Görüş

Baltimore usulü adalet

Amerikan kurumsal medyası, protesto eylemlerini bastırmak için kullanılan saf polis şiddetini maskeleyerek siyasi protestoyu suç gibi gösteriyor. Oysa başkaldırı siyaseti, sosyal adalet taleplerinin açık ve net olarak duyulmasını sağlayan bir unsur.

Konular: ABD, Amerika, Barack Hüseyin Obama, İnsan hakları
ABD'nin Baltimore kentinde gözaltındayken ağır yaralanarak hayatını kaybeden Freddie Gray için adalet arayışı sürüyor. [Fotoğraf: Reuters]

"Yine kanlı bir güne mi tanıklık edeceğiz?

Ağlamaktan, ölümlerden usandık -

Silahları bir kenara bırakalım artık."

ABD'li ünlü şarkıcı Prince'in Twitter'da yayınladığı "Baltimore" isimli şarkıyla birlikte, Ferguson ve Baltimore'daki büyük çaplı protesto eylemleri de popüler kültürün bereketli topraklarına girmiş oldu. Bu, belki de Amerikan medeni haklar hareketinde yeni bir dönemeç olarak adlandırılabilecek süreci tüm yönleriyle anlamaya başlamak adına çok daha faydalı geçecek bir dönemin başlangıcını işaret ediyor.

19 Nisan'da Maryland eyaletine bağlı Baltimore kentinde Freddie Gray isimli 25 yaşında bir Afroamerikan gözaltında hayatını kaybetti. Mahkeme 1 Mayıs'ta Gray'in ölümünün cinayet olduğuna hükmederken, olaya karışan altı polis memurunun, biri "ikinci derece cinayet" suçuyla olmak üzere yargılanmasına karar verildi.

19 Nisan-1 Mayıs tarihleri arasında Baltimore şehrini tıpkı 9 Ağustos 2014'te Missouri eyaletinin Ferguson kentinde Michael Brown adlı başka bir Afroamerikan gencin polis tarafından vurularak öldürülmesinin ardından çıkan olaylara benzer bir sivil karışıklık ortamı sardı.

Protestoların siyasi yönünü görmezden gelerek tesadüfen ara sıra çıkan şiddet olaylarını abartmak, protestocuları haklı davalarından mahrum etmek ve politikalarını suç haline getirmek demek.

by Hamid Dabaşi

Yeni medya mucizesi sayesinde (kurumsal medyada ağır basan önyargıların aksine) Baltimore ve Ferguson'daki protestoların, ara ara patlak veren yasadışı taşkınlıklar hariç, aslında genel olarak barışçıl olduğunu biliyoruz.

İşin aslı basitçe şu: Bir tarafta ciddi şekilde militarize olmuş bir polis gücü, diğer tarafta ise kimi zaman şiddet eylemleriyle gölge düşse de neredeyse tamamen barışçıl bir protesto var.

Kategorik suçlama

Hâkim kurumsal medya organları ve muhalif sosyal medyadan oluşan Amerikan medyası, Baltimore ve Ferguson'daki olaylara ilişkin tepkilerinde bu protestoları hemen iki ideolojik kampa ayırdı: Şiddet yanlısı "haydutlar" tarafından çıkarılmış eylemler olarak görmeye kararlı Fox News gibi kuruluşlar ve gerçekleri daha dengeli bir yaklaşımla sunan (çoğunluğu internet üzerinden yayın yapan) kuruluşlar.

Bu iki kampın ortak noktası, şiddet eylemlerini kategorik olarak kınamalarıydı. Bazıları olayları lanetlerken, bazıları da bağlam çerçevesinde ele alıyordu.

Bugün hem Baltimore hem de Ferguson'daki protestoların genel olarak barışçıl, ilkeli, belli bir amaca yönelik ve her şeyin ötesinde siyasi olduğu son derece açık. Protestoların siyasi yönünü görmezden gelerek, tesadüfen ara sıra çıkan şiddet olaylarını abartmak, bu eylemleri aktif ve şiddetli bir biçimde bastırmak, protestocuları haklı davalarından mahrum etmek, dürüstlüklerine inanmamak ve politikalarını suç hâline getirmek demek.

