Görüş

Bosna’nın çözülemeyen sorunları ve Dayton sıkışması

AB, Ekim 2014 genel seçimlerini takiben Bosna-Hersek’te 11 Mart 2015’e kadar hükümet kurulması şartını koştu. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Mogherini, bu şarta bağlı olarak Bosna-Hersek’e uygulanan yardımların kesilmesi kararının kaldırılması ve ülkeye AB yolunun açılması adımının görüşüleceğini açıkladı.

Konular: Balkanlar, Avrupa Birliği, Bosna Savaşı, Sırbistan, Hırvatistan
AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini [soldan ikinci] Bosnak-Hersek Başkanlık Konseyi Üyeleri ile birlikte. [Fotoğraf: AA]

Bosna-Hersek’in önemli kentleri, Şubat 2014’te çok sayıda işçi ve öğrencinin katıldığı protesto gösterilerine tanıklık etmişti. 2015’in aynı günlerinde ise, bütün Balkanlar’da olduğu gibi, Bosna-Hersek’te de insanlar ekonomik nedenlerden ötürü göç etmeye ve böylece iktisadi mülteci durumuna gelmeye başladılar. Öyle ki bir kamu üniversitesi olan Saraybosna Üniversitesi’nde öğretim elemanları; maaşlarının düşüklüğü, yeni araştırma görevlileri istihdam edememeleri, bilimsel araştırma yapmak için yeterli kaynak tahsisi yapılmaması gibi nedenlerden dolayı grev yaptılar. Yolsuzlukların da yükselişe geçtiği ülkede, bazı bakanlar ve üst düzey bürokratların yolsuzluğa karıştığı iddiaları üzerine soruşturmalar yapıldığı biliniyor. Kısacası, Bosna-Hersek’te halkın refahının yükselmediği gibi günlük yaşamı idame ettirme konusunda ciddi sıkıntılar baş gösteriyor.

Düzenlenen referandumun sonucu doğrultusunda 1 Mart 1992’de Yugoslavya Federasyonu’ndan bağımsızlığını ilan eden Bosna-Hersek, Kasım 1995’te Dayton Anlaşması yapılana kadar fiili savaş içindeydi. Aralık 1995’de resmen imzalanan Dayton Anlaşması, fiili savaşı sona erdirse de ona mündemiç anayasada öngörülen yönetim yapısı, ülkede yeni sorunlara yol açtı. Bosna-Hersek’te karar alma mekanizmasının çok karmaşık ve adeta karar alınmasını önleyecek biçimde şekillendirilmiş olması, bu sorunların başında geliyor.

Uluslararası aktörlerin, daha açıkçası ABD’nin Bosna-Hersek Özel Temsilci Richard Holbroke’un ürettiği Dayton ve ekli anayasa, Bosna-Hersek’te sorunları çözmek bir tarafa sorun yaratıyor.

by Mustafa Türkeş

Dayton Anlaşması’nın getirdiği sistemin işlevsizliği

Altı büyük güçten oluşan Bosna-Hersek Temas Grubu (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Rusya) bu sorunu aşmak adına 1997’de Bonn Tokmağı (Bonn Power) olarak adlandırılan ve Bosna-Hersek’in yönetim yapısına mündemiç Yüksek Temsilciliği neredeyse tanrısal denebilecek yetkiyle donatarak karar alamama sorununu kendilerince aşmaya çalıştılar. Egemenlik hakkını kullanması beklenen Bosna-Hersek’in seçilmiş ulusal ve yerel aktörlerinden daha çok yetkiye sahip olan Yüksek Temsilci, istediği zaman seçime katılan adaylara yaptırımlar uygulayabildiği gibi, seçilmiş Başkanlık Konseyi üyelerini dahi görevden alabilme yetkisine sahip. Nitekim bunları yaptı da…

Uluslararası aktörlerin, daha açık ifadeyle ABD’nin Bosna-Hersek Özel Temsilci Richard Holbroke’un üretip hayata geçirdiği Dayton ve ekli anayasa, Bosna-Hersek’te sorunları çözmek bir tarafa sorun yaratmaya devam ediyor. Sorunlar kartopu gibi büyüdükçe, bu alanda çalışan birçok “uzman” da meselenin Dayton’a ekli anayasadan kaynaklandığını, burada yapılacak iyileştirmelerin, sorunun çözümüne katkı sağlayacağını ileri sürmeye başladılar. Bu tespitten yola çıkan çoğu “uzman”a göre, Bosna-Hersek’in Avrupa Birliği’ne (AB) katılımı sağlandığında, sorunlar da çözülebilecek.

