ABD'de Senato İstihbarat Komitesi'nin yayınladığı işkence raporu, Merkezi İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) kötü şöhretli tutuklama ve sorgulama programına bugüne dek yöneltilmiş en kapsamlı ve açık suçlama. Ayrıntıları hâlâ incelenen rapor, CIA ve anlaşmalı olduğu unsurların, işkence yaptıkları insanlar, elde ettikleri istihbarat ve kullandıkları yöntemlere ihtiyaç olup olmadığı ile ilgili gerçekleri defalarca ve bilerek çarpıttığını ortaya koyuyor.

Rapordan ne gibi dersler çıkarmamız gerektiği henüz belli değil. Raporda ismi öne çıkan Zeynel Abidin Muhammed Hüseyin Ebu Zübeyde'nin avukatlığını yapıyorum. Raporda, düzeltilen bölümler hariç, 1.001 kez müvekkilimden bahsediliyor. Birlikte çalıştığım avukat arkadaşımla belgeyi incelemeyi hâlâ bitiremedik.

Bununla birlikte, üç husus şimdiden ortada.

Rapor, CIA ve anlaşmalı olduğu unsurların, işkence yaptıkları insanlar, elde ettikleri istihbarat ve kullandıkları yöntemlere ihtiyaç olup olmadığı ile ilgili gerçekleri defalarca ve bilerek çarpıttığını ortaya koyuyor.

Joseph Margulies

Birincisi, program, Amerikan halkına anlatıldığından çok daha acımasızdı. Artık hepimiz "rektal rehidrasyon"un ne demek olduğunu biliyoruz. İsteyen 584 numaralı dipnotta anlatılan iğrenç ayrıntılara bakabilir. Rapor, mahkûmun sıvı kaybından ölmesini önlemede rehidrasyon yönteminin son derece cazip olduğundan söz eden bir tabip subayın "Damar yolu, güvenli ve etkili bir yol olmakla beraber Teşkilat, rektal infüzyonun yardımcı etkilerine hayran kalmıştı" dediğine yer veriyor.

Ebu Zübeyde'nin sorgusu esasen o kadar kötüydü ki, sorguya katılan bir doktor odaya girmeden önce "Kariyeriniz boyunca muhtemelen hiç böyle bir yerde bulunmamışsınızdır … Görsel ve psikolojik olarak son derece rahatsız edici" diye uyarıldı.

İşkenceye tanık olmak, "orada bulunan tüm çalışanlar üzerinde derin bir etki bıraktı". CIA notlarında "Şimdilik herkes güçlü görünüyor, ama şayet grubun devam etmesi gerekirse … daha ne kadar olur, garanti edemeyiz" deniyordu.

Kimi gözlemciler, tanık oldukları manzaradan "o kadar çok etkilenmişti ki, içlerinde ağlayanlar, tıkananlar olmuştu". Hatta raporda yazılanlara göre, "iki, belki de üç" subayın, işkence devam ettiği takdirde "tayinlerini istemeleri muhtemel" görülüyordu.

Bildiğim kadarıyla Ebu Zübeyde'ye böyle bir özen gösterilmemişti.

İkincisi, CIA tarafından yapılan çarpıtmalar, düşündüğümüzden çok daha geniş kapsamlıydı.

Örneğin, Ebu Zübeyde, CIA'in işkence programının âdeta simgesiydi. Askeri terminolojide "black site" olarak adlandırılan gizli tesislerde alıkonulmuş ilk mahkûmdu; mahkûmlar arasında her türlü "gelişmiş" tekniğe maruz bırakılan bir tek o vardı; o meşhur işkence notu onun için yazılmıştı. Teşkilatın hatasız bir şekilde halletmek istediği bir vaka varsa, o da Ebu Zübeyde idi.

Oysa bizim yıllardır söylediğimiz şeyleri artık tüm dünya biliyor. Rapor, dünyanın her yerindeki bürokrasilerin o üzerinde düşünülmüş, hafife alır diliyle, CIA'in Ebu Zübeyde'yi "yanlış" tanıttığı sonucuna varıyor.

