Görüş

AKP-MHP Koalisyonu: AKP’nin ilk, MHP’nin son seçeneği

“MHP ülkenin geleceği ve teminatıdır” söylemi, yeni hükümet kurulması sürecinde MHP’nin temel saiklerinden birisi. Ancak MHP’nin AKP ile yapacağı bir koalisyon seçeneğinde partinin başarı ivmesi bakımından geri döndürülmesi mümkün olmayan ciddi tehdit alanlarına sahip olduğu anlaşılıyor.

MHP lideri Devlet Bahçeli, HDP’nin yer alacağı hiçbir koalisyon seçeneği içerisinde olmayacaklarını net bir şekilde ifade etti. [Fotoğraf: EPA]

Kesinleşen seçim sonuçlarının ardından koalisyon görüşmelerinin başlamasına sadece bir adım kaldı. TBMM’deki yemin töreni ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en yüksek oy oranına sahip parti liderine görev vermesiyle birlikte liderler arasında resmi görüşmeler başlayacak. Bugüne kadar daha alt düzeyde yürütülen gayriresmî temaslar ise söz konusu görüşmelerin en kilit bilgi kaynağı olacak. Şimdi Türkiye’nin önünde koalisyon süreçlerine ilişkin 3 seçenek bulunuyor. Birincisi AKP-CHP, ikincisi AKP-CHP-HDP ya da AKP-HDP, üçüncüsü ise AKP-MHP koalisyonudur. Zira MHP, HDP’nin içerisinde yer alacağı bir seçeneği görüşmeye bile açmayacağını kesin bir biçimde seslendirdiği için böyle bir koalisyonun varlığını irdelemek gereksiz olur.

Türkmenlerin sorunlarına çözüm bulunması, çözüm sürecinin olması gereken mecrasına gelmesi, sınırın ötesindeki olumsuzlara eğilinmesi ve yolsuzluk dosyalarının TBMM üzerinden Yüce Divan’a gönderilmesi vb. konularda ağırlığını koyabilirse, MHP tabanındaki olumsuz algı zayıflayabilir.

by Kürşad Zorlu


CHP tarafından LRC Danışmanlık AŞ’ye yaptırılan araştırmaya göre, CHP seçmeninin ancak yüzde 10,8’i AKP ile bir koalisyona sıcak bakıyor. Aynı ankette en çok tercih edilen seçeneğin AKP-MHP koalisyonu olduğu görülüyor. CHP yönetim katında ise AKP ile koalisyon ihtimaline yönelik olumsuz algı her geçen gün güçleniyor. Aynı şekilde AKP’nin önemli isimlerinin de CHP ile koalisyon yapılmasına karşı olduğu anlaşılıyor. Çünkü basit bir anlatımla CHP, AKP’nin seçim propagandalarını ayakta tutan güç unsurlarından birisi. 2002’den bu tarafa yürütülen kampanyalarda CHP’nin konumlanması ve eksiklikleri üzerinden ciddi bir oy kitlesi kenetlenebiliyor. Eğer AKP, CHP ile koalisyon yaparsa kadrolar arasında uyum sağlanıp sağlanamayacağı, bürokrasi dengesinin hangi düzeyde adaleti tesis edeceği ve ülkenin sorunlarına ne denli çözümler üretilebileceği irdelenmesi gereken hususlar. Böyle bir koalisyonda belki “çözüm süreci” açısından daha yüksek bir işbirliği sağlanabilir, ancak CHP seçmeninin olmazsa olmazları şeklinde değerlendirilen özgürlüklerin önündeki engellerin kaldırılması, yargı bağımsızlığının sağlanması, emekliye 2 maaş verilmesi ve yolsuzlukların üzerine gidilmesi vb. hususlarda CHP’nin nasıl bir etkinliğe sahip olacağı da meçhul. Dolayısıyla Sayın Ahmet Davutoğlu’nun CHP ile yapacağı görüşme sonrasında MHP’ye gelmesi kaçınılmaz gibi görünüyor.

MHP açısından tehditler ve fırsatlar

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin MHP’nin olası bir koalisyona girmesi konusunda istekli olmadığı anlaşılıyor. Kuvvetle muhtemel kurulacak herhangi bir hükümetin uzun vadeli olamayacağı ve birikmiş problemlerle erken seçim baskısına uğrayacağı görüşü hâkim. Bu sebeple AKP-CHP veya AKP-HDP formülünün ülkenin geldiği noktada daha tutarlı bir hamle olacağı görüşü ortaya konuluyor. Ancak bu seçeneklerin tıkanması koşuluyla MHP’nin kapısının çalınabileceği dile getiriliyor. MHP Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Karakaya’nın konuyla ilgili açıklaması da parti içerisinde “AKP ile asla koalisyon kurulmamalıdır” yaklaşımının yanında “makul şartlar oluşursa koalisyon kurulabilir” anlayışının azımsanamayacak bir öneme sahip olduğunu gösteriyor.

Her şeyden önemlisi böyle bir noktaya gelindiğinde AKP, MHP’nin Anayasaya dayalı olarak öne sürdüğü şartları kabul edecek mi? Ederse nasıl bir denge kurulacak? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konumu nasıl çerçeveye oturtulacak? İşte bu soruların cevabı MHP’nin kararında son derece etkili olacak.

