Görüş

CHP’nin muhafazakâr ve Kürt Seçmenle İmtihanı

CHP’nin aldığı tüm tedbirlere rağmen daha önce pek çok kez yaşadığı türden bir hayal kırıklığı yaşamasının çok temel bir sebebi var: CHP, basitçe ne muhafazakâr ne de Kürt seçmeni ikna etmeyi başarabiliyor.

Ümmühan Özpınar, CHP Afyon, Değirmenayvalı adayı ile birlikte yerel seçim mitinginde
CHP, başörtülü Ümmühan Özpınar'ı aday gösterdiği Afyonkarahisar'a bağlı Değirmenayvalı beldesinde beşinci parti olabildi. [CHP Basın]

Yanılmıyorsam Manisa mitingindeydi. Kemal Kılıçdaroğlu kürsüde, CHP’nin kimseyi ötekileştirmemesi gerektiğinden bahsediyordu. CHP’nin başörtülü olan ya da olmayanları, farklı etnik kimlik sahiplerini ötekileştirmeksizin kucaklayan bir parti hâline gelmesinin önemini vurguluyordu. Kılıçdaroğlu 'herkesi kucaklayacağız' diye seslenirken, ekrandan duyulan dinleyici kitlenin sloganı şuydu: “Türkiye laiktir, laik kalacak”.

Eğer laiklik, bütün dini kimliklere eşit bir değer atfetmenin ve bu kimliklerin kendilerini özgürce ifade edebilecekleri bir ilkenin adı olarak kabul edilirse Kılıçdaroğlu’nu dinleyen kitlenin attığı slogan için hepimizin sevinmesi gerekir. Fakat Türkiye’de laikliğe yüklenen anlamın, kimliklerin kendilerini özgürce ifade etmesini sınırlayan bir içeriği bünyesinde barındırdığını biliyoruz. Dahası, bütün dinî kimliklere birbirleri ile tümüyle eşit bir değer atfedildiğini de herhalde söylemeyiz. Bu durumda, izleyici kitlesinin sloganı ile CHP genel başkanının sözleri arasında belirgin bir mesafenin olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Aslında bu mesafeye CHP’de farklı düzlemlerde sık sık rastlıyoruz. Sadece lider ile taban arasında değil, hem partinin seçkinleri ile lideri arasında, hem de partinin seçkinleri ile tabanı arasında da ülkenin temel meselelerine bakışta benzer bir mesafeyi kolaylıkla tespit edebiliriz. Örneğin, genel başkan seçildikten sonra Kılıçdaroğlu Türkiye’de AK Parti iktidarının laiklikten daha ziyade sosyal devleti aşındırdığı, tehdit ettiği düşüncesinden hareketle parti politikalarının merkezine laikliği yerleştirmenin anlamsızlığını pek çok kez yineledi. Buna karşılık, TBMM çatısı altında başörtüsü ile bulunmanın nasıl laiklik ilkesi ile çeliştiğini bir basın toplantısı ile anlatanlar da yine CHP’li milletvekilleriydi. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Buna gerek duymadan şunu söyleyebiliriz: CHP’nin 30 Mart’ta elde ettiği sonuç, hâlen sosyal hafızaya kazılı CHP algısı ile çokça ilgilidir.

Cumhuriyetin ilânından beri, dinselliğin kamusal görünürlüğünün artmasını engellemeye yönelik her türlü hamlede CHP’nin üstlendiği rol, hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. Bir bakıma, kendini dışlanmış hisseden muhafazakâr kitle için söz konusu dışlanmışlığın esas müsebbibi CHP’dir.

by Mustafa Altunoğlu

30 Mart’ta CHP’nin beklenenin altında bir performans gösterdiği, bizzat genel başkanı tarafından ilân edildi. Bunun üzerinde kuşkusuz düşünüyor olmalılar. CHP’nin aldığı tüm tedbirlere rağmen daha önce pek çok kez yaşadığı türden bir hayal kırıklığı yaşamasının çok temel bir sebebi var: CHP, basitçe ne muhafazakâr ne de Kürt seçmeni ikna etmeyi başarabiliyor.

