Görüş

Daha çok kadın çalışan için kreş şart!

Kadın istihdamını artırmakla kreşleşme oranları arasında ciddi bir ilişki var. Kadın istihdamının en yüksek olduğu ülkelerde, kreş ve bakım hizmetleri iş-aile yaşamını uyumlulaştırma politikalarıyla düzenlenmiş durumda. Türkiye’de neden olmasın?

Türkiye'de 2004 yılında yürürlüğe giren yönetmeliğe göre 150'den fazla kadın işçi çalıştıran tüm iş yerlerinin kreş açması zorunlu. [Fotoğraf: Eren Aytuğ/Al Jazeera Türk]

İşyerleri yükümlü oldukları halde çalışanların çocuklarına kreş hizmeti sağlamakta gönüllü değilken, kreş-yuva-bakıcı gibi hizmetler çok maliyetliyken, çocuk yoksa bile evde bakılacak hasta, aile büyüğü, vs. varken ve en önemlisi, tüm bu yükler kadınların omuzlarındayken, kadın istihdamını artırmayı tartışmaya nereden başlamalıyız?

Kadın istihdamının yüksek olduğu ülkelerde durum ne? Böyle ülkeler elbette var. Peki, bunu nasıl başardılar?

Kadın istihdamının durumu ile iş ve aile yaşamının uyumlulaştırılması kuşkusuz kreş politikalarıyla yakından ilgili. Nitekim hem dünyanın çeşitli ülkelerinde hem de Türkiye’de kadın istihdamının artırılması gerek politika yapıcılar gerekse de kadın kuruluşları tarafından iş-aile yaşamının uyumlu kılınmasına ve özellikle de kreş imkânlarına bağlanıyor.

Fransa, Almanya, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinde 3-5 yaş arası çocukların kreşleşme oranındaki artış ile birlikte kadınların iş gücüne katılım ve istihdam oranlarında da artış olduğu görülüyor.

by Aslı Şahankaya

Kadın istihdamı ve iş-aile yaşamını uyumlulaştırma politikaları arasındaki en bariz ilişki de, hem kadın istihdam oranlarında hem de 3-5 yaş aralığındaki çocukların okullaşma oranlarında doğrudan gözlemlenebiliyor. Zira gelişmiş Avrupa ülkeleri verileri de bu ilişkiyi doğruluyor.

Aşağıdaki tabloda Avrupa ülkelerinde kadınların iş gücüne katılım oranlarındaki artışların 2005 ve 2012 yılları karşılaştırması veriliyor ve hemen hemen tüm ülkelerde kadın istihdam oranlarında artış yaşandığı görülüyor. Buna paralel olarak AB ülkelerinde 3-5 yaş arası çocukların kreşleşme oranındaki artış da dikkat çekiyor. Norveç, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İspanya gibi pek çok ülkede söz konusu oranın yüzde 80’lerden yüksek olması altı çizilmesi gereken ayrı bir değer.

Doğum izinleri ve erkekler

Doğum izinleri çalışan veya çalışmak isteyen kadınların hayatını ve dolayısıyla kadın istihdamını fazlasıyla etkileyen bir diğer faktör. Doğum izinleri OECD genelinde zaman içinde AB standardı olan 16 hafta civarında kalırken, 3-5 yaş grubu çocukların kreşleşme oranlarındaki artışlar, iş-aile yaşamını uyumlulaştırma politikalarının temel olarak bakım hizmetlerinin sağlanmasına odaklandığını gösteriyor.

Türkiye’deki mevcut uygulamalarda iş-aile yaşamı arasında uyum sağlamak amacıyla getirilen çocuk bakım izinleri salt kadınlar üzerinden düzenlenmiş durumda. Bu da erkeği iş ve aile yaşamı arasındaki dengeyi korumaya çalışan bir aile üyesi olmaktan çıkarıyor.

