Görüş

Bölgesel bir hegemonya girişimi: Avrasya Ekonomik Birliği

Kazak lider Nazarbayev aksini iddia etse de, bu girişimin yalnızca ekonomik işbirliği ile kalmayacağı ve Rusya’nın, eski Sovyet coğrafyasında hegemonya oluşturabilme hedefine yöneleceği ortadadır.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB/1922-1991) döneminden kaynaklanan toplumsal/ ekonomik/ siyasal olumsuzluklar ile tıpkı Sovyet kimliğinin Rus dili ve kültürü ile eşlenmesi gibi Rusya’nın öngöreceği Avrasyalı kimliğinin de benzer bir görünüme yaslanacağına dair endişeler, Avrasya’da yer alan toplumların/devletlerin Rusya’ya bakışını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durumun farkında olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise ekonomik yakınlaşmayı ön plana alacak ve yine merkezine Rusya’yı alacak bir bölgesel entegrasyon projesi ile bölge ülkelerine yaklaşmayı denemek istemiştir. Bu girişimin adı Avrasya Ekonomik Birliği’dir.

Mayıs 2014 itibarıyla Avrasya Ekonomik Birliği “resmen” kurulmuştur. An itibarıyla üç üyeden (Rusya, Kazakistan, Belarus) oluşsa da, birliğe katılacağına yönelik irade beyanında bulunmuş olan Ermenistan ve Kırgızistan’ın da yakın bir zamanda eklemlenmeleri ile Avrasya Ekonomik Birliği’nin üye sayısı artacaktır. Avrasya Ekonomik Birliği’nin gelecek planlamaları içerisinde Özbekistan, Tacikistan ve Türkmenistan gibi Orta Asya ülkeleri ile Azerbaycan ve Ukrayna da bulunmaktadır.

Ancak 27 Haziran 2014 itibarıyla Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği’nin muhtemel üyeleri olarak gördüğü Moldova, Gürcistan ve Ukrayna, Avrupa Birliği (AB) ile ortaklık anlaşmalarına imza atarak gelecek tercihlerini Rusya’dan farklı bir düzlemde şekillendirmek istediklerini açıkça ortaya koymuşlardır. Hatta Ukrayna’da bugün yaşanan siyasal kriz ve iç savaşın Rusya ile AB arasında Avrasya’nın bir parçası olan Doğu Avrupa’ya ilişkin güç mücadelesinin bir yansıması olarak görmek gerekir.

Rusya’nın, Ukrayna’yı, kurgulamak istediği Avrasya Ekonomik Birliği’nin en önemli parçası olarak gördüğü ortada iken, bu ülkedeki toplumsal/siyasal savaşımın kolaylıkla sona ermesi beklenmemelidir. Nitekim Ukrayna’nın AB’ye eklemlenmesi, hem Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği’nin kurgulanabilmesi ve geleceği açısından kritik önemde gördüğü Ukrayna’nın kaybı anlamına gelecek hem de Rus ekonomisine zarar verebilecektir. Nitekim Rusya’nın, Ukrayna’nın AB ortaklık anlaşmasını imzaladığı günün ertesinde, bu anlaşmanın kendi ekonomisi için yaratacağı olumsuzluklara dikkat çektiğini ve bu durumda Ukrayna’ya karşı gereken ekonomik tedbirleri alacağını ilan ettiğini görüyoruz.

Ukrayna, Rusya’nın enerji aktarım hattının üzerinde konumlanmış ve demir-çelik sanayisine dayalı ekonomik altyapısı üzerinden Rusya ile oldukça yakın bağlara sahip olan bir ülkedir. Bu faktörün yanı sıra, başta Ukrayna olmak üzere bu üç ülkenin AB ile ortaklık anlaşması imzalaması, Rusya için ciddi bir pazar kaybı anlamına gelmektedir.

Rusya’nın, Ukrayna’yı, kurgulamak istediği Avrasya Ekonomik Birliği’nin en önemli parçası olarak gördüğü ortada iken, bu ülkedeki toplumsal/siyasal savaşımın kolaylıkla sona ermesi beklenmemelidir.

by Göktürk Tüysüzoğlu

Rusya’da yapılan bazı analizlerde ise, Ukrayna’nın AB ile ortaklık anlaşması imzalamasının Rus ekonomisine vereceği zararın çok da yüksek olmayacağı ve Rusya’nın, özellikle Ukrayna ile sahip olduğu düşük gümrük vergileri nedeniyle kolaylıkla kendi iç pazarına girecek olan Avrupa mallarına karşı yürürlüğe sokacağı korumacı tedbirlerle önlemini alabileceği değerlendirilmektedir. Hatta yapılan analizlerde Moldova ile Gürcistan’ın Rusya’nın ithalat/ihracat rakamları içerisinde yalnızca yüzde 0,25’lik bir yer kapladığı ve bu ülkelerin Rus ekonomisi üzerinde hiçbir olumsuz etki yaratamayacağı belirtilmektedir.

