Görüş

Artık sızlanmayın

Türk futbolu gelecek sene yeni yabancı kuralı ile yeni bir döneme girecek. Alper Öcal, yeni sistemi Avrupa'daki örnekleriyle karşılaştırarak Türk kulüplerinin istediklerini aldığını artık başarısızlığa bahaneleri kalmadığını söylüyor.

Konular: Spor
Almanya geçen sene A Milli seviyede Dünya Kupası'nı 19 Yaş altı Avrupa Şampiyonası'nda da birinciliği elde etti. [Fotoğraf: AFP]

Türkiye'de son 6 sezonda 4 kez yabancı kuralı değişti. Son kararla ise ilk 11'in tamamının yabancı olmasına imkân veriliyor. Kuralların neye göre değiştiğini bilmemekle birlikte ilke olarak serbestliğin yanındayım. Takımlarımızın kullanmasalar bile pekçok açıdan bu manevra alanına ihtiyacı var.

Öte yandan, örneğin Burak Yılmaz'ı alternatifsiz kılan ortamı yaratan da kulüplerin politikaları. Ve fakat bununla dosdoğru yüzleşmeden, Türk futbolundaki yetişmiş oyuncu eksikliğini gidermeye yönelik bir plan sunup adım atmadan, kalite ve başarı eksikliğini, kurtuluş reçetesini sürekli yabancı sınırına bağlıyor. Mevcut yabancılarından verim almakta zorlanıyorlar. Ve buna rağmen dezavantajlarını gözümüze sokarlarken sahip oldukları avantajları hiç konuşmuyor, benzer sınırla oynayan Rus ve Ukrayna kulüplerinin daha başarılı olmasını açıklayamıyor, özeleştiri yapamıyor ve sınırsızlığı savunurken argümanları çarpıtıyorlar. Bu yazının yazılma sebebi de bu.

Özellikle bir yıldır, "Avrupa kupalarındaki rakiplerimiz sınırsız yabancıyla oynuyor" demeyen eksik kalıyor.

Öyle mi gerçekten ?


Tabloya bakıldığında, AB ülkeleri liglerinin büyük bir çoğunluğunda, AB üyesi olmayan ve Schengen bölgesi dışında kalan ülkelerin futbolcularına sınırlama getirilmiş durumda olduğu görülebilir. Aslında mesele de bu. Türkiye AB üyesi değil ve yıllardır siyasi bir sorunu TFF'nin çözmesini bekleyerek kangren oluyoruz.

Tabloya ek olarak; UEFA turnuvalarına bildirilen oyuncu listelerinde ülke içinden yetişmiş 8 oyuncuya yer vermek şart. 4'ünün de 15-21 yaş aralığında 3 yıl boyunca kulübün altyapısından geçmesi gerekiyor. Avrupa'da her kulüp buna uyuyor, hatta genişletiyor.

Örneğin Avusturya, ülke yabancı çöplüğüne dönmesin diye, kulüplerin yayın gelirlerini dağıtırken ne kadar çok Avusturyalı oynattığına bakıyor. Sayı sınırı koymayan Hollanda'da AB dışından gelen yabancılara ödenecek maaş lig ortalamasının en az 1.5 katı olmak zorunda. Belçika'da da aynı uygulama var ve ayrıca federasyon, maç kadrosunda ülke içinden yetişmiş 6 futbolcuyu zorunlu tutuyor. Romanya'da bu sayı 8. İngiltere'de 6 ve ayrıca AB dışı oyuncularda millilik kıstası aranıyor. Bu yolla lige değer katabilecek sporcuların ülkelerine gelme ihtimalini artırıyorlar.

Avrupa Komisyonu'nun hazırlattığı "Study on the Assessment of UEFA's Home Grown Player Rule" başlıklı rapora bakıldığında Türkiye'de kulüpler kulüp başına ülke içinde yetişmemiş 14 futbolcu kullanıyor. Bu sayı İngiltere'de 15, İspanya'da 14, Almanya'da 13, İtalya'da 12, Fransa'da ise 10.

Tablo Türkiye'deki yabancı sınırıyla tutarsız görünse de, Avrupa'da, bilhassa Almanya'da eğitimini almış 'gurbetçi' kullanımından ötürü sayı kabarıyor. Zira UEFA bu oyuncuları yabancı sayıyor. Örneğin Colin Kazım Richards ligimizde yerli sayılıyor ama UEFA listesindeki 8 yerli statüsüne uymuyor. Türk takımları sınırı böyle esnetiyor.

