Görüş

Dezenflasyon, büyüme ve yoksullukla mücadele

Hem Türkiye ekonomisinin geçmiş deneyimleri hem farklı ülke örnekleri yoksulluğu azaltma yönünde önemli bir çerçeve sunmaktadır. Düşük enflasyon, ekonomide pastayı büyütecek gerekli ortamı sağlamaktadır. Yeterliliği sağlayacak koşul ise mikro bazda güçlü ve özgün sosyal politikalardan geçmektedir.

Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu'na göre, dezenflasyon sürecinde ortaya çıkan verimlilik artışı büyümeyi destekliyor ancak işsizliği düşüremiyor. [Fotoğraf: AA]

Seçimler yaklaştıkça ücretler, işsizlik, yoksulluk, sosyal yardımların boyutları gibi konular siyasi partilerin seçim beyannamaleri ile gündemde daha fazla yer almaya başladı. Türkiye ekonomisinin büyüme hızına baktığımızda, 2002-2007 döneminde yüzde 7’lere yaklaşan büyüme oranının 2008-2014 döneminde yüzde 3,5’lara gerilediğini izliyoruz. Büyümede son dönemde görülen yavaşlama toplumsal refahın arttırılmasında ciddi sıkıntı yaratmasına rağmen, 2002 yılından bu yana ortalama büyümenin yüzde 5’ler civarında yakın olduğunu görüyoruz.

Bu büyüme performansının ortaya çıkardığı sosyal göstergeler karmaşık sinyaller veriyor. Örneğin yüzde 5-6 arasında olmasını beklediğimiz doğal işsizlik oranına bir türlü yaklaşamadığımızı, işsizlik oranının yüzde 9-10’lar civarında seyrettiğini izliyoruz. Buna bağlı olarak ücretler üzerindeki baskı devam ediyor. Asgari ücretin ne olması gerektiğini, emekli maaşlarının seviyesini sık sık tartışıyoruz. Buna karşın, nüfüsün yüzde 20’lik dilimlerinin gelirden aldığı payı ölçerek hesaplanan Gini Katsayısı, 2002 yılından bu yana gelir dağılımında kısmen bir iyileşmeye işaret ediyor. 0 ile 1 arasında olan bu katsayının 0’a doğru gitmesi iyileşmeye, 1’e doğru gitmesi kötüleşmeye işaret eder. Türkiye Ekonomisinde 2002 yılında 0,44 civarında olan rakam, 2013 sonunda 0,40 seviyelerine gerilemiş durumda.

Diğer taraftan, yakınlarda yayınlanan TÜİK İstatistiklerle Aile verilerine göre Türkiye’de hanehalklarının yüzde 22,4’ü yoksul görünüyor.  Benzer şekilde, TÜİK Çocuk İstatistiklerine göre Türkiye’de 16 milyon 706 bin yoksul fert bulunurken, yoksul çocukların yoksul fertler içindeki oranı yüzde 44,3 seviyesine gelmiş durumda. Bazı iyileşmelere rağmen veriler hala ciddi bir sıkıntı olduğuna işaret ediyor.

Enflasyon yüzde iki’ler seviyesine gelir ve kalıcı olabilirse, faizler kalıcı olarak düşecek, belirsizlik azalacak, yatırım potansiyeli ve büyüme daha da artabilecek, ekonomi doğal isşizilik seviyesine doğru yönelebilecektir. 

by Erhan Aslanoğlu

Ekonominin büyümesine ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin azalmasına rağmen niçin hala nüfusun önemli bir kısmı yoksulluk sınırı altında yaşıyor? Türkiye Ekonomisinde ortalama büyüme hızının yüzde 7’lere yaklaştığı 2002-2007 dönemi, birçok makroekonomik göstergenin de iyileştiği dönem olmuştur. Bu dönemin en önemli belirleyenlerinden birisi enflasyon oranlarındaki düşüştür. Gerek başta Çin olmak üzere Güneydoğu Asya ülkelerinin düşük fiyatlı ürünlerle getirdiği rekabet, gerek Türkiye’de uygulanan sıkı para ve maliye politikaları zaman zaman üç haneye yaklaşan enflasyon oranlarını yüzde 7-8 civarına indirmeyi başarmıştır.

