Görüş

Dünya İnsani Zirvesi ve Türkiye

Zirvede krizlerin ve dramların oluştuğu bölgelere yapılan müdahaleler ile sorunların çözülmesi, acıların hafifletilmesi yani "insani alan" oluşturulması hedefleniyor. Türkiye insani yardım sisteminin en önemli sorunu olan mülteci konusuna en fazla maruz kalan ülke konumunda.

İlk kez yapılacak olan Dünya İnsani Zirvesi'nin (DİZ) 23-24 Mayıs'ta İstanbul'da toplanmasının iki önemli sebebi var. İlki Birleşmiş Milletler (BM) çerçevesinde insani yardım yapısının revizyonu ve geliştirilmesine duyulan ihtiyaç.

Basit bir izahla, BM'nin acil yardımdan insani yardıma dönüşen yapılanması, sayıları artan insani krizlere çözüm üretmede yetersiz kalıyor.

DİZ'in İstanbul'da toplanmasının ikinci sebebi ise 2002 sonrası dönemde Türk dış politikasının kurucu ilkelerinden olan ritmik diplomasisi, son yıllarda benimsenen insani diplomasi anlayışı ve Türkiye'nin 2,7 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapması.

Ritmik ve insani diplomasi

İnsani diplomasi ve ritmik diplomasinin kesiştiği alan, uluslararası örgütleri ve yapıları insani krizler konusunda mobilize etmek ve mümkün olan ölçüde Türkiye'nin profilini yükseltmek. Bu çerçevede BM ve Türkiye'nin ortaklaşan vizyonu zirveyi İstanbul'a taşıdı.

Bugün insani krizlerde yerinden ve toplumlarından edilmiş 60 milyon insandan, yardımın ulaşamadığı, sürekli tehdit ve saldırı altındaki sözde güvenli bölgelerden ve yıllık 20 milyar dolar fon gerektiren bir ortamdan bahsediyoruz.


Önümüzdeki dönem ev sahipliği yapılacak olan zirvelere bakıldığı zaman dış politikada ritmik diplomasinin kalıcı izleri görülebilir.

Aslında 2011 yılında İstanbul'da yapılan En Az Gelişmiş Ülkeler (EAGÜ) zirvesi benzer niteliklere sahipti.

DİZ'i farklılaştıran öğe ise, EAGÜ zirvesi Türkiye'nin yeni açılım yapmaya çalıştığı bölgeleri kapsarken, İstanbul'daki buluşmanın Türkiye'nin yanı başında ve hatta içindeki sorunları hedef alıyor olması. DİZ ile çözüm aranan sorunların başındaki mülteci konusuna Türkiye doğrudan müdahil.

Bu zirvede krizlerin ve dramların oluştuğu bölgelere yapılan müdahaleler ile sorunların çözülmesi, acıların hafifletilmesi yani "insani alan" oluşturulması hedefleniyor.

İnsani yardım, tanımı altına giren acil yardımlardan eğitime, sağlık yardımlarından iş imkânları oluşturmaya kadar sayısız politika ve müdahalenin sınırlarını oluşturduğu bir alan.

Bugün insani krizlerde yerinden ve toplumlarından edilmiş 60 milyon insandan, yardımın ulaşamadığı, sürekli tehdit ve saldırı altındaki sözde güvenli bölgelerden ve yıllık 20 milyar dolar fon gerektiren bir ortamdan bahsediyoruz.

Krizler ve felaketler artarken ve buna bağlı olarak insani alanın da aynı oranda ve hatta daha hızlı şekilde genişlemesi gerekirken, insani alanın daraldığı, sorunların çözümsüzlük girdabına düştüğüne şahit oluyoruz.

İnsani yardım sektörü

Böyle bir ortamda DİZ, sorunlu insani alanı şekillendirmesi gereken insani yardım sisteminin yeniden yapılandırılması amacıyla toplanıyor.

International Rescue Committee Başkanı David Miliband, geçtiğimiz ay Georgetown Üniversitesi'nde yaptığı konuşmada insani yardım sistemi yerine insani yardım sektörü ifadesini kullanarak aslında ilk kez DİZ zirvesinin arkasındaki sorunsalı ortaya koydu.

Bu sistem BM, Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay yapıları ve büyük uluslararası STK'lar tarafından yönlendiriliyor. Sistemin başat unsurlarının hegemonik konumu perçinlenmiş durumda ve gözle görülür bir liderlik sorunu var.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'un mesajı, insani yardımda liderliğin koordinasyonla sağlanacağı, yani bir sistemden ziyade sektörden bahsedeceğimiz bir döneme işaret ediyor.

DİZ'in hemen başta aşması gereken engel diğer başat unsurlar karşısında BM'nin pozisyonunu belirlemesi, koordinasyonun ilke ve sınırlarını çizmesi. Sistem ya da sektöre girecek her yeni aktör, bu bir zirve de olsa, çekincelerle karşılaşabilir.