Texas'ın Garland şehrinde "Hz. Muhammed Sanat Sergisi ve Yarışması" sırasında yaşanan olay gibi suç eylemlerinin agresif bir şekilde siyasileştirilmesi ve Baltimore ve diğer kentlerdeki siyasi protestoların suç sayılması, aynı paranın iki yüzü.

Baltimore'daki siyasi protestonun suç hâline getirilmesinde en büyük sorumluluğun Başkan Barack Obama'ya ait olması da tarihte eşine az rastlanır derecede ironik bir durum. Obama'nın Baltimore'da yaşananlara yönelik tepkisi, gelişmeleri ayrımcı bir yaklaşımla değerlendirip aceleyle genelleme yaparak olayların daha kaba bir şekilde okunmasına yol açmanın tipik bir örneği.

Başkan, protestolarla ilgili açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı: "Baltimore'da gördüğümüz şiddet olaylarının hiçbir haklı gerekçesi yok. Bunlar amaca zarar verici. İnsanlar ellerinde levyelerle kapıları açıp yağmacılık yapmaya başladığında, protesto eylemi yapmış ya da bir mesaj vermiş olmuyorlar, hırsızlık yapmış oluyorlar. Bir binayı yaktıklarında kundakçılık yapmış oluyorlar. Kendi toplumlarındaki iş ve fırsatları yok ediyorlar. O bölgedeki insanların işlerini ve imkânlarını gasp etmiş oluyorlar."

Baltimore'da tanık olduğumuz türde sivil karışıklıklara kimi zaman toplumsal şiddet de karışır. Bu gibi durumları tasvip etmek veya lanetlemekten ziyade, bir an önce şifrelerini çözmek gerekir.

Obama önce birkaç münferit olayı seçerek bunları sanki tüm protestonun karakterini yansıtıyormuş gibi gösterdi. Bunu da tüm protestoyu doğru okumadan, kategorik olarak kınayarak yaptı.

Bu bağlamda Ta-Nehisi Coates'in olaylarla ilgili olarak Atlantic'te yazdığı makale son derece yerinde ve güçlü bir argüman sunuyor:

"Sırf siyasi zulümlerin sonuçlarını geçiştirmek için insanlara şiddet içerikli eylemlerden uzak durmaları söyleniyorsa bunun adı aldatmaktır. Şiddet içermeyen eylemler, savaşın tam ortasında saldırganın mola istemesi üzerine başlıyorsa bunun adı hiledir. Devlet vatandaşlarına bolca şiddet uygularken, temsilcileri şiddet içermeyen eylemleri salık veriyorsa, bunun adı düzenbazlıktır."

Güce dayalı olarak kurulan devletler

Alman toplum bilimci Max Weber, "Meslek Olarak Siyaset" adlı ufuk açıcı makalesinde, siyaseti şiddet tekeli olarak tanımlar.

Lev Troçki'nin Brest-Litovsk'ta söylediği "Her devlet, güce dayalı olarak kurulmuştur" sözüne atıfta bulunan Weber, "Esasen bu doğrudur. Şayet şiddet kullanmayı bilen hiçbir toplumsal kurum olmasaydı, 'devlet' kavramı da ortadan kalkardı… Bugün devlet ile şiddet arasında bilhassa derin bir ilişki söz konusudur" der.

Bu tür bir siyasi protesto bağlamında, ara sıra çıkan şiddet olayları ne tasvip edilmeli, ne de kınanmalı; bunun yerine gizli bir siyasi mesaj olarak algılanmalıdır.

by Hamid Dabaşi

Weber, bu önermeden yola çıkarak geliştirdiği otorite sosyolojisinin, (siyasi kültüre dayalı) iç meşruiyet ve dış araçlar (siyaseten meşru kılınmış şiddet) olmak üzere iki ayağı olduğunu öne sürer.

