Görüş

Fırat Kalkanı Harekâtı ve sonrası

Beşinci ayını geride bırakan Fırat Kalkanı Harekâtı'nda, DEAŞ’ın ilk savunma hattının kırılması hedefine büyük ölçüde yaklaşıldı. Elbette, El-Bâb'ın DEAŞ teröründen temizlenmesi, gösterilen çabaların sonu olmayacak. O noktada, yerleşimi elde tutup istikrarı korumak ve sosyal düzeni inşa etmek, Türkiye'nin Suriye'de sınır ötesi terörle mücadelesi açısından yeni bir başlangıç teşkil edecektir.

Konular: Fırat Kalkanı Harekâtı, Türkiye, Suriye, IŞİD, PKK
Can Kasapoğlu'na göre, Türkiye, ortadaki zorluklara rağmen, El-Bâb'da DEAŞ’a karşı askeri bir zafer kazanacak kabiliyete fazlasıyla sahip. [Fotoğraf: EPA]

Türkiye, Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın 51. maddesi kapsamında düzenlenen meşru müdafaa hakkına dayanarak, 24 Ağustos 2016’da, Suriye'nin kuzeyinde Fırat Kalkanı Harekatı’nı başlattı. Türk makamlarının açıklamaları çerçevesinde harekâtın temel hedefleri, Türkiye’nin sınır güvenliğini korumak, DEAŞ terör örgütü ile mücadele etmek ve terör örgütü PKK ile Suriye'deki kolları PYD/YPG'nin fiili bir durum oluşturarak Türkiye sınırında bir koridor oluşturmasını engellemektir.

Beşinci ayını geride bırakan Fırat Kalkanı Harekâtı'nın en çetin cephesi El Bâb olmuştur. Özellikle 7-8 Şubat ve sonrasında icra edilen etkili taarruzların, sahadaki durumu Fırat Kalkanı’nın lehine önemli ölçüde değiştirdiği görülüyor. Bu sayede önemli hâkim mevziler Türk güçlerinin ve yerel dost unsurların eline geçerken, DEAŞ’ın ilk savunma hattının kırılması hedefine büyük ölçüde yaklaşıldığı söylenebilir.

Özellikle kilit konumdaki Akil Tepesi’nin kontrolü, Fırat Kalkanı Harekatı’na yeni taarruz imkanları kazandıran kritik bir başarı. Ayrıca, yerleşimin güneybatısındaki Silolar bölgesinin harekatın yerel unsurları tarafından ele geçirilmesi de taktik bir avantaj oluşturuyor, zira bölgedeki en yüksek yapılardan biri olan Silo alanının ÖSO ve Türkmen birlikleri tarafından kontrol edilmesi önemli.

Bu aşamada dikkat edilmesi gereken trend, Suriye Baas güçlerinin el-Bab’a güneyden yaklaşmaları ile birlikte, harp sahasının daralması ve birçok aktörün temas hattında bulunması riski. Özellikle Rusya hava kuvvetlerinin son ‘dost ateşi’ olayında görüldüğü üzere, Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında Türk askerlerinin korunmasında askeri yetenekler kadar, diplomatik çabalar ve üst düzey koordinasyon da ön plana çıkıyor.

Tüm zorluklara karşın, mevcut jeostratejik koşulların Fırat Kalkanı kapsamında el-Bab harekatının başarıyla tamamlanmasına uygun olduğu görülüyor. Bu noktada, DEAŞ’ın meskûn mahaldeki direncinin mümkün olan en kısa zamanda kırılması önem taşıyor.

Değişen askeri parametreler

Fırat Kalkanı Harekatı’nın operasyonel tempo ve askeri-jeostratejik ilerleme açısından başarılı olduğu ortaya konmuş durumda. Harekât, özellikle ilk safhalarında, Cerablus'tan başlamak üzere tüm operasyonel hedeflerini hızla ele geçirdi. Askeri-jeostratejik açıdan bakıldığında, Fırat Kalkanı’nın ilk 50 gününde 1.100 kilometrekarelik bir alanı temizlenmesinin ardından, El Bâb'a ulaşılmasıyla birlikte kontrol altında tutulan alan 2 bin kilometrekareye çıktı.

Bu aşamada dikkat edilmesi gereken trend, Suriye Baas güçlerinin el-Bab’a güneyden yaklaşmaları ile birlikte, harp sahasının daralması ve birçok aktörün temas hattında bulunması riski. Özellikle Rusya hava kuvvetlerinin son ‘dost ateşi’ olayında görüldüğü üzere, Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamında Türk askerlerinin korunmasında askeri yetenekler kadar, diplomatik çabalar ve üst düzey koordinasyon da ön plana çıkıyor.

