Görüş

Erdoğan eksenli Çankaya senaryoları

Erdoğan’ın sistemi “Türkiye’ye özgü başkanlık sistemi” yönünde işlemeye zorlamaya çalışması sadece siyasi değil, hukuki gerilimler de yaratacaktır. Tam da bu nedenlerle Erdoğan’ın siyasi bir kumar oynayarak, 2015 genel seçimlerinde büyük başarı elde etmesi ve anayasayı değiştirebilecek güce ulaşması gerekiyor.

Başbakan Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi halinde AKP'nin başına gelecek isimle ilişkisi, partinin geleceğini belirleyecek. [AA]

İlk defa doğrudan halkoyuyla cumhurbaşkanlığı makamının yeni sahibini seçecek olmamızdan kaynaklanan pek çok soru işareti mevcut. Ülkemiz parlamenter sistem ve geleneklere sahip olsa da, 12 Eylül Anayasası’nın cumhurbaşkanlarına önemli yetkiler tanıması gibi bir çelişki, siyasi pratiğimizin yer yer yarı başkanlık sistemini andırmasına yol açmaktaydı. Lakin bu durumu dengeleyen ve parlamenter sistem lehine işlev gören üç unsur söz konusuydu:

1) 12 Eylül Darbesi’nin gerçekleştirdikten sonra cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Kenan Evren’in, tüm yetkilerini kullanmamasının sonraki cumhurbaşkanları için teamül oluşturması.

2) Cumhurbaşkanlarının, TBMM tarafından seçilmeleri nedeniyle, doğrudan halk desteği alınmasından kaynaklanan bir meşruiyet ve hareket alanlarına sahip olmamaları.

3) Turgut Özal’ın Çankaya Köşkü’ne çıkmasının ardından hükümet kuran Yıldırım Akbulut örneği dışında, geçmişte başbakanlık yapanların güçlü siyasi kişilikler olmalarının, cumhurbaşkanlarının çok fazla belirleyici hale gelmelerini engellemesi.

Bu çerçeveden bakıldığında, 2007’de yapılan anayasa değişikliği referandumuyla birlikte cumhurbaşkanlarının doğrudan halkoyuyla seçilmesine karar verilmesi, yeni bir dönemi başlattı. Yapılan değişikliklerin, anayasadaki cumhurbaşkanları ile başbakanlar arasındaki güç paylaşımına dair belirsizliği arttırması, istikrasızlık riskini de beraberinde getiriyor. Söz konusu aday, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olunca, bahsedilen belirsizliğin daha da sert biçimde yaşanma olasılığı yükseliyor.

AKP’nin cumhurbaşkanlığına kimi aday göstereceği henüz bilmiyoruz. Ancak muhtemel senaryolar arasından üçünün öne çıktığını göz önüne alırsak, bu doğrultuda bazı öngörülerde bulunabiliriz:

Birinci ve en kuvvetli senaryo; Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçilmesi ve AKP'nin başına Erdoğan’a kolayca itaat edecek bir ismin gelmesidir. Erdoğan, Bakanlar Kurulu toplantılarına başkanlık ederek iç ve dış politika alanlarına direkt müdahil olacak, sistemi filli başkanlığa doğru zorlayacaktır. Bunu yaparken, sadece Başbakan’ın değil, Bakanlar Kurulu ve TBMM’deki parti gurubunun desteğini almak zorundadır. Fakat çok fazla alanda belirleyici olmak, bu alanlarla ilgili tüm eleştirilerin de Erdoğan’a yönelmesi gibi (zaten mevcut olan) bir sorunu derinleştirebilir. Çok az sayıda AKP’li siyasetçi ve danışmanla çalışma alışkanlığı olan Erdoğan’ın, Çankaya’ya çıktığında da benzer şekilde teknokratik bir anlayışla ülkeyi yönetmesi, AKP grubu ile arasındaki mesafeyi genişletebilir.

Erdoğan’ın fiili yarı başkanlık sistemiyle yetinmeyerek, bunu “Türkiye’ye özgü başkanlık sistemi” yönünde işlemeye zorlamaya çalışması sadece siyasi değil, hukuki gerilimler de yaratacaktır. Tam da bu nedenlerle Erdoğan’ın siyasi bir kumar oynayarak, 2015 genel seçimlerinde büyük başarı elde etmesi ve anayasayı değiştirebilecek güce ulaşması gerekiyor.

Başka bir ihtimal, AKP’nin önemli bir çoğunluk elde etmesi ve diğer bir partinin desteğiyle anayasayı değiştirebilir pozisyona ulaşmasıdır. Buradaki en büyük risk, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı döneminde muhalefetin TBMM’de daha güçlü hale gelmesi, hatta seçimleri kazanmasıdır. Bu da Erdoğan’ı, 1989-1993 yıllarında giderek güçlenen muhalefete rağmen cumhurbaşkanlığını üstlenmek zorunda kalan Özal’ın durumuna düşürür. Böyle bir ortamda Erdoğan’ın parti üzerindeki etkisinin erimesi fazla şaşırtıcı olmaz.

