Görüş

Ahıska Türklerinin bitmeyen sürgünü: Sadece anmak yeterli mi?

Ahıska Türkleri, tarihleri boyunca iki büyük sürgüne maruz bırakılmaları neticesinde Asya'nın farklı bölgelerini yurt edindiler. Ancak Türkiye’de yaşayan Ahıska Türklerinin bile vatandaşlık, çalışma ve oturma izni gibi kronikleşen sorunlarına etkin çözümler geliştirilemedi.

1944'te vatanlarından sürülerek Orta Asya'nın farklı ülkerine dağıtılan Ahıska Türkleri, geri dönüş mücadelelerini sürdürüyorlar. [Fotoğraf: Dünya Ahıska Türkleri Birliği]

Ahıska Türkleri, insanlık tarihinde yaşanan en dramatik sürgünlerden birinin mağdurları. Zorunlu iskâna tabi tutuldukları geçici vatanlarında yeniden hayata tutunma hikâyelerinin kahramanları.

Bu acılı halkı, bir gecede hiçbir resmi suçlama yöneltilmeksizin vatanlarından edilmeleri kadar sarsan bir başka gerçek de, sürgün edildikleri ülkelerde, en az sürgün kadar büyük acılarla yüz yüze kalmaları. Bir başka deyişle, Ahıska Türklerinin tarihi acılarla dolu ve bu acılar, kısa ve orta vadede dineceğe benzemiyor.

14 Kasım 2014 günü Ahıska Türklerinin sürgün edilişlerinin 70. yıldönümünü anarken, iki temel soruna ilişkin etkin çözümün bir türlü bulunamama nedenlerini irdelemek gerekiyor:

1) Ahıska Türklerinin vatanlarına geri dönüşlerinin önündeki engellerin görünürde kalkmasına rağmen, alınan kararların uygulanmasının son derece yavaş ilerlemesi.

2) Beklenen "geri dönüş günü" gelene dek Ahıska Türklerinin yaşadıkları ülkelerdeki temel sorunlarının halen aşılamaması. 

Kazakistan, Azerbaycan, Türkiye, Özbekistan, Ukrayna, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu’nu ikinci vatan olarak benimsemiş Ahıska Türklerinin en önemli özellikleri, içerisinde yaşadıkları topluma göre hızla şekil almaları ve en zor koşullara dahi uyum sağlamalarıdır. 

by Gökçen Oğan

"Ahıska Türkleri" kavramı, o milletin etnik özelliklerinden ziyade coğrafi konumlarına işaret eder. Ahıska Türklüğü, Anadolu Türklüğünün doğal bir uzantısıdır. Ahıska Türkleri, bugün Gürcistan sınırlarında bulunan Ahıska bölgesindeki vatanlarına, Osmanlı İmparatorluğu'nun iskân politikaları doğrultusunda Konya, Tokat ve Yozgat illerinden seçilerek yerleştirilmiş Anadolu Türklerinin etkisiyle huzur ve istikrarlı uzun bir dönem geçirdiler.

1829 Edirne Anlaşması ile Rusya egemenliğinde kalan Ahıska Türkleri, 115 yıl sonra dönemin Sovyetler Birliği Lideri Josef Stalin'in iskân ve sınır politikaları yüzünden büyük bir dram yaşadılar.

İki büyük göç, iki büyük acı

Sovyetler Birliği Devlet Savunma Komitesi'nin 1944 tarihli kararı, Ahıska Türklerinin stratejik konumları itibarıyla Stalin tarafından Birlik için tehdit olarak görüldüklerinin kanıtı niteliğindedir. İkinci Dünya Savaşı'nda (1939-45) evlatlarını Sovyet ordusunun emrine veren Ahıska Türkleri, Devlet Savunma Komitesi kararıyla bir gecede vatanlarından sürüldüler.

Ahıska Türklerinin 1944'teki mevcut nüfusu ve göçe zorlananlara dair veriler sağlıklı olmamakla birlikte; 86.000 Ahıska Türkünün 40.000’i Kazakistan'a, 30.000’i Kırgızistan'a, 16.000’i Özbekistan'a göç ettirildi. Göç sırasında hayatını kaybeden Ahıska Türklerinin sayısı tartışmalı bir konu. Bağımsız kaynaklara göre, son derece kötü koşullarda sürülen Ahıska Türklerinin 20.000 kadarı yollarda yaşamını yitirdi. 

1956 yılında Stalin'in ölümünden sonra, tıpkı Ahıskalı Türkler gibi sürgüne mahkûm edilen Çeçenler, İnguşlar ve Kürtlerin vatanlarına geri dönmelerine izin verildi. Yine de hiçbir neden göstermeksizin Ahıskalı Türklerin geri dönüşü engellendi.

Sınır güvenliğini tehdit ettikleri gerekçesiyle sürgüne tabi tutulan Ahıskalılar, 1989 yılına kadar Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’da yaşadılar. Ancak Özbekistan ve Kırgızistan devletlerinin bulunduğu Fergana bölgesinde 1989'da yaşanan olaylar nedeniyle ikinci kez büyük bir göçe zorlandılar. İkinci sürgün, Ahıskalılar için daha büyük bir hayal kırıklığı ve parçalanmaya yol açtı. 

1999 tarihi, Ahıska Türklerinin vatana geri dönüş umutlarının yeşerdiği bir tarihti. Avrupa Konseyi'nin, Gürcistan'ın üyeliğe kabulünde Ahıska Türklerinin geri dönüşünün gerçekleştirilmesini ön koşul olarak koyması son derece önemli bir gelişmeydi. Fakat Gürcistan'ın 2011 yılında tamamlaması gereken süreci ekonomik ve siyasal gelişmeleri bahane ederek ağırdan alması ve engeller çıkarması sonucu Ahıska Türklerinin geri dönüşü giderek daha da zorlaştı.

