Görüş

“Bebek katilinden” demokrasi havarisine: Öcalan

Öcalan hiçbir zaman bağımsız Kürdistan hedefinden vazgeçmedi. Sadece değişen koşullara göre strateji ve söylemini değiştirdi.

PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan, 1999 yılının 15 Şubat günü Kenya’da yakalanıp Türkiye’ye getirildi. [Fotoğraf: AA-Arşiv]

Abdullah Öcalan, ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının on altıncı yılını İmralı hapishanesinde doldurdu. Süreç, bir “mahkûmun” infazında görülebilecek en ilginç deneyimdi. Statüsü, “lanetli” ile “filozof” sıfatları arasında gitti geldi. “Bebek katilliğinden” Türkiye’de demokrasiyi inşa edecek kurtarıcıya terfi etmesine az kalmıştı.

Hayretler uyandıran bu savrulma hikâyesinin ardında basit ve anlaşılabilir nedenler var. Öcalan’ın kişiliği, Marksizm gibi güçlü bir ideoloji, ideolojinin ve Öcalan’ın kişiliğinin biçimlendirdiği örgüt kültürü, kökü derinde bir sorun, devletin değişen stratejisi gibi… Son olarak küresel ve bölgesel gelişmeleri de bunlara ilave etmek gerekir.

Öcalan’ın statüsü, 'lanetli' ile 'filozof' sıfatları arasında gitti geldi. 'Bebek katilliğinden' Türkiye’de demokrasiyi inşa edecek kurtarıcıya terfi etmesine az kalmıştı.

by Nihat Ali Özcan


Adaptasyon yeteneği yüksek lider bulmak

Soğuk Savaş günlerinde, özellikle 1960 sonrası, kürede birbirine benzer çok sayıda örgüt ve lider görmek mümkündü. Elbette bu bir tesadüf değildi. Örgütlerin amacı, “bağımsızlıktı”. Her zaman uluslararası destek ve himaye bulabiliyorlardı. Moda mücadele yöntemi de Maocu uzun süreli halk savaşı idi. Başarılı olmanın yolu ise, çelik bir parti disiplini, sosyalizmle desteklemiş milli kurtuluşçu anti-sömürgeci sebep, kalaşnikof ve Stalin tipli liderdi.

Liderin içinden çıktığı toplumun kültürel kodlarına hâkim, şiddetin toplum mühendisliğindeki rolünü de iyi kavramış olması gerekirdi. Hiç kimseye güvenmeyen, yumurtaları da asla tek sepete koymayan, ihtiyatlı, egosu yüksek, Öcalan’ın deyimi ile “iğne deliği kadar fırsatı değerlendirebilecek kadar da pragmatik” olmalıydı.

Elbette, öncelikle örgüt ve örgüt içi düzen kurabilecek birisinden ve kurulumu basit ama etkili bir düzenden söz ediyoruz. Örneğin, PKK’da birinci adam ve lider Öcalan’dır. Meydan okumalara tahammülü yoktur. Hiyerarşinin kendisinden sonra gelen ilk yüz sırası daima boş tutulur. Yüz birinci sırada olanlar ise, tek başlarına iş yapamazlar ve sistemde ancak “eş başkan” olarak yer bulabilirler.

İkinci hamle, kurumsal kültür yaratma faaliyetlerini kapsar. Bu yaklaşım yaratıcılıktan çok Mao’nun kırmızı kitabından esinlenmeyle ilgilidir. Öcalan’ın, 1986’dan beri, tüm konuşmaları kayda alınır. Kayıt cihazı yoksa akılda tutulur. Sonra düzeltilir - hikâyeler arası çelişki olmasın diye - ve cebe girecek kadar küçük kitaplar halinde bastırılır. Tüm militanlara dağıtılır. Boş zamanlarda herkesin okuması istenir ya da toplu okumalar yapılır. Böylece, örgütte kolektif bir söylem ve bakış açısı oluşturulurken, her olayın kahramanı olarak merkezde Öcalan’ın olduğu örgüt hafızası oluşturulur. Karbon kağıt ile çoğaltılmış görüşlere sahip, politik ve askeri çözümlemeler yapabilen örgüt üyelerinin çokluğu ilgi çekicidir.