Enflasyon oranındaki düşüş olarak adlandırabileceğimiz dezenflasyon süreci, hem ekonomide belirsizlikleri kısmen azaltarak hem de faizlerin düşüşüne yol açarak ekonomide yatırımların ve büyümenin hızlanmasına önemli katkı sağlar. 2002-2007 döneminde Türkiye ekonomisi de bunu yaşamıştır. Bu süreç yukarıda bahsettiğimiz işsizlik, yoksulluk ya da Gini katsayısı ile ilgili gelişmeleri de açıklayabilecek özelliktedir. Firmaların temel amacı kâr maksimizasyonudur. Enflasyon düştükçe yüksek kâr marjı ile fiyatlama esnekliğini kaybeden firmalar, kâr maksimizasyonu hedefine ulaşmak için hem sattıkları miktarı arttırmak hem de maliyetlerini düşürme gayretine girmektedir. Maliyeti düşürmek verimliliği arttırmak demektir. Verimliliği arttırmak ise minumum çalışanla maksimum işi yapmak, teknolojiyi daha yoğun kullanmak gibi önlemlerle başarılabilmektedir.

Dezenflasyon sürecinde ortaya çıkan bu verimlilik artışı büyümeyi desteklemekte, fakat maalesef işsizliği düşürememektedir. Buna bağlı olarak ücretlerde baskı ve yoksulluk sorunu da beslenmektedir. Diğer taraftan, Gini katsayısındaki iyileşme ise iki nedenden kaynaklanmış görünüyor. Birincisi, enflasyondaki düşüşe bağlı olarak faiz gelirlerinin düşmesi, ikincisi ise özellikle düşük gelir gruplarına yeşil kart ve benzeri sosyal kanallarla sağlanan destekler denilebilir. Sonuçta pozitif bir gelişmedir.

Düşük enflasyon yatırımları, büyümeyi, kişi başına geliri dolayısıyla kalkınmayı arttırabilecek bir ortam yaratır. Sağlıklı ve istikrarlı bir ekonominin gerekli koşuludur. Türkiye’de, dezenflasyon sürecinin verimliliği arttırarak büyümeyi desteklediğini, gelir dağılımının iyileşmesine katkı sağladığını fakat işsizlik, ücretlerdeki baskı ve yoksulluk konusunda olumlu sonuçlar sağlayamadığını görüyoruz. Burada kritik nokta şudur, dezenflasyon bir süreçtir, düşük ve kalıcı enflasyon ulaşılması gereken sonuçtur. Türkiye dezenflasyon sürecini tamamlayamamış ve yüzde iki civarında olması gereken düşük ve kalıcı enflasyona henüz ulaşamamıştır. Enflasyon yüzde iki’ler seviyesine gelir ve kalıcı olabilirse, faizler kalıcı olarak düşecek, belirsizlik azalacak, yatırım potansiyeli ve büyüme daha da artabilecek, ekonomi doğal isşizilik seviyesine doğru yönelebilecektir. Toplam gelirdeki artış pastayı büyüterek gelir dağılımını iyileştirme ve yoksulluğu azaltma konusunda uygun bir ortam yaratabilecektir.

Yoksullukla mücadelenin yöntemleri

Türkiye ekonomisinde enflasyon 2007 yılından bu yana yüzde 7-8 arasına takılmış durumda. Enflasyonun en önemli nedeni döviz kurlarındaki artış görünüyor. Döviz kurlarındaki oynaklık ve artışın en önemli nedeni ise yapısal cari açık sorunudur. Cari açığın yapısal nedenleri ortadan kaldırılabilirse döviz kurları ve enflasyondaki düşüşün yolu büyük oranda açılacaktır. 