Muhafazakâr seçmenin CHP algısı

Laikliğin geniş toplum kesimleri ile CHP arasına kalın bir duvar örmenin ötesinde bir işlev görmediğini bir kısım CHP’linin fark etmesinin üzerinden uzun yıllar geçti. Bunlar 2009 yerel seçimlerinden beri laikliği söylemlerinin merkezine yerleştirmemeyi tercih ediyorlar. Bu noktada öncelikle Deniz Baykal döneminin ‘çarşaf açılımı’nı ya da ‘Anadolu solu’ söylemlerini hatırlayabiliriz. Beklenen etkiyi doğurmayan stratejik hamleler olarak kalmıştı ikisi de. Benzer bir biçimde Kılıçdaroğlu da partiyi geniş kitlelere açmak üzere hem yerel seçimlerde gösterdiği sağ kökenli adaylarla hem de partiyi gençlere, kadınlara ve toplumun farklı kesimlerine açma çabası ile birlikte büyük bir başarı elde etme ümidini canlı tutmayı başarsa da, sonuç pek de kendileri açısından tatmin edici değildi.

CHP’nin muhafazakâr seçmenin desteğini alamayışı pek çok faktörün bir araya gelişinin bir ürünüdür. Her şeyden önce muhafazakâr kesimlerin kolektif hafızasında, CHP hâlen dinî hassasiyetlere yeterince saygı göstermeyen, dahası dinsel bir hayat biçiminin sürdürülmesinin önüne set çeken aktörlerden biridir. Cumhuriyetin ilânından beri, dinselliğin kamusal görünürlüğünün artmasını engellemeye yönelik her türlü hamlede CHP’nin üstlendiği rol, hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. Bir bakıma, kendini dışlanmış hisseden muhafazakâr kitle için söz konusu dışlanmışlığın esas müsebbibi CHP’dir.

CHP'nin Kürt sorunu

Öte yandan, 30 Mart yerel seçimleri bir kez daha CHP’nin sadece muhafazakârların değil, Kürtlerin de oyunu almayı başaramadığını göstermiştir. CHP sadece Ege, Akdeniz ve Karadeniz kıyıları ile Trakya’da varlık gösterirken Kürt seçmenlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde ciddi bir oy almayı başaramadı. Partinin yüzde onun altında kaldığı 37 ilin yaklaşık yarısı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunmaktadır. Dahası, bu illerin büyük kısmında CHP yüzde 1’in altında oy alabildi. Örneğin, Ağrı, Batman, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Iğdır, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Van’da CHP, toplam geçerli oyların yüzde 1’ini bile almayı başaramadı. Benzer bir biçimde Diyarbakır, Erzurum, Hakkâri, Muş ve Şırnak’ta ise yüzde 2’nin altında kaldı.

CHP’nin Kürt seçmenleri ikna etmekte yaşadığı sıkıntının kökeninde Kürt meselesine dair bakışının yattığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Çok yakın zamanlara kadar CHP için Kürtler, etnik kimliklerinden dolayı değil iktisadi bölüşümden yeterince pay alamadıkları için dışlanan bir kitleyi temsil etmekteydi. Dolayısıyla, bu dışlanmışlığı aşmak ancak Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bölgesel kalkınması için alınacak bir dizi tedbirle mümkündü. Örneğin, bölgede insanların işsizlik sorunlarına ivedilikle çözüm bulunması, ciddi bir eğitim hamlesi yapılması, alt yapı eksikliklerinin tamamlanması öneriliyordu. Özetle, benzeri maddî unsurlar esasında alınacak tedbirlerin bölge insanının sorunlarını çözeceğine ve Türkiye’deki diğer halklar ile topyekûn bir bütünleşmenin sağlanacağına inanılıyordu. Bu türden tüm çözüm önerileri, aslında Kürt kimliğini inkâr etmenin bir başka adıydı.