Aslına bakılırsa, Ebu Zübeyde ile ilgili temel iddiaların tümü, itibarını kaybetmiş ya da geri alınmış durumda. Örneğin, CIA, Ebu Zübeyde'nin karşı sorguda "son derece bilgili" olduğu ve "El Kaide'nin direniş teknikleri kılavuzunu onun hazırladığı" konusunda ısrar ederek, kendisine işkence uygulanması için yasal izin almıştı. Oysa "CIA kayıtları incelendiğinde, bu iddiaları destekleyecek hiçbir kanıt bulunamadı."

Teşkilat, yine benzer şekilde, Ebu Zübeyde'nin "El Kaide'nin yürüttüğü tüm büyük terör operasyonlarında" yer aldığını öne sürmüştü. Fakat bu da bir yalandı. Rapora göre, "CIA kayıtları, bu iddiaları desteklemiyordu."

Raporun 410. sayfasına gizlenmiş samimi bir CIA itirafı daha var ki, "Ebu Zübeyde'nin El Kaide üyesi olmadığını" söylüyor. Alıntı, 16 Ağustos 2006 tarihli bir CIA istihbarat değerlendirmesinden. Buna rağmen, eski ABD Başkanı George W. Bush dâhil birçok yetkili, bu not yazıldıktan sonra bile uzun süre Ebu Zübeyde'den El Kaide üyesi olarak bahsetmeyi sürdürdü.

Bu düşünceler doğal olarak işkencenin işe yarayıp yaramadığı sorusunu akıllara getiriyor. Rapor, bu soruya kuşkuya yer bırakmadan "hayır" yanıtını veriyor. Nitekim Komite, daha ilk cümlede "CIA'in yüksek sorgu teknikleri, doğru bilgi alma ya da tutukluları işbirliğine sevk etme bakımından etkili bir yöntem olmamıştır" diyor.

Ceza, gerçeklerin ortaya çıkması kadar önemli değil. Sorumluların cezalandırılması ile gerçeklerin bilinmesi arasında seçim yapmak zorunda kalsam, gerçeği seçerim.

Joseph Margulies

Bunların da ötesinde, şahsen bunun zaten hiç sorulmaması gereken, yanlış bir soru olduğu kanaatindeyim. Nasıl ki "Kimyasal silahlar işe yarıyor mu?" diye bir soruyu asla sormuyorsak, ABD de işkencenin işe yarayıp yaramadığını hiçbir şekilde merak konusu yapmamalı. Yine de öğrenmek isteyen varsa, yanıt "hayır".

Üçüncüsü ise rapor, anayasal demokrasimize bir meydan okuma içermektedir. Burada sorulması gereken asıl soru şu: Amerika Birleşik Devletleri gerçeklerden korkuyor mu? Tamamen devlet izniyle yürütülen bir programla ilgili bir ifşaatın ihtimalinin dahi bu denli korku ve endişe yarattığı bir noktaya geldiğimize inanamıyorum. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) Başkanı Anthony Romero, geçen günlerde New York Times için kaleme aldığı makalede, işkence programıyla ilgili kişileri yargılama fikrine karşı çıktı. Ben de yıllardır aynı görüşü savunuyorum. Ceza, gerçeklerin ortaya çıkması kadar önemli değil. Sorumluların cezalandırılması ile gerçeklerin bilinmesi arasında seçim yapmak zorunda kalsam, gerçeği seçerim.

Diğer taraftan, eski Başkan Yardımcısı Dick Cheney ve programla bağlantılı diğer isimler, hazırlık aşaması yıllar süren ve CIA'ye ait orijinal evraklar dâhil yaklaşık 6 milyon sayfa belgeye dayanarak hazırlanan raporu, partizanların elinden çıkma, hain bir saldırı olarak nitelendirdi.

Pekâlâ. O zaman hepsine dokunulmazlık sağlayıp gerçeği söyleyeceklerine yemin ettirin ve kayıt tuşuna basın.

Joseph Margulies, Cornell Üniversitesi'nde hukuk ve siyasal bilgiler alanında misafir öğretim üyesi. Guantanamo'da tutuklu bulunan Zeynel Abidin Muhammed Hüseyin Ebu Zübeyde'nin avukatı. 2004 ve 2008 yıllarında da benzer davalarda avukatlık yaptı.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.