Rusya’nın toplam ihracatının yüzde 5-6’lık bölümünü kapsayan Ukrayna’nın ise yaptığı toplam ihracatın yüzde 25-26’lık bölümü ile ithalatının yüzde 32’sinin Rusya ile olduğu değerlendirilerek, bu ülkenin AB ile imzaladığı ortaklık anlaşmasının Rusya için çok da büyük bir ekonomik sorun teşkil etmeyeceği, ancak kısa vadede Ukrayna’yı oldukça olumsuz etkileyeceği ifade edilmektedir.

Ne var ki, Rusya, eski birer Sovyet cumhuriyeti olan ve “arka bahçesi” olarak gördüğü bu ülkelerin Batı’nın siyasal nüfuzu altına girmesinden oldukça rahatsızdır. Bu rahatsızlığını da, gerek Ukrayna’daki kriz bağlamında, gerekse de enerji kartını kullanarak açıkça ortaya koymuştur ve koymaya da devam edecektir. 

Avrasya Ekonomik Birliği’nin kurumsal anlamda ne tarz bir yol izleyeceği hususunda ciddi bir kafa karışıklığı bulunmaktadır. Nitekim Avrasya Ekonomik Birliği’nin birçok alanda AB’ye benzer bir kurumsallaşmaya gideceği, ancak, AB tarzı bir siyasal entegrasyon hedefi olmadığına yönelik değerlendirmeler de bulunmaktadır. Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Avrasya Ekonomik Birliği’nin yeni bir SSCB yaratma girişimi olmadığını, siyasal yönünün bulunmadığını ve esas hedefin ticari/ekonomik entegrasyon olduğunu ifade etmektedir.

Birliğin başkenti Astana’da olacak, ülkeler üstü bir mekanizma oluşturacak Avrasya Ekonomik Komisyonu şemsiyesi altında çalışacak ve üye ülkelerin başbakan yardımcılarından oluşacak konsey ile yine üye ülkelerin temsilcilerinden oluşacak yönetim kurulu esas yürütme organları olarak görev yapacaktır. Ancak Avrasya Ekonomik Komisyonu’nun, üye ülkeler üzerinde Avrupa Parlamentosu tarzı bir siyasal baskı oluşturamayacağı belirtilmektedir. Avrasya Ekonomik Komisyonu’nun merkezinin ise Moskova’da olması planlanmaktadır. Üye ülkeler arasındaki uyuşmazlıklara bakacak mahkemenin ise Belarus’un başkenti Minsk’te olacağı değerlendirilmektedir.

Her üye ülkenin kararları veto etme yetkisinin olması ve kararların ancak oybirliği ile alınabileceğine yönelik uygulama, birliğin tek bir ülke ya da birkaç ülke tarafından yönetilmesini engelleyecek bir uygulama olarak görülmektedir. Ne var ki, Rusya’nın gücü ve üye ülkeler üzerindeki siyasal/ekonomik etkinliği bu kısıtlamanın kolayca ortadan kaldırılmasını sağlayabilir.

Birliğin üyelik portföyü itibarıyla eski Sovyet coğrafyasında yer alan ülkeleri önce ekonomik sonra da siyasal anlamda Rusya’ya eklemleyeceğine yönelik düşünceler ön plana çıkmaktadır. Bu birliğin kurulmasında önemli bir pay sahibi olan ve Avrasyalı kimliğinin altını sürekli olarak çizen Kazak lider Nazarbayev her ne kadar aksini iddia etse de, bu girişimin yalnızca ekonomik işbirliği ile kalmayacağı ve Rusya’nın, eski Sovyet coğrafyasında bölgesel hegemonya oluşturabilme hedefine yöneleceği ortadadır.

Putin’in Ukrayna’nın üyeliği hususunda bu denli katı bir tutum sergilemesi ve birliğe üye olmayacaklarını açıklayıp AB ile ortaklık anlaşmaları imzalayan Moldova ve Gürcistan’a yönelik söylemleri ile Orta Asya Cumhuriyetleri’ne yönelik ikna ile tehdit arasında bir tonda ileri sürdüğü gerekçeler, Rusya’nın bu projeyi ekonomik ortaklık/uyumlaşma ile sınırlı tutmak istemediğini kanıtlamaktadır. Rusya’nın esas hedefi, bu örgütün ifade ettiği “yumuşak güç” aracılığıyla, eski Sovyet coğrafyası olarak gördüğü Avrasya’nın önemli bir bölümünde kendi küresel etkinliğine entegre olacak bir hegemonya oluşturabilmektir.

