Görüş

CHP Kurultayı'nın düşündürdükleri: Türkiye'de parti başkanlarını değiştirmek neden zor?

Girdiği hemen her seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu liderliğini etkili bir meydan okuma olmadan nasıl sürdürebiliyor? Türkiye’de siyasal parti liderleri gerçekten başarılı, olağanüstü yeteneklere sahip ya da vazgeçilmez oldukları için değil, koşullar onların avantajına olduğu için bu kadar uzun süre o konumda kalabiliyor.

CHP'nin 35. Olağan Kurultayı'nda Kemal Kılıçdaroğlu, tek aday olarak girdiği yarışta 1.238 delegeden 990 oy alarak yeniden genel başkan seçildi. [Fotoğraf: Getty Images]

CHP'nin 35. Kurultayı geride kaldı. Kemal Kılıçdaroğlu tek aday olarak girdiği Kurultay'da 1275 delegenin 990'ının oyunu alarak tekrar genel başkan seçildi. 1100 delege tarafından genel başkan adaylığına önerilen ancak gizli oylamada delegelerin yaklaşık 3/4'ünün oyunu alabilen Kılıçdaroğlu için asıl sürpriz seçimlerin ikinci gününde yaşandı. Çarşaf liste usulüyle yapılan Parti Meclisi seçimlerinde Kılıçdaroğlu'nun listesi deyim yerindeyse parti delegesi tarafından paramparça edildi. Siyasette yıldızı Kemal Kılıçdaroğlu'yla eşzamanlı olarak parlayan Gürsel Tekin dahil CHP'nin birçok ileri gelen politikacısına delege vize vermedi.

Türkiye, parti liderlerinin siyasi ömrünün en uzun olduğu ülkelerden biri.

by Yunus Emre


CHP tarihinde ilk defa parti genel başkanının bizzat hazırladığı bir liste bu kadar büyük fire verdi. Ortaya çıkan manzara, CHP'de çanların Kılıçdaroğlu için çalmaya başladığını gösteriyor. Kılıçdaroğlu liderlik konumunu sürdürebilecek mi? Soruyu başka türlü sormak da mümkün: Girdiği hemen her seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu nasıl oluyor da liderliğini etkili bir meydan okuma olmadan sürdürebiliyor?

Aslında lider değiştirememe sorunu sadece CHP için geçerli bir problem değil. Örneğin bir diğer muhalefet partisi MHP’de de yaygın bir hoşnutsuzluk varken ve delegelerin yarıya yakını olağanüstü kongre toplanması için imza vermişken yönetim yerini bırakmamak için her türlü yolu deniyor. Türkiye, parti liderlerinin siyasi ömrünün en uzun olduğu ülkelerden biri.

Liderlerin siyasal ömrüyle biten partiler müzesi

Partilerin kurumsallığı da oldukça zayıf. Siyasal hayatımız liderlerin siyasal ömrüyle biten partiler müzesi durumunda. Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, Demokratik Sol Parti ve Milli Görüş partileri gibi uzun yıllar hükümetlerde yer almış partiler liderlerinin yıpranmasıyla siyasal ömürlerini tamamladılar. Aslında bu durum CHP ve MHP için de önemli bir ders sunuyor. Ya birkaç yıl içinde lider değişikliğini gerçekleştirecekler ya da liderlerinin siyasal ömrünü tamamlamasıyla birlikte seçmen bu partilerin siyasal varlıklarına son verecek.

Peki, Türkiye'de parti başkanları değiştirmek neden zordur?

En önemli neden, başta siyasal partiler ve seçim yasaları olmak üzere mevzuatın partilerde liderliği güçlü kılan imkânlar sunması. Bu imkânların ilki, aday belirleme yöntemiyle ilgili. Siyasi Partiler Kanunu partilerin adaylarını demokratik yöntemlerle belirlemesini zorunlu kılmıyor. Bu nedenle CHP haricindeki partiler yaygın bir önseçim uygulamıyor. Ayrıca mahalli seçimlerde neredeyse tüm adaylar merkezden belirleniyor. CHP'nin 2015'e kadar çok uzun bir süre önseçim yapmadığını da not edelim. Özetle politikacılar bir daha listelerde bulunmak istiyorsa kaderleri lidere bağlı. Merkezden atama da olsa önseçim de olsa parti liderinin istemediği bir politikacının partide barınması mümkün değil. Bu durum politikacıların birinci vazifesini liderleriyle aralarını iyi tutmak olarak belirliyor.

