Görüş

CHP'nin varoluşsal krizi

CHP'de Kılıçdaroğlu liderliğindeki kesim, "ulusalcı" kanada karşı dururken; onlardan farklı şeyler söylüyormuş gibi yapıp aslında aynı tutumu sergiliyor. Parti-içi çekişme, gruplar arasındaki şahsileştirilmiş bir çekişme veya mücadelenin ötesine geçemiyor. Hâl böyle olunca, parti tabanı da üsteki bölünmenin izdüşümü olmaktan kurtulamıyor.

CHP'nin 18.Olağanüstü Kurultayı ATO Kongre Merkezi'nde yapılıyor. [AA]

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) bugün içinde bulunduğu durum ve bu duruma bakarak partinin siyasi geleceği, iki düzeyde analiz edilebilir: Birinci düzey; siyasi ontoloji düzeyidir. Bu düzey, CHP’nin varoluş koşullarını dikkate alarak kendine tanımladığı siyasi kimliğe bakmayı gerektiriyor. CHP’nin siyasi ontolojisiyle bağı ihmal edilmeden bakılacak ikinci düzey ise ideolojik düzeydir.

CHP’nin siyasi ontolojisi, onun Türkiye’nin bir ulus-devlet kuruluş sürecinin hem sonucu hem o sürecin yönlendirici siyasi gücü olduğunu ifade ediyor. Zira CHP’nin ulus-devletleştirmeye verdiği yön ve kattığı renk, onun Kemalizm olarak adlandırılan siyasi ideolojisini meydana getirdi. Kemalizm ise bir medeniyet değiştirme projesi olup; laiklik marifetiyle otoriter kalkınmacı bir modern toplum yaratma girişimiydi.

CHP’nin gerek mevcut durumu gerekse de geleceği, söz konusu iki düzeyin tarihsel süreçte içine düştükleri paradokslar dikkate alınarak anlaşılabilir. CHP’nin siyasi ontolojisinin ideolojik düzeyde dayattığı husus, küreselleşme sürecine eklemlenmiş Türkiye’de devleti, toplumu ve siyaseti hâlâ kuruluş aşamasının siyasi kodlarıyla algılamasına sebep oluyor. Bu algılama da CHP’yi ulus-devlet olmanın tarihsel köklerini yeniden canlandırmaya zorluyor. CHP buna zorladıkça, siyasi ideolojisinin içeriğini otoriter olmaktan kurtaramıyor.

Bunun önemli bir sonucu, demokrasiye geçişle birlikte kendini gösterdi: CHP; siyasi rakiplerini, kendi siyasi ontolojisini, dolayısıyla bununla özdeşleştirdiği devleti ve toplumu "bozan" bir faktör olarak görmeye başladı. Daha doğrusu, onları bir 'rakip' olmaktan çok bir "siyasi düşman" şeklinde algıladı ve bu doğrultuda bir siyasi kültürün oluşumunun zeminini döşedi. Zaten bunu kolaylaştıracak bir unsur siyasi ideoloji olarak elinde mevcuttu: "Siyasi düşmanların" amacı, Kemalizm’i geriletmek, dolayısıyla laiklik temelinde yükselen modernleşme sürecini tersine çevirmekti.

O kadar ki, CHP, tabiri caizse, ideolojisini ister istemez paranoid bir zemine kaydırmaktaydı. Örneğin; CHP’nin kendi içinden çıkan Demokrat Parti (DP) kurucularını "Atatürk düşmanları" şeklinde niteliyor; DP’nin ezanı tekrar Arapça okutmayı sağlamasını "Şeriat tehlikesi" olarak tanımlayabiliyordu. Fakat ilginçtir, 'Atatürk’ü Koruma Kanunu' da suçladığı bu DP tarafından yürürlüğe kondu.

CHP’nin özetlemeye çalıştığımız doğrultudaki siyasi şekillenişi, geleceği belirleme ve demokrasinin eksikli olmasında önemli rol oynadı. CHP’nin bugünkü durumu da söz konusu şekillenişten bağımsız değildir. Tabii, günümüz CHP’sini fazladan etkileyen bir faktör, Türkiye’nin küreselleşme sürecine eklemlenmiş olmasıdır. Dahası, bu eklemlenmenin, DP’yi "siyasi düşman" olarak oturttuğu konumun günümüzde daha "radikal" tezahürü olarak gördüğü Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) politikaları marifetiyle yapılmasının doğurduğu "siyasi hınç"tır.

