Görüş

Evet, Kıbrıs’ta bu kez çözüm yakın AMA…

Kıbrıs’taki müzakerelerde pozitif bir hava esiyor ancak bunu dikkatle tasarlanmış bir süreçle “beslemek” şart. Bunun formülü ise Maraş’ın açılması, iki taraftaki üniversiteler arası işbirliği ve BM gözetimindeki ara bölgenin ortak bir işbirliği alanına dönüştürülmesi gibi güven yaratıcı adımlarda...

1974 “Kıbrıs Barış Harekatı”nın, yani çok daha bilinen bir tabirle “1974 Türkiye’nin Askeri Müdahalesi”nin üzerinden tam 41 yıl geçti. Ancak tabii Kıbrıs uyuşmazlığı denince bunun öncesi de var. Bu süreçle ilgili olarak 1950’li yıllarda başlayan toplumlararası şiddet olayları, 1960’ta “iki toplumlu” olarak kurulup 1963’te Kıbrıslı Türklerin fiilen dışlandığı bir Kıbrıslı Elen devletine dönüşen Kıbrıs Cumhuriyeti ve 1968’de başlayan “toplumlararası müzakereler” akla geliyor. Ancak bilindiği üzere 1968’de başlayan müzakerelerden beri, 1977 Denktaş-Makarios ve 1979 Denktaş-Kyprianou Doruk Anlaşmaları ile Kıbrıs’ta “iki-bölgeli ve iki-toplumlu bir federal Kıbrıs” yaratma çabaları devam ediyor.

2004’teki “Annan Planı” dönemi dışında, belki de ilk kez bugün 20 Temmuz 1974’ün 41. yıldönümünde bu kadar umut verici müzakereler yürütülüyor.

by Ahmet Sözen


2004’te Kıbrıs’ta eş zamanlı referandumlarla Kıbrıslı Rumlarla Kıbrıslı Türklerin onayına sunulan ve o dönemde “Annan Planı” olarak bilinen, Birleşmiş Milletler’in gözetiminde hazırlanan kapsamlı çözüm planı dönemi dışında, belki de ilk kez bugün, 20 Temmuz 1974’ün 41. yıldönümünde bu kadar umut verici müzakereler yürütülüyor. Bu umut, Kuzey Kıbrıs’ta yıllardır federatif çözümü özde savunan Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı ve dolayısıyla toplumlararası müzakerelerde Kıbrıs Türk tarafı adına müzakereleri yürüten kişi seçilmesi ile arttı. Bugün müzakereleri yürüten iki lider, yani Mustafa Akıncı ve Nikos Anastasiadis, 2004 referandumunda Annan Planı’na verdikleri destekten dolayı “EVET”çi liderler olarak görülüyordu. Bu kombinasyon da gerek Kıbrıslı Türkler gerekse Kıbrıslı Rumların gözünde Kıbrıs’ta müzakerelerin başarıyla bir federatif çözümle sonlanması beklentisini yükseltti.

Mayıs 2015’te başlayan toplumlararası müzakerelerde şu ana kadar özlü konularda fazla yol alınmış değil. Ancak bu henüz Kıbrıs’ta çözüm beklentilerinin azalması anlamına gelmemeli; çünkü son iki ayda müzakere masasında, yeterli olmamasına rağmen, bazı önemli adımlar da atıldı. Peki, nedir bu önemli adımlar? İki ana başlıkta toplanabilir: Birincisi, müzakere zemininin tesis edilmesi ve ikincisi, bazı güven yaratıcı önlemlerin hayata geçirilmesi. Bu iki adımı, Mayıs 2015’te başlayan müzakere sürecini daha önceki süreçlerden farklılaştıran adımlar olarak görmek mümkün.