Bir devlet, içeride vatandaşları tarafından ne kadar meşru görülüyorsa, bu meşruiyeti talep etmek ve dayatmak için saf şiddete o kadar az ihtiyaç duyar. Bunun aksine, vatandaşları nezdindeki iç meşruiyetini kaybeden bir devletin de meşru olduğunu öne sürmek için o ölçüde saf fiziksel şiddete gereksinimi olur. ABD ve diğer ülkelerde polis kuvvetlerinin ciddi şekilde militarize edilmesi, bu bağlamda okunması gereken bir mesele.

ABD'deki kurumsal medyanın en önemli işlevlerinden biri, siyasi protesto eylemlerini bastırmak için kullanılan saf polis şiddetini maskeleyerek, siyasi protestoyu bir suç gibi göstermektir.

Mesela Baltimore'daki olaylarla ilgili olarak CNN haber sunucusu Wolf Blitzer ile aktivist Deray McKesson arasında geçen atışmayı ele alalım. Videoda da görüldüğü üzere, Blitzer, McKesson'ı şiddet olaylarını kınamaya ve dolayısıyla da protestonun arkasındaki siyasi sebepleri bir nevi yerle bir etmeye zorluyor. McKesson önce soruyu geçiştirmeye çalışıyor, ama sunucu önce Martin Luther King'in, ardından da Başkan Barack Obama'nın şiddet içerikli protestolara karşı çıkan sözlerine atıfta bulunarak aktivisti köşeye sıkıştırıyor. Blitzer'in/CNN'in stratejisi işe yarıyor ve izleyicilerde protestocuların şiddet yanlısı insanlar olduğu izlenimi uyanıyor.

Bu tür bir siyasi protesto bağlamında, ara sıra çıkan şiddet olayları ne tasvip edilmeli, ne de kınanmalı; bunun yerine gizli bir siyasi mesaj olarak algılanmalıdır. CNN sunucusunun yaptığı gibi insanları bu olayları lanetlemeye zorlamak masum bir hareket sayılamaz. Bunu yapmak, protestoları siyaset dışına çıkarıp suç gibi göstererek lekelemekle aynı şey.

Ferguson ve Baltimore'daki olaylar ülke çapına yayılarak (New York Times'ta yayınlanan harika bir makalede de denildiği gibi) ABD'deki medeni haklar hareketinde yeni bir safhanın başlangıcı olma potansiyeline sahip.

Bu gerçekleştiği takdirde, giderek artan gayrimeşru devlet şiddeti karşısında hâkim tutuma kendimizi kaptırıp olanları görmezden gelmemeli ya da kurumsal medyanın siyasi protestoları suç gibi göstermesine karşı pasif kalmamalı; bir ulusun unutulmuş temel hak ve özgürlüklerinin meşru bir şekilde ifade bulmaya başlamasını, sosyal adalet taleplerinin açık ve net olarak duyulmasını sağlayan güçlü başkaldırı politikasına odaklanmalıyız. Prince'in şarkısında da dediği gibi:

Michael Brown ve Freddie Gray için

Dualarımızı duyan var mı?

Barış, savaşmamaktan ibaret değil…

Adalet yoksa

Barış da yok.

Hamid Dabaşi, New York'taki Columbia Üniversitesi'ne bağlı Hagop Kevorkian Kürsüsü'nde İran Çalışmaları ve Karşılaştırmalı Edebiyat alanında öğretim üyeliği yapmaktadır. Dabaşi, The Fox and the Paradox:  Iran, The Green Movement and the USA (Tilki ve Paradoks: İran, Yeşil Hareketi ve ABD) isimli kitabın da yazarıdır.

Twitter'dan takip edin: @HamidDabashi

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Hamid Dabashi

Hamid Dabaşi

Hamid Dabaşi, New York'taki Columbia Üniversitesi'ne bağlı Hagop Kevorkian Kürsüsü'nde İran Çalışmaları ve Karşılaştırmalı Edebiyat alanında öğretim üyeliği yapmaktadır. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;