Görüş

BDP: 30 Mart'ın ikinci galibi

Öcalan’ın uzun vadeli bir proje olarak şekillendirdiği Halkların Demokratik Partisi (HDP), başta İstanbul olmak üzere, batı illerinde ayrı olarak seçimlere girdi. Bunun sakıncalarına rağmen BDP açısından oldukça verimli bir seçim süreci yaşandığını belirtelim.

Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı kazanan BDP'li Gültan Kışanak, kenti Fırat Anlı (solda) ile beraber yönetecek. [AA]

30 Mart yerel seçimlerinin akşamı sandıkların açılmasının ardından, ajansların geçtiği farklı rakamlar üzerinden süren anarşi, sayımın ilerlemesiyle birlikte yerini gerçek sonuçlara, kabule ve bir anlamda sükûnete bıraktı. Bu satırlar yazıldığında, kimi sonuçlara dair itirazlar devam ediyor olsa da, aşağı yukarı tablo netleşmiş görünüyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile genel seçimlerin kaderi açısından kilit öneme sahip illerden İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri el değiştirmedi. Bu sonuç, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 30 Mart 2014’teki yüksek başarısını, eksik de olsa perçinleyen bir sonuç.

Seçim sürecinin, öncekilere nazaran çok sancılı geçtiği malum. Bir yanda “yolsuzluk ve rüşvet” iddiaları ile neredeyse her akşam internete düşen birbirinden çarpıcı içerikte “ses kayıtları”, adeta “amok koşucusu” benzeri bir faaliyet; diğer yandan “paralel devlet” söylemi çerçevesinde zincirleme tasfiye edilen bürokrasi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın balkon konuşmasında da yer verdiği “İnlerine gireceğiz!” söylemine bakarak, çatışmanın süreceğini söylemek kehanet olmasa gerek. Fethullah Gülen Cemaati ile AKP arasındaki bu uzun soluklu ve çok taraflı cepheleşmenin yürüttüğü çatışmanın, seçimler üzerinden Türkiye’nin siyasi geleceğini şekillendireceği kesin. Zaten “sarmal devlet”in “paralel devlet” haline gelmesinin sırrı da bu!

Çatışma-gerilim ortamında BDP ekseni

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) bu çatışmada, her ne kadar yolsuzluk ve rüşvet konularında tavizsiz bir dil kullanıldıysa da, paralel devlet konusunda önceden aldığı pozisyonu sürdürdü. Bazı sol çevrelerin beklentilerinin aksine, Cemaat’e karşı, fiilen hükümetten yana tavır aldı.

Paralel devletin Türkiye’deki isim babası olan PKK Lideri Abdullah Öcalan, darbelere benzinle gitmeyeceklerini ve radikal demokraside ısrarlı olacaklarını söyleyerek önce bu tutumu tayin etti. Sonra da Newroz Deklarasyonu’nda AKP’ye doğrudan yüklenmeyip diplomatik dille uyarmak suretiyle bir anlamda barışın partneri olarak Çözüm Süreci’nin zarar görmemesini sağladı..

Bu söylem, BDP’nin söz konusu tutumunun geleceğin şekillendirilmesi sürecinde, yani önümüzdeki seçimlerde, şimdikinden çok daha önemli bir karşılık bulacağının işaretidir.

Zaten seçim sürecinde AKP ile BDP arasında yer yer koalisyon kurulduğu, Erzurum’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı için BDP’nin oylarını AKP’ye, 4 ilçede ise AKP’nin oylarını BDP’ye verdiği yönündeki yaygın kanaat, sürecin taraflara aslında kazan-kazan şeklinde bir sonuçla yansıdığını ortaya koyuyor.

Mersin Büyükşehir Belediyesi’ni kaybedip birkaç il kazanırken oy oranını yüzde 5 arttıran Cumhuriyet ve Halk Partisi (CHP), Başbakan Erdoğan ve ailesi ile çalışma arkadaşlarına yönelik ağır ithamlara rağmen yerel seçimler üzerinden iktidara yürüyen bir parti olmaktan çok uzak kaldığını gösterdi..