CHP'deki önseçimleri doğrudan etkileyen ve diğer partiler gibi CHP için de partinin yapılanmasının kilit taşı ise üyelik kurumu. Ancak Türkiye'de parti üyeliğinin yegâne işlevi, parti içi seçimleri kazanmayı sağlaması. Genel merkezlerdeki üye yazım büroları yoluyla parti liderliği ulusal çapta parti içi seçimleri kontrol ediyor. Üyelik kurumunun yaşadığı dejenerasyonun en açık ifadesi, üyelerin partiye neredeyse hiçbir katkısının olmaması.

Partiler siyasal faaliyetlerini üyelerinin katkılarıyla değil, hazine yardımıyla finanse ediyor. Bu durumda taban, liderden hoşnut olmasa bile tabanın aktif desteğine ihtiyaç olmadığı için liderlik yıllarca yerini koruyabiliyor.

by Yunus Emre


Partiler siyasal faaliyetlerini üyelerinin katkılarıyla değil, hazine yardımıyla finanse ediyor. Örneğin yaklaşık 10 milyon üyesi olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2014 gelirlerinin yüzde 98,5’i hazine yardımı, yüzde 1,5’i ise mal varlığı gelirlerinden oluşuyor. Bu durum HDP dışında diğer partilerde de çok farklı değil. Sürdürülebilir Yönetişim Verileri (Sustainable Governance Indicators) Türkiye Raporu’nda ülkemizde siyasi parti gelirlerinin neredeyse yüzde 90'ının hazine yardımları olduğu belirtiliyor. Bu durumda taban, liderden hoşnut olmasa bile tabanın aktif desteğine ihtiyaç olmadığı için liderlik yıllarca yerini koruyabiliyor.

Bunun yanında Siyasi Partiler Kanunu’nun 20. ve 21. maddeleri görevden alma-el çektirme usulünü ve kapsamını partilerin tercihlerine bırakıyor. Siyasal partiler, bu maddelere dayanarak tüzüklerinde görevden alma hükümlerini oldukça geniş tutuyor. Parti merkez yönetiminin tercihleri dışında politikaları destekleyen ya da merkeze muhalif olduğu düşünülen örgüt birimleri kolaylıkla görevden alınabiliyor. Bu görevden alma uygulamaları ve aday tespitlerinin önseçim değil de merkez yoklaması yoluyla yapılıyor oluşu, siyasi partilerin merkezlerini taban karşısında çok güçlü kılıyor. Bu durumun doğal sonucu olarak da partilerin politikalarının oluşumunda parti tabanının etkisi çok sınırlı düzeyde gerçekleşiyor.

Siyasal kutuplaşma muhalefet için de vazgeçilmez

“Siyasi parti genel başkanları neden değişmez?” sorusuna verilebilecek ikinci yanıt, ülkemizdeki sert siyasal kutuplaşmayla ilgili. Böylesine katı bir kutuplaşmanın olduğu bir düzlemde sertlik tonunu arttıran lider tabanda büyük bir etki ve sempati yaratabiliyor. Bu durumun bir örneğini CHP'nin son kurultayında izledik. Neredeyse tüm gözlemcilerin sönük geçtiğini belirttiği Kurultayda, Kılıçdaroğlu'nun konuşması da beklenen yenilenme ve değişim ümidini taşımaktan uzaktı. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasında tribünlerden en yoğun desteği aldığı bölüm, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında söylediği "diktatör bozuntusu" sözleri oldu. Kurultayın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Kılıçdaroğlu hakkında inceleme başlattı. Bu şartlarda neredeyse tüm CHP'liler kendilerini doğal olarak genel başkanlarının yanında konumlandırdı.

Ancak bir de madalyonun diğer yüzü var. Ülkedeki yoğun kutuplaşma muhalefet partisinin tabanındaki üye ve seçmenler için kendi partilerinin hata ve noksanlarının görülmemesi sonucunu doğuruyor. Diğerine karşı sertleşen ton, genel başkan etrafında güçlü bir “biz duygusunu” yaratıyor. Bu sebeple siyasal kutuplaşmanın aslında iktidar partisi için olduğu kadar muhalefet için de vazgeçilmez olduğu görünüyor. Liderler kutuplaşmanın verdiği avantajla liderliklerini sorgulatmadan sürdürüyor.

