Görüş

CHP asli kimliğine geri dönmeli

Seçimlerde alınan kötü sonuçlar, CHP'yi sağa kaydırarak başarı sağlanamayacağını gösterdi. Radikal etnik gruplara hoş görünecek söylemler kullanmanın siyasi avantaj sağlayamadığı da Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerde CHP’nin aldığı başarısız sonuçlarla bir kere daha ortaya çıktı.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, itirazlara rağmen, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekmeleddin İhsanoğlu'nu ortak aday olarak gösterdi. [AA]

10 Ağustos 2014 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin sonuçları, Türk siyaseti açısından derslerle doludur. Öncelikle seçimlere katılma oranının uzun yıllardan beri görülmemiş derecede düşük olmasının nedenleri üzerinde düşünmek gerekiyor. Seçmenlerin dörtte birinin sandığa gitmemesi, 1 milyona yakın seçmenin de geçersiz oy vermesi, geniş halk kesimlerinin verdiği önemli bir mesaj olarak değerlendirilmelidir. Bu mesajın, esas olarak, halkın büyük bir bölümünün içtenlikle benimseyeceği bir 'çatı adayı' göstermeyen muhalefet partilerine tepki olduğu anlaşılıyor.

İktidarın adayı Recep Tayyip Erdoğan, bu sefer de tabanını birlik içinde tutabilmeyi başardı. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) önceki seçimlerde aldığı oyları koruyabildi, hatta bir miktar arttırabildi. Buna karşılık muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) 'çatı adayı' Ekmeleddin İhsanoğlu, bu iki partinin 30 Mart 2014 yerell seçimlerinde aldığı toplam oydan 5 milyon daha az oy aldı. Bu da 'çatı adayı' İhsanoğlu'nun, muhalefet partilerin in tabanları ve seçmenleri tarafından olumlu karşılanmadığının göstergesidir. Nitekim bazı kamuoyu araştırma şirketleri, CHP seçmeninin yüzde 12’sinin, MHP seçmeninin de yüzde 16’sının başka adaylara oy verdiğini ortaya koyuyor.

Adı ilk defa kamuoyuna açıklandığı andan itibaren düzenlenen kamuoyu yoklamalarında, İhsanoğlu’nun başarılı olamayacağı anlaşılmıştı. Adaylıklar kesinleşmeden başka bir 'çatı adayı' bulunması çeşitli çevrelerce önerilmişti. CHP Meclis Grubu'nun 20'den fazla üyesi, İhsanoğlu'nu desteklemeyeceğini söyledi.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na göre, 20 milletvekilinin biraraya gelerek bir ismi cumhurbaşkanlığı seçiminde aday göstermesi mümkündür. Bazı milletvekilleri, bu yola başvurmak suretiyle, CHP tabanının daha sıcak bakacağı başka bir aday bulunması için çaba gösterdiler. Ancak CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İhsanoğlu’nun adaylığını ısrarla savundu ve başka bir aday çıkartmak isteyen milletvekillerini kuvvetli ifadelerle uyardı. Kılıçdaroğlu'nun bu tavrı, geniş kitlelerin içtenlikle oy verebilecekleri bir seçeneğin halka sunulmasını olanaksız kıldı.

'Çatı adayı' İhsanoğlu’nun seçim kampanyası sırasında söylediği bazı sözler de muhalefet partilerinin tabanlarında tepki uyandırdı. Örneğin; 'Eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in Türkiye’de diktatörlüğü sona erdirdiği' yönündeki sözleri, özellikle CHP çevreleri ve seçmenlerinde rahatsızlık yarattı. Bu sözler, Menderes'in iktidarından önce cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan ve Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçmesine öncülük eden İsmet İnönü’ye, hatta ilk Cumhurbaşkanı Atatürk’e karşı haksız bir suçlama olarak değerlendirildi.

CHP'nin, yıllardan beri sürdürdüğü terörle kararlı mücadele yaklaşımından uzaklaşması da tabanda ve Cumhuriyet'in değerlerini savunan geniş halk kesimlerinde çok ciddi hoşnutsuzluğa yol açmaktaydı. Son seçim yenilgisi, bu hoşnutsuzluğu daha da çoğalttı.

by Onur Öymen

İhsanoğlu'nun adaylığı CHP'lilere dayatıldı

Muhalefetin ortak adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adı, Kılıçdaroğlu'nun daha önce çeşitli siyasi şahsiyetler, TBMM'de grubu bulunan siyasi partiler ve Sivil Toplum Kuruluşları ile yaptığı değerlendirme toplantılarında dile getirilmemişti. Bu ismin, CHP içinde bile tartışmaya açılmadan, doğrudan CHP Genel Başkanı'nın kişisel önerisi gibi ortaya atılması, büyük şaşkınlık yarattı. İhsanoğlu’nun adının, kimler tarafından ve hangi düşüncelerle Kılıçdaroğlu'na önerildiği henüz açıklık kazanmadı.

Geçmişte siyasal İslam felsefesine yakınlığıyla tanınan İhsanoğlu gibi bir şahsın ideolojik yaklaşımı ve dünya görüşü arka planda bırakıldı. İhsanoğlu daha çok 'bütün toplumu kucaklayıcı bir kişi' gibi tanıtılmaya çalışıldı. Ama bu yaklaşım, toplumda gerekli karşılığı bulamadı. Çatı adayının, kendisini ortak aday olarak gösteren siyasi partilerden birinin görüşlerini tümüyle benimsemesi kuşkusuz beklenemezdi. Lakin İhsanoğlu'nun, her iki partinin temel ilke ve görüşleriyle uyumsuz bir dünya görüşünün sahibi olması da makul karşılanmadı.