Bu aşamada CHP açısından Dersim, öğreticiliği açısından çarpıcı bir örnek. Bir önceki genel seçimlerde, hemşerilerinin kendisine verdiği krediyi CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu iyi değerlendiremedi. Hemşerileri de emanet oylarını geri alarak Tunceli Belediyesi’nin BDP’ye geçmesini sağladılar.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP), Devlet Bahçeli’nin şahsında, beklenenden daha dikkatli ve dengeli söylemini sürdürse de, yerinde sayması “kendi ölçüleri içinde” başarılı sayılmalı. Diğer taraftan hangi ölçülerle bakılırsa bakılsın, Mardin Büyükşehir ile Bitlis ve Ağrı gibi şehir belediyelerini AKP’den alan BDP, bu cephede kesin kazanan parti.

Böylece 30 Mart seçimlerinin iki galibinden birinin AKP, diğerinin de BDP olduğunu açıklıkla yazabiliriz. Her iki partinin 15 aydan bu yana sürmekte olan “Çözüm Süreci” partnerleri olduğunu dikkatle hatırlatmakta yarar var. Bunun önemi, 'Yeni Türkiye'nin şekillenmesinin en önemli ve politik sonuçları açısından da bir o kadar riskli adımları içermesi. Tablodan açıkça anlaşılan; çatışma ve çözümsüzlük yerine barış, diyalog ve çözümden yana açık bir tutum sergilediği.

Öcalan’ın İmralı Adası’ndan uzun vadeli bir proje olarak şekillendirdiği Halkların Demokratik Partisi (HDP), başta İstanbul olmak üzere, batı illerinde ayrı olarak seçimlere girdi. Bunun sakıncalarına rağmen BDP açısından oldukça verimli bir seçim süreci yaşandığını belirtelim.

Yapılan mitinglere katılımların, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın seçim konuşmalarındaki başarılı performansının, Mardin ve Ağrı’da Ahmet Türk ve Sırrı Sakık, Şanlıurfa ise Osman Baydemir gibi kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin, oy arttırmadaki özel katkıları dikkatle not edilmelidir.

Unutulmasın ki BDP, 40 yıllık Kürt özgürlük mücadelesinin ve özel olarak da 25 yıllık parlamenter demokratik alandaki kurumlaşmanın temsilcisi olarak kökleri derinde, güçlü ve deneyimli bir partidir. BDP, Kürt nüfusunun bulunduğu hemen her yerde, kitlesel bir çoğalma sürecini yaşıyor. Bu açıdan 30 Mart seçimleri, sürecin meyvelerinin toplandığı bir tarihtir.

Kanaatimce, 30 Mart öncesinde BDP’nin HDP’ye katılımı ağırlıklı olarak gündemde iken, 30 Mart sonrasında bu durumun yeniden değerlendirilmesine ihtiyaç duyulacağıdır. Cezaevinden çıkan 5 milletvekilinden 4’nün üye olarak geçtiği, Kemal Aktaş’ın ise siyasi yasaklı olması sebebiyle destekle yetindiği HDP’nin, bu durumda BDP’ye katılımının daha gerçekçi bir tercih haline gelmiş olduğu sonucuna varılabilir.

BDP-HDP’nin Türkiye genelindeki oyunun yüzde 6’ya ulaşmasındaki aslan payının BDP’ye ait olması, kanaatimi haklı kılıyor. Nitekim HDP’nin yüzde 4,5 oy aldığı İstanbul’da yüzde 10-11 alınması hedefinin İmralı Adası’n’da konuşulduğu hatırlanmalı.

Orta Doğu ve BDP

Orta Doğu’daki gelişmeler, özellikle Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile Suriye Kürdistanı’ndaki (Rojava) son gelişmeler, Kürtleri doğrudan etkileyip onlara moral güç verdi. Ayrıca politik açıdan da birer örnek oluşturdular.