Manuel Castells’in ifadesiyle söylenirse, CHP’nin seçim sonucunda uğradığı hayal kırıklığı, elbette pek çok başka faktörle birlikte ‘dışlayanın dışlananlarca dışlanlaması’ndan kaynaklıdır. CHP, yıllardır dışladıkları tarafından dışlanarak gücünü ülkenin sadece belli bölgeleri ile sınırlamak zorunda kalmaktadır.  

by Mustafa Altunoğlu

Hatırlamakta fayda var Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan seçildiği Mayıs 2010’u takip eden ilk demeçlerinde benzer bir perspektiften hareketle meseleye yaklaşmıştı. Neyse ki, ilerleyen aylarda tutumunu değiştirdiğine şahit olduk. Artık sorunun Kürtlerin kimlikleri ile ilgili olduğunu kabul etmeye başladı. Dahası, kendine kültürel haklara daha duyarlı ve çoğulcu bir politik söylem edindi. Kılıçdaroğlu’nun yaşadığı bu dönüşümün Açılım politikaları, Barış ya da Çözüm Süreci gibi isimlendirmelerle AK Parti iktidarı döneminde ortaya konan çözüm çabalarına bakışına ne denli yansıdığını ayrıca tartışmak gerekir. En genel ifadesiyle, Kılıçdaroğlu’nun zaman zaman süreçle ilgili oldukça sert beyanatlarını bir kenara not etmek gerekse de, çözüm karşıtı bir konuma yerleşmekten imtina etmiştir. Buna mukabil, hem parti tavanında hem de tabanında çözüm sürecini Türkiye’nin bölünmesine, R. Tayyip Erdoğan’ın kişisel kariyerini tahkim etmesine, dış güçlerin emellerinin realize edilmesine kapı aralayan bir süreç olarak gören iddia oldukça yaygın bir kabul görmektedir. Yani, hem Kılıçdaroğlu’nun kişisel serüveni içinde hem de partinin tavan ve tabanında Kürt meselesine dair bakışlara sirayet eden ve birbiri ile çatışan kanaatler kolaylıkla tespit edilebilmektedir. Çatışan kanaatler neticede CHP’nin Kürt meselesine bakışının belirsizleşmesi ile sonuçlanmıştır. Bu haliyle Kürt seçmen kitlesini ikna edebilme ihtimali oldukça düşüktür.

Tıpkı muhafazakârlar gibi Kürtler de bu ülkede uzun yıllar boyunca kendilerini dışlanmış hissetmişlerdir. Hem devlet hem de bir devlet partisi hüviyetiyle CHP bu dışlamanın öznesidir. Muhafazakârların ve Kürtlerin CHP’ye yönelik tepkileri, bu dışlanmışlıkla doğrudan ilişkilidir. Manuel Castells’in ifadesiyle söylenirse, CHP’nin seçim sonucunda uğradığı hayal kırıklığı, elbette pek çok başka faktörle birlikte ‘dışlayanın dışlananlarca dışlanlaması’ndan kaynaklıdır. CHP, yıllardır dışladıkları tarafından dışlanarak gücünü ülkenin sadece belli bölgeleri ile sınırlamak zorunda kalmaktadır.  

Altı ok neden kazanamıyor?

CHP'nin çok az oy aldığı 8 şehirde yapılmış halk röportajları, bu şehirlerin CHP il başkanlarının görüşleri, akademisyenlerin konuyla ilgili makaleleri, interaktif haritalarla CHP'nin oy yoğunluğu ve değişimi için TIKLAYINIZ.

Mustafa Altunoğlu, 2000 yılında ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Aynı yıl Bilecik İİBF Kamu Yönetimi Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. 2003 yılında Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı’ndan “Kapitalizm, Küreselleşme ve Kimlik” adlı teziyle Yüksek Lisans derecesi aldı. 2004 – 2009 yılları arasında doktora çalışmaları için bulunduğu Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı’ndan “Kimlik’in İnşaı, Kimlik Politikaları ve Türkiye’de Kimlik Tartışmaları” adlı teziyle doktora unvanı aldı. Halen Anadolu Üniversitesi AÖF’te çalışmaktadır. CHP’de lider, tavan ve taban ilişkilerini analiz eden “Geçmişin Yüküyle Yenilik Arayışı” kitabının yazarıdır. 

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Mustafa Altunoğlu

Mustafa Altunoğlu, 2000 yılında ODTÜ Sosyoloji bölümünden mezun oldu. Aynı yıl Bilecik İİBF Kamu Yönetimi Bölümü’nde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;