Görüş

Doğu Avrupa'nın gözünde Moskova bir tehdit

ABD ve NATO, karşılıklı güvenlik anlaşmalarına uygun şekilde Orta ve Doğu Avrupa'da savunma ve caydırıcılığa dayalı bir politika izlerse, Rusya'nın saldırganlığı da kontrol altında kalır.

ABD'nin Doğu Avrupa'ya askeri teçhizat gönderme kararını Estonya gezisi sırasında Savunma Bakanı Ashton Carter açıkladı. [Fotoğraf: EPA]

Amerika Birleşik Devletleri'nin bir süre önce Doğu Avrupa'ya bir ağır silah konuşlandıracağını açıklaması, Rusya'nın bölgeye dair tasarılarından haklı olarak endişe duyan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üyelerinin memnuniyetle karşıladığı bir haber oldu.

Kremlin ise tahmin edilebileceği üzere durumdan şikayetçi. Rusya Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili, Rusya'nın sınırdaş olduğu NATO ülkelerine tank konuşlandırmanın "ABD'nin Soğuk Savaş'tan bu yana en saldırgan hamlesi" olacağını söyledi.

Batı Avrupa ve Kuzey Amerika açısından bunu tasavvur etmek belki imkansız ama Orta ve Doğu Avrupa'da birçok ülke bugün hâlâ askeri planlarına Rusya'yı dahil ediyor, zira Moskova'yı varlıklarına yönelik bir tehdit olarak görüyorlar.

by Luke Coffey


Bu saçma bir iddia, zira NATO bir savunma ittifakı. Rusya, bir NATO üyesine saldırmayı planlamadığı sürece Moskova'nın ittifaktan korkması için hiçbir sebep yok.

ABD'nin Doğu Avrupa'ya askeri teçhizat gönderme kararı, Savunma Bakanı Ashton Carter tarafından Estonya gezisi sırasında açıklandı. Estonya, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından 1991 yılında bağımsızlığını yeniden kazanana dek Sovyet işgali altında yaşamış bir NATO üyesi.

Savunma ittifakı

Toplamda sadece 250 tank ve belli sayıda zırhlı araç ve kundağı motorlu topçu sistemi yedi NATO ülkesine (Polonya, Bulgaristan, Romanya, Letonya, Litvanya ve Estonya) dağıtılacak.

Yani bu noktada Doğu Avrupa'ya gönderilecek olanın bir tugay (5 bin civarında) asker değil, sadece teçhizat olduğunun altını çizmekte fayda var. Bu durumun dünyanın en büyük askeri güçlerinden biri olan Rusya açısından nasıl bir tehdit sayılabileceği belli değil.

Bu yedi Doğu Avrupa ülkesinin bugün Rusya'ya dair niçin endişe duyduğunu anlamak için yakın tarihe bakmak yeterli. Soğuk Savaş döneminde tüm bu ülkeler ya Baltık devletleri örneğinde olduğu gibi doğrudan işgal yoluyla ya da Varşova Paktı hükmüyle neredeyse yarım yüzyıl Sovyet hakimiyeti altında yaşadı.

ABD'nin bölgeye askeri ekipan gönderme kararı, birçok Doğu Avrupalı NATO üyesinin ilk tercihi değildi. Rusya ile sınırı olan bu ülkelerin asıl istediği, ABD'nin Almanya ve İtalya'daki gibi burada da daimi üsler kurmasıydı. Zira daimi üslerde askeri ekipmanın yanı sıra bunların anında kullanılabilmesi için gereken askeri personel de bulunuyor.

Daimi üsler lehinde ortada güçlü bir argüman var. Mesela coğrafi açıdan küçük olduklarından Baltık ülkelerinin güvenliğini Rusya'dan gelebilecek klasik bir askeri tehdide karşı korumanın tek yolu, bölgede hem asker sayısı hem de askeri kapasite açısından sağlam bir varlık göstermekten geçiyor. Baltık devletleri, NATO'ya büyük bir askeri gücü seferber edebilmesi için yeterli zaman kazandıracak, savunma derinliğine dayalı bir stratejiye bel bağlamak için fazla küçük.

Büyük yanılgı

1997 yılında NATO ile Rusya arasında imzalanan Kurucu Senedin NATO askerlerinin Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde daimi olarak konuşlandırılmasını yasakladığına dair genel bir yanılgı söz konusu. Rusya da bu söylentiyi devam ettiriyor. Oysa işin aslı öyle değil.