BDP’nin 3’ü büyükşehir toplam 11 il ile 64 ilçe belediye başkanlığı ve belediye meclis üyelikleri kazanması, 3 ilde de ikinci parti durumuna gelmesi dikkate alındığında, 2011 yılında ilan edilen ancak uygulamada işlerlik kazandırılamayan “özerklik/statü”sünün bu kez etkin hale getirileceği öngörülebilir.

Aslında Büyükşehir Belediyesi kurulmasının mantığı ve bu yapının yetkileri, idari ve mali alanda zaten özerk bir yapılanmayı içeriyor. Kaldı ki Kürt meselesi olmasaydı, adına ister özerk ya da bölgesel yönetim isterse de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi densin, Türkiye çoktan benzer bir yönetim biçimine geçmiş olacaktı. Dolayısıyla özerk yönetim, kimi çevrelerce çokça pompalandığı üzere bir korku sebebi olarak görülmemelidir.

Kürtlerin BDP’ye oy vermesinin nedeni, 3 dönemdir yerel iktidar yaptığı partiden aldığı “hizmet” yanında, onu esasen kimlik mücadelesinin örgütlü gücü olarak görmesindendir. Bu açıdan BDP’den beklenti; Kürt kimliğini güçlendirecek, resmileştirecek ve kalıcılaştıracak adımların atılması yönündedir.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkan Adayları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı, Özgür Gündem gazetesine ortak röportaj vermişlerdi. Röportajda Kışanak şunları söylüyordu (haberin orijinal metni): “Kürtler bir halk olarak varsa kendini yönetme hakkı da vardır. Bu nedenle artık özyönetim, statü, demokratik özerklik diye tanımladığımız şey, aslında bir halkın kendisini yönetme hakkı. Kürt halkı açısından baktığımızda bunun koşullarının oluştuğunu ve uygulanabilir olduğunu görüyoruz. Demokratik özerkliği biz inşa edebiliriz, devlet buna hukuksal olarak bir yanıt vermese de öz gücümüze dayanarak bunu inşa edebiliriz diye bir iddiayla ortaya çıktık. Bu nedenle biz artık gelinen aşamada Kürtlerin özyönetimlerini inşa etme konusunda olgunlaştığını düşünüyoruz.”

Fırat Anlı ise şöyle devam ediyordu: “... Bundan 150 yıl önce de Kürdistan özerk bir bölge… Yani, örneğin Amed, örneğin Batman, örneğin Urfa, Van diyelim. Önce her kent kendi mekanizmalarını kuracak. Kentlerde bunun en görünür hali Büyükşehir Meclisi dediğimiz Yerel Parlamento’dur. Yani hem kent içindeki hem kırsal alandaki hem köylerdeki bütün başlıklarda, bütün tartışmaların ana karar mekanizması Büyükşehir Meclisi olacak.”

Avukat ve siyasi aktivist. 1961 yılında Diyarbakır'da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1991 HEP- DEP Milletvekili. Özgür GündemÖzgür Haber ve Radikal gazeteleri için siyasi yorumlar kaleme alıyor. Orkestra Yeni Ezgiler Çalacak (Şiir-Belge Yay. 1992)Bir Gensoruda Parlamento Gerçeği (Anı-Yurt Yay. 1993)İnsanlar Düşünceler Kavgalar (Anı-Öteki Yay. 1996)Remo ‘Bitmeyen Sorgu’ (Roman- Çiviyazıları Yay. 1998),Xelat (Çîrok-Weşanên Sî. 2002) ve Kefaret (Çîrok-Weşanên Lîs 2012) gibi Türkçe ve Kürtçe yayılanmış kitapları bulunuyor. 

Twitter’dan takip edin: @sedatyurtdas

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Sedat Yurtdaş

Avukat ve siyasi aktivist. 1961 yılında Diyarbakır'da dünyaya geldi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun oldu. 1991 HEP- DEP Milletvekili. Özgür Gündem, Özgür Haber ve Radikal gazeteleri için siyasi yorumlar kaleme alıyor. Orkestra Yeni Ezgiler Çalacak (Şiir-Belge Yay. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;