Kişi merkezli ve otoriter siyasal kültür

Siyasi partilerde lider değişikliğini zorlaştıran son unsur ise Türkiye’deki egemen siyasal kültür. Bu siyasal kültür merkeziyetçilik, kayırmacılık, otoriterlik, kişi egemenliği, erkek egemenliği, başkancılık gibi unsurların bir karışımı.

Egemen siyasal kültürde başkan figürünün vurduğu yerden ses getiren, insanları hizaya sokan bir kimse olması bekleniyor. Böyle bir liderin karşısında parti içindeki ikinci ya da üçüncü adamların da bir önemi bulunmuyor. Siyasal kültürümüze nüfuz etmiş bu başkan modeli aslında siyasal kutuplaşmadan da besleniyor. Bu kutuplaşma doğal olarak kitle ile lider arasında bir özdeşleşme üretiyor. Bu özdeşleşme güçlü bir lider kültü etrafında inşa ediliyor.

Ülkedeki yoğun kutuplaşma muhalefet partisinin tabanındaki üye ve seçmenler için kendi partilerinin hata ve noksanlarının görülmemesi sonucunu doğuruyor.

by Yunus Emre


Lider-kitle özdeşleşmesi dünyada olduğu gibi Türkiye'de de popülist söylemin en önemli unsuru. Sonuçta güçlü ve etkili liderler tarafından temsil edilen istikrarlı bir parti düzeni var gibi görünüyor. Ancak bu popülist düzlemde, gerçek bir istikrar üretmek mümkün olmuyor. Popülist liderlikler ancak dar grupların ve liderliğin etrafından kümelenen kimselerin çıkarlarını savunuyor. Güçlü lider imgesi particiler için istikrarlı bir hayat sağlıyor ancak geniş kitleler için istikrarlı bir siyasal rejim üretmiyor. Çünkü popülizm üzerinden kurulan bu ilişki kalıbı kitlelerin çıkarlarını temsil eden istikrarlı kurumlar değil, aksine siyasal istikrarsızlık yaratıyor.

Güçlü liderliğin kültürel arka planının bir diğer önemli unsuru da tüketim toplumu olmayla ilgili. Böyle bir toplumda siyasal liderlik de bir tüketim nesnesi haline geliyor. Reklam kampanyalarıyla allanıp pullanıp seçmenlere pazarlanıyor. Siyasal partilerin geleneksel unsurları olan program, ideoloji ve örgüt gibi bileşenler gitgide önemsizleşirken lider üzerinden oluşturulan imaj ön plana çıkıyor. Reklam ve iletişim stratejileri partiyle lider arasında kesin bir özdeşlik kuruyor. Bu nedenle de partiler liderlerini değiştirmek konusunda oldukça çekingen davranıyor.

Sonuç olarak ülkemizde siyasal parti liderleri gerçekten başarılı, olağanüstü yeteneklere sahip ya da vazgeçilmez oldukları için değil, koşullar onların avantajına olduğu için bu kadar uzun süre liderlik konumunda kalabiliyorlar.

Bu açıklamalardan sonra CHP Kurultayına geri dönmek ve Kurultayın ana sloganlarından birinin de değişim olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bu durum bana Alexis de Tocqueville'in Eski Rejim ve Devrim kitabından bir cümleyi anımsatıyor: Kötü bir yönetim için en tehlikeli an, genellikle kendini yenilemeye kalktığı andır. CHP'de yönetimin değişim iddiasıyla Kurultay'ın huzuruna çıkması ve umduğunu bulamaması, Tocqueville'i haklı çıkarıyor.

Doç. Dr. Yunus Emre, İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ayrıca Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Üyesi, Toplumcu Düşünce Enstitüsü Kurucu Üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı. Türkiye’de siyasal hayat ve kurumlar, tarih yazımı ve karşılaştırmalı siyaset alanlarında çalışmalarını yoğunlaştırıyor. Emre'nin 'CHP, Sosyal Demokrasi ve Sol' (İletişim Yayınları, 2013) isimli kitabı, 2014 yılında 'The Emergence of Social Democracy in Turkey' başlığıyla IB Tauris tarafından İngilizce basıldı.

Twitter'dan takip edin: @yunusemre

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yunus Emre

Doç. Dr. Yunus Emre İstanbul Kültür Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Ayrıca Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) Üyesi, Toplumcu Düşünce Enstitüsü Kurucu Üyesi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları Eski Genel Başkanı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;