Görüş

AKP hükümeti 'Alevi Açılımı' yapabilir mi?

İç-dış siyasetimizin, ekonomik hayatımızın paramparça edildiği, yapısal ve işlevsel belirsizliklerin hakim olduğu, otoriter eğilimler ile temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırıldığı bir ortamda yeni bir Alevi Açılımı’nın ne denli samimiyet taşıdığı ve inandırıcı olabileceği sorgulanmaya açık.

1. Alevi Çalıştayı'na katılan dönemin Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız, AKP'nin zihniyet olarak Alevi Açılımı yapamayacağını ifade ediyor. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

Yukarıdaki soruya keşke hiç tereddütsüz "Evet" diyebilseydik, diyebilseydim.

"Evet" diyemiyorum.

Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) siyaset tarzı, temel aldığı ideoloji buna uygun değil.

AKP, 12 yıllık iktidarı döneminde, giderek artan şekilde, toplumu inançsal/mezhepsel, etnik, cinsel aidiyetler temelinde böldü, halk kesimlerini kutuplaştırdı. Ayırımcı, ötekileştirici söylem ve tutumlar geliştirdi. Kendi milliyetinden, dininden, mezhebinden olanlarla olmayanlar ayrımı yaptı. Olanlar ile de hacca- umreye gitti, namaz kıldı, oruç tuttu, görkemli iftar buluşmaları düzenledi. Dualar eşliğinde açılışlar yaptı. Millete Yavuz’u, İskilipli Atıf Hoca’yı hatırlattı.

Kullandığı siyasal dili, bütünüyle dinsel kavramlardan oluşturdu. Hitap ettiği kalabalıkları dinsel değerler ve simgeler aracılığıyla coşturdu, birleştirdi, birbirine yapıştırdı. Yeri geldi Allah’ı, Kuran-ı Kerim’i, yeri geldi Hz. Peygamberi tanık gösterdi. Bütün konuşmaları "Allahın izniyle" diye başladı; "Allaha emanet olun" ile bitti.

Kendinden olmayanları (kendisine oy vermeyen, "siyasal hasım" olarak tanımlananlar şeklinde anlayabiliriz) ve farklı kimlik aidiyeti taşıyan kesimleri (Aleviler, Ermeniler, Yahudiler, Zerdüştler, Ateistler, kadınlar, eşcinseller vb.) aşağıladı. Kurguladığı ahlaksal kategorilere göre onları kınadı, olmadık sıfatlar kullanarak düşmanlaştırdı. 

AKP sadece onları değil, kendi yaratmak istediği toplum yaşamı ve bu yaşamın değerlerine uymayan sanatçıları, entelektüelleri, diplomatları, kimi sermaye gruplarını, gazetecileri, din adamlarını, Alevi dedeleri, sporcuları da ötekileştirdi; toplumsal konumlarını, şeref ve haysiyetlerini sorguladı. Kamu olanaklarını da bu anlayış temelinde dağıttı. Denilebilir ki devleti yeniden örgütledi. İmtiyazlı gruplar yarattı. Yasa, tüzük, yönetmelik, devlet geleneği dinlemedi.

AKP, tabanını oluşturan Sünni seçmeni sandıkta birleştiren karşı güç, öteki olarak tanımlayıp araçsallaştırdığı Aleviliği ve Alevileri başka bir konuma koyarak eşitlik temelinde demokratik bir hak öznesi olarak tanımlamaz. 

by Ali Balkız

Her birey gibi kuşkusuz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da bir inanca mensup olma, o inancın gereklerini yerine getirme hakkı var. Ancak bu hak, özne/birey Erdoğan ve onun özel/kişisel alanı için geçerlidir. Hak öznesi/birey Erdoğan; eğer Başbakan, Cumhurbaşkanı olmak ve bu konumunu sürdürmek amacıyla kişi hakkı olan bu alanı kamusal alana taşır, toplumu siyasal olarak yönlendirme-yönetme aracı olarak kullanır, sandıkta oya dönüştürme programı haline getirirse durum değişir. Zira buna en bildik tanımlama ile "dini ve dini değerleri (hatta belli bir inancı ve o inancın temel aldığı değerleri) siyasete alet etmek" denir. Bunu ne din kabul eder, ne demokrasi ne de laiklik.

Fakat AKP, her şeyi ama her şeyi yüzde 51 ile yapabileceğini inandı ve buna göre davrandı. O yüzden, kendi tabanını oluşturan Sünni seçmeni sandıkta birleştiren karşı güç, öteki olarak tanımlayıp araçsallaştırdığı hatta yarattığı Aleviliği ve Alevileri başka bir konuma koyarak eşitlik temelinde demokratik bir hak öznesi olarak tanımlamaz. Kurduğu siyasal dengeyi, denklemi bozmaz.