AB adeta her derde deva bir iksir gibi sunuluyor ve Bosna-Hersek halkları da bunun gerçekleşmesini özlemle bekliyor. Bosna-Hersek’te siyaset yapanlar da 1999'dan beri siyasi yatırımlarını bu doğrultuda yapıyorlar. AB, Batı Balkan ülkelerinin AB üyelik başvurusu yapabilmesi için SAP (Stabilisation and Association Process-İstikrar ve Ortaklık Süreci) ve SAA (Stabilisation and Association Agreement- İstikrar ve Ortaklık Anlaşması) prosedürlerinin tamamlamasını katılım öncesi şartı olarak belirledi. Bosna-Hersek, bu doğrultuda SAP’a dahil oldu ve 2006 sonunda SAA’nın teknik kısmını tamamladı. Ama AB, siyasi konularda halen eksikler olduğu gerekçesi ile SAA’yı sonuçlandırmadı.

Bu arada Roman kökenli Dervo Sejdic ve Yahudi kökenli Jakob Finci adlı Bosnalının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) açtığı dava, 2009 yılında Bosna-Hersek aleyhine sonuçlandı. AİHM, Bosna-Hersek’in anayasasında yer alan ve ‘Bosna-Hersek’in kurucu halklarının Boşnak, Hırvat ve Sırplardan oluştuğu ve ancak bu kurucu halklardan olanların Başkanlık Konseyi ve Halk Meclisi seçimlerinde aday olabilecekleri’ hükmünün değişmesini istedi.

AİHM’nin Sejdic ve Finci Kararı gerekçe gösterilerek Bosna-Hersek’in SAA müzakereleri sonuçlandırılmadı ve bu karara istinaden azınlıkların siyasi mekanizma içinde aday olabilme ve seçilme hakkının tanınması doğrultusunda Bosna-Hersek’in yasal düzenleme yapması şart koşuldu. Bosna-Hersek’in bu doğrultuda adım atmaması üzerine AB, yardım fonlarını askıya aldı. Bu durum bir yönüyle sıradan bir azınlık hakkı gibi sunulurken, Bosna-Hersek’in kurucu halkları için ciddi bir meseleye dönüştü. Zira üç kurucu halk da, seçim kanunlarında bu düzenlemeyi yapmak istemekle birlikte anayasanın değiştirilmesinin riskli olabileceğini, kurucu unsur meselesinin sulandırılmasına yol açacağı bunun da yeni sorunlar doğuracağı düşüncesinde. Bosna-Hersek’in yeni hükümetinin bu düzenlemeyi yapacağına dair AB’ye yazılı mutabakat metni verildi.

Yeni hükümet eski taktik

Bu yeni durumu fırsata çevirmek isteyen Bosna-Hersek siyasetçileri, askıya alınan AB yardım fonlarının yeniden açılmasını talep ediyorlar. AB de yardım fonlarını SAA’nın tamamlanmasıyla ilişkilendiriyor. Bütün bunlar, Bosna-Hersek’te seçim sonrası klasiği haline gelen hükümet kurma krizinin aşılmasıyla da alakalı. Hatırlanacağı üzere, 3 Ekim 2010 genel seçimlerinden yaklaşık 15 ay sonra, 28 Aralık 2011 tarihinde hükümet kurulabilmiş ve bir önceki yılın bütçesi onaylanabilmişti. Benzer durumla karşılaşmamak için 12 Ekim 2014 genel seçimleri öncesinde AB, Almanya ve İngiltere hükümetlerinin ortak girişimiyle, harekete geçti. Hazırlanan öneriye göre; Bosna-Hersek, SAA müzakerelerini, anayasa değişikliği de dahil olmak üzere, sonuçlandıracak. Buna karşılık AB de askıya alınan yardımları yeniden yürürlüğe sokacak ve Bosna-Hersek’e adaylık perspektifi verilecek.

AB ayrıca Ekim 2014 genel seçimlerini takiben Bosna-Hersek’te yeni hükümet kurulmasının 11 Mart 2015’e kadar tamamlanması şartını koştu. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, 23 Şubat 2015’te Saraybosna’ya yaptığı resmi ziyarette, bu şarta bağlı olarak Bosna-Hersek’e uygulanan yardımların kesilmesi kararının kaldırılması ve ülkeye AB yolunun açılması adımının Mart 2015’teki AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda görüşüleceği “müjdesi”ni verdi. Bosna-Hersek’in ünlü siyasileri kolları sıvadılar ve hükümet kurma işlerini tamamlamak üzere işe koyuldular. Ciddi bir aksilik çıkmazsa 11 Mart’a kadar hükümetin kurulması sonuçlanacak. Bunu takiben AB de güya Bosna-Hersek’in AB aday adaylığını ilan edecek ve kriz aşılacak.