Son yıllarda siyasetin içinde aktif olarak yer alan bir iktidar adayına karşı muhalefetin siyasi tecrübe sahibi olmayan bir adayı tercih etmesi, başarılı bir sonuç vermedi.

Başbakan Erdoğan, devletin ve medyaların bütün olanaklarından seçim kampanyasında fazlasıyla yararlandı. Buna karşılık muhalefet adayı,güçlü ve etkileyici bir kampanya yapamadı. Erdoğan bunu kendisi açısından bir avantaj olarak kullandı. İlk turda oyların yüzde 52'sini alarak en önemli rakibi İhsanoğlu'nu 13 puan geride bırakıp seçimi kazandı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin, bütün bu olumsuz unsurların etkisiyle, çatı adayını öneren partiler açısından başarısızlıkla sonuçlanması, CHP içinde ve basında eleştirilere ve tepkilere yol açtı. Ana muhalefet partisinin üst düzeyde sorumluluk taşıyan milletvekilleri arasında, seçim sonuçlarını hezimet olarak nitelendirip CHP yönetimini suçlayanlar var.

Çok sayıda parti üyesi ve aydın, bu yenilgi üzerine, Kılıçdaroğlu’nun, başka demokratik ülkelerde örnekleri görüldüğü gibi istifa etmesi ve Parti Kurultayı’nın toplanarak yeni bir lider seçmesi için çağrıda bulundu.

Bu tepkileri sadece son seçim yenilgisine bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Bir süreden beri CHP'nin geçmişine sahip çıkmak yerine kuruluş felsefesinden uzaklaşma yoluna girmesi, hatta "Yeni CHP" olarak nitelendirilmesi rahatsızlık yaratmaktaydı.

Ayrıca, CHP yönetiminin muhafazakar kesimlerden oy almak için sağa kayma eğilimleri göstermesi, çağdaş düşünceyi benimseyen kesimler tarafından kaygıyla karşılanmaktaydı. CHP'nin temel ilkelerinden biri olan laiklik ile bağdaşmayan bazı söylemler üzerinden siyasal İslam çizgisindeki akımlara karşı oldukça yumuşak bir tavır içine girildiği izleniminin yaratılması, zaten yoğun biçimde eleştirilmekteydi.

Öte yandan CHP'nin, yıllardan beri sürdürdüğü terörle kararlı mücadele yaklaşımından uzaklaşması da tabanda ve Cumhuriyet'in değerlerini savunan geniş halk kesimlerinde çok ciddi hoşnutsuzluğa yol açmaktaydı. Son seçim yenilgisi, bu hoşnutsuzluğu daha da çoğalttı.

Gerek 12 Haziran 2011 genel seçimleri gerek 30 Mart 2014 yerel seçimleri gerekse de 10 Ağustos 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde alınan kötü sonuçlar, CHP'yi sağa kaydırarak başarı sağlanamayacağını gösterdi. Aynı şekilde, radikal etnik gruplara hoş görünecek bazı söylemler kullanmanın da siyasi bir avantaj sağlayamadığı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerde CHP’nin aldığı başarısız sonuçlarla bir kere daha ortaya çıktı.

Aynı politikalarla ve aynı söylemlerle yola devam edilmesinin, 2015 genel seçimlerinde CHP'yi başarıya götürebileceğini düşünmek çok zor. Alınan başarısız seçim sonuçlarından sonra özeleştiri yapılarak bu yanlış politika ve söylemlerden uzaklaşılması, CHP'nin gücünü arttırabilir ve ilerisi için ümit verebilirdi. Ne yazık ki CHP'yi yönetenler, alınan bu başarısız sonuçlara rağmen, izledikleri politikalar ve söylemlerden vazgeçmeye niyetli görünmüyorlar.

Seçimlerdeki başarısızlığın nedenlerini oy vermeyen seçmenlere veya CHP yönetiminin tutumunu eleştirenlere yüklemeye çalışmak, ileride daha başarılı sonuçlar alınmasına katkı sağlayamaz.

Gelecek seçimlere CHP’nin başka partilerle işbirliği içinde girmesini de beklememek lazım. Zira farklı siyasi partilerin seçimlerde tek bir aday üzerinde uzlaşmaları, yalnızca istisnai durumlarda başvurulabilecek bir yöntemdir. CHP ve MHP’nin cumhurbaşkanlığı seçimde başvurdukları ve üstelik başarılı sonuç da vermeyen bu yöntemin, ilerideki seçimlerde benimsenecek bir yaklaşım olması beklenmiyor.

Bu tarz birliktelikler, siyasi partilerin temel ideolojilerinde aşınmalara yol açabilir. Özellikle CHP’nin sosyal demokrat kimliğinin böyle yöntemlere başvurulması halinde büsbütün zarara uğrayacağı kuşku götürmez.

Seçilmiş Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel yapısını ve çağdaş değerlerini değiştirerek Türkiye’yi din ağırlıklı muhafazakar bir topluma dönüştürme iddiasıyla göreve gelmiştir. O’nun bu yaklaşımının sonuç vermesini önlemek ancak Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyetin dünya görüşünü savunan bir ana muhalefet partisinin kararlı mücadelesiyle mümkün olabilir. Bunun için de CHP'nin lideri, kadroları, politika ve söylemleriyle özüne dönerek yeni bir başlangıç yapması elzemdir.

Onur Öymen, Emekli Büyükelçi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Eski Yardımcısı.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Onur Öymen

Emekli Büyükelçi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Eski Yardımcısı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;