Nitekim Sayın Erdoğan, "Aleviler nasıl olsa CHP’ye oy veriyorlar." gibi bir cümle kurarak; İsmet İnönü’den Tansu Çiller’e gelinceye dek hiçbir siyasetçinin yapmadığını yaptı. Seçmenin oy tercihi ile inançsal aidiyetini özdeşleştirdi. Ki bu aynı zamanda, "Ey Sünniler sakın Alevilerin yaptıklarını yapmayın, onlar bize sandıkta karşılar ise siz de onlara karşı olun." demekti.

2009'da başlatılan Alevi Açılımı da başarısızlıkla sonuçlandı. Çünkü AKP böyle istedi.

Açılım kapsamında düzenlenen 1. Alevi Çalıştayı’nın 3 Haziran 2009 tarihli ilk oturumuna, Sivil Toplum Kuruluşları ve dergah temsilcileri, dedeler, ozanlar, gazeteciler, akademisyenlerden oluşan ve Aleviliğin kaynağı, oluşumu, gelişimi, bileşenleri vb. konularda farklı, yakın, hatta karşı düşünceler taşıyan 30’un üstünde Alevi kanaat önderi davet edilmişti. Bu gruplar, oturumun bir iki gün öncesinden; konunun tarih ve tanımlama değil günümüzdeki reel durum ve karşılanması gereken talepler olduğu noktasında olabildiğince fikir birliğine vardılar. Ve gerekçelendirerek taleplerini sıraladılar:

-Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılmalıdır.

-Zorunlu Din Dersleri kaldırılmalıdır.

-Cemevleri yasal bir statüye kavuşturulmalıdır.

-Tarihten kaynaklanıp gelen inanç merkezlerimiz (Hacı Bektaş, Şahkulu, Karacaahmet, Erikli Baba Dergahları vb.) Alevi toplumuna devredilmelidir.

-Sivas’taki Madımak Oteli, insanlık-utanç müzesi olmalıdır.

-Özel ve kamusal alanda Alevilere yönelik her türlü ayrımcılık uygulamasına, nefret söylemi ve nefret suçlarına son verilsin.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmayıp orada Alevilere de yer verilip temsil hakkı tanınması ya da kurumun tümüyle inanç gruplarına devredilmesi gibi farklı düşünceler de dillendirildi. Keza; Zorunlu Din Dersleri uygulamasına son verilmeyip sadece zorunluluk kaldırılıp din dersleri seçmeli olsun ama aynı zamanda Alevilik müfredata eklensin gibi söylemler de oldu.

Benzer çeşitliliklere karşın Alevi temsilcileri, aynı talepleri dile getiriyorlardı. Ta ki oturumun sonlarına doğru, "Öncelikle Alevilik nedir? Önce bu tanımı yapalım." tümcesi söylenene dek.

Üstelik bu tümceyi kuran da bir Alevi temsilcisiydi. Bu tümcenin her şeyi karmakarışık hale getireceği, Alevilerin kendi içinde derin bir teolojik, tarihsel, siyasal, kültürel hatta sınıfsal tartışmaya girecekleri, asıl konunun uçup gideceği belliydi.

Sonradan düzeltse de, Alevi Açılımı Koordinatörü Necdet Subaşı da bu öneriye destek vermez mi?

30 Ocak 2010 tarihine dek 6 çalıştay daha düzenlendi. 1. Alevi Çalıştayı'nın ardından gözlemci sıfatıyla bile olsa süreci izlememize izin verilmedi. AKP’nin Kürt Sorunu’nu Çözüm Süreci’nde icat ettiği "Akil Adamlar" uygulaması benzeri bir çalışmayla, eli fiilen Alevi kanına değmiş, hayatı boyunca Alevilerden nefret etmiş, hayatını Alevileri asimile etmeye adamış kimselere varıncaya dek farklı kesimlerden davet ettikleri kişilerle bu oturumu tamamladılar.

Bilinen süreç böyle bitti. Bu kez bilinmeyen bir süreç başladı. Hükümet, Alevilerin içinden kendine partnerler yarattı. Bunun için mevcut yapılardan kimilerini buna ikna edebildiği gibi yandaş, çakma bazı yeni Alevi örgütleri, şahsiyetleri bile yarattı. Tabiri caiz ise bunlarla iş tuttu, aş pişirdi. Ama AKP yukarıdaki talepleri öyle bir noktaya getirdi ki; bu çakmalar bile masayı terk edip dışarı çıktılar ve demeçler verdiler. Süreç bitmiş, sorun masada kalmış, talepler karşılanmamıştı.

Hükümet, Alevilerin içinden kendine partnerler yarattı. Mevcut yapılardan kimilerini buna ikna edebildiği gibi yandaş, çakma Alevi örgütleri, şahsiyetleri bile yarattı. Ama çakmalar bile masayı terk ettiler. Süreç bitmiş, sorun masada kalmış, Alevilerin talepleri karşılanmamıştı.

by Ali Balkız

Yine de Alevi Açılımı girişiminin bazı yararları oldu:

-Devlet Alevileri, Aleviler devleti tanıdı. Aleviler, kendi içlerinde birbirlerini daha da iyi tanıdılar. Örneğin; kendi içlerinden ne kadar çok Hızır Paşa çıkacağını öğrendiler.