İlk önce, Kıbrıs'taki toplumlararası müzakerelerde uzun zamandır var olan çok önemli bir eksik giderildi. Mart 2014’te müzakerelerin o dönemde başlamasına kılavuzluk eden iki liderin kabul ettiği Ortak Metin’in de en önemli eksiği olan, taraflar arasında anlaşılmış ve anlaşılmamış konuların netleşmesi sağlandı, yani müzakerelerde tarafların üzerine bastığı zemin tesis edildi. Kıbrıs Türk ve Rum tarafları, bugüne kadar üzerinde anlaştıkları ve anlaş(a)madıkları müzakere konularını tarayıp bunları kayıt altına alarak, Kıbrıs müzakerelerinin bir sonraki aşamasında – yani, özlü konularda al-ver sürecine geçerken – üzerine basabilecekleri sağlam bir zemin olarak görünebilecek “Akıncı-Anastasiadis Belgesi”ni hazırladı.

Bu, her ne kadar geç kalmış bir hamleyse de, Mayıs 2015’te başlayan toplumlararası müzakerelerin geleceği ve başarısı bakımından çok önemli bir adımın başarıyla tamamlanması anlamına geliyor. Ancak pek tabiidir ki esas en zor süreçlerden birisi olan, tarafların karşılıklı taviz vereceği özlü konulardaki al-ver süreci daha yeni başlıyor. Bu dönemin sağlıklı bir değerlendirmesini yapabilmek için bu sürecin seyrini önümüzdeki 3-4 ay yakından izlemek gerekecek.

Mayıs 2015’ta başlayan toplumlararası müzakereleri önceki süreçlerden farklı kılan ikinci unsur ise, Akıncı ile Anastasiadis’in bu süreci sembolik de olsa bazı güven yaratıcı önlemler ile başlatması. İki liderin yürüyerek karşı tarafın çarşısını ziyaret edip kahve ve zivaniya (Kıbrıs’a özgü bir çeşit içki) içmesi, beraber tiyatro oyunu seyretmeleri ve iki taraf arasında daha çok geçiş kapısı açılması konusunda mutabakata varmaları ve birçok başka konuda atılan sembolik ama önemli adımlar, müzakere sürecine pozitif katkı yapıyor.

Güven uçurumu ortadan kalkmalı

Bir yandan çözüm için umutlarını büyük oranda yitirmiş Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarını yeniden umut aşılayıp federatif bir çözüme hazırlarken, diğer taraftan da iki toplum arasında yıllarca oluşmuş büyük güven uçurumunu ortadan kaldırmak gerekiyor. Bunun en önemli aracı ise, iki toplum arasında bir dizi ciddi güven yaratıcı önlemlerin hayata geçirilmesi olacaktır.

Burada, müzakerelerin başarı ile sonuçlanması hedefleniyorsa, iki liderin özlü konularda müzakereler ne yöne giderse gitsin, güven yaratıcı önlemler alma sürecini ölçek artırarak daha büyük (ve radikal) adımlarla devam ettirmeleri gerekiyor. Aksi halde müzakereler halktan kopuk bir şekilde ve iki toplumu federatif bir çözüme hazırlamadan sağlıklı bir mecrada olmaz ve dolayısıyla liderler seviyesindeki müzakere süreci bu pozitif katkıdan yoksun ve dejenere olup başarısızlığa uğrama riski taşıyabilir.

Kıbrıs’ta bugünkü “bölünmüşlük” diye adlandırabileceğimiz süregelen durumdan (statüko) nemalanan kesimlerin, müzakere sürecinin başarısızlığa ulaşması için hem bugün hem de yarın ellerinden gelen “oyunbozanlığı” yapacaklarından kimse şüphe duymasın.

by Ahmet Sözen


Bugün Kıbrıs’ta yürütülen müzakere sürecinin en önemli avantajı, bu sürece ABD, Avrupa Birliği ve BM gibi dış aktörlerin, her iki tarafın siyasi elitlerinin çoğunun ve genel olarak ortalama vatandaşın geçmişe göre daha yüksek oranda gösterdikleri destek. O yüzden de bu konjonktür – yani yaratılan fırsat penceresi – heba edilmemeli ve çok iyi değerlendirilmeli.

