Görüş

ABD'nin PYD açılımının boyutları

Zamanlama itibarıyla PYD'ye yönelik tutum değişikliği, Amerika'nın güvenlik ihtiyacından kaynaklanan birçok gösterge taşımaktadır. Yoksa Washington, Kürt sorununu (bir halkın sorunu ve hak talebi olarak) destekleyen siyasi bir okuma yapmamaktadır.

ABD öncülüğündeki koalisyonun Kobani'ye saldıran IŞİD hedeflerini havadan vurması, sınırın Türkiye tarafından da net şekilde görülüyor. [Fotoğraf: Burhan Ekinci / Al Jazeera]

'İslam Devleti' örgütü IŞİD'e karşı Irak ve Suriye'de açılan savaş, ABD'nin terör listesine aldığı PKK'nın Suriye kolu sayılan Demokratik Birlik Partisi PYD'ye açılımın anahtarını oluşturdu. 

PYD'nin askeri kanadı olan Halk Savunma Birlikleri'nin (YPG), Musul'un ele geçirilmesinden sonra Sincar'da ve şimdi de Suriye'nin kuzeyindeki Aynul Arab/Kobani'de IŞİD'e karşı savaşta gösterdiği büyük deneyim, güvenilebilir bir müttefik olarak önemini gözler önüne serdi.

PYD'ye yönelik tedrici Amerikan açılımının sebebi karşılıklı roller ve avantajlar içinde anlaşılabilir veya açıklanabilir. ABD'nin Suriye dosyasından sorumlu yetkilisi büyükelçi Daniel Rubinstein, PYD yetkilileriyle Paris'te görüştü. Ardından Amerikalı bir general ile PYD yöneticileri Irak'ın Sincar şehrinde bir araya geldiler. Son olarak Amerikan güçleri, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nden Kobani'deki Kürt savaşçılara havadan silah ve mühimmat ulaştırdı. Gerçi ABD'nin PYD ile girdiği bu ilişki, IŞİD'le savaşta Amerikan-Türk işbirliği, hatta Kürt sorunuyla ilgili sebeplerden dolayı iki ülke ilişkilerinin geleceği için bir sorun oluşturacaktır.

Açılımın göstergeleri

Kürtler güvene ve pozitif yaklaşımlara muhtaç bir bölgede yaşıyorlar. Hiç kuşkusuz, tarihsel olarak maruz kaldıkları ölüm kalım savaşları ve kimlik dışlanması sebebiyle yaşadıkları derin endişelerin gölgesinde bir tür uluslararası koruma istiyorlar. Ayrıca bölgedeki çekişmeler ve savaşlar çerçevesinde gelişmiş silahların yanı sıra bağımsız devlet hayallerine ulaşmak için uluslararası toplumun ulusal haklarını tanıması gibi eski bir talebi dile getiriyorlar.

Buna karşın Washington, çalkantılı gelişmeler sebebiyle Kürtlerin bölgesel bir aktöre dönüşmesinin farkında; dolayısıyla (sahada savaşabilecek deneyimli güçlerinin olması açısından) bu aktörü IŞİD'le savaşta kullanmayı önemli görüyor.

Kürt coğrafyasının 'İslam Devleti'ne komşu olması Kürt rolünün önemini artırıyor. Zira, zengin petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bu hassas bölgede örgütün nüfuzunu yaymasını engellemenin teminatını oluşturacak şekilde 'İslam Devleti'ne doğudan ve batıdan bitişik bir konumda. Ayrıca Kürt coğrafyası ABD'nin bölgeye yönelik stratejisinde özel bir yere sahip.

Dolayısıyla ABD'nin Suriye Kürtlerine açılım zamanlaması, bu halkın hakları ve taleplerini destekleyen ahlâki ilkesel bir tutumdan çok, onların rollerine olan güvenlik ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Özellikle de bu açılımda amaçlanan Kürt tarafı (Salih Müslim liderliğindeki PYD) yakın zamana kadar ABD için Suriye rejimi ve PKK ile ilişkisinden dolayı şaibeli bir konumdaydı. Dolayısıyla Amerikan açılımının sahada işbirliği süreci için bir sınav oluşturduğu söylenebilir. Bu açılım, esas itibarıyla Kobani savaşında ve öncesinde Rasulayn (Serekaniye), Coza, Tel Hamis ve Suriye-Irak sınırındaki Rabia Kapısı (Tel Kocer) savaşlarında liyakatini ispatlayan YPG için önemli test alanı oluşturuyor.