2008 yılında dönemin Gürcistan hükümeti, Ahıska Türklerinin dönüşü için başvuruları kabul etmeye başladı. Yaşanan sıkıntılar ve koşulların zorluğu nedeniyle yalnızca 14 bin Ahıska Türkü geri dönüş için başvuruda bulundu. Bu noktada altı çizilmesi gereken bir başka husus, 2014 yılı itibariyle sadece 1.254 kişiye "vatana geri dönüş statüsü" verilmesidir. Bu rakam, mevcut koşullar değerlendirildiğinde ancak sembolik bir değer görmeye mahkûmdur.

Sayılarının 300.000 civarında olduğu tahmin edilen Ahıska Türklerinin, yaşadıkları toplumlarda görünürlükleri her geçen gün güçleniyor. Kazakistan, Azerbaycan, Türkiye, Özbekistan, Ukrayna, Kırgızistan ve Rusya Federasyonu’nu ikinci vatan olarak benimsemiş Ahıska Türklerinin en önemli özellikleri, içerisinde yaşadıkları topluma göre hızla şekil almaları ve en zor koşullara dahi uyum sağlamalarıdır.

Aslında, ortak kültürü paylaştıkları coğrafyalarda yeni bir yaşam kurmaya çalışan Ahıskalılar, önemli bir dirençle karşılaşmadılar. Lakin bulundukları coğrafyada yaşanan sorunlardan, krizlerden, kırılganlıklardan en ciddi yarayı Ahıska Türkleri aldı. Özellikle çatışma alanlarında, gerilimin arttığı dönemlerde Ahıskalılar kolay hedef haline gelebildiler.

Daima bir güvenlik tehdidi algısıyla yaşamak zorunda kalmaları, Ahıskalıları birbirine daha da kenetledi. Parçalanan aileler, Asya’nın çeşitli bölgelerinde ve zorunlu iskan alanlarında ortaya çıkan sıkıntılar nedeniyle sürgünü görenler ve sonraki nesiller, büyük bir toplumsal travma yaşadılar. Bu duygunun en az hissedildiği yer, Anadolu coğrafyasıydı.

Türkiye, Ahıska Türklerinin bir gün mutlaka vatanlarına dönmeleri gerektiği; vatandaşlık sürecinin hızlandırılması halinde geri dönüş ihtimalinin zayıflayabileceği üzerinde duruyor.

by Gökçen Oğan

Türkiye'deki Ahıska Türkleri

Türkiye, Ahıska Türklerinin gönüllerinde adeta bir garantör ülke konumundadır. 1992'de çıkarılan bir kararname ile Ahıska Türklerinin küçük bir kısmı Türkiye’ye kabul edilerek Iğdır ve Hatay illerine iskân edildi. Ahıska Türklerinin sayısı, Iğdır ve Hatay'a yerleştirilen bu ailelerle sınırlı kalmayıp hızla arttı. Ancak Türkiye'de yaşayan Ahıska Türklerinin artık kronikleşen sorunlarına kalıcı ve etkin çözümler geliştirilemedi.

Ahıska Türkleri temelde atandaşlık, çalışma ve oturma izinlerinin verilmesi gibi temel konularda ciddi sıkıntılarla yüzyüzedir. Bu durum özellikle Suriye’den Türkiye’ye sığınan mültecilere sağlanan imkânlar ile birlikte değerlendirildiğinde, Ahıska Türkleri açısından daha yaralayıcı bir hal alıyor. Türkiye’deki örgütlü yapılarına rağmen Türk kamuoyunun ilgisini ve desteğini yeterince çekemediklerini düşünen Ahıska Türkleri, yaşanan bu sıkıntılar nedeniyle sürgünün çilesinin devam ettiği görüşündedir. 

Türk devletinin Ahıska Türkleri konusundaki tavrı, onları "misafir" olarak görme eğiliminin devam etmesi ile açıklanabilir. Türkiye, Ahıska Türklerinin bir gün mutlaka vatanlarına dönmeleri gerektiği; özellikle vatandaşlık sürecinin hızlandırılması halinde geri dönüş ihtimalinin zayıflayabileceği üzerinde duruyor. Bu duruş aslında bugün Irak ve Suriye Türkmenlerine sergilenen tavrın aynısıdır. Zira bu toplulukların ana vatanlarında varlıklarını sürdürmeleri stratejik açıdan daha doğru görülüyor.

Geri dönüş için uygun koşulların sağlanması adına gerekli baskı ve desteğin gösterilmesi sürecine paralel olarak, Ahıska Türklerinin mevcut koşullarının düzeltilmesi, bu kesimin en önemli talebidir. Türkiye’nin potansiyeli değerlendirildiğinde bu iki sürecin dengede ve eş zamanlı götürülebileceği açıktır.

Gökçen Oğan, Orta Asya uzmanı, araştırmacı. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. "Şanghay İşbirliği Örgütü ve Bölgesel İşbirliği Girişimleri" başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Orta Asya uzmanı olarak görev yaptı. Çeşitli araştırma merkezlerinin Avrasya danışmanlığını üstlendi. Oğan, halen Orta Asya, Afganistan ve Pakistan merkezli çalışmalarını sürdürüyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Gökçen Oğan

Orta Asya uzmanı, araştırmacı. Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. "Şanghay İşbirliği Örgütü ve Bölgesel İşbirliği Girişimleri" başlıklı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi'nde (ASAM) Orta Asya uzmanı olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;