Bu durum öte yandan yapısal dönüşümün sınırlarını ortaya koyuyor. DİZ'in toplanmasının ve sektörün tartışmaya açılmasının temel sebebi sahadaki başarısızlık.

Uluslararası örgütler ve büyük uluslararası STK'lardan yerel ve ulusal yapılara doğru bir geçişin gerekli olduğuna dair bir kanı birçok kişi ve kurum tarafından paylaşılıyor.

Ancak bu geçiş çok kolay gözükmüyor. Aşılması zor bir zihinsel bariyer ve yapısal durum söz konusu.

Örneğin 2014 yılında toplam insani yardımın sadece yüzde 0,2’si yerel ve ulusal STK'ların kullanımına verildi.

Bu konuda anlamlı çalışmalar olarak BM Mülteciler Yüksek Komisyonu 2020 yılında, 22 uluslararası NGO'nun oluşturduğu Charter4Change koalisyonu ise 2018 yılında fonlarının yüzde 20'sini yerel STK'lar üzerinden kullanacaklarını ilan ettiler.

Kademeli bir geçiş öngörülse de yakın zamanda yerele doğru bir değişimin hızla gerçekleşmesi zor görünüyor.

DİZ'in önemli hedeflerinden birisi kimseyi geride bırakmama anlayışının sistemik düzeyde kabulünü sağlamak. Yardımın sağlanmasında yerele rol vermeyen yapı için bu hedefe ulaşmanın da zor olduğunu söyleyebiliriz.

Donörler doğal olarak verdikleri parayı kontrol etmek istiyorlar. Bu kontrolü bırakmaları pek mümkün gözükmüyor. Alışkın oldukları ve güvendikleri kanallarla kaynakların sisteme girişini kontrol etmek istiyorlar.

Bu noktada en önemli sorun yardımın ulaştığı grupların beklentilerinin bu kurguda ifadesini bulamaması. Yardım yapılan bölgelerde genel memnuniyetsizlik insani alanın en önemli açmazlarından birisi.

Türkiye unsuru

Türkiye'nin insani diplomasi kurgusu ile resmi ve sivil kapasitelerini kullanarak geliştirdiği bir uluslararası insani yardım ve kalkınma politikası var. Afrika açılımı ve Somali politikası üzerinden daha net gözlenebilecek bir yaklaşım bu.

Türkiye, EAGÜ ve arkasından DİZ zirvelerine ev sahipliği yaparak bir anlamda küresel sistem içerisinde yeniden yapılanacak bir bağlamda belirleyici bir rol oynamaya aday hale geldi. Nitekim DİZ'in hemen arkasından Mayıs ayı sonunda EAGÜ devam toplantısı Antalya'da yapılacak.

Türkiye'nin insani diplomasi kurgusu ile resmi ve sivil kapasitelerini kullanarak geliştirdiği bir uluslararası insani yardım ve kalkınma politikası var. Afrika açılımı ve Somali politikası üzerinden daha net gözlenebilecek bir yaklaşım bu.


Türkiye, politikaları itibariyle insani yardım, kalkınma ve diplomasiyi birlikte kullanan geniş çerçevesi ile barış inşası şeklinde tanımlanabilecek bir yaklaşım uyguluyor.

Bu yaklaşımda STK'lar kitlelere ulaşırken, Türkiye İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Diyanet İşleri Başkanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı gibi kurumlar kalkınmadan eğitime altyapı çalışmaları yürütüyor, diplomasi ve arabuluculuk çalışmaları ise uyuşmazlıkların çözümünü hedefliyor.

Türkiye'nin önemi ise geleneksel Batılı güçler ve yeni ortaya çıkan Brezilya, Hindistan, Çin gibi aktörlerin oluşturdukları grupların arasında bir yerde yer alması.

Türkiye hem Çin ve Hindistan'dan farklı bir STK'lar sistemine dahil, hem de Batılı aktörlerin yapmadığı kadar yerel kurumlarla işbirliği içinde.

Ancak sahada dikkat çeken mesafeler kaydetmekle birlikte, oluşum aşamasında olan bu modelin halihazırda bir başarı hikayesi olduğunu söylemek için erken.

Bu anlamda DİZ, Türkiye'nin insani yardım sistemini, eksiklerini ve yeniden yapılanma sürecini daha iyi anlaması, resmi ve sivil aktörlerinin ise farkındalık, katılım ve işbirliği perspektiflerini geliştirmeleri açısından bir fırsat.

Türkiye'nin bu zirve ile aynı zamanda kendini ifade etmesi ve insani yardım sistem ya da sektörünün oluşumuna katkıda bulunma imkanı bulunuyor.

İç siyasi gelişmeler, peşi sıra seçimler ve AK Parti kongresinin hemen arkasından gerçekleşecek olması gibi sebeplerle DİZ'e ilgi maalesef hak ettiği ölçüde değil.