IŞİD'le savaş konusunda Amerikan-Türk diyaloğu çıkmaz yola girmeseydi ve Washington Ankara'yı kendi stratejisi doğrultusunda ittifaka katılmaya ikna edebilseydi ABD, Suriye Kürtlerine açılım göstermez ve silah desteği vermezdi.

by Hurşid Deli

Ancak ABD yönetimiyle ilişkiler konusundaki Kürt arzusu, IŞİD'e yönelik askeri koordinasyon ve işbirliğini aşıyor; Kürtler sorunlarının siyasi açıdan desteklenmesini istiyorlar. Zira bir yılı aşkın bir süre önce PYD'nin açıkladığı özerklik projesi desteğe ve tanınmaya muhtaç.

Ayrıca parti, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'na (SMDK) katılan Suriye Kürt Ulusal Meclisi (ENKS) partileriyle olan anlaşmazlıklar ve bölünmüşlük gölgesinde kendisine yönelik bir açılımda bulunulmasını istiyor, Suriye'deki Kürt hareketinin temsilcisi olarak tanınma talep ediyor. Kürt Ulusal Meclisi, Erbil'i kendisine referans alırken Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ile Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK arasındaki rekabet, Suriye Kürt sahasını etkisi altına aldı ve şu ana kadar Suriye Kürtlerinin gerçek referansının oluşmasını (tarafların bu hususta birçok anlaşma imzalamasına rağmen) engelledi.

Ancak bu paradokslar bir yana ABD'nin PYD'ye açılımı ve silah desteği, parti için yeni bir dönemi beraberinde getiriyor ve Batı'nın işbirliğine kapıları ardına kadar açıyor. Bunun yerel ve bölgesel etkileri olacaktır. Özellikle de partinin Suriye dışında güçlü uzantıları varken...

Türkiye ile ilişkiler

ABD'nin PYD'ye açılımı ve ilişki kurmasındaki hedefi IŞİD'le savaşılması. Hâl böyle olunca bu durum birçok sınava, viraja ve her sürecin hususiyetine göre siyasi taleplerin yer alacağı uzun bir yola girmek demek.

Washington, IŞİD'le savaşması için ılımlı diye tanımladığı güçlerle kapsamlı bir cephe oluşturmak istiyor. Bu da herkes için büyük sorunları beraberinde getiriyor. Özellikle de PYD ile Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) da dahil Suriye muhalif güçleri ve silahlı gruplar arasındaki ilişkiler ('Fırat Volkanı' grubunun oluşturulması sonrası ÖSO gruplarıyla Kobani'de bir işbirliğinin gelişmesine rağmen) yolunda gitmezken...

Dolayısıyla Kürt-Amerikan açılımının, (siyasi referansların, ittifakların ve gündemdeki konulara yönelik tutumların yeniden oluşturulması şekli üzerinde) beklenen sonuçlarının olacağı söylenebilir. Bu sonuçların en önemlileri şunlardır:

1) Suriye Kürtleri düzleminde PYD'nin başarılı bir deneyim olarak tanınması: Bu tanıma PYD'yi istemeyen ve kendisiyle işbirliği yapmayı reddeden Kürt Ulusal Meclisi partilerinin PYD'nin deneyimi üzerinde olumlu düşünmeleri ve buna karşın PYD'nin de hiç kimsenin piyonu olmadığını ispatlaması gerektiği anlamına geliyor.

2) Washington'un ılımlı diye nitelediği güçler ve gruplarla kapsamlı işbirliği kapısının açılması: Ayrıca Kürtler ile bu güçler ve gruplar arasında IŞİD'le savaş ve hatta IŞİD sonrası döneme hazırlık için (yani Suriye krizine rejimin düşürülmesi için siyasi ve askeri nihai çözüm bulunmasının niteliği çerçevesinde) ortak ittifaklar ve cepheler oluşturulması mümkün olabilir.

