Görüş

Erdoğan AKP'ye karşı

Erdoğan, başkanlık sistemine geçilmesi konusunda kendi partisinde bile tam bir fikir birliği olmamasından rahatsız. Fidan’ın adaylığı konusundaki fikir ayrılığı sırasında Erdoğan’ın aniden Gül’ün siyasete dönüşünden bahsetmesi, doğrudan Davutoğlu’na yönelik bir hamleydi.

Bahadır Türk, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu geriliminin arkasında, tarafların uzun vadeli hesaplarının yattığını belirtiyor. [Fotoğraf: AFP/Getty]

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığındaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti arasında bir süredir artık saklamanın mümkün olmadığı bir gerilim yaşanıyor. Hemen belirtelim: Bu gerilim, bir tür danışıklı dövüş değil. Yaşananların arka planında, tarafların uzun vadeli hesapları ile birlikte bir dizi sağlam gerekçe yatıyor.

Son dönemde meydana gelen olaylar kabaca şöyle özetlenebilir: Erdoğan, Merkez Bankası’nın faiz politikasına dair son derece sert eleştiriler getirdi ve bu eleştirileri, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın yanında olduğunu her fırsatta vurgulayan Devlet Bakanı Ali Babacan gibi isimleri de kapsayacak kadar genişletti. Bu arada Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan, AKP’den milletvekili olarak meclise girmek için müsteşarlık görevinden istifa etti. Ancak Erdoğan, bu istifayı doğru bulmadığını ve Fidan’ın görevine devam etmesi gerektiğine inandığını belirtti.

Fidan’ın tartışılan millletvekili aday adaylığı sürecinde Erdoğan, selefi ve dava arkadaşı Abdullah Gül’ün siyasete dönmesinin isabetli ve hayırlı bir adım olacağını ifade etti. Bu açıklamanın ardından Fidan istifasını geri çekti ve yeniden MİT’in başına geçti. Erdoğan, AKP’nin en uzun vadeli ve en hayati siyasal projesi olan Çözüm Süreci’ni takip etmek üzere bir İzleme Heyeti kurulması gibi hükümet ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) arasındaki müzakerelerde zikredilen adımlara, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın meşruiyetini arttıracağı gerekçesiyle karşı çıktığını açıkladı. Hükümet üyeleri ve HDP’nin Dolmabahçe Sarayı’ndaki görüşmesini ardından yapılan ortak açıklamanın biçimini de doğru bulmadığını söyledi.

Görüş - Nebi Miş: AK Parti’nin kurumsallaşma ve yenilenme siyaseti

Hükümet-Erdoğan geriliminin nedenleri

Peki, tüm bu olan biten bize ne anlatıyor? Ya da tüm bu gerilimin asli nedeni nedir? Aslında bu gerilimi anlamak istiyorsak bir değil, birden fazla noktaya dikkatimizi vermemiz gerekiyor:

1) Hükümet ile Erdoğan’ın birbirlerinden beklentilerinin farklılaşması: Hükümet, Erdoğan’ın AKP seçmeni ve hareketi özelindeki kurucu rolüne hürmet göstermek ile bu türden bir hürmeti mutlak bir itaate dönüştürecek tam bir adanmışlıktan uzak durmak arasında bir yerlerde konumlandırmak istiyor kendini. Erdoğan ise hükümete, sadece kendisine sürekli bir biçimde malumat aktaran ve kendi siyasal gündeminin bürokratik uzantılarını temsil edecek bir yardımcı aygıt gözüyle bakıyor. Hükümetten yalnızca tam bir bağlılık değil, kesintisiz bir malumat akışı ve sonsuz bir icazet alma refleksi bekliyor.

2) Davutoğlu’nun AKP Genel Başkanlığı görevine getirilişi sürecinde görüldüğü gibi, bir tür parti-içi elitler savaşı yaşanması: Davutoğlu ve Erdoğan’ın etrafındaki uzman kadrolar, kendi varlıkları ile doğrudan sorumlu oldukları liderlerin mevcudiyeti arasında bir bağ kuruyorlar. Bu bağı sağlamlaştırmak için de nihayetinde kendilerini öne çıkaracak bir süreçte "karşı taraf"a yönelik küçük ama anlamlı hamlelerde bulunuyorlar.

3) Erdoğan’ın olası krizlerdeki sorumluluğunu hükümete yükleme eğilimi. Erdoğan, AKP’nin ne olursa olsun son kertede kendi şahsında cisimleştiğini, seçmenin teveccühünün kaynağının bizatihi kendi liderliği olduğunu düşünüyor. Onu güçlü bir siyasetçi yapan o ne pahasına olursa olsun ayakta kalma ve her daim ciddi bir seçenek olarak var kalma refleksini canlı tutuyor.

Dolayısıyla Erdoğan’ın Merkez Bankası yönetimine ve aslında kabinenin belli isimlerine yönelik eleştirilerinin, olası bir ekonomik krizde yaşanacakların sorumluluğunu doğrudan hükümete havale eden yaklaşımla doğrudan ilgisi var. Bu tür bir krizin çıkması durumunda, "Erdoğan'ın haklı uyarılarına rağmen yapılan hatalar" temasının kullanılması büyük ihtimal.

