Görüş

Bir mekân okuması olarak 'Yeni Türkiye'nin 'Ak Saray'ı

Ak Saray'ın asıl tartışılması gereken yönü; maliyeti, büyüklüğü veya kaç odalı olduğu değil, tarihsel mimari köklerinden beslenen yeni dallar halinde dünü bugüne taşıyan, bugünü yarına bağlayan bir mimari vasfının olmamasıdır.

Maliye Bakanlığı, Erdoğan'ın resmi kabullere başladığı yeni Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın 1 milyar 370 milyon TL'ye mal olduğunu açıkladı. [Fotoğraf: AFP/Getty]

Tartışmaların sıkça bağlamından koptuğu, kopunca da neyin niçin tartışıldığının anlaşılmadığı tuhaf bir siyasi gündemimiz var. Yağmurun yağışında bile siyasi sebep arayan siyasetçiler ve medya yorumcularının mebzul miktarda bulunduğu Türkiye gibi bir ülkede neyi tartışırsanız tartışın, tartışılan şeyden uzaklaşıyor, sonuçta anlamsız bir finalle neyi niçin tartıştığınızın hesabını veremiyorsunuz. Belki de bütün bu tartışmalar, tartışılan konuları anlamsızlaştırmak içindir, kim bilir?

Böyle bir genellemeyi niçin yaptık?

Son haftaların en popüler konusu haline gelen Ak Saray, nam-ı diğer Cumhurbaşkanlığı Sarayı tartışmalarına baktığımızda, körün fil tarifine benzer bir tartışma zemini görüyoruz. Kim hangi yanıyla ele alıyorsa, peşin hükmüne uygun bir sonuca varıyor.

Önceleri, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) adına izafeten, "Ak Saray", bugünlerde ise "Cumhurbaşkanlığı Sarayı" olarak adlandırılan yapının, resmi söylemlere Cumhurbaşkanlığı, siyasi söylemlere ise Ak Saray şeklinde yerleşeceği anlaşılıyor.

Halen üzerinde yoğun spekülasyonların sürdüğü Saray'ın gerekli olup olmadığından maliyetine, inşa edildiği Atatürk Orman Çiftliği arazisinin statüsünden mimarisine kadar birçok yorum yapıldı, yapılıyor. İsminden yola çıkılarak yorumlar daha da çeşitlendirilip çeşnilendirilerek ABD'nin Beyaz Saray'ı, Timur’un Semerkant'taki Ak Saray’ı ile ilişkilendiriliyor.

İşin bu tarafı, adeta bir toz bulutu yoğunlaşması gibi önümüzü görmemizi engelleyeceğinden, daha anlaşılır kılınmasına yardımcı olmak için konuyu tarihi bağlamda ele almayı daha yararlı görüyoruz. Asıl değinilmesi gereken husus da budur.

Şehir ve mimaride dudak tiryakiliğini aşamamış Osmanlı ve Selçuklu söylemlerini sık sık müşahede ettiğimiz iktidarın, ne yazık ki mimaride tarihsel sürekliliği devam ettirici bir üslûba, muhtevaya ve bakış açısına sahip olmadığı anlaşılıyor. 

by Yahya Düzenli

Osmanlı İmparatorluğu'nun ihtişam devri olan 15. yüzyılda (1478) Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Topkapı ve 19. yüzyılda (1856) Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Dolmabahçe Sarayları üzerinden bir okumanın uygun olacağını düşünüyoruz. Semboller üzerinden bir okumanın, bazı zihniyet kodlarını ele vereceğini biliyoruz.

Çünkü Topkapı, şahsiyet ve yükselme devrinin; Dolmabahçe ise çözülme ve yabancılaşma devrinin ürünü olup dönemlerinin devlet idaresi konseptlerinin mekana yansıması olarak inşa edilmiştir.

Necip Fazıl Kısakürek'in "içine kapanık, sağır, derinliğine manalı ve en asîl vakar çizgileriyle mühürlü şahsiyet âbidesi" dediği Topkapı Sarayı’na mukabil Dolmabahçe Sarayı; "inhitat tarihimizin İstanbul ve şehir kadrosunda en parlak tezahürüdür. Kışır üstü Avrupalılaşma fekaletinin ilk eseri…" olarak halen fiziki varlığıyla İstanbul'un antik eşya stoğunda bulunuyor.

Peki, 21. yüzyılın Türkiye'sinde 2023 hedeflerinden bahseden Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) Yeni Türkiye'sinin ilk ve en önemli sembollerinden olan Ak Saray neyi temsil etmekte, hangi mesajı vermektedir? Veya gerçekten bu mekân üzerinden bir mesaj verilmek istenmekte midir? Kimi ağızlarca buranın devletin prestijini, itibarını artırıcı bir mekân olarak yapıldığının söylenmesi, hâlâ "Dolmabahçe dönemi" kompleksleri ile malûl bir bilinçaltının kendisini "eklektik bir kamu binası" ile ortaya koyma çabası mıdır?