Kurucu Senet, daimi üslerle ilgili olarak şöyle diyor:

NATO, mevcut ve öngörülebilir güvenlik ortamında ortak savunma ve diğer misyonlarını yerine getirmek için kayda değer miktarda ilave muharip gücü daimi olarak konuşlandırmak yerine, takviye için gereken birlikte çalışabilirliği, entegrasyonu ve kabiliyeti sağlayacağını vurgulamaktadır.

Anlaşmanın imzalandığı yıldan bu yana Rusya söz verdiği halde Moldova'daki askerlerini geri çekmediği gibi, Ukrayna, Ermenistan ve Belarus'taki asker sayısını da arttırdı ki bu ülkelerin hepsi NATO ile sınırdaş.

ABD'nin bölgeye askeri ekipman göndermesi doğru yönde atılmış bir adım, ancak bundan daha fazlasına ihtiyaç var.

by Luke Coffey


Moskova aynı süre zarfında NATO müttefiklerine yönelik siber saldırılar düzenledi, Gürcistan'ı işgal etti (ülkenin yüzde 20'si hâlâ Rus işgali altında), enerji kaynaklarını komşuları aleyhine silah olarak kullandı ve son olarak da Kırım'ı ilhak edip Ukrayna'nın doğusunu işgal etti.

Netice itibarıyla bahsedilen o "mevcut ve öngörülebilir güvenlik ortamı" 1997'den bu yana epey değişti. Dolayısıyla NATO, üyesi olan Doğu Avrupa ülkelerinde haklı olarak daimi üs kurabilir.

Batı Avrupa ve Kuzey Amerika açısından bunu tasavvur etmek belki imkânsız ama Orta ve Doğu Avrupa'da birçok ülke bugün hâlâ askeri planlarına ve dış politika formüllerine Rusya'yı dahil ediyor, zira Moskova'yı varlıklarına yönelik bir tehdit olarak görüyorlar.

Rusya'nın kontrolsüz saldırganlığı

Askeri ve diplomatik açıdan bakıldığında Orta ve Doğu Avrupa'da sağlam bir askeri kapasite bulundurmamanın hiçbir mantığı yok.

Kesin olan bir şey var ki Rusya'dan gelen tehditlere mani olup Doğu Avrupa'yı savunmak, bölgeyi kurtarmaktan çok daha kolay olacaktır. ABD ve NATO, savunma ve caydırıcılığa dayalı bir politika izlerse, Rusya'nın saldırganlığı da kontrol altında kalır. Dolayısıyla NATO, Rusya'nın tehditlerini ciddiye alıyorsa, bölgede askeri ve ekipmanı ile tam teçhizatlı daimi üsler kurulması gerekebilir.

ABD'nin Doğu Avrupa'daki eylemleri, Washington'ın Arap Körfezi başta olmak üzere dünyanın diğer bölgeleriyle olan ilişkileri açısından da sonuçlar doğurmakta. ABD, Avrupalı ortaklarını Rusya'nın saldırgan tavırlarına karşı savunma taahhüdünü yerine getirmekte isteksiz davranırsa, bu durum, Washington'ın İran'a karşı Körfez ülkeleriyle yaptığı güvenlik anlaşmaları açısından nasıl bir tablo ortaya koyar?

ABD'nin bölgeye askeri ekipman göndermesi doğru yönde atılmış bir adım. Ancak bundan daha fazlasına ihtiyaç var.

Dünya genelindeki dostlarının gözü Washington'ın üzerinde.

Luke Coffey, Washington merkezli bir düşünce kuruluşunda Atlantik ötesi ve Avrasya güvenliği uzmanı. Geçmişte İngiltere Savunma Bakanlığı Özel Danışmanı ve ABD ordusunda muvazzaf subay olarak görev yaptı.

Twitter'dan takip edin: @lukedcoffey

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Luke Coffey

Luke Coffey

Luke Coffey, Washington merkezli bir düşünce kuruluşunda Atlantik ötesi ve Avrasya güvenliği uzmanı. Geçmişte İngiltere Savunma Bakanlığı Özel Danışmanı ve ABD ordusunda muvazzaf subay olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;