Bugünkü müzakere sürecinin en önemli dezavantajı ise, adanın her iki kesiminde ve özellikle Kıbrıs Rum tarafında çocukların ve gençlerin maruz kaldığı ırkçı ve şövenist eğitim sistemi ve – yine Kıbrıs Rum tarafında çok daha bariz görünen – geleneksel medyanın Kıbrıs müzakere ve barış süreçlerine karşı takındığı negatif tutum denebilir. Kısacası Kıbrıs’ta bugünkü “bölünmüşlük” diye adlandırabileceğimiz süregelen durumdan (statüko) nemalanan kesimlerin, müzakere sürecinin başarısızlığa ulaşması için hem bugün hem de yarın ellerinden gelen “oyunbozanlığı” yapacaklarından kimse şüphe duymasın.

Peki, Kıbrıs Türk ve Kıbrıs Rum toplumları Kıbrıs’ta federatif bir çözüme bu kez daha mı yakın? Bu sorunun cevabı, evet ve arkasından gelen kocaman bir “AMA”... Evet, Kıbrıs’ta bugün toplumlararası müzakerelerde pozitif bir hava esiyor, ancak bu havanın muhakkak dikkatle dizayn edilen bir süreçle “beslenmesi” gerekiyor. Bunun formülü de, liderler seviyesinde toplumlararası müzakereler devam ederken, bu sürece paralel ve bu süreçten bağımsız bir şekilde iki liderin cesaretle bugünkü sembolik adımlardan daha büyük ve güven yaratıcı adımları hayata geçirmesine dayanıyor. Örneğin Kapalı Maraş’ın açılması, iki taraftaki üniversiteler arasında işbirliği ve iki tarafı ayıran BM gözetimindeki ara bölgenin ortak bir işbirliği alanına dönüştürülmesi gibi…

Hiç unutmamak gerekiyor ki, Kıbrıs’ta gerçek pozitif barışın önündeki en önemli eksikliklerin başında, iki toplum arasında uzun zamandan beri var olmayan işbirliği tecrübesi geliyor. Kıbrıs’ta kurulması öngörülen iki toplumlu, iki bölgeli – yani Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların “güç paylaşımına” dayalı – federasyon aslında bir “mega-işbirliği” yapısı olduğuna göre, bu yapıya bugünkü işbirliği seviyesinden sıçrayıp geçmek hiç de sağlıklı olmayacaktır. O yüzden, bugünden başlayarak, federal çözüme ulaşıncaya kadar iki taraf arasında işbirliği tecrübelerinin çoğaltılması gerekiyor.

Bir başka deyişle, yarın Kıbrıs birleşik federal devletini işbirliği içinde ortak bir şekilde yönetecek olan Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin bugünden bu işbirliği tohumlarını atıp bunun sonuçlarını yoğun bir şekilde tecrübe etmeleri gerekiyor ki gelecekteki birleşik Kıbrıs devleti uzun ömürlü ve sağlam olabilsin.

Prof. Dr. Ahmet Sözen, Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Syracuse Üniversitesi'nde yaptı. Doktorasını, Kıbrıs müzakereleri konusunda yazdığı tezle Missouri-Columbia Üniversitesi’nden aldı. Uzmanlık alanı uyuşmazlıkların çözümü ve müzakere teknikleri olan Sözen, 2008 yılında başlayan Kıbrıs müzakerelerinde Kıbrıs Türk tarafının müzakere heyetinde de yer aldı. Son 20 yılda Kıbrıs uyuşmazlığı ve müzakerelerle ilgili onlarca bilimsel makaleye imza atan Sözen'in bu konuda yayımlanmış üç de kitabı bulunuyor.

Twitter'dan takip edin: @gumbaro

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Ahmet Sözen

Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Sözen, Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Syracuse Üniversitesi'nde yaptı. Doktorasını, Kıbrıs müzakereleri konusunda yazdığı tezle Missouri-Columbia Üniversitesi’nden aldı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;