Öyle anlaşılıyor ki, uzun süredir düşük yoğunluklu olarak zaman zaman gündeme gelen başkanlık sistemi tartışmaları önümüzdeki dönemde de sürecek; Ak Saray'ın, "Yeni Türkiye'nin Başkanlık Sarayı" olarak hazırlandığı söylenecektir.

Ancak, şehir ve mimaride dudak tiryakiliğini aşamamış Osmanlı ve Selçuklu söylemlerini sık sık müşahede ettiğimiz iktidarın, ne yazık ki mimaride tarihsel sürekliliği devam ettirici bir üslûba, muhtevaya ve bakış açısına sahip olmadığı anlaşılıyor. Eğer olsaydı, 12 yıllık tek parti iktidarının imkân ve fırsatları, TOKİ (Toplu Konut İdaresi Başkanlığı) eliyle heder edilmez ve Türkiye, yeni yüzyılda şehir ve mimaride örnek bir model ortaya koyabilirdi.

Bu konuda samimi ve şuurlu bir niyetin olmadığının bir diğer karinesi, rahmetli muhakkik mimar Turgut Cansever'in ortaya koyduğu mimari eserler, yapılar ve kitapların maalesef göz ardı edilmiş, bu büyük hazineden yararlanılmamış olmasıdır.

Söylemlerinde -vurgulu biçiminde- sürekli tarih ve coğrafyanın yüklediği sorumluluklara gönderme yapan, tarihi mimariden söz eden iktidarın, mimari tasarım olarak Ak Saray konusunda tarihi sürekliğini ima eden bir çizgi izlediği söylenebilir mi? Hayır! Çünkü iktidarın ne bu yönde bir hazırlığı, ne de kendi tarihi şehir birikiminin genetiği üzerinde kafa yoran kadroları var.

Biraz geriye gidelim…

Tanzimatla başlayan tarihi kırılma ve yabancılaşma, şehir ve mimaride Batı'nın barok ve rokoko üsluplarıyla kendini gösteriyordu. Osmanlı'nın son döneminde arabesk bir biçimde kopyalanan (aslında Batı'nın bile içselleştirmediği) bu tarz, Cumhuriyet'in erken dönemlerinde, Batılı mimarların İstanbul ve Ankara'yı adeta bir mimari laboratuvar olarak kullanmalarıyla birlikte yerini başka arayışlara, daha doğrusu eklektik kopyalamaya bıraktı.

Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, yeni bir şehir ve mimari felsefesi ortaya koyamadı. İlginçtir; bugünküne benzer şekilde, Erken Cumhuriyet döneminde de Yeni Türkiye söyleminin sık sık kullanıldığını görüyoruz.

Ak Saray vesilesiyle söyleyelim ki, özellikle kamu binaları konusundaki tarihi şehir ve mimari birikimimize rağmen bu birikimi irdeleyen, araştıran, yeni üslup geliştiren bir arayış göremiyoruz. Hâlbuki sadece Cansever'in son dönemdeki teklif ve uyarıları bile "Yeni Türkiye'nin sembol kamu binaları"nda bir başlangıç olabilirdi. Fakat merhum mimarın sağlığındaki görmezlik tavrı, vefatından sonra da eserlerini görmezlik olarak devam etti/ediyor.

Bu vahim görememe zaafını, AK Parti adına bir talihsizlik olarak not etmek gerekiyor.

Yeni Türkiye vurgularına rağmen Ak Saray, yeni bir mimari üsluba sahip değildir. Bu toprakların tarihinden gelen bir aşıyı göremediğimiz için bir Osmanlı tarzı değildir, bir Selçuklu tarzı da yoktur. Dolayısıyla bu yapı, her ne kadar nesne olarak yeni olsa da fikir olarak muhtevasız, mimaride "üslupsuz Türkiye"nin yansıması, söylemden öteye geçmeyen bir iddia, özetle büyük bir heyuladır.

Ak Saray konusunda öncelikle tartışılması gereken husus; maliyeti, büyüklüğü veya kaç odalı olduğu değil, tarihsel mimari köklerinden beslenen yeni dallar halinde dünü bugüne taşıyan, bugünü yarına bağlayan bir mimari vasfının olmamasıdır.

by Yahya Düzenli

Ak Saray'ın "Selçuklu sarayları" ile mukayese edilmesi ve onlara benzetilmesi bir garabettir. Geç dönem bir kamu binasının, tarihte mukayese edilecek "örneği bulunmayan" bir Selçuklu Sarayı'na benzetilmesi, "Ancak tahsil ile olur bu kadar cehalet!" türünden bir tarihe yabancılıktır.

Selçuklu'da saray diye bir mekânın olmadığını gerek Selçuklu kronikleri gerekse de Selçuklu'yu konu edinen kültür tarihçileri ifade ediyorlar. Bunun temel sebebi; Asya steplerinden kitleler halinde kopup gelen Türk topluluklarının, ilk defa yerleşik düzene geçtikleri dönemde saray diye bir kamu binasına ihtiyaç duymamalarıdır.

Selçuklu'da saraylar değil, kervansaraylar öne çıkar ve kervansaraylar da devlet işlerinin görüldüğü, yabancı heyetlerin ağırlandığı, hakan veya padişahlara mahsus kamu binaları değil, adından da anlaşılacağı üzere yolcuların konaklamaları için yol güzergâhlarında inşa edilmiş sosyal kurumlardır.