Birliğin oluşumu ve gelecek hedefleri hususunda Putin’den çok Nazarbayev’in açıklamalarda bulunuyor olması, Rusya’nın birliğin yapısına ilişkin olarak yansıtmak istediği “çok sesliliği” vurgulayan ve “eşit üyelik” kriterinin altını çizen bir uygulamadır. Avrasya Ekonomik Birliği’nin başarılı olması halinde, Rusya’nın, başta Çin, AB ve ABD olmak üzere Avrasya ile yakından ilgilenen küresel/bölgesel aktörlere karşı ciddi bir mevzi kazanacağı ortadadır.

Astana'daki törene üç kurucu ülkenin (ortadakiler/Belarus, Kazakistan, Rusya) yanısıra Ermenistan (solda) ve Kırgızistan (sağda) liderleri de katıldı.
[[Fotoğraf: Getty Images]]

Türkiye’nin de Avrasya Ekonomik Birliği’ne üye olabileceğine dair yorumlar yapılmaktadır. Her şeyden önce, Türkiye’nin bu birliğe katılması demek, AB üyeliğinden tamamıyla vazgeçmesi anlamına gelecektir. Zaten Rusya’nın da Türkiye’nin üyeliği konusunda çok istekli olduğu söylenemez. Zira Rusya, örgüt içerisinde kendisinden başka etkin bir bölgesel güç görmek istememektedir. Türkiye’nin ABD ile olan yakınlığı da Rusya’nın rahatsız olduğu bir gerçekliktir. Esasen Türkiye’nin üyeliği birlik için iki açıdan olumlu sonuçlar doğurabilir.

Türkiye’nin geleceği belirsiz ve Rusya’nın bölgesel hegemonyasına hizmet etmesi beklenen bu tarz bir birliğe katılması anlamsız olacaktır.

by Göktürk Tüysüzoğlu

Bunlardan birincisi, Türkiye’nin de üyeliğiyle Avrasya Ekonomik Birliği’nin Karadeniz’de etkin bir aktör haline gelmesi ve Türkiye sayesinde, Birlik ülkelerine Karadeniz yoluyla gelecek mallara gümrük uygulanmayacak olmasıdır. İkinci husus ise, Türkiye’nin üye olmasıyla birlikte, birliğe üye olmak istemeyen Azerbaycan ve Orta Asya cumhuriyetlerine bir mesaj verilmiş olacak ve Avrasya Ekonomik Birliği’nin yeni ancak ideolojik anlamda farklı bir SSCB yaratma girişimi olmadığının mesajı verilmiş olacaktır.

Özellikle Kazak lider Nazarbayev, Türkiye’nin üyeliğine çok sıcak yaklaşmaktadır. Putin ise mesafeli durmaktadır. Ne var ki, Türkiye’nin geleceği belirsiz ve Rusya’nın bölgesel hegemonyasına hizmet etmesi beklenen bu tarz bir birliğe katılması, aynı zamanda Avrasya’da bölgesel bir güç olduğu gerçeği ile bir arada düşünüldüğünde anlamsız olacaktır.

Avrasya Ekonomik Birliği, eski Sovyet coğrafyasında kurgulanmaya çalışılan ve Rusya’nın bölgesel hegemonyasına eklemlenmesi beklenecek bir entegrasyon girişimidir. Nasıl bir kurumsal yapıya sahip olacağı ve gelecek hedefinin ne olduğuna yönelik kafa karışıklığı henüz giderilememiştir. Birliğin Ocak 2015 itibarıyla Avrasya Birliği adını alacağı da düşünüldüğünde, uluslararası sistem merkezli güç savaşımının iki önemli kırılma noktasından birini oluşturan Avrasya coğrafyasındaki küresel rekabetin bir üst perdeye taşınacağı görülebilmektedir. Türkiye ise yapacağı tercih ve izleyeceği dış politika ile bu rekabetin tam ortasında yer alacak gibi görünmektedir.

Yrd. Doç. Dr. Göktürk Tüysüzoğlu, Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde öğretim üyesidir. Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde makaleleri yayımlandı. Çalışmalarını Geniş Karadeniz Havzası, Balkanlar ve Güney Kafkasya üzerinde yoğunlaştıran Tüysüzoğlu'nun, 'Karadeniz Havzası’nda Rekabet Analizi: İşbirliği Söylemlerinin Bölgesel Çatışma Beklentilerine Yansıması' (Derin Yayınları, 2013) adlı bir kitabı bulunuyor.

Twitter’dan takip edin: @gokkturk

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Göktürk Tüysüzoğlu

Giresun Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde makaleleri yayımlandı. Başta Milliyet ve Radikal gazeteleri olmak üzere birçok medya organı için yazılar kaleme aldı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;