Oysa kadın istihdamının yüksek olduğu pek çok ülkede doğum izinleri AB direktiflerine uygun olarak erkeği de kapsayacak ve ebeveyn iznini de içerecek şekilde düzenleniyor. AB’nin her alanda kadın-erkek eşitliğini sağlama hedefi etrafında bazı ülkeler babalık ve ebeveyn iznini bakım politikalarına dahil ettiler. Fransa ve Almanya’da ücretsiz ebeveyn izni uygulanırken İspanya’da ücretli babalık izni düzenlendi.

Türkiye’de bu politikaların özellikle babalık izinlerinin çok rağbet görmemesi sonucu kadınların hem hane içinde bakım hizmetlerini üstlendikleri hem de iş gücü piyasasına daha güvencesiz ve esnek işlerle eklemlendikleri bir model uygulanıyor.

Avrupa’da kadın istihdamının yüksekliği ve çocuk bakım hizmetlerindeki yaygınlık, bu politikaların piyasanın ihtiyaç duyduğu kadın emeğini sağlamanın aracı olduğunu gösteriyor. Örneğin İngiltere’de çalışan kadınlara doğum sonrası bir yıl kadar ücretli doğum izni verilirken, çalışmaya başladıklarında da kreş bakım hizmetlerinden belli oranlarda ücretsiz olarak faydalanmaları sağlanıyor. 2012 itibariyle İngiltere’de kadın istihdamı yüzde 65, Türkiye’de ise yüzde 28,7 idi.

Türkiye’de durum ne?

Türkiye’de ebeveyn izni henüz yasal mevzuata dahil edilmedi, babalık izni ise çok sınırlı bir düzenleme olarak kaldı. Bakım politikaları bu haliyle kadınların yükünü arttırıyor ve kadınları hem çalışan hem de çocuk bakımından sorumlu gören muhafazakâr yaklaşımı yansıtıyor.

Bu yaklaşım, OECD genelinde görülen kadın istihdamı ve 3-5 yaş grubu çocukların kreşleşme oranları arasındaki ilişkinin Türkiye için ortaya çıkmamasına neden oluyor. Son yıllarda kreşe giden çocuk sayısındaki artış ise okul öncesi yaştaki çocukların anasınıfına katılması uygulamasının bir sonucu olarak değerlendirilebilir.

Avrupa’da kadın istihdamının yüksekliği ve çocuk bakım hizmetlerindeki yaygınlık, bu politikaların piyasanın ihtiyaç duyduğu kadın emeğini sağlamanın aracı olduğunu gösteriyor.

Çocuk bakımı konusunda erkeğin sorumluluğunu göz ardı eden bakış açısı, kadınların iş gücü piyasalarına girişinde cinsiyet ayrımcılığına uğramalarına neden olacağı gibi, kadın istihdamını arttırmayı hedefleyen politikalarla da çelişiyor.

Peki, kreş konusunda işin yasal boyutu ne durumda?

Yönetmeliğe göre, kreşlerden sadece 150’den fazla kadın işçinin çalıştığı işyerlerinde istihdam edilenler yararlanabiliyor. Bu sınır, işverenlerin maliyet minimizasyonu gereği kadın istihdamını baskı altında tutmalarına neden olabilir.

İşyerlerinde kreş açılması şartlarının, cinsiyet eşitsizliklerini ortadan kaldıracak şekilde yeniden gözden geçirilmesi yıllar öncesinde gündeme getirilmesine rağmen günümüzdeki düzenlemeler hâlâ bu eşitlik taleplerini karşılamaktan uzak.

Ayrıca 150’den fazla kadın işçi çalıştıran işyerlerinin dahi kreş açıp açmadığı, denetim mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle tartışmalı bir konu. 2008’deki bir konuşmasında dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in, Türkiye’de 150 ve üzerinde kadın çalıştıran ve kreş açma zorunluluğu bulunan 883 işyerinin yüzde 50-60’ının bu sorumluluklarını yerine getirmediklerini (Özar, 2012: 271) açıklaması bu tartışmayı güçlendiriyor.