3) ABD'nin Kobani savaşına Erbil üzerinden destek vermesinin Kürt bağının boyutunu göstermesi: Coğrafi sınırlara ve bölünmüşlüğe rağmen Erbil ve Diyarbakır'da Kobani'nin düşmesinin her iki kentin düşmesi ve siyasi meşruiyetlerin kalmaması anlamına geleceği yönünde güçlü bir bilinç var. Dolayısıyla PYD ile anlaşmazlığa rağmen Erbil silah göndermekte gecikmezken Diyarbakır dört bir yandan baskı yaptı, Washington'la öncelikler savaşına giren Tayyip Erdoğan üzerinde baskı kurmak için Kürt ve Türk kentlerini yakıp yıktı.

21. Yüzyılda Kürtler [Al Jazeera Türk Dergi]

Gerçekten de IŞİD'le savaş konusunda Amerikan-Türk diyaloğu çıkmaz yola girmeseydi ve Washington Ankara'yı kendi stratejisi doğrultusunda ittifaka katılmaya ikna edebilseydi ABD, Suriye Kürtlerine açılım göstermez ve silah desteği vermezdi.

Kürtlere silah desteğinin, Erdoğan'ın Kobani'deki Kürtlerin silahlandırılmasını kabul etmediğini açıklamasından ve PYD'yi terörist olarak nitelemesinden saatler sonra gerçekleşmesi şaşırtıcı değil.   

Bunun için Suriye Kürtlerinin silahlandırılmasının Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde büyük etkileri olacaktır. Ankara bu silahlandırmadaki hedefin 'tampon bölge' kurulması şartının önünü kesmek olduğunu düşünüyor.

Dolayısıyla gelecek günlerde iki ülke ilişkileri cephesinde sorunlar şiddetlenecektir. Washington açısından Kürtlere verdiği destek ile Türkiye ile güçlü ilişkileri koruma arasında bir uzlaşma nasıl sağlanacak? Türkiye açısından ise bir yandan Washington ile ilişkileri korumak diğer yandan kendi güvenliği üzerindeki tehlikeli sonuçların önüne geçmek için IŞİD’le savaş koalisyonuna katılmak ile kendi çıkarları arasındaki uyumu nasıl sağlayacak? 

Her hâlükârda Türkiye kendisini iki keskin bıçak arasında bulacaktır. Ya IŞİD terörüyle savaş kapısından Kürt yükselişine destek verecek ya da her yerde büyüyen Kürt öfkesiyle mücadele edecektir. Her iki durumda da Türkiye kendisini içeride harekete geçen bir sorunla karşı karşıya görmektedir.

Güvenlik önceliği mi yoksa bir halkın sorunu mu?

Tarihte Batı'nın Kürtlerle ilişkilerinde büyük sorunlar yaşandı. Kürtler tarihin birçok durağında çıkarlar ve yaklaşımlar mezbahasında bu ilişkilerin kurbanı oldu.

Bu durakların ön plana çıkanı 1974 yılında İran Şahı'nın ve ABD'nin, Kürtlerin dağlarına ve köylerine konuşlanan Irak ordusuyla mücadelelerinde Kürtlere desteği çekmesidir; bunun ardından Irak'taki Kürt devrimi başarısız olmuştu. O dönem, baba Barzani'nin (Molla Mustafa Barzani) ABD yönetimine kendilerini kurtarmaları için müdahalede bulunması yönündeki tüm çağrıları ve talepleri sonuçsuz kalmıştı. Hatta zamanın ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'in yanıtı şoke ediciydi ve tam bir ihanetti. Kissinger, Barzani'nin taleplerine "Irak ordusu görevini yapıyor, Kürtler istihbarat faaliyetleri ile propaganda çalışmalarını birbirinden ayırmalılar" sözüyle kısa bir mesajla cevap vermişti.

Sonraki duraklar (özellikle de 1991 yılı sonrası) ABD'nin Irak Kürtleriyle ilişkilerinde iyileşmelere sahne olsa da Kissinger'ın söyledikleri ABD'nin Kürtlere ve sorunlarına yönelik politikasının özünü oluşturuyor; bunun sebebi de ABD'nin bu soruna yaklaşım şeklidir.

ABD, Kürtlere Araplar, Türkler ve Farslar'ı örnek alarak kazandıkları tarihi haklarından mahrum bırakılmış bir halk olarak bakmıyor. Etnik, dini ve petrol üzerinden sürtüşmelerin aktif olduğu bölgede Kürtleri her ihtiyaç duyduğunda başvurulabilecek güvenli insan unsuru olarak görüyor.

by Hurşid Deli

ABD, Irak Kürtlerine sempati duyarken ve desteğini sunarken Türkiye, İran ve Suriye Kürtlerini görmezden geldi, hatta PKK'yı terör örgütleri listesine koydu, lideri Abdullah Öcalan'ı 1999 yılında Türk yetkililere teslim etmeden önce Kenya'da tutuklayan Mossad'a destek oldu.