CHP, mütemadiyen iki ucu keskin bir bıçakla karşı karşıya kalıyor: Halka yaklaşmak ile dini grupların taleplerini meşru görmek veya o taleplere kulak vermeyerek din karşıtı algılanmak arasında gidip gelmek. 

by Ali Yaşar Sarıbay

CHP’nin paradoksları

AKP’ye duyduğu hınç, CHP’nin oturduğu siyasi ontoloji zeminini kayganlaştırırken; onu aynı anda yüzü kendi tarihsel oluşumuna dönük olarak ileriye yönelmek gibi siyasi bir paradoksa düşürdü. Mesela; CHP, 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde kendisini "yeni" gösterip, önemli meselelerde eskiden kopamayan tavır ve üslup sergileyerek ikna edici olamadı: Yani 'yeni' kelimelerle "eski" şeyleri söyledi.

Ekonomik meselelere yaptığı vurgusunda CHP; dünya gidişatına ayak uydurmuş ve bu ayak uydurmanın yarattığı sınıf atlama ve statü elde etme/pekiştirme fırsatçılığına karşı, iddia ettikleri 'sol' bir alternatif sunamadı. Hatta bu konularda, çelişkili şekilde, AKP’nin yaptıklarına karşı, "Ben yaparsam daha iyi yaparım." gibi soyut ve her haliyle rol çalmaya muadil bir tutum takınmaktan başka bir şey ortaya koyamadı.

Keza, ülkenin en önemli meselelerinden biri olan Kürt Sorunu hakkında AKP’den farklı, somut olarak CHP’nin ne düşündüğü adeta bir sır olarak kaldı. Bu sırrı 'ifşa ettiği' zaman da kendi kendini tekzip eden bir tutarsızlık sergiledi. Örneğin; AKP’den daha radikal bir öneride bulunmak isteyerek 'özerklik'ten bahsetti ama ertesi gün "yanlış anlaşıldığını" söyledi. İllere, bölgelere göre takındığı fırsatçı tutum, CHP’nin tutarsız imaj vermesine yol açtı.

Neticede, kendisini 'sol' bir parti olarak tanımlayan CHP, bahsettiğim kayganlaşan ontolojik zeminde yürümesinden doğan paradokslara maruz kaldı: Popülizm yapmayı, halkın diliyle konuşma gibi gördü; 'sol' bir parti olduğunu anlatmaya giriştiğinde de kendi otoriter modernleşme projesinin kurucu kodlarını, sol bir jargon gibi göstermeye çalıştı. Bu paradoksları yüzünden, bir anlamda, halka yaklaşırken halktan uzaklaştı.

Bu noktada laiklik meselesini özellikle örnek verebiliriz. CHP’nin laikliği, genel olarak ve her seçimde tartışma konusu yapmasının iki sebebi vardı: Birincisi; yukarıda resmetmeye çalıştığımız tarihsel sürecin bıraktığı mirasla ilgilidir. Siyasi otoritenin kurucu, düzenleyici ve dengeleyici mahiyetini CHP’nin hasis şekilde sahiplenmesidir. Bu anlayışın tam tamına beslediği sebeplerin ikincisi; siyasi iktidarın rakip tanımaz öncelliğini, dost-düşman ayrımı içine oturtmasıdır.

Bu iki doğrultuda laiklik, siyasi sınıflar arasında adeta bir varoluş mücadelesi şeklinde bir mesele olarak günümüze yansıyor. Meselenin püf noktası da tam burada duruyor: Özellikle dindarların (ve tabii temsilcisi partilerin) siyasi alana katılma talepleri, dinsel bir sınıfın yeniden hakimiyet kazanması, dolayısıyla eskiye dönüş arzularının hortlaması şeklinde algılanması.

