Görüş

Avrupa kentleşmede nerede hata yaptı?

Birleşik Krallık Brexit referandumuyla Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı verdi. Bu karar, dünyanın ve Avrupa’nın geleceğine dair siyasal, sosyal, iktisadi ve kültürel pek çok alanda tartışma yarattı. Ama bu kararda büyük etkisi olabilecek bir konu göz ardı edildi: kentleşme.

Konular: Avrupa, Kentleşme
Şahin'e göre, zengin Avrupalı yerleşik nüfus, kentsel dönüşüm ve yenileme projeleriyle yeniden kent merkezine dönüyor. Londra da bunun örneklerinden. [Fotoğraf: Getty Images]

Avrupa Birliği (AB) özelinde düşünüldüğünde Maastricht Anlaşması’na giden süreçte ve sonrasında neredeyse otuz yıldan fazla bir süredir, küreselleşmenin siyasi ve yönetsel ayağının ulus-ötesi oluşumlar tarafından gerçekleştirileceği hatta gelecekte bir vakit dünyanın tek bir devlet altında birleşebileceği rüyası ile birlikte, bu hedefin ana omurgasını kozmopolitleşmiş, çeşitliliği, demokrasiyi, katılımı ve farklılıkları benimsemiş kentler ve bu kentlerden oluşan bir ağ tarafından oluşturulacağı öngörüsü ciddi bir darbe aldı.

İngiltere’nin AB’den çıkması ile sonuçlanan referandumdan tüm Avrupa’da güvenlik ve istikrarın zedelenmesine, terör saldırılarına kadar birçok gelişmeyi Avrupa’nın kentsel alanda yaşadığı krizlerle ilişkilendirmek mümkün. Zira bu gelişmeleri salt diplomasi ve iktisadi yapı odaklı analizlerle açıklamaya çalışmak yetersiz kalabilir. Göz ardı edilen mekânsal boyut ve Avrupa kentlerinin durumu üst ölçekte uluslararası dinamikleri inşa eden ve belirleyen çok önemli etkenleri oluşturuyor.

AB’nin son yirmi yıldaki en önemli meydan okuması Avrupalılaşma değil, evrenselleşme, kimlik siyasetinden mümkün olduğu kadar arındırılmış bir dünya düzeni kurma mücadelesiydi. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi, Avrupa kentlerinin yaşadıkları demografik dönüşüm ve bunun karşısında istikrarsızlaşan Orta Doğu.

Yakın coğrafyasındaki gelişmeleri yönlendirmede başarılı olamayan AB, dış ve iç dinamiklerin baskısı altında alışılageldik kalıpların dışında Avrupa çapında geçmişten çok daha farklı bir kentleşme süreci yaşadı. Bu süreç, Avrupa kentlerini demografik, iktisadi ve göç hareketlerinin etkisi altında şekillendirdi.

Avrupa kentleşmesi nerede çıkmaza girdi?

Aslında Avrupa kentleşmesi merkez ülkelerde İkinci Dünya Savaşı sonrası 1970’lerde büyük ölçüde tamamlanmıştı. Avrupa’nın çevre ülkelerinde ise 1990’ların sonuna kadar devam etti. Ama Avrupa kentlerinin önemli bir kısmında yaşlanan, doğum oranlarının düşmesi sebebiyle gerileyen bir nüfus yapısı ortaya çıktı. Bu değişim, ekonomik dinamizmi koruma kaygıları ile bir araya geldi.

Yakın coğrafyasındaki gelişmeleri yönlendirmede başarılı olamayan AB, dış ve iç dinamiklerin baskısı altında alışılageldik kalıpların dışında Avrupa çapında geçmişten çok daha farklı bir kentleşme süreci yaşadı.

Nüfusun hâlâ arttığı Almanya ve Fransa gibi ülkelerde nüfus dinamizminin en önemli unsurunu birinci, ikinci ve üçüncü kuşak göçmenler oluşturuyor. Nüfusun gerilediği kentlerle göçmenlerin dinamizmi sağladığı kentler arasında ciddi bir gerilim ortaya çıktı. Bu gerilim, ülkeler ve kentler arasında görünür hale gelerek İslamofobi, göçmen karşıtlığı ve yabancı düşmanlığını besledi. Bu durumu açık bir şekilde gösteren verilere bakmakta fayda var.

·         Avrupa’da 1960’dan bu yana uydu kentlerin ve banliyölerin nüfusu kentlere göre çok daha hızlı artıyor. Yerli Avrupalılar önce kent merkezlerini göçmenlere bıraktı. Sonra kentsel dönüşüm projeleriyle kente dönüş ve soylulaştırma hareketleri yaşandı.