Ayrıca 2011 yılında EAGÜ zirvesi marjında gerçekleşen Sivil Toplum Forumu ve Entellektüeller Forumu gibi dinamik yapılar bu buluşma öncesinde maalesef kurulmadı.

Bu tip dinamik yapılar aracılığıyla, Richard Falk, Ali Mazrui ve Fantu Cheru gibi isimler 2011'de BM sistemini eleştiren yeni fikirler gündeme sokmuşlardı.

Türkiye'nin olası gündemi

TİKA, Kızılay, STK'lar ve Dışişleri Stratejik Araştırmalar Merkezi'nin yan faaliyetleri ile DİZ'e ses verilmeye çalışılacak.

Türkiye'nin DİZ vesilesi ile gündeme getirebileceği beş önemli konu başlığı bulunuyor. Bu konuların gündeme getirilmesi hem ülke, hem de insani yardım sistemi açısından önem arz ediyor.

İlk olarak insani yardımı, kalkınmadan ayrı bir bağlamda düşünmemek gerekiyor. İşbölümü, uzmanlaşma, kurumsal dirençler gibi mülahazalar geçerli olmakla birlikte, bu ayrımlar yardımların etkili olmasını engelliyor. Türkiye bu konuda saha tecrübesini yansıtabilir.

İkinci olarak diplomasi ve arabuluculuk, yardım sisteminin bir parçası olmalı. Dinamik uyuşmazlık çözümü süreçleri devrede olmadan, yardımların etkisi acil yaraların sarılmasının ötesine geçemeyebilir.

Bu bağlamda diğer önemli durum ise acil yardımların ötesinde katkı için tamamen çatışmanın bitmesi şartı aranması. İhtiyacı olan yardım onun en temel insan hakkı olarak değerlendirilmeli.

Üçüncü olarak hümaniter STK'ların sürekliliğini sağlayacak mekanizmalar geliştirilmeli ve kriz bölgelerinde erişim, esneklik ve verimlilik performanslarına göre bu kurumlar desteklenmeli.

Bu bağlamda STK'ların devlet dışı fon oluşturma kapasitelerinin geliştirilmesi önem arz ediyor. Uluslararası yardımın çoğulcu ortamında STK çeşitliliği bir tehdit değil, yeni kapasite olarak değerlendirilmeli.

Buna ek olarak Türkiye deneyimi ve özellikle faaliyet coğrafyalarında yerel ile işbirliği üzerinden kurguladığı yardım ağı öne çıkarılmalı.

Neticede küresel sistemin kısa vadede Afrika, Balkanlar ve yakın coğrafyalarda ilgili ülkelerde yerel kurumlar ile işbirliği ve koordinasyon içerisinde gerçekleştirilen başarı hikayelerine ihtiyacı var.

Yardımı alan insanların memnuniyeti insani yardım sisteminin sıkça karşılaşmadığı bir durum.

Türkiye insani yardım sisteminin en önemli sorunu olan mülteci konusuna en fazla maruz kalan ülke konumunda. Sorunu güvenlikleştirmeden çözmeye çalışıyor.

Zirvede Türkiye'nin maruz kaldığı sorun ortaya konmalı ve bu durumun altını çizerken halihazırda nasıl yönetildiği ve gelecekte yapılması gerekenler tartışmaya açılmalı.

Sonuç olarak DİZ'e tüm sorunları çözecek bir misyon yüklemek yanlış olur. Ancak ilgili tüm aktörlerin beklentisi kayda değer mesafe alınacağı yönünde.

Türkiye'nin, ev sahibi olmanın ötesinde insani diplomasi iddiaları devam edecekse, zirvede yapılacak tartışmalara katkı sağlaması gerekiyor.

Küresel yardım sistemi yeniden yapılanırken, aynı zaman dilimi içinde Türkiye kendi yaklaşımını konsolide etmeye çalışıyor. Etkileşim kaçınılmaz.

Bu bağlamda DİZ'in hem Türkiye, hem de insani yardım sistemini yeni bir düzeye taşıyacağını söylemek mümkün. Yeni dönemin nasıl şekilleneceğini konuşmak için ise zirvenin nasıl sonuçlanacağını beklemek gerekiyor.

Prof. Dr. Bülent Aras, İstanbul Politikalar Merkezi Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk Modülü Koordinatörü ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi.

Twitter'dan takip edin: @arasbulent

Prof. Dr. E. Fuat Keyman, İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi.

Twitter'dan takip edin: @keymanfuat

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Bülent Aras

Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde Öğretim Üyesi ve aynı kuruma bağlı İstanbul Politikalar Merkezi'nde Çatışma Çözümü ve Arabuluculuk Projesi Koordinatörü. Devamını oku

E. Fuat Keyman

Sabancı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü ve İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü. Lisans ve yüksek lisans derecelerini Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden, doktora derecesini ise Uluslararası İlişkiler ve Karşılaştırmalı Siyaset üzerine Carleton Üniversitesi’nden aldı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;