-Alevilik ve Aleviler, toplumun tüm kesimlerince uzun süredir merak edilir, tartışılır, araştırılır, öğrenilir, hak verilir oldu. Süreç, Sünni vicdanını harekete geçirdi. Yobazları kızdırdı. "Eşit Yurttaşlık" kavramı, hukuksal ve siyasal yaşamımızda çok daha bilinir, tartışılır ve kullanılır oldu.

Sonuçta; Alevi Çalıştayı’nda Aleviler, talepleri itibarıyla ne istedilerse tam tersi gerçekleşti:

-Diyanet İşleri Başkanlığı, bütçe ve kadro olanakları açısından daha da güçlendirildi. Devlet hiyerarşisi içindeki yeri daha yükseltildi. Fetva kurumu haline getirildi.

-Zorunlu Din Dersleri uygulaması sürdü hatta bu dersin yanına seçimlik adı altında fiili zorunlu iki ders (Hz. Peygamberin Hayatı ve Kuran-ı Kerim) daha eklendi. Haftalık din dersi sayısı artırıldı. İmam-Hatip Okulları sayısında patlama yaşandı; tüm okullar bir nevi İmam-Hatip Okulu haline getirildi. Dindar nesiller yetiştirmek temel amaç haline geldi.

-Madımak Oteli, "Anıevi" haline getirildi. Plaketin üstüne, oteli yakanlar ile yananların adları bir arada yazıldı.

Yani Alevi Açılımı'nın -tersten- böyle faydaları oldu.

İnsan düşünmeden edemiyor; AKP’nin yol haritasındaki (yukarıda sayılanlara benzer) amaçlarını gerçekleştirebilmek için Alevi Açılımı-Çalıştayı gibi bir araca mı ihtiyacı vardı acaba?

Alevilerin talepleri; öyle devletin temelini sarsacak, kurumsal işleyişi ve mekanizmalarını zaafa uğratacak; toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik yaşamı alt üst edecek talepler değil. Dikkat edilirse; son derece demokratik ve haklı, insani ve vicdani talepler aynı zamanda. Dolayısıyla devlet açısından bu talepleri yerine getirmek; anayasal, yasal bir ödev olmanın yanı sıra devletin laik karakteri ve demokratik meşruiyeti açısından zorunlu bir unsur.

Aleviler, "Sünnilerden alın da bize verin!" demiyor; "Hakkımız olmayan bir şeyi bize verin, bize ayrıcalık tanıyın!" demiyor. Haklar, özgürlükler, olanaklar açısından "Eşit Yurttaşlar olmak istiyoruz!" diyorlar o kadar.

Geldiğimiz noktada; iç-dış siyasetimizin, ekonomik hayatımızın bunca paramparça edildiği, edilmeye çalışıldığı; yapısal ve işlevsel belirsizliklerin hakim olduğu; otoriter eğilimler ile temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırıldığı bir ortamda yeni bir Alevi Açılımı’nın ne denli samimiyet taşıdığı, işleyişi ve sonuçları itibariyle ne denli inandırıcı olabileceği sorgulanmaya açık ve tartışmalıdır.

AKP-Devlet, arınmaya önce kendinden başlamalı. Tarihsel süreçlerde yaşanmış haksızlıklar, kıyımlar, bunları yaratan ve bugüne taşıyan geleneksel anlayış ve uygulamalar karşısında özeleştiri yapmak bir erdemdir.

Bu bağlamda öncelikle Alevilere yöneltilen karalamaları, önyargıya dayalı suçlamaları, nefret söylemleri ve ötekileştirmeleri, ayrımcı her türlü uygulamayı önleyip kalıcı olarak ortadan kaldıracak bütün yasal, idari, fiili önlemleri derhal almaları, etkili mekanizmaları derhal oluştursunlar.

Diyalog böyle başlar. Bu ilk adımdır.

Zorunlu Din Dersleri’ni kaldırsınlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) bu konuda verdiği kararları derhal uygulasınlar. Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası İnsan Hakları belgeleri ve mevcut 1982 Anayasası’nın ilgili maddelerinde düzenlenmiş hak ve özgürlüklerin uygulanmasını sağlasınlar, gereklerini yerine getirsinler. Bunları yapmak için reklama ve çalıştaylara ihtiyaç yok.

Zaten hukuksal bir insan kurumu olan devlet niye var ki?

Devlet (ve iktidar); kurum ve kuruluşlarıyla, işleyiş biçimiyle, hukuk ve eylemleriyle kendi varlık sebebinin, ahlaki ve hukuki meşruiyetinin toplumda tartışılmasına yol açıyorsa, orada ciddi bir siyasal sistem sorunu, demokrasi zafiyeti var demektir.

Ali Balkız, Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Başkanı ve yazar.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir. 

Ali Balkız

Alevi Bektaşi Federasyonu Eski Başkanı ve yazar. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;