·         Kentleşme düzeyi ve banliyölerde yaşayan nüfusun en fazla olduğu ülke, İngiltere. Dolayısıyla kentsel alanlardaki dönüşümün etkilerini en ciddi olarak onlar hissetti.

·         Kıta Avrupa’sının merkezindeki Hannover, Leipzig, Düsseldorf, Napoli gibi birçok kentte nüfusun duraksamaya girdiği ya da gerileme eğiliminde olduğu ancak kıtanın kuzey, batı ve güneyindeki müreffeh ülkelerin kentlerinde göçe bağlı nüfus artışının kentlerde nüfus dinamiklerini devam ettirdiği görülüyor. Yani Avrupa kentleri göçmenlere karşı artan bir direnç gösterse de, kentleşmenin temel dinamiklerini göçmenler belirliyor. Avrupa kentleri bir anlamda göçmenlere bağımlı.

·         Londra’yı hariç tutarsak, kişi başına milli gelirin artış hızı açısından kentlerin en istikrarsız görünüm sergilediği ülke, İngiltere. Almanya, Polonya, İspanya, Fransa gibi ülkeler daha istikrarlı bir büyüme sergilemiş. En hızlı büyüme ise eski Doğu bloku kentlerinde. Bu durumda, kentsel ekonomilerin durumu ciddi biçimde etkili oluyor. Dünya finansının merkezi Londra dışında sanayisizleşme ve konut sektörünün bu gerginliklere etkisi büyük.

·         İstihdam yaratma konusunda İngiltere son 20 yılda Avrupa ortalamasının altında kaldı. Buna karşın, yoksulluk düzeyi açısından Avrupa’nın yüksek diliminde yer alıyor. Bu iki unsur, İngiltere’yi göçmenler konusunda en kaygılı ülkelerden birisi haline getiriyor.

·         Avrupa kentlerinde son 20 yılda nüfus artışının yaklaşık yüzde 80’i göçmenlerden ve göçmenlerin doğurganlığından kaynaklanıyor. Göçmenlerin de yüzde 70’i doğrudan Avrupa kentlerinin merkez bölgelerine göçüyor. Göç edilen kentler ağırlıklı olarak yeni AB üye kentleri değil, merkez ülke kentleri.

·         İngiltere Schengen’de olmaması ve göçmen kısıtları sebebiyle sayı olarak en fazla göç alan değil ama en fazla çeşitlilikte göç alan ülke konumunda. Bu durum, İngiltere’nin emperyal geçmişine de uygun ama giderek artan bir gerilimi de besliyor.

·         Avrupa kentlerinde yaşayan 90 milyon genç nüfus var. Bu genç nüfusun üçte biri işsiz kalma, dışlanma ve yoksulluk sorunlarıyla karşı karşıya. Yine bu genç nüfusun yarısı yabancı ülkelerde doğmuş. Bu gençler arasından iki gençten biri sivil toplumda aktif ve toplumsal süreçlerle ilgili. Bunu Avrupa’daki kentsel hareketlerde, siyasi süreçlerde ve “işgal” benzeri hareketlerde gençlerin rollerinde izlemek mümkün.

Nüfusun göç etkisi altındaki dönüşümünde, kentleşme sürecinde kentlerin kendi içerisindeki dönüşümü de etkili oldu. Özellikle göçmen nüfusun dışındaki yerleşik Avrupalı nüfus, Avrupa ülkelerinin zengin ve müreffeh kentlerinde ve bu kentlerin dışındaki banliyö ve uydu kentlerinde yoğunlaşıyor.

Zengin Avrupalı yerleşik nüfus, son otuz yılda kentsel dönüşüm ve yenileme projeleriyle yeniden kent merkezine dönme çabası içine girdi. Bu çabaların dolaylı bir sonucu olarak da göçmenlerin genç kuşakları ile ciddi toplumsal gerilimler ortaya çıktı. Fransa kentlerinin banliyölerindeki olaylar, İskandinav ülkelerinde göçmenlere karşı yapılan ırkçı saldırılar ve Almanya’da yükselen neo-Nazi hareketler bunun bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

Avrupa’nın gerileyen kentlerinde göçmenlerin ve yabancıların geleceğini salt kent ekonomilerine bırakmış olması sorunu daha da derinleştirdi.

Mavi Muz’un zayıf halkası

Avrupa’nın bölgesel gelişim projesinin başarısız olması da İngiltere halkının bu karara yönelmesinde etkili olmuş olabilir. Bölgesel kalkınma perspektifi içerisinde, 1990’larda AB’nin tüm Avrupa’nın omurgasını oluşturacak bir öngörüsü vardı. “Mavi Muz” olarak anılan bu senaryoya göre, İngiltere’nin orta ve güneyini içeren bir sanayi ve kalkınma bölgesiyle başlayan, Belçika’nın merkezinde olduğu bir hatla devam eden, Almanya’nın tüm önemli sanayi bölgelerini içine alarak İsviçre’den geçen ve İtalya’nın kuzeyinde Cenova’da sonlanan bir üretim ve kalkınma bölgesinin güçlenmesi öngörülüyordu.