Benzer manzara, Çözüm Süreci ile ilgili olarak da mevcut aslında. Çözüm Süreci’nde olası bir kırılma, kriz yahut PKK saflarından gelen beklenmedik bir şiddet hamlesi; Erdoğan saflarında, onun son dönemde yaptığı açıklamalar ışığında ve yine nihayetinde Erdoğan’ın haklılığını gösteren alametler olarak değerlendirilecek kuvvetle muhtemel.

Gelinen noktada zor işleri hükümet üstlenirken, Erdoğan olası kriz anlarına karşı asıl kurtarıcı güç olarak kendi konumunu sağlamlaştırmak istiyor. Bu eğilimin yaklaşan seçimlerle de ilgili bir tarafı var. Erdoğan, AKP’nin küçük bir oy kaybının veya HDP’nin seçim barajını kıl payı da olsa geçmesi gibi ihtimallerin başkanlık hedefi için önemli sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Hükümet-Erdoğan gerilimi, tüm bunlara ek olarak Erdoğan’ın hükümeti daha yoğun bir şekilde çalışmaya ve daha dikkatli olmaya çağırması olarak da okunabilir.

4) Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçilmesine dönük isteği: Cumhurbaşkanı’nın bir yandan AKP için meydanlarda 400 milletvekili isterken, diğer yandan hükümeti kamuoyu önünde eleştirmesinin temel nedeni; başkanlık sistemine geçilmesini arzulaması. Erdoğan’ın hem başkanlık sistemine geçiş için sıkça başvurduğu parlamenter sistemin yol açtığı tıkanıklıkların en bariz örneği olarak kendi partisiyle olan ilişkilerini bile göstermekten çekinmemesi hem de az önce belirttiğimiz gibi kendi konumunu hükümetin konumundan itinayla ayırmak istemesinin bir sonucu yaşananlar.

Erdoğan, AKP’nin oy kaybının veya HDP’nin seçim barajını geçmesi gibi ihtimallerin başkanlık hedefi için önemli sonuçlar doğurabileceğinin farkında. Yaşanan gerilim, Erdoğan'ın hükümeti daha yoğun bir şekilde çalışmaya ve daha dikkatli olmaya çağırması olarak da okunabilir.

by H. Bahadır Türk

Erdoğan, başkanlık sistemine geçilmesi konusunda kendi partisinde bile tam bir fikir birliği olmamasından rahatsız. Unutmayalım ki kendi iradesi ve programına uymayan konularda hükümeti hizaya davet etmekte tereddüt edecek bir lider değil Erdoğan. Örneğin Fidan’ın adaylığı konusundaki fikir ayrılığı sırasında Erdoğan’ın aniden Gül’ün siyasete dönüşünden bahsetmesi, doğrudan Başbakan Davutoğlu’na yönelik bir hamleydi ve Davutoğlu’na diğer seçenekleri anımsatmakla ilgili bir işlevi vardı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve HDP bloğunun Erdoğan’ın başkanlığına karşı çıkması, Erdoğan için bir sorun olmak şöyle dursun, onun her daim arzuladığı siyasal düzlemde safların sıklaşması haline hizmet ettiği için başlı başına olumlu bir şey. Dolayısıyla bu partilerin tutumu, Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçiş hedefinin önünde gerçek anlamda bir engel değil aslında. Erdoğan için çok istediği başkanlık modelinin önündeki en büyük engel, 3 Kasım 2002’den bugüne kadar girdiği her seçimin galibi olarak bugünlere getirdiği kendi partisi içindeki fikir ayrılıkları.

7 Haziran 2015 genel seçimlerine yaklaşılırken bu gerilimin azalacağı söylenebilir. Nihayetinde Erdoğan ve AKP hükümeti, olası hesaplaşma konularını seçim sonrasına ertelemeyi tercih edecek, seçimlere tam bir birlik ve beraberlik ruhu içinde girilmesi yönünde özel bir gayret sarf edilecektir. Şu ana kadar yaşanan tartışmaların AKP’nin oylarında anlamlı bir azalmaya yol açacağını düşünmek için de bir neden gözükmüyor. Ancak seçimlerden sonra gerek başkanlık sistemi gerekse de Çözüm Süreci gibi meselelerin üzerinden Erdoğan ile hükümet arasındaki gerilimin çok daha bariz örneklerine rastlamak şaşırtıcı olmayacak.

Doç. Dr. H. Bahadır Türk, Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Birikim ile Toplum ve Bilim başta olmak üzere çeşitli dergi ve derlemelerde yayımlanmış yazıları bulunuyor. Kitapları: Şirket ve Parti: Genç Parti ve "Yeni Siyaset" (İletişim Yayınları, 2008), Çoban ve Kral: Siyasetnamelerde İdeal Yönetici İmgesi (İletişim Yayınları, 2012), Hayali Kahramanlar Hakiki Erkekler (İletişim Yayınları, 2013), Muktedir: Türk Sağ Geleneği ve Recep Tayyip Erdoğan (İletişim Yayınları, 2014).

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir. 

H. Bahadır Türk

Çankaya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;