Yani ortada müthiş adaletsiz bir durum yok.

Almanya nasıl başardı ?

Peki yabancı sınırında serbestliği savunurken en çok kullanılan Almanya bu noktaya nasıl geldi ?

Bosman kuralsız oynanan son sezon olan 1995-96'da, Bundesliga'daki toplam 470 oyuncunun 118'i yani % 25'i yabancıydı. Serbestlikle birlikte 6 AB dışı kota  kondu ve 12 Alman futbolcu zorunluluğu getirildi. 2000 yılında ligin % 35'i yabancı olmuştu. 2001'de Energie Cottbus sahaya 11 Alman olmayan oyuncuyla çıktığında acı gerçekle tamamen yüzleşildi.

2002'de AB dışı oyuncu sınırı, profesyonel kulüplerde 6'dan 3'e indirildi. Kulüplere, çok sıkı kalite koşulları olan sertifikasyona tabi akademi kurma zorunluluğu getirilerek, amatör statüdeki bu takımlarda maksimum 3 tane 23 yaş üstü bulundurma hakkı tanındı ve AB dışı oyuncu transferi de yasaklandı. 

Bundesliga'daki yabancı istilası yine de durmuyordu. 2004'te oran % 51'e yükselecekti. Bu durum Euro 2004'e doğrudan. Almanya tarihinde ilk kez üstüste iki kez gruplardan çıkamadı. Fransa 98 sonrası Beckenbauer'in fikir babalığında kurulan yetenek merkezleri ve altyapı akademileri çalışsa da üst yapıya çıkamıyordu. Tam da bu sırada, imdada ligin yayıncı kuruluş Kirch Group'un batması yetişti. Parasız kalan kulüpler yabancıları büyük oranda tasfiye edip akademilerine yöneldi.

Kulüpler bu süreçte, sıkı lisanslama prosedürleriyle her açıdan revize edildi. Ancak mali olarak düze çıkıp, akademilerin meyveleri toplanmaya başlandıktan sonra, 2006-07 sezonunun ardından yabancı sınırı teoride toptan kaldırıldı. Kadroda 12 Alman kuralı ise hâlâ duruyor ve maaş ödemeleri gelirlerin % 50'sini aşamıyor.

Almanya'da bugün yetenek merkezlerinin sayısı 400'ü, antrenör sayısı ise 70 bini geçmiş durumda. Bu antrenörlerin 34,970'i UEFA lisanslı. Türkiye'nin UEFA lisanslı antrenör sayısı ise 2013 rakamlarına göre 418. Nüfusu Ankara'dan az Bosna Hersek'te bile bu sayı bizim 3 katımız.

Almanya'nın hikâyesi özetle böyle ama bu süreç gözardı ediliyor ve ilavelerle de süsleniyor.

Yabancı sınırı kalkarsa Türk futbolcuların ücreti düşecek. Avrupa'ya gidip kendilerini geliştirecekler.

Yeni kural savunulurken en çok kullanılan savlardan biri ama unutulan şu ki 2000 yılından sonra Türkiye'de yetişip Avrupa'ya giden futbolcu sayısı sadece 26. Arda'dan sonraki son 3 sezonda ise sadece Salih Uçan'ı ihraç edebildik.

Emre Belözoğlu, Arda Turan, Nihat Kahveci, Tuncay Şanlı ve Gökdeniz Karadeniz dışında Avrupa ligleri kariyeri 100 maçın üzerine çıkan futbolcumuz yok. Bu 5'li toplam 746 lig maçında forma giymişler, geriye kalan 21 futbolcu ise 683 kez.

Türk futbolcusunun Avrupa'da güvenilirliği, pazarı ve alıcısı yok.

Kaliteli oyuncu yetiştiremiyoruz, yetiştirecek antrenör kadrosu da yetersiz. Bu durumdayken yabancı sınırı tamamen kaldırıp, altyapı kotası 2'de tutuluyor. Basit bir hesapla gelecek sene ilk 11'de yeri garanti olan en az 108 Türk oyuncunun yerinde de yeller esebilme ihtimali var. Kontenjanın 3'ten 5'e çıktığı PTT 1. Lig ile birlikte sayı 144'e yükseliyor. 2014 CIES raporuna göre Süper Lig % 8.9 ile 31 ülke arasında kadrosunda en az alt yapıdan futbolcu bulunduran lig oldu. Seneye ne olacak düşünmek bile korkutucu.