Son dönemde hem kadın istihdamını artırmak hem de çocuk bakımı konusunda bir çözüm olacağı gerekçesiyle bir torba yasa gündeme getirildi. Buna göre kadınlar için doğumdan sonra yarı zamanlı çalışma alternatif bir çalışma biçimi olarak sunuluyor. Tasarıdaki düzenlemeler kreş ve bakım hizmetleri açısından değerlendirildiğinde, kadınların ortak talebi olan çocuk bakım hizmetlerinin eşit, ücretsiz ve tüm çocukları kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması ve bu konuda kurumsal bakım hizmetlerinin artırılması yerine çocuk bakımının ısrarla kadın çalışanlar üzerinden düzenlendiği görülüyor.

Diğer yandan Türkiye’de 0-3 yaş grubu çocukların kurumsal bakımına ilişkin bilgi de yok. 3-6 yaş arası çocuklar için de, 2013- 2014 döneminde, bu yaş aralığındaki çocukların ancak yüzde 20’sinin okul öncesi eğitimden yararlandığı biliniyor.

Yeni tasarıda belediyelere kreş kurma zorunluluğu

Bu durumda çocuk bakımına ilişkin izlenen politikaların ve uygulamaların kadın istihdamını artırmasını beklemek güç. Ancak yeni tasarıda belediyelere kreş ve gündüz bakımevi kurma zorunluluğu da getiriliyor.

Gerek iş gücü piyasasında gerekse aile içi rollerdeki değişim, çocuk bakımı konusunda kilitleniyor. Bu yüzden de çocuk bakımı politika yapıcıların gündeminde yer almaya başladı.

Torba yasa olarak anılan düzenlemede çocuk ilköğretim yaşına gelene kadar yarı zamanlı çalışma anne ve babalara alternatif bir çalışma şekli olarak sunuluyor. Ancak Türkiye’de hakim toplumsal cinsiyet rollerinin varlığı bu düzenlemenin kadınları hedeflediğini gösteriyor. Yani kadınlar hem çocuk bakımını üstlenecek hem de eğreti olarak kabul edebileceğimiz yarı zamanlı işlerde çalışacak.

Türkiye’de kadın istihdam oranları OECD ülkelerine göre çok düşük ve kadınların yarıdan fazlası da kayıt dışı çalışıyor. Türkiye, OECD ülkeleri içinde en uzun çalışma saatlerine sahip ülke. Çalışma saatlerinin uzunluğu, kadınların ev içindeki yükümlülükleri ile birleştiğinde, birçok kadın iş gücü piyasası dışında kalıyor ya da eğreti işlerde çalışıyor. Mevcut durum bu iken bakım politikalarını kadınların üzerinden şekillendiren düzenlemeler kadınların iş gücü piyasasındaki konumlarının güçleneceğine dair ümitleri azaltıyor.

Yeni düzenlemelerden beklenen hem kadınların çalışma yaşamına katılmalarının artması hem de istihdam kalmalarının sağlanması. Bunun için öncelikli adım olarak herkes tarafından ulaşılabilir kurumsal bakım hizmetlerinin artırılması iyi bir ilk adım olmaz mı?

Aslı Şahankaya, lisans ve yüksek lisans eğitimini çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri alanında tamamladı. Sosyal politika alanında Kocaeli Üniversitesi'nde doktora çalışmasına devam eden Şahankaya, 2014 yılında “Türkiye’de ‘Yeni Kapitalizm’ ve Kadın İstihdamı: Talep Yönlü Bir Analiz” başlıklı AB projesi ve ‘Türkiye’de Kadın İstihdamında Esneklik ve İş-Aile Yaşamını Uyumlulaştırma Politikaları’ başlıklı TÜBİTAK projesinde araştırmacı olarak görev aldı. Halen Beykent Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu'nda öğretim görevlisi olarak çalışan Şahankaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Hukuku, İnsan Kaynakları Yönetimi ve Yönetim ve Organizasyon dersleri veriyor.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Aslı Şahankaya

Aslı Şahankaya

Lisans ve yüksek lisans eğitimini çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri alanında tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;