Bu durumda da kelime kökeni itibariyle 'laik' olan esasen içinde çok geniş ölçüde dini grupların da yer aldığı 'halka ait olma'yı ifade ettiğine göre CHP, mütemadiyen iki ucu keskin bir bıçakla karşı karşıya kalıyor: Halka yaklaşmak ile dini grupların taleplerini meşru görmek veya o taleplere kulak vermeyerek din karşıtı algılanmak arasında gidip gelmek. Bunun somut örneği, Deniz Baykal döneminde fiyaskoyla sonuçlanan "Çarşaf Açılımı"dır. Oysa AKP’nin 12 yıllık iktidar döneminde yaptıkları, küresel kapitalizmin kurumsal, sosyal ve politik telkinlerinin başarılı şekilde hayata geçirilmesinden ibarettir.

Söz konusu başarı, AKP’nin (Anadolu sermayesinin dünyayla entegrasyonda gösterdiği maharet sayesinde) piyasa ekonomisine yönelik düzenlemeleri pekiştirmesi ve piyasa-dışı sosyal ve ekonomik mekanizmaları da devreye sokmasıyla bağlantılıdır. Böylece dezavantajlı toplum kesimlerini sisteme entegre etmeye yönelik girişimler, o kesimlerin sosyal dışlanmışlık duygusundan arınmalarını sağlayacak mekanizmalar üzerinden gerçekleşti.

Oysa CHP, umut vaat eden alternatif 'sol' denebilecek hiçbir ekonomik projeyi halka sunamadı. Şüphesiz, devamlı kendi iç sorunlarıyla uğraşan bir parti olmaktan çıkamaması, bunda büyük rol oynadı.

Hâl böyleyken, CHP’yi bekleyen siyasi akıbetin, kendi ontolojisi ile ideolojisi arasındaki bağı belirgin kılmasına bağlı olduğu söylenebilir. Ancak bunun "Yeni CHP" oluşumunu ne ölçüde sağlayacağı gene de şüpheli görünüyor. Şöyle ki; CHP içinde cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra belirgin hale gelen siyasi ayrışmalar ve çekişmeler, ontoloji-ideoloji hattında gezinmeye devam eden paradoksları aşabilecek mahiyette gözükmüyor.

Bir kere, kendilerine "ulusalcılar" denen kesimin dile getirdikleri talepler kesin olarak CHP’nin siyasi ontolojisinin ihya edilmesine yöneliktir. ("Yeni değil yeniden CHP" sloganı, bu durumu çok iyi sembolize ediyor.) Bunun sonucu, CHP’nin katı bir ideoloji partisi olmasıdır. Demokratik talepler ve yapılanmaların yoğunlaştığı bir Türkiye’de, böyle bir partinin en azından etkili olma şansı yoktur. 

Öte yandan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki kesim, "ulusalcı" kanada karşı dururken; onlardan farklı şeyler söylüyormuş gibi yapıp aslında aynı tutumu sergiliyor. Bu yönde giden parti-içi çekişme, esasında gruplar arasındaki şahsileştirilmiş bir çekişme veya mücadelenin ötesine geçemiyor. Durum böyle olunca, belki en etkili rol oynayabileceği anda, parti tabanı da üsteki bölünmenin izdüşümü olmaktan kurtulamıyor.

Sonuç itibarıyla, kuruluşundaki siyasi ontolojisine hapsolmuş bir CHP, o hapsolmuşluğun paradokslarını aşamadığı sürece, ne yenilenebilir ne de iktidar alternatifi olma şansı yakalayabilir.

Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay, Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi. Siyaset ve Din Sosyolojisi, Demokrasi ve Siyaset Teorileri alanlarında çalışan Sarıbay'ın yayımlanmış eserlerinden bazıları şunlardır: 'Postmodernite, Sivil Toplum ve İslam' (İletişim, 1994), 'Türkiye'de Demokrasi ve Politik Partiler' (Alfa, 2001), 'Modernitenin İronisi Olarak Globalleşme' (Everest, 2004), 'Global Toplumda Din ve Türkiye' (Everest, 2004), 'Toplumun Mantığı' (Alfa, 2007), 'Demokrasinin Sosyolojisi' (Sentez, 2013) ve 'Global Bir Bakışla Politik Sosyoloji' (Sentez, 2014).

Twitter'dan takip edin: @Politolog00

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Ali Yaşar Sarıbay

Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi. İlk ve orta öğrenimini Adana ve Tarsus’ ta tamamladı. 1973'te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyasi İlimler-Maliye Bölümleri'nden mezun oldu. Aynı fakültede Siyaset Bilimi doktorası yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;