Tablo buyken yerli oyuncuya para teşviği vermek kepçeyle alıp çay kaşığıyla damlatmaktan farksız. Hele de yerli yerine yakın kalitedeki yabancıyı - sınırın olmadığı Hollanda ve Belçika'nın yaptığını tam tersini yaparak -  daha ucuza oynatmak isteyen tüccar kafalı kulüpler ve bunu destekleyenler varken.

Peki dernek statüsündeki, varlık sebepleri tüzükleri gereği sporcu yetiştirmek olan kulüplerimiz o tüccarlığı becerebiliyor mu?

Transfer edilen her 10 yabancıdan 7'sinin şu an olmadığı 2013 yaz transfer sezonunda, Türk kulüpleri yaklaşık 120 milyon € ile İngiltere'nin ardından en çok zarar edenler listesinde 2. sırayı almıştı. UEFA raporlarına göre Süper Lig kulüpleri gelirlerinden % 23 fazlasını harcaması da cabası. Tüccarlık da kötü yani.

6 ay sonra yürürlüğe girecek bir yeni uygulamaya rağmen yıllığı Philippe Coutinho ve Andre Schürrle ile neredeyse aynı paraya gelen Erkan Zengin transferini ne yapacağız ? Ülkesine dönse % 44 fazla vergi ödemesine ve Trabzonspor'ın yıllık geliri Chelsea ve Liverpool'dan 6-7 kat daha az olmasına ise hiç girmiyorum.

Bu tablonun mimarlarının mali disiplin getireceğine güvenilerek yeni kural yürürlüğe girdi ve sebeplerinden biri de şuydu:

Avrupa kulüpleriyle eşit şartlarda rekabet etmek.

En favori, özgürlükçü, demokrat talep bu görünüyor.

Öte yandan devletin kulüplere tesis için arazi sağlaması, hatta yetmeyip üstüne stadı da yapması ve dahi kiralarını aksattığı halde bunları kulüplere kullandırmaya devam etmesinin tek sebebi gençlere spor yaptırmalarını, onları yetiştirmelerini sağlamak.

Türk kulüplerinin vatandaşa yol, su elektrik olarak dönmesi gereken verginin % 15 ile sınırlandırılmasının sebeplerinden biri de yine bu.

Eşit yarışılmak istenen Avrupa'da ise oranlar böyle.

Mesela PSG yıllık 14 m. € net garanti para alan Ibrahimovic için Fransa devletine her sene 11.4 m. € vergi ödüyor. Türkiye'de aynı maaşı ödeyen bir kulübe tahakkuk eden vergi ise bu bedelin yaklaşık 5'te biri.

Kulüplerimiz ise birçoğunu bağış kapsamına alarak kırptığı gişe gelirlerinden GSGM'ye ödemek zorunda olduğu % 7'lik bölümü dahi ödememek için dahi ayak diriyor. Devlet buna rağmen kulüplerimize tesis ve stat için arazi veriyor, hatta stat yapıp kiralıyor.

Avrupa Birliği ülkelerinde bu yasak. Tottenham kulübü yeni stadının arazisini ve yapım iznini alabilmek için 7 yıl uğraştı ve kasasından 400 m. £ çıkacak. Borussia Dortmund bilet ve kombine gelirini bağış olarak göstererek vergiden kurtulamıyor.

İspanya'da Real Madrid'e belediyenin tahsis ettiği yaklaşık 488 bin € ekspertizi olan araziyi belediyeye 22.7 m. €'ya geri sattığı, PSV'ye belediyeye 48 m. €'ya sattığı tesisi geri kiraladığı, Valencia'ya devletin sahip olduğu banka tarafından 75 m. € tutarında avantajlı kredi verildiği, Barcelona ve Bilbao'ya  % 5'lik vergi ayrıcalığı sağlandığı için Avrupa Birliği tarafından 2013 yılında soruşturma açıldı.

Eşitlik isteyen Türk kulüpleri bunlardan bahsetmeyerek sürekli yabancı sınırı kalksın diye, tabir-i caizse aylarca ağladılar. İstedikleri oldu.

Artık bahaneleri kalmadı. Ligde kaliteli futbol, Avrupa başarı bekliyoruz.

Alper Öcal 1982 doğumlu. Beykent Üniversitesi MIS ve İşletme bölümlerinden mezun. Vatan gazetesinde spor yazarlığı, Lig Tv'de Brezilya Serie A ligi danışmanlığı ve Bloomberg HT kanalında futbol ekonomisi üzerine program yaptı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;