Bu omurganın güçlenerek Amerika’daki Silikon Vadisi’ne, Çin ve Hindistan gibi yükselen ekonomilere rakip olacak bir ekonomik dinamizm üretmesi bekleniyordu. Ancak, İngiltere Mavi Muz’un en zayıf halkası olarak kaldı. Sanayi bölgeleri zayıflayıp sanayisizleşme süreçlerine girince, İngiltere’de eski liman ve sanayi bölgelerinin üretimden uzaklaştığı kentsel projeler gündeme geldi. Manchester, Liverpool ve Bristol gibi birçok önemli sanayi ve liman kentinde olan tam da buydu. Ancak bu projeler, yerli sermaye sahiplerine gelir transferi sağladı, kent merkezlerinde göçmenlerle gerilimi arttırdı. Daha ucuz işgücü olarak görülen göçmenler ile orta ve alt gelir grubu İngilizler arasında gerilimler ciddi boyutlara vardı. Dolayısıyla İngilizler Mavi Muz’a binemedi.

AB Kentsel Gündem olarak belirlediği ve son beş yıldır yoğun bir şekilde üzerinde çalışılan politika belgelerinde, 2020 için akıllı, yeşil ve kapsayıcı kentleri bir hedef olarak kendine koymuştu. Buna göre, göçmenlere ve yabancılara yönelik politika salt ekonomik bir perspektifi içeriyordu. Göçmenlerin dijital dönüşüm ve yerel ekonomide istihdam yoluyla kentlere entegre edilmesi öngörülüyordu. Ancak hem Avrupa’nın sosyal devlet anlayışının ve refah devletinin çok gerilerde kalmış olması hem de yerel kentsel ekonomilerin içine girdiği darboğaz göçmenlerle yeni gerilim dalgaları yarattı. Avrupa’nın gerileyen kentlerinde göçmenlerin ve yabancıların geleceğini salt kent ekonomilerine bırakmış olması sorunu daha da derinleştirdi.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında İngiltere’nin AB’den ayrılmasında, artan terör olaylarında ve istikrarsızlığında Avrupa Birliği’nin kentsel krizinin etkilerini de görmek mümkün. Bu tür bir okuma olası gelecek senaryolar ve alınabilecek önlemler açısından da çok önemli.

Örneğin, son on yılda ciddi konut darboğazı yaşayan ve konut fiyatlarındaki artışın en hızlı gerçekleştiği ülkelerden birisi olan İngiltere’de, AB’den ayrılmanın konut balonunu patlatabileceği ve bunun da 2009’da ABD’deki konut kredisi kaynaklı ekonomik krizin bir benzerini yaratabileceği tartışmaları başladı bile.

Sonuçta AB’nin yaşanan krizin temelinde kentsel bir kriz olduğunu görmesi büyük önem taşıyor. Krizin işaret fişeklerinin daha önce Yunanistan, İspanya, Almanya ve İngiltere kentlerinde atılmış olduğu düşünüldüğünde, AB çapında yeni bir düşünme sürecinin başlaması gerekliliği ortada. Birliğin bugüne kadar göreli olarak geri planda kalmış kentleşme politikasını ulus aşırı çerçevede yeniden ele alması, Birliğin dinamiklerini şekillendiren politikaları da bu yeni çerçevenin ışığında güncellemesi her zamankinden daha önemli görünüyor.

Savaş Zafer Şahin, ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun olduktan sonra Ankara Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ankara İl Özel İdaresi’nde şehir plancısı ve proje yöneticisi olarak çalıştı, birçok önemli projede yer aldı. Dahil olduğu ve yönettiği projelerle şehir planlama, kentsel tasarım ve yönetim alanlarında uluslararası ve ulusal ödüller aldı. İngiltere The University of Kent’te ve ODTÜ’de yerel siyaset ve yerel yönetimler konuları üzerine iki yüksek lisans çalışması yaptıktan sonra doktora tezini Ankara kentinde kent planlama-siyaset ilişkisi ve enformel çıkar ağları üzerine yazdı. Halen Ankara’da Atılım Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nde görev yapıyor.

Twitter'dan takip edin: @szafersahin

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Savaş Zafer Şahin

Savaş Zafer Şahin

ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden mezun olduktan sonra Ankara Büyükşehir Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Ankara İl Özel İdaresi’nde şehir plancısı ve proje yöneticisi olarak çalıştı, birçok önemli projede yer aldı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;