Dahası, Öcalan hiçbir zaman kesin, köşeli askeri, politik görüş vermez. Her ihtimali gözeten, başlangıç ile sonucun alakası olmayan bir düzende konuşur. Hatalar, kendisini eğitemeyen, örgüt gerçeklerini anlayamayan, Öcalan’ın çözümlemelerinden nasibini alamamış “diğerlerine” aittir. O hiçbir zaman hata yapmaz. Bunun içinde konuşma metinlerinin içinde onu haklı gösterecek pasajlar her zaman bulunur.

Bu basit uygulamalar, örgüt içinde Öcalan’ı yarı tanrı, “Ra” mertebesinde tutar. Otorite haline getirir. Selim Çürükkaya’nın dediği gibi, PKK’nın tüm kahramanları ölüdür. Çünkü yaşayan kahramanlar “tehlikelidir”. Tek hayatta olan kahraman elbette Öcalan’dır.

Şüphesiz Öcalan’ın kişiliğinin, hareket tarzının ve düşünce biçimini oluşumunda ideoloji kadar, üç önemli bölge lideri de etkili olmuştur. Yirmi yılını geçirdiği Suriye’de Hafız Esad, şiddetin rolü ve ölçüsünü bilen Saddam Hüseyin ve küllerinden doğmayı başarabilen Süleyman Demirel gibi pragmatik bir lider. Öcalan’ı anlamak için bunların üçünü birlikte tahayyül etmek ve 1970’lerin dünyasından haberdar olmak gerekir.

Değişen koşullar, strateji ve söylem değişikliği

Öcalan, hiçbir zaman bağımsız Kürdistan hedefinden vazgeçmedi. Sadece değişen koşullara göre strateji ve söylemini değiştirdi. Küresel, bölgesel gelişmeler, Türkiye’nin öncelik ve politikalarında değişim, örgütünün durumu, mücadelenin geldiği aşama ve Öcalan’ın kendi statüsü, söylemlerini referans noktalarını etkileyen nedenler serisiydi.

Öcalan, Arap Baharı’nın işe yarar bölümü olan demokrasi-özgürlük kısmını lafzi olarak gündemleştirirken, yarattığı fırsat alanlarına askeri olarak yaklaşmayı ihmal etmedi.

by Nihat Ali Özcan


Sovyetlerin çöküşü Soğuk Savaş’ı bitirmekle kalmadı, sosyalizm ideoloji olarak gözden düştü. Yeni duruma adaptasyon süreci devam ederken PKK, Mayıs 1993’te başlattığı iddialı askeri hamlesinden kayıpla çıktı. Hedeflerini savaşarak elde edemeyeceğini 1994 sonunda anladı. Ancak yükselen liberal dalga, çok kültürlülük tartışmaları, etnik çatışmaların artması, azınlık haklarının Avrupa’da gündemde olması, Öcalan’a yeni fırsatlar sunuyordu. Askeri alanda ilerleme sağlamak mümkün olmayınca şiddeti ikinci plana atan, yeni bir strateji gerekiyordu. Öcalan da öyle yaptı.

Nitekim PKK, Aralık 1994-Ocak 1995’te 5. Kongre’sini topladı. Maocu Uzun Süreli Halk Savaşı stratejisi ile TSK’yı yenemeyeceğini ve bağımsız Kürt devletini kuramayacağını gördü. Yeni strateji, savaşla bağımsız bir Kürt devleti kurmak yerine, kimliklerin ayrıştığı iki uluslu bir Türkiye inşasına öncelik verilmesi olarak belirlendi. Ayrılık, sonra düşünülecek bir konuydu. Kongre’de Öcalan’a, “Türkiye’den ayrılmak istemiyoruz ama grup haklarımız verilsin” tezini dile getirme yetkisi verildi. O da bugüne kadar öyle yaptı.

