahalesini destekleme konusunda isteksiz olan Rusya'nın ikna edilmesini de kapsıyordu. Fakat Kosova'da 1999 yılında yaşanan ikinci savaş, bu sıfırlama sürecinin çöküşüne sebebiyet verdi. 

Sıfırlama hamlelerinin üçüncüsü, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in girişimi ile geldi. Putin, 11 Eylül 2001'deki ABD'ye yönelik terör saldırılarının ardından Afganistan'da yürütülen askeri operasyona destek vermeyi teklif etti. Lakin dönemin ABD Başkanı George W. Bush yönetiminin beklentileri, Putin'inkilerden oldukça farklıydı. Rusya, "eşit olmayanlar arasında eşit bir ortaklık" kurulmasını ve özellikle de Rusya'nın yakın çevresindeki nüfuz alanının ABD tarafından tanınmasını istiyordu.

Oysa Moskova bunların yerine, Irak Savaşı, NATO'nun Baltık ülkelerine doğru genişlemesi, Ukrayna ve Gürcistan'daki Batı taraftarı (renkli) devrimler ve Bush yönetiminin küresel demokratikleşme amaçlı "Özgürlük Gündemi" ile baş etmek durumunda kaldı. Kremlin, rejim değişikliği ihtimaline, özellikle de bunun yakın çevresinde gerçekleşme olasılığına büyük kaygı ile bakıyordu. Bu sıfırlama süreci 2008 yılındaki Rusya-Gürcistan Savaşı'nın enkazı ile son bulurken, ABD de artık Rusya'yı küresel bir oyunbozan olarak görür hale gelmişti.

Son sııfırlama hamlesi ve Obama-Medvedev uyumu

Sovyetler Birliği'nin (1991'deki) yıkılışından sonraki dördüncü sıfırlama girişimi ise Barack Obama yönetiminden geldi ki, en başarılısı da bu oldu – en azından Başkan'ın ilk görev döneminde. Daha gerçekçi beklentiler üzerine kurulan bu girişim; silah denetimine yönelik Yeni Stratejik Silahların Azaltılması Anlaşması (The New START), İran'a yönelik yaptırımların sertleştirilmesi, Afganistan'ın içine ve dışına ulaşım konusunda işbirliği ve Rusya'nın Dünya Ticaret Örgütü'ne (WTO) katılımı gibi meyveler verdi.

Ancak bu defaki sıfırlamaya olanak sağlayan unsur, büyük ölçüde Obama ile Putin'in 2012'de üçüncü kez devlet başkanlığı koltuğuna oturmak üzere geri dönmesinden önce dört yıl boyunca bu görevi yerine getiren Dimitri Medvedev arasındaki şahsi ilişkilerdi.

Putin, geri dönüşüyle birlikte çıkan muhalif gösteriler için ABD'yi suçlayınca ilişkiler kötüye gitmeye başladı. Kremlin'in Ağustos 2013'te Amerikalı eski CIA ve NSA çalışanı Edward J. Snowden'a geçici sığınma hakkı tanıma kararı alması ise sıfırlama sürecini sona erdirdi.

Soğuk Savaş döneminin ideolojik düşmanlığı ortadan kalkmış olabilir, fakat Rusya artık kendisini alternatif bir medeniyet ve toplum modeli olarak tanımlıyor. Bir statüko gücü olduğunu savunan Moskova, Washington'ı ise bunun aksine Arap coğrafyası başta olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde rejim değişikliğini destekleyerek istikrarsızlık yaratma amacı güden, "revizyoncu" bir güç olarak nitelendiriyor. Eski Sovyet coğrafyasındaki istikrarsızlığın kaynağı olarak ABD'yi işaret eden Kremlin, Ukrayna'daki karışıklık için de Batı'yı suçluyor.

Yine de ABD-Rusya ilişkilerinin hep parçalı bir yapısı olageldi. Kaldı ki şu anda da Washington'ın Moskova ile işbirliği içinde çalışmasını gerektiren Suriye, İran ve (ABD'nin bu yıl askerlerini çekeceği) Afganistan gibi çok taraflı ve ivedi alaka bekleyen meseleler mevcut.

ABD ve Rusya, Suriye İç Savaşı'nın nasıl sona erdirilmesi gerektiği konusunda anlaşamasalar da, Şam'ın elindeki kimyasal silahların alınmasında işbirliği sergilediler. Keza İran'ın nükleer silah üretme kabiliyeti kazanmasını, iki ülke de arzulamıyor.

İki ülke arasındaki ilişkilerde büyük beklentiler ortaya koyulup arkasından bir dizi hayal kırıklığının yaşandığı son 20 yıllık süreç, Ukrayna krizi çözüme kavuştuğunda, ABD'nin Rusya'ya daha ılımlı ve gerçekçi hedeflerle yaklaşacağını gösteriyor. Soğuk Savaş'ın, 1990'ların ve bugünkü krizin mirası geride bırakılmadığı müddetçe, ister Beyaz Saray ister Kremlin tarafından başlatılmış olsun, her türlü sıfırlama girişimi, zaten kısıtlı ve zahmetli durumdaki ilişkiyi bir miktar daha etkin biçimde yönetmekten öteye gidemez.

Bunun ABD açısından anlamı; Rusya'yı olduğu gibi, yani karma bir siyasi sisteme ve yerel ekonomi, nüfus ve siyaset alanlarında ciddi sıkıntılara sahip, büyük ve halen önemli sayılan bir ülke olarak kabul etmektir. Rusya'nın Sovyetler sonrası değişimi, uzun yıllar alacak ve düz bir seyir izlemeyecektir. Moskova, Washington'ın bakışından son derece farklı bir dünya görüşüne sahip ve bu durum yakın gelecekte de böyle kalacak. Fakat soğuk bir barış, soğuk savaştan yeğdir.

Angela Stent, Georgetown Üniversitesi Avrasya, Rusya ve Doğu Avrupa Çalışmaları Merkezi Direktörü ve The Limits of Partnership: US-Russian Relations in the Twenty-First Century isimli kitabın yazarıdır.

Bu makalenin ilk nüshası Project Syndicate tarafından yayımlandı.

Twitter'dan takip edin: @AngelaStent

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Angela Stent

Georgetown Üniversitesi Avrasya, Rusya ve Doğu Avrupa Çalışmaları Merkezi Direktörü ve The Limits of Partnership: US-Russian Relations in the Twenty-First Century isimli kitabın yazarıdır. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;