Döviz kurlarındaki oynaklık ve artışın en önemli nedeni ise yapısal cari açık sorunudur. Cari açığın yapısal nedenleri ortadan kaldırılabilirse döviz kurları ve enflasyondaki düşüşün yolu büyük oranda açılacaktır. 

by Erhan Aslanoğlu

Düşük enflasyon pastayı büyütebilmek, yoksulluğu azaltabilmek için gerekli bir koşuldur fakat yeterli değildir. Yoksullukla mücadelenin iki koldan yürümesi gerekiyor. Yoksulların düşük enflasyon ortamında büyüyen pastadan daha fazla pay alabilmek için günün koşullarına uygun donanıma sahip olması gerekiyor. Bu donanımı sağlayacak sürekli eğitim olanaklarının sağlanması yoksullukla mücadelenin uzun vadeli önemli bir politika aracıdır. Kısa ve orta vadede ise gerçek ihtiyaç sahiplerine nakdi ve ayni desteklerin sağlanması gerekiyor. Bunun için de kaynak gerekiyor. Türkiye ekonomisinde kayıt dışı ekonominin ortadan kaldırılması, artacak vergi gelirleri yoluyla kullanılabilecek önemli bir kaynak yaratabilir.  OECD ülkelerinde toplam vergi gelirlerinin GSYİH’ya oranı yüzde 34’dür Türkiye’de bu oran yüzde 29’dur.

Hanehalkı harcamalarında en büyük pay gıda sektörünündür. Yoksulluk arttıkça gıdanın payı gitikçe artmaktadır. Tarım sektöründe üretimden dağıtım kanallarına kadar gerçekleştirilebilecek yapısal reformlar, Türkiye ekonomisinde gıda arzını arttırırken, fiyatları aşağı çekebilir. Hem gıdaya daha kolay ulaşabilmek hem de diğer ihtiyaçlar için kaynak yaratabilmek mutlak yoksulluğu azaltabilecek bir politika aracı olabilir.

Yakın geçmişte yoksullukla mücadelede en başarılı örneklerden birisi Brezilya’da Lula dönemidir. Ülkede yoksulluk halen önemli bir problem olmasına rağmen 2000’li yılların başında Lula döneminde önemli bir ilerleme kaydedilmiştir. Bir yandan düşük enflasyon ile makroekonomik istikrar sağlanmaya çalışılırken diğer taraftan doğrudan birçok kanal kullanılarak sosyal destekler sağlanmaya çalışılmıştır. Örneğin, yoksul ailelere çocuklarını okula gönderme karşılığında kaynak sağlanmıştır. Doğrudan gıda desteği verildiği gibi, gıda alımına yönelik özel kredi kartı uygulamaları olmuştur. Yoksulların belirlenmesi için merkeziyetçi değil bölgesel ağırlıklı yapılanmalar oluşturulmuş, uygulama ve denetimler bölgesel olarak sürdürülmüştür.

Sonuç olarak, hem Türkiye ekonomisinin geçmiş deneyimleri hem farklı ülke örnekleri yoksulluğu azaltma yönünde önemli bir çerçeve sunmaktadır. Düşük enflasyon, ekonomide pastayı büyütecek gerekli ortamı sağlamaktadır.  Yeterliliği sağlayacak koşul ise mikro bazda güçlü ve özgün sosyal politikalardan geçmektedir.

Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, Piri Reis Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ekonomi Bölümü'nden mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans yaptı. Reading Üniversitesi'nden (İngiltere) ekonomi alanında bir yüksek lisans derecesi daha aldı. Doktorasını 1997'de Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde tamamladı. 2013'e kadar Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü'nde görev yaptı. Makroekonomi ve Türkiye Ekonomisi alanları üzerinde çalışmalarını yoğunlaştıran Aslanoğlu'nun, 'Küreselleşme ve Düşen Enflasyon Sürecinde Türkiye ve Dünya Ekonomisi' (Başlık Yayınevi, 2011) isimli bir kitabı bulunuyor.

Twitter'dan takip edin: @ErhanAslanoglu

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Erhan Aslanoğlu

Piri Reis Üniversitesi Ekonomi ve Finans Bölümü Öğretim Üyesi. Ankara'da dünyaya geldi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Ekonomi Bölümü'nden mezun oldu. Aynı bölümde yüksek lisans yaptı. 1988-1991 yıllarında Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü'nde araştırma görevlisi olarak çalıştı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;