Öcalan yakalanıp İmralı’ya getirildiğinde, kamuoyu önünde PKK’nın söylemini demokrasi, grup hakları, barış, ateşkes gibi ifadeler oluşturuyordu. Kongre’de, terör ve şiddetin “gerektiğinde, gerektiği yerde, gerektiği kadar kullanılmak üzere”, yıpratma, yıldırma ve sponsor bulma aracı olarak elde tutulmasına karar verilmişti.

Bir kitap okudu, hayatı değişti.

Öcalan’ın hapishane hayatında önemli dönüm noktaları oldu. İlki, Türkiye’nin Avrupa Birliği serüveninde yeni bir aşama olan 1999’da adaylığının açıklanmasıydı. Bu gelişme, Öcalan’ın idamdan kurtulması anlamına geliyordu. Öcalan’a, cezaevinde okuması için verilen Leslie Lipson’un Demokratik Uygarlık kitabı sonraki tüm söylemlerin esasını oluşturdu. 5. Kongre kararlarının kamuoyuna pazarlanması için içerik sağlayacak, teorik çerçeve oluşturacak hikâyeyi kurgulamasını sağladı. Öyle ki daha sonraki süreçte kendi adına Demokratik Uygarlık Manifestosu isimli kitaplar bastırıldı.

Öcalan ve örgütü mahkûmiyetinin ikinci büyük krizini 11 Eylül’de yaşadı. Dünyadaki tüm “klasik” terör örgütlerinin kabusu haline gelen 11 Eylül saldırısı, gelecek endişelerini tetikledi. Terör örgütlerinin yaşam alanları daralabilir, hiçbir devlet devlet-dışı aktör teröristlerle birlikte olmak istemeyebilirdi. Neyse ki Türkiye’nin 1 Mart tezkeresine hayır demesi, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali, PKK’ya ve Öcalan’a yeni ufuklar açtı.

AK Parti’nin iktidara geldikten sonra, Kürt sorununu görüşmeler yolu ile çözeceğini ilan etmesi Öcalan’ı heyecanlandırdı. Öcalan, din ve muhafazakârlık hakkında görüşleri bilinmesine rağmen, amaç ve esastan ayrılmadan hızlı biçimde söylemlerini değiştirdi. Nevruz’larda okunan mektuplarının satır aralarına, yuvarlak cümlelerle, fakat örgütün “rahle-i tedrisatından” geçenlerin kolaylıkla anlayabileceği biçimde görüş, talimat ve fikirlerini yerleştirdi. Gündelik konuşmanın dışında anlam yüklü kavramları bolca kullandı.

Öcalan’ın 1995’ten beri geliştirdiği söylemlerine yeni ufuklar açan bir diğer gelişme de Arap Baharı oldu. Öcalan, Arap Baharı’nın işe yarar kısmı, demokrasi-özgürlük kısmını lafzi olarak gündemleştirirken, yarattığı fırsat alanlarına askeri olarak yaklaşmayı ihmal etmedi.

Öcalan, hiçbir zaman bağımsız Kürt devleti idealinden vazgeçmedi. Liderliğini sürdürme stratejisinin bir parçası olarak geliştirdiği muğlak, elastiki, çifte kullanımlı, popüler kavramları kullanma yeteneklerini kullandı. Hapishanede bulunduğu süreçte, davaları iletişim imkânları olarak ele aldı. Değişen koşullara hızla adapte oldu ve koşullara göre hareket etti.

PKK gibi can sıkıcı ve önemli bir sorunda, liderin söylemlerini ve niyetlerini doğru anlamak önemlidir. Bunun yerine medyanın, uzmanların, siyasi karar alıcıların ifade ve söylemlere kendi “duymak istedikleri” anlamları yüklemeleri herkes için bir trajedidir.

Nihat Ali Özcan, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesi ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) uzmanı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Nihat Ali Özcan

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Uzmanı.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;