Bosna-Hersek'te işsizlik ciddi bir sorun; özellikle 18-25 yaş işsizliği giderek artıyor. Geliri yükseltecek üretim artışı ve buna uygun gelir dağılımı şart. Ki, yakın gelecekte bunun gerçekleşebilmesi, her şey yolunda gittiğinde AB’nin vereceği fonların toplamı ile dahi imkansız. 

by Mustafa Türkeş

Peki, bütün bunlar Bosna-Hersek’te yaşanan sorunları çözebilir mi? Tabii ki imkansız. İşsizlik ciddi bir sorun; özellikle 18-25 yaş işsizliği giderek artıyor. Geliri yükseltecek üretim artışı ve buna uygun gelir dağılımı şart. Ki, yakın gelecekte Bosna-Hersek’in bunu gerçekleştirebilmesi, her şey yolunda gittiğinde AB’nin vereceği fonların toplamı ile dahi imkansız. Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye için AB’nin ilan ettiği tutar 7 yıl için 11 milyar avro. Bosna-Hersek’in payına düşecek yıllık rakam, Bosna-Hersek’te 2014’te düzenlenen yolsuzluk operasyonunda sözü edilen 6 milyon avro değerindeki yasa dışı haksız kazancın biraz üzerinde olabilir. Yani devede kulak bir miktar. Bu nedenle işlerin kolay olacağını varsaymak anlamsız. Son zamanlarda gündeme heyecan katan Bosna-Hersek’in AB üyeliğinden ziyade hükümet oluşumuna hız verilmesidir. Böylece AB, transformasyon kapasitesini göstermiş olacak.

Nitekim Ekim 2014 seçimlerini takiben bu doğrultuda bazı gelişmeler yaşandı. Üçlü Başkanlık Konseyi’nde Müslüman Boşnakları temsil eden SDA (Demokratik Eylem Partisi) Genel Başkan Yardımıcısı Bakir İzzetbegoviç, seçimlerde yerini korudu. İki dönem üst üste Sırpları temsil eden Neboyşa Radmanoviç ve aynı durumdaki Hırvat temsilci Jelyko Komşiç yasal nedenlerden ötürü aday olmadı. Konsey’e Sırpları temsilen Mladen İvaniç ve Hırvatları temsilen Dragan Çoviç seçildi.

Başkanlık Konseyi’nin sembolik önemi bulunmakla birlikte kaynakların dağılımının kararlaştırıldığı Bakanlar Konseyi, çok daha önemli bir kurum. Varılan uzlaşıya göre; SDA’dan (Demokratik Eylem Partisi) Denis Zvizdiç’in Bakanlar Konseyi Başkanlığı (başbakanlık) ve 2 bakanlığı; Dragan Çoviç’in genel başkanlığındaki HDZ’nin (Hırvat Demokrat Birliği) 3 bakanlığı; Jelyko Komşiç liderliğindeki DF’nin (Demokrat Cephe) 1 bakanlığı; SDS’nin (Sırp Demokrat Partisi) başını çektiği Değişim İçin Koalisyonu'nun 3 bakanlığı alacağı söyleniyor.

Bosna-Hersek’i oluşturan iki entiteden biri olan Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin lideri Milorad Dodik, Ekim 2014 seçimlerinde konumunu korusa da partisi devlet düzeyinde zayıfladı. (Bosna-Hersek’in diğer entitesi Boşnak-Hırvat Federasyonu). Bu bağlamda yeni hükümette maliye ve adalet bakanlıklarının Sırplardan Hırvatlara geçecek olması önemli. Zira en ciddi tartışma konusu, Mali Yolsuzlukları Soruşturma ve Denetleme Ajansı Genel Müdürlüğü’nün Dodik’e yakın bir isme tahsis edilmesiydi.

Bosna-Hersek’teki son hükümet kurma sürecinin, önceki döneme göre daha rahat ve hızlı gerçekleştiği bir gerçek. Dayton Anlaşması’ndan kaynaklanan sorunlar ise yeni dönemde de sürecek gibi görünüyor; Dayton Anlaşması ve mündemiçi anayasada ciddi değişiklikler yapısal sonuçlara yol açacağı için yapıda ciddi bir değişikliğe gitmek kolay değil. Zira Bosna-Hersek’te devlet düzeyinde bir entite değişiklik istediği zaman diğer entite, haklı veya taktiksel konjonktürel nedenlerle buna karşı çıkıyor. Dayton yerine işleyen yeni bir mekanizma üretmek için uluslararası sistemin değişmesi gerekiyor. Aksi durumda yeni ve büyük çaplı, yapısal bir değişiklik mümkün gözükmüyor.

Bugün Bosna-Hersek’te gündemdeki en önemli konu, AB’ye verilen mutabakat metninin kim tarafından ve nasıl kullanılacağı meselesi. AB’nin bütün dertlere merhem olacağı söylencesi ise rivayetten ibaret.

Prof. Dr. Mustafa Türkeş, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını Manchester Üniversitesi'nde tamamladı. Balkanlar ve Doğu Avrupa, Türk Dış Politikası, Kıbrıs, NATO, uluslararası müdahaleler, Karadeniz ve Akdeniz'de güvenlik, siyasi tarih ve Kemalizm üzerinde çalışan Türkeş'in 'Kadro Hareketi: Ulusçu Sol Bir Akım' (İmge, 1999) başlıklı bir kitabı bulunuyor.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Mustafa Türkeş

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını Manchester Üniversitesi'nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;