Tarihi gerçeklik ortaya koyuyor ki; büyük göç dalgalarının yaşandığı, Moğol ve Haçlı baskılarının yoğun olduğu bir dönemde şehirleşmeden ne kadar bahsedilebilirse saraylardan da o kadar bahsedilebilir. Ak Saray'ı Selçuklu tarzı diye pazarlayanların "Selçuklu tarzı"ndan anladıkları; günümüze kadar gelebilmiş Selçuklu yapılarındaki (kümbet, mescit, kervansaray vs.) bazı geometrik motiflerin eklektik-arabesk yapılara yapıştırılması olsa gerektir.

Her ne kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nı, tarihi mimari geleneğinin uzantısı olarak inşa ettirmeyi amaçlasa da, projenin devasalığı ve şaşaasına rağmen iddialı 2023 Türkiye'sine dair bir mimari anlayış ortaya konulamamış, eklektik bir yapı ortaya çıkmıştır.

Şehir mekânlarının mimari mukayeseleri, mimarlık tarihinde önemli bir konudur. Gündeme hiç getirilmedi ama Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın bugün Ankara, Ulus'ta bulunan Kurtuluş Savaşı Müzesi'nin (Birinci TBMM Binası) büyük ölçekli bir kopyası olduğunu düşünüyorum. Söz konusu yapının temelleri, 1915 yılında Enver Paşa'nın emriyle İttihat ve Terakki Fırkası'nın Ankara Merkez Binası olarak atıldı. Ve daha sonra, Birinci TBMM Binası'na dönüştürüldü.

Bu yapı ile mukayese ettiğimizde Ak Saray'ın, tarz olarak Birinci TBMM'nin büyük ölçekli bir kopyası olduğunu söylemek çok da abartılı olmaz sanıyorum. Ak Saray'ı tasarlayan mimar/mimarlar böyle bir benzetme veya ilhamdan yola çıkarak mı Ak Saray'ı inşa etmişlerdir? Bunu bilemiyoruz. Ama dikkatle bakıldığında yapı, çatıdan temellere kadar -fiziki görünümü biraz modernize edilmiş şeklide- böyle bir benzerliği ortaya koymaktadır. Acaba Ak Saray, Birinci Meclis ruhunun sirayet edeceği bir yapı olarak mı düşünülmüştür?

Bu iki yapıdan yola çıkarak şöyle bir benzerlik bulabiliriz: Birinci TBMM Binası, "birinci milli mimarlık dönemi üslubu"nun yeni Cumhuriyet Türkiye'sindeki ilk örnekleri arasındadır. Ak Saray da "2023 Türkiye'sinin mimari üslubu"nun örneği midir dersiniz?

Yukarıda değindiğimiz gibi, keşke Cansever'in tarihi mimarinin günümüze yansımalarına ilişkin uyarılarına kulak verilse ve onun gösterdiği istikamette bir saray inşa edilseydi... Böyle bir yapı, oldukça iddialı Yeni Türkiye söylemlerine uygun düşebilecek bir dönemde, gerçeklik ötesi bir imaj olarak zihinlerde yer edebilirdi. Ancak devletin şehir ve mimari aygıtı TOKİ marifetiyle gerçekleştirdiği uygulamalar, Yeni Türkiye'nin bir mimari perspektifi olmadığının da altını çiziyor.

Ak Saray konusunda öncelikle tartışılması gereken husus; maliyeti, büyüklüğü veya kaç odalı olduğu değil, tarihsel mimari köklerinden beslenen yeni dallar halinde dünü bugüne taşıyan, bugünü yarına bağlayan bir mimari vasfının olmamasıdır. Ak Saray, seçildiği yerin isabeti bir yana, Ankara'daki yüz yıllık mimari üslupsuzluğun bir devamı niteliğindedir.

Kamu binaları, cesametiyle değil, cemaliyle mesaj taşır ve tarihe mal olur. Tarihi pratiğimizden yola çıkarak bir de şunu söyleyebiliriz:

Saraylar büyüdükçe devlet küçülür, devlet büyüdükçe saraylar küçülür. Yeni Türkiye'nin başkanlık sistemine geçişinin leitmotifi olacağı iddia edilen Ak Saray'a bir de bu gözle bakalım…

Yahya Düzenli, "Karadeniz'den Günebakış" gazetesi yazarı. “Modern Bilinç ve Trendeki Yolculuk” , “Türkiye Nereye Götürülüyor?”, “Ben Bir Ulu Şehre Vardım” ve “Ol Şehri Yıkılır Gördüm” isimli yayımlanmış dört kitabı bulunuyor.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yahya Düzenli

Karadeniz'den Günebakış gazetesi yazarı. “Modern Bilinç ve Trendeki Yolculuk” , “Türkiye Nereye Götürülüyor?”, “Ben Bir Ulu Şehre Vardım” ve “Ol Şehri Yıkılır Gördüm” isimli yayımlanmış dört kitabı bulunuyor. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;