Görüş

AKP neden kaybetti, CHP neden kazanamadı?

AKP’nin oylarının azalmasında, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın popülaritesinin azalması” ile “yolsuzluklar”, ekonomik koşulların kötüleşmesine nazaran daha çok etkili oldu. Bu seçimin belirleyicisi ise, 2 puanlık kritik farkı yaratan stratejik seçmendi.

Davutoğlu ve Kılıçdaroğlu Meclis Başkanı seçiminin ilk tur oylaması sırasında birbirlerine gülümseyerek tokalaştı. [Fotoğraf: Zahidin Köşüş / Al Jazeera Türk]

Ekonomik oy verme teorisinde seçmenler “oy kullanma/kullanmama” ve “iktidardaki parti lehine oy kullanma/kullanmama” kararları ile karşı karşıyadırlar. Seçmenlerin iktidar lehine oy kullanma/kullanmama kararları, iktidarlar tarafından izlenen politikaların yaratmış olduğu makroekonomik performansa bağlıdır. Örneğin ekonominin iyi durumda olduğuna kanaat getiren seçmen, iktidar partisinin ekonomiyi yönetme konusunda hünerli olduğunu düşüneceğinden iktidar partisine oy verecektir, aksi durumda ise iktidarı cezalandırıp oyunu başka bir partiye yönlendirecektir.

Seçmenler makroekonomik performansı değerlendirmede genellikle ekonomik büyüme rakamlarını dikkate alır. Yapılan hesaplara göre, ekonomik büyüme ile iktidar partisinin oy oranları arasında yüzde 80'nin üzerinde pozitif bir ilişki olduğu biliniyor. Örneğin 2011’de ekonomik büyüme oranı yüzde 8,5 iken AKP’nin aldığı oy ise yüzde 49,9 idi. 2014'te büyüme rakamı yüzde 4,5 iken iktidarın oyu yüzde 45,5’a düşmüştü. 7 Haziran seçimlerinde ise seçim öncesi üççeyreğe ait ekonomik büyüme oranının yaklaşık 2,2 olduğu ve bu seçimde AKP’nin oylarının yüzde 40,8’e gerilediği görülüyor. Dolayısıyla 2011’den bu yana ekonomik büyümedeki azalışla birlikte AKP’nin oylarında da 9 puanlık (yüzde 18) ciddi bir azalma yaşandı.

2011’den bu yana ekonomik büyümedeki azalışla birlikte AKP oylarında da 9 puanlık ciddi bir azalma yaşandı. 

by Özer Sencar

MetroPOLL araştırma şirketinin Haziran 2015 tarihli “Seçim Sonuçları ve Koalisyon Seçenekleriyle Siyasette Yeni Dönemin Gündemi” adlı raporu da, Türkiye’de ekonominin geleceğine ilişkin olumsuz algının AKP’nin oylarındaki azalışla birlikte hareket ettiği bulgusu, ekonomik oy verme teorisi ve ekonomik büyüme ile iktidar partisinin oyu arasındaki ilişkiye ait bulguları doğruluyor.

Raporda toplumun yüzde 58’i ekonominin kötü yönetildiğini düşünürken, ekonominin iyi yönetildiğini düşünenlerin oranının ise yüzde 35’e gerilediği görülüyor. Rapora göre bu rakamlar bugüne kadar AKP’nin ekonomi yönetimine ilişkin yapılan en olumsuz ölçümler, AKP’nin aldığı oy oranı ise tarihinin en düşüğü.

Erdoğan’ın konuşmaları ve yolsuzluklar AKP’ye oy kaybettirdi

İktidar partilerinin popülaritesi olarak da ifade edilebilecek olan “iktidarların beğeni düzeyi” genel anlamda ekonomik koşulların iyiye gitmesi ile artış gösterirken, kötüye gitmesi ile birlikte ise azalır. Hükümete ait söz konusu popülarite oranı, sadece ekonomik koşullara değil aynı zamanda iki faktöre daha bağlı; bunlardan ilki her “başbakanın kişisel popülarite düzeyi” ikincisi ise “iktidar partisinin bulaşmış olduğu yolsuzluklar nedeniyle uğradığı erozyon veya yıpranma düzeyi”.