Bugün AKP’de tek belirleyici muktedir olan Erdoğan’ın, kendi elleriyle güçlü bir rakip yaratması, onun artık epeyce aşina olduğumuz siyasal reflekslerine ters düşer. 

by Yüksel Taşkın

İkinci senaryo; Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesi, AKP’nin başına da mevcut Cumhurbaşkanı Abdullah Gül benzeri güçlü bir ismin gelerek yeni hükümeti kurmasıdır. Erdoğan’ın böyle bir olasılığı engellemek için ciddi çaba harcayacağı öngörülebilir. Bugün AKP’de tek belirleyici muktedir olan Erdoğan’ın, kendi elleriyle güçlü bir rakip yaratması, onun artık epeyce aşina olduğumuz siyasal reflekslerine ters düşer. Böyle bir durumda, birinci senaryoda bahsedilen muhtemel krizlerin çok daha sert yaşanması beklenebilir.

Başbakanlık koltuğuna oturacak güçlü isim, Erdoğan ile çatışmasının şiddetlenmesi halinde ilk önce parti örgütü içerisinde etkili olmaya çalışacaktır. Böylesi bir yaklaşım da AKP’nin bugüne kadar engellemeyi başardığı parti içi mücadeleleri tetikleyebilecektir. Gerilimin daha da şiddetlenmesiyle birlikte ‘Güçlü Başbakan’, giderek yoğunlaşan toplumsal muhalefetle beraber hareket etmeyi dahi göze alabilir. Erdoğan açısından en kötü senaryonun bu olduğuna şüphe yoktur. ‘Güçlü Başbakan’ın parlamenter sistem lehine ve hukukun aşınmaması yönünde atacağı adımlar, Erdoğan karşıtı havanın daha da yoğunlaşmasıyla neticelenebilir.

Üçüncü ve en zayıf senaryo; Erdoğan’ın Başbakan kalması, Abdullah Gül’ün veya bir başka AKP’linin cumhurbaşkanlığına adayı gösterilmesidir. Bu senaryo, AKP örgütünü en çok rahatlatacak ihtimali işaret eder. AKP’nin 2015 genel seçimlerine Erdoğan liderliğinde girmesi, örgüt için en önemli avantajdır. Bu, en azından daha önceden tecrübe edilmiş bir husustur. Erdoğan’sız AKP’nin ne kadar dirençli çıkacağı, seçim başarılarını sürdürüp sürdüremeyeceği ve parti içi mücadelelere savrulup savrulmayacağını bugünden kestirmek mümkün olmadığına göre, parti örgütünün bu riski almak istememesi gayet doğaldır.

Erdoğan’ın parti örgütü ile yaptığı istişarelerde ‘Başbakan kalması’ yönündeki görüşlere zaman zaman sert çıkması, Çankaya’ya çıkma konusundaki arzusunu çok da gizleyemediğini gösteriyor. Bugüne kadarki gözlemlerimiz, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlık sevdasını beş yıl sonraya ertelemesinin çok zor olduğu yönünde. Siyaset, doğru zamanda doğru hamleyi yapmamayı kaldırmıyor. Ancak Erdoğan’ın çok ciddi bir risk görmesi halinde geri adım atabileceğini de hesaba katmak gerekiyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, siyaseten çok bilinen bir isim değil. Ama az bilinen isimler üzerine bina edilen çok etkili kampanyalar da var. En son Yalova ve Ağrı gibi illerin de dahil olduğu yerlerde yapılan ara yerel seçim, muhalefetin hem özgüven kazandığını hem de stratejik oy verme yeteneğini daha da geliştirdiğini gösteriyor. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde alabileceği ilk seçim yenilgisi, siyasetteki yenilmezlik algısını yıkabilir. Bu yenilgi duygusuyla, parti içinde mutlak itaat kültürünü sürdürmesi zora girebilir. Erdoğan tarzı liderlerin bir kez seçim yitirmeleri akabinde muhalefetin özgüvenin daha da artacağını ve 2015 genel seçimlerine daha şevkle asılacaklarını öngörmek zor değil.

Tüm bunlara rağmen, Erdoğan’ın aday olmama tercihinin de bir tür geri adım ve yenilgi gibi algılanması olasılığı mevcut. Cumhurbaşkanlığına aday olmadığı takdirde Erdoğan’ın bundan sonra nasıl bir siyaset izleyeceği, kendi kişisel kariyeri için olduğu kadar AKP’nin siyasal geleceği açısından yaşamsal önem taşıyabilir. Erdoğan aday olmaz ve daha çatışmasız bir siyaset tarzına yönelerek demokratikleşme yönünde adımlarla toplumu rahatlatırsa AKP, 2015 seçimlerine de kuvvetli biçimde girebilir.

Erdoğan ve siyasal rakipleri dahil herkesin lehine olan bir durum tanımlanabilir mi? Bunun yolu, önemli bir birikim oluşturduğumuz mevcut parlamenter sistemimizi, yerinden demokratik yönetim reformuyla güçlendirmekten geçiyor. Türkiye, güç ve yetkilerin merkezde toplanması yerine, farklı aktörler arasında paylaştırabilmesini getirecek yapısal bir dönüşümün eşiğinde bekliyor.

Doç, Dr. Yüksel Taşkın, Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Taraf gazetesi köşe yazarı. Lisans, yüksek lisans ve doktorasını Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Taşkın’ın 'Anti-Komünizmden Küreselleşme Karşıtlığına: Milliyetçi Muhafazakar Entelijensiya' (İletişim, 2007), 'AKP Devri: Türkiye Siyaseti, İslamcılık ve Arap Baharı' (Birikim, 2013) ve (Suavi Aydın ile beraber) '1960’tan Günümüze Türkiye Siyasi Tarihi' (İletişim, 2014) başlıklı kitapları yayımlandı.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Yüksel Taşkın

Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi ve Taraf gazetesi köşe yazarı. Lisans, yüksek lisans ve doktorasını Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde tamamladı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;