Yani ABD, Kürtlere 1.Dünya Savaşı akabinde yapılan uluslararası antlaşmalar (Sykes-Picot ve Lozan) sebebiyle Araplar, Türkler ve Farslar'ı örnek alarak kazandıkları tarihi haklarından mahrum bırakılmış bir halk olarak bakmıyor. ABD, etnik, dini ve petrol üzerinden sürtüşmelerin aktif olduğu bölgede Kürtleri her ihtiyaç duyduğunda başvurulabilecek güvenli insan unsuru olarak görüyor. Bu da demek oluyor ki Kürtler uygun şartlarda bir tarafa karşı kullanılabilecek güvenlik açısından öncelik teşkil eden bir halk olarak görülmektedir. Yoksa Kürtlere bir halk ve toprak sorunu olarak bakılmamaktadır.

Yakın zamana kadar bu denklemdeki altın kural, bölge ülkelerini karmaşık ağlara sahip Kürt sorunu ile karşı karşıya getirmekti. Washington kendi çıkarlarını gerçekleştirdiği zaman Kürtler genelde aynı politikaların kurbanı oluyordu. Tabii yukarıda bahsi geçen hususlar ABD'nin Kürdistan bölgesiyle bir ittifak sürecine varan ilişkilerin önemini hafifletmez. Ayrıca bu anlatılanlar ABD'nin Kürt sorununu parça parça okumasının olumsuz rolünden hiçbir şey kaybettirmez. Bu okuma, Kürt sorununun burada insani yüzünü gösteriyor, bir başka yerde sorunu 'terör' olarak görmekte ısrar ediyor ve üçüncü bir yerde de tamamen görmezlikten geliyor.

Zamanlama itibarıyla PYD'ye yönelik bu tutum değişikliği, Amerika'nın güvenlik ihtiyacından kaynaklanan birçok gösterge taşımaktadır. Yoksa Kürt sorununu (bir halkın sorunu ve hak talebi olarak) destekleyen siyasi bir okuma yapmamaktadır. 

Parçalanmış Amerikan okumasının tek sebebi ABD'nin kendisi değildir. Kürtler de bu okumanın sebebidir. Kürtler hem ABD'yi PKK örneğinde olduğu gibi savaşılması gerekli emperyalist ve sömürgeci bir güç gördüler, hem de Erbil örneğinde olduğu gibi ABD'ye her yerde ve mekânda sorgusuz sualsiz vurucu güç olarak baktılar ve öyle muamele ettiler. Her iki durumda da çoğunlukla Kürtler kurban oldu.

Birinci durumda Kürtler (PKK), dağdaki sığınakları havadan vurulabilecek teröristler oldular. İkinci durumda (Erbil) ise çoğu Arap milliyetçisi ve İslamcının gözünde Irak'ın ve bölgenin bölünmesine çalışan emperyalizmin ve Siyonizm'in uşağına dönüşüveriyorlar.

IŞİD'le savaş Kürtlerin stratejik önemini gözler önüne serse ve bu önemden dolayı Kürtlerin sorunlarına yönelik yeni bir bakış açısı getirse de bu ikilem zor bir Kürt ikilemidir. 

Hurşid Deli, Suriyeli yazar. Suriye devlet televizyonunda haber editörü ve müdürü olarak çalıştı. İran merkezli El Alem televizyonunun Şam muhabirliği ve müdürlüğünü yaptı. El Hayat, En Nehar ve El Müstakbel gibi gazetelerde makaleleri yayımlandı. Türkiye ve Kürt konularında uzman olan yazarın 'Türkiye ve Dış Politikanın Sorunları' başlıklı bir kitabı bulunuyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Hurşid Deli

1967 Suriye doğumlu yazar, Suriye televizyonunda haber editörü ve müdürü olarak çalıştı. İran merkezli El Alem televizyonunun Şam muhabirliği ve müdürlüğünü yaptı. El Hayat, En Nehar ve El Müstakbel gibi gazetelerde makaleleri yayımlandı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;