MetroPOLL’ün ilgili raporundaki veriler de bu savları doğrular nitelikte. Örneğin Aralık 2012’de yapılan araştırmada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beğeni düzeyi yüzde 62,3 iken, Haziran 2015’te bu oranın yüzde 41,2’ye gerilediği görülüyor. Bu düşüş, AKP’nin de popülaritesinin azalmasına neden olmuş ve AKP bu seçimde oy kaybetmiştir. Hatta öyle ki raporda AKP’nin tek başına iktidar olamamasının birinci nedeni olarak yüzde 16,3’lük payı ile “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmaları” gösteriliyor.

Öte yandan raporda, 13 yıllık AKP iktidarının tek başına iktidar olamamasının ikinci büyük nedeni olarak da yüzde 14,2’lik oy oranı ile 17- 25 Aralık sürecine konu olan yolsuzluklar gösteriliyor. Sonuç olarak görülüyor ki, bu seçimlerde AKP’nin popülaritesi ve oylarının azalmasında, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın popülaritesinin azalması” ile “yolsuzluklar” ekonomik koşulların kötüleşmesine nazaran daha çok etkili olmuştur.

Raporda HDP’nin eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın ise popülaritesinde çok ciddi bir artış olduğu göze çarpıyor. Aralık 2012’de Demirtaş’ın popülaritesi yüzde 10,1 iken, Haziran 2015’te bu oran yüzde 24,1 oranına yükselmiştir. Demirtaş’ın zaman içerisinde artan popülaritesi partinin oylarına da yansımış ve bu seçimlerde HDP oylarını ciddi oranda artırarak kritik olarak gördüğü yüzde 10 barajını aşabilmiştir. Buradan çıkarılacak sonuç şudur ki; Türkiye’de parti genel başkanlarının veya liderlerinin popülaritesi ve karizması, Türk seçmeninin oy verme davranışını etkileyen en önemli unsurlardan biri olarak karşımıza çıkıyor.

Stratejik seçmen bu seçimin belirleyicisi oldu

Araştırmanın dikkat çeken bir diğer bulgusu ise, partilerin seçmenlerinin büyük ölçüde rasyonel olmayan seçmene karşılık gelebilen ve her ne olursa olsun her koşulda yine kendi partisine oy veren “sadık-kararlı seçmenden” oluştuğu bilgisi. Oysa rasyonel seçmen ülkede işler yolunda gitmediğinde partisini sorumlu tutarak, partisine oy vermeyip cezalandıran seçmendir. Ortaya koyduğumuz “seçmenlerinin büyük ölçüde sadık-kararlı seçmenden oluştuğu” bulgusu, sıklıkla vurgulanan Türk seçmeninin rasyonel olmadığı görüşünü destekliyor.

CHP ekonomik vaatlerine rağmen oylarını artıramadı. Bunun en önemli nedeni, CHP’nin genelde AKP’ye oy veren muhafazakâr seçmenler gözündeki olumsuz algısı ve AKP’nin CHP’ye karşı yürüttüğü negatif söylemlerin seçmen üzerindeki etkisi. 

by Özer Sencar

 

Öte yandan 7 Haziran seçimlerinde seçimin asıl kaderini belirleyen “stratejik seçmen” olmuştur. Stratejik seçmenler kendi partilerinin seçimi kazanarak iktidar olacaklarına inanmadıklarında, iktidar olmasını istemediği partinin karşısındaki en güçlü partiye oy veren veya desteklediği kendi partisi yerine yüksek seçim barajı nedeniyle baraj riski yaşayan iktidar karşıtı diğer bir partiye oy veren seçmendir. Bu bağlamda 7 Haziran seçimlerindeki stratejik seçmen, AKP’nin iktidara gelmemesi için HDP’ye oy vererek barajı geçmesini sağlamış ve AKP'yi iktidardan düşürmüştür. Rapora göre, bu seçimde stratejik oy kullanan seçmen oranı 2 puan civarındadır ve bunun 1,5 puanının CHP'den, 0,5 puanının AKP'den geldiği belirlenmiştir.