Bununla birlikte AKP ile kurulacak bir koalisyonda MHP açısından meydana gelebilecek tehditler-fırsatlar dengesi şu temel yaklaşımlarla ortaya konulabilir:

İlk olarak ülke sorunlarının bir an önce hükümet kurulmasını gerektirdiği bir dönemde inisiyatif alınması “MHP ülkenin geleceği ve teminatıdır” şeklindeki söylemleri daha işlevsel hale getirebilir. Süreç içerisinde bütün koalisyon seçenekleri denendiği halde sonuç alınamadığı ve bu noktada MHP’nin zorunlu bir kabul yaşadığı algısı yaygınlaşırsa, bu işlevsellik gelebilecek bazı tepkileri azaltabilir. Ancak MHP’nin geçen sürede göstermiş olduğu böylesi adımlar karşısında hak ettiği ölçüde kamuoyu ve seçmen desteğini bulamadığı dikkate alınırsa, böyle bir riskin doğası gereği ciddi bir tehdit oluşturacağı açık. Belirtmek gerekir ki kamuoyu oluşturucuların bir bölümünde ihtiyaç duyulduğunda MHP’nin sağduyusu öne çıkarılıyor, belirli bir eşik atlatıldığında ise bu yaklaşım terk ediliyor.

İkincisi, her ne kadar bu konuda kapsamlı bir kamuoyu araştırması yapılmamış olsa da MHP tabanının AKP ile bir koalisyona ne ölçüde destek vereceği meçhul. Zira AKP’nin 13 yıllık iktidarı döneminde iç ve dış politikadaki yanlışlıklar ve bu sebeple ülkenin içinde bulunduğu zor koşullar, “AKP bu sürece MHP’yi de mi ortak etmek istiyor?” şeklindeki yorum ve değerlendirmeleri yoğunlaştırıyor. Böylelikle MHP’nin yapılacak ilk seçimde daha önce sert biçimde eleştirdiği yanlış ya da hatalı karar ve uygulamaları halka anlatma konusunda elini zayıflatacağı öngörüsü farklı sosyal platformlarda seslendiriliyor. Örneğin MHP’nin dahlinin olmadığı geçen 13 yıllık sürede ekonominin verdiği sinyaller, yargı bağımsızlığını zedeleyen gelişmeler, Güneydoğu’daki kamu düzensizliğinin varlığı ve sınırın hemen ötesindeki fiili durum karşısında MHP’nin 8-10 bakanlık düzeyinde nasıl bir dönüşüm gerçekleştirebileceği sorusunu gündeme getiriyor. Ancak her şeye rağmen Türkmenlerin sorunlarına çözüm bulunması, çözüm sürecinin olması gereken mecrasına gelmesi, sınırın ötesindeki olumsuzlara eğilinmesi ve yolsuzluk dosyalarının TBMM üzerinden Yüce Divan’a gönderilmesi vb. konularda ağırlığını koyabilirse, MHP tabanındaki olumsuz algı zayıflayabilir.

MHP’nin AKP ile yapacağı bir koalisyon seçeneğinde partinin başarı ivmesi bakımından geri döndürülmesi mümkün olmayan ciddi tehdit alanlarına sahip olduğu anlaşılıyor.

by Kürşad Zorlu


Son olarak siyasal partiler kendi misyonlarının yanı sıra iktidarı olabildiğince elde etmek için yarışır ve mücadele eder. MHP de tek başına iktidar ya da iktidar erkinin içinde yer alabilme ihtimallerini elbette düşünebilir. 2002 yılından bu tarafa MHP’nin iktidardan uzak kalması, gerek insan kaynağındaki devinimin gerekse kurumsal yapısının sosyo-ekonomik sistemdeki etkinliğinin sağlanabilmesi bakımından kısıtlayıcı bir durum oldu. Ancak 258’e / 80 milletvekili dengesinin MHP’ye hangi ölçüde siyasal ve bürokratik bir üstünlük getireceği tartışmalı. Üstelik AKP iktidarları döneminde dışlanan, görevden alınan ya da emekliye ayrılmak zorunda bırakılan Türk Milliyetçisi kökenli bürokrasi kadrolarının sayısı azımsanamayacak bir seviyede. Bu sebeple yapılabilecek yanlış veya eksik bakanlık dağılımı MHP’nin gelecek planlamasında büyük bir tahribat unsuru haline gelebilir.

Bu tespit ve değerlendirmeler ışığında -ülke için yapılacak fedakârlık boyutu saklı kalmak üzere- MHP’nin AKP ile yapacağı bir koalisyon seçeneğinde partinin başarı ivmesi bakımından geri döndürülmesi mümkün olmayan ciddi tehdit alanlarına sahip olduğu anlaşılıyor. Muhakkak ki başta partinin Genel Başkanı Devlet Bahçeli olmak üzere MHP’nin yetkili organları bu detayları daha yüksek sesle irdeleyip değerlendiriyor. Zaten Sayın Bahçeli’nin işin başından bu yana AKP’ye ısrarla CHP ve/veya HDP koalisyonunu salık vermesi, bu tehdit alanlarının görüldüğü konusundaki kanaatleri güçlendiriyor. Öyle görülüyor ki TBMM’deki yemin töreninin ardından süreç MHP’ye doğru yönelecek ve nihai kararı Sayın Devlet Bahçeli verecek.

Doç. Dr. Kürşad Zorlu, Ahi Evran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi. Orta Asya ve Türk dünyasıyla ilgili çok sayıda makalesi bulunan Zorlu, aynı zamanda Yeniçağ gazetesinde köşe yazarı.

Twitter'dan takip edin: @zorlu77

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Kürşad Zorlu

“Demokratik Yönetim Sürecinde Karşılaşılan Sorunlar” adlı tezi ile doktora derecesi aldı. Bürokraside üst düzey görevler yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;