Bu seçimlerde stratejik seçmenin oluşmasındaki en önemli etken, AKP politikalarından duyulan hoşnutsuzluk ve bilhassa son yıllarda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın otoriterleşme ve tek adamlık yönündeki davranışlarıdır. Özellikle de son dönemde Erdoğan’ın sıkça dillendirdiği başkanlık sistemindeki ısrarı, stratejik oylara büyük katkı sağlamıştır. Bunun farkına varan HDP de, çok başarılı bir seçim stratejisi belirleyerek Erdoğan’a “Seni Başkan Yaptırmayacağız” demiş ve Erdoğan’a karşı olan bu tepki oylarını partisine çekebilmede fazlasıyla başarılı olmuştur. Bu nedenle CHP’li ve diğer görüşlerden olan Erdoğan karşıtı stratejik seçmenler, AKP’nin tek başına iktidar olmasını engelleyecek en etkin yöntemin HDP’nin seçim barajını aşarak meclise girmesinden geçtiğini görüp, HDP’ye oy vererek meclise girmesini sağlamışlardır.

“Emanet oy” olarak nitelendirilen stratejik oylar yüzünden AKP, parlamentoda tek başına iktidar olmasını sağlayacak oy oranı ve sandalye sayısına ulaşamamıştır. Üstelik HDP'ye giden emanet oylar nedeniyle (1,5 puan) CHP dikkate değer oy kaybına uğramıştır.

Seçmen kararını 4 ay öncesinden verdi

İktidar partileri uyguladıkları ekonomi politikaları aracılığıyla seçmeni ikna edip oyunu alabilmek için seçimlerden hemen önceki sürede ikna politikalarını hayata geçirirler. Raporda seçmenlerin yüzde 82’sinin seçimde hangi partiye oy vereceğini 4 ay öncesinden kararlaştırdığı belirtilmektedir. Dolayısıyla siyasi partiler tarafından uygulamaya konacak olan “seçmeni ikna politikalarının” seçmende yanıt bulabilmesi için seçimlerden en az 4 ay önce uygulamaya konmuş olması akılcı olacaktır.

Tabii ki elde edilen bu sonuç seçim öncesinde uygulamaya konan ve açıklanan her seçim stratejisinin oylara yansıyacağı anlamı taşımamaktadır. Örneğin 7 Haziran seçimlerinde CHP, seçmen tarafından beğenilen ekonomik vaatlerine ve seçim sürecindeki olumlu tavrına rağmen oylarını artıramamasının en önemli nedeni, CHP’nin genelde AKP’ye oy veren muhafazakâr ve dindar seçmenler gözündeki olumsuz algısı ve AKP’nin CHP’ye karşı yürüttüğü negatif söylemlerin seçmen üzerindeki etkisidir.

Bilindiği üzere bu seçimde oy kaymalarının en büyük kaynağı AKP seçmenidir. Rapora göre, CHP’ye ait ekonomik program ve vaatlerin daha da vurgulu biçimde sürdürülmesi ve söylemlerinde terk ettiği geleneksel kimlik siyaseti ile ilgili politikasını daha hassas şekilde devam ettirmesi, bundan sonraki seçimlerde CHP’ye karşı olan önyargıların kırılması ve böylelikle muhafazakâr ve dindar seçmen kitlesinin CHP’ye bakışını değiştirebilir. 

Prof. Dr. Özer Sencar, MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi Başkanı.

Twitter'dan takip edin: @ozersencar1

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Özer Sencar

MetroPOLL Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi Başkanı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;