Türk birliklerinin Azez ve Mare'nin doğusunda ve Dabık'ta hızla elde ettiği ilermeleler, bilhassa El Bâb'a yönelik nihai bir taarruza zemin hazırlanması açısından kilit önem taşıyordu. Türkiye ayrıca, harekâtın bu ilk safhasının hızla geçilmesiyle birlikte DEAŞ’ın Suriye topraklarından –özellikle roket saldırıları yoluyla– bir yıpratma harbi icra etmesinin önüne geçmek için gereken derinliğe de ulaşmış oldu.

Fırat Kalkanı Harekâtı, 2016 yılının Kasım-Aralık döneminden başlayarak El Bâb'ın kontrol altına alınması yönünde ilerlerken, çatışmanın belirleyici parametrelerinde ve askeri karakteristiğinde de değişimler gözlemlendi. Özellikle bu dönemde DEAŞ, hibrit bir anlayış benimseyerek nizami ve gayrinizami harp yöntemlerini aynı anda uygulamaya başladı.

IŞİD'in meskûn mahallerde daha önceki çatışmalarından –özellikle Irak’ta bulunan Ramadi’den– öğrenilen dersler, terör örgütünün en agresif direnişi meskûn mahalleri çevreleyen kırsal kuşaklarda ve banliyölerde ortaya koyduğunu gösteriyor.

Dahası, DEAŞ, savunma anlayışını meskûn mahalleri son sokağına kadar kadar müdafaa etmek yerine, karşılaştığı taarruzun maliyetini arttırmayı hedefleyen bir strateji üzerine kuruyor. El-Bâb'da savunma durumundaki terör stratejisi de, yeraltı ve tünel sistemlerine, el yapımı patlayıcı yüklü araçlarla düzenlenen intihar saldırılarına ve taşınabilir güdümlü tanksavar füzelerine dayanıyor.

Jeopolitik etkenler de harekât konusunda ilave zorlukları beraberinde getirmişti. El Bâb, DEAŞ’ın Fırat Nehri'nin batısındaki ana tahkimatı olmaya uzun süre devam etti. Bu durum savunmanın bir süre inatla sürdürülebilmesine imkân verdi. Ayrıca, Rakka ve Musul'da DEAŞ’a karşı yürütülen koalisyon operasyonlarının yavaşlaması da terör örgütünün El-Bâb'ı takviye edebilmesini kolaylaştırdı. Öte yandan, DEAŞ’ın El-Bab çevresindeki irtibat hatlarının harekâtın başlamasından önce tamamen imha edilememiş olması da diğer bir zorluk faktörü olarak karşımıza çıktı.

Belirtilen tüm zorluklara karşın, son ilerlemeler ile birlikte Fırat Kalkanı Harekatı’nın El-Bab operasyonlarını uzak olmayan bir tarihte başarıyla tamamlaması kuvvetle muhtemel.

Türkiye'nin El Bâb'daki stratejisi

Türkiye'nin El Bâb'daki harekâtı kapsamında askeri stratejik açıdan iki hedef belirlediği görülüyor.

Yerleşim yerinin batısında, Fırat Kalkanı’na bağlı kuvvetler, müşterek birlik harekâtları ile kritik konumdaki Akil Dağı ve hastane bölgesinin kontrolünü tamamen ele geçirmeye yoğunlaştı, bu hedefini de geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdi. Akil Dağı, harp tarihi boyunca, gelişen askeri teknolojiye rağmen, coğrafyanın hâlâ en önemli belirleyen olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu nedenle Fırat Kalkanı Harekatı’nın El-Bab safhasında bu bölgeye yoğunlaşması belki de en kritik ve isabetli operasyonel karar niteliğinde oldu.

Kuzeydoğuda ve doğuda ise seçkin birlikler ile Fırat Kalkanı’nın yerel unsurları, DEAŞ’ın Kabbasin ve Biza'ah kasabalarındaki irtibat hatlarını hedef alan taarruzlar ve arada kalan bölgelerde de kuşatma harekâtları düzenliyor. Bu çabalar da önemli çünkü DEAŞ’ın etrafındaki çember bu operasyonlar ile kapanıyor.

TSK'nın ortaya çıkan zorluklar karşısında Fırat Kalkanı Harekâtı kapsamındaki kuvvet kompozisyonunda bir ölçüde değişikliğe gitmiş olması da dikkat çekici bir husus. Fırat Kalkanı, en başından itibaren zırhlı birlikler, topçu birlikleri, mekanize piyade birlikleri, hava kuvvetleri, insansız hava araçları, istihkam ve muhabere birliklerinin katılımına dayalı müşterek bir harekât olarak planlandı. El-Bâb safhasıyla birlikte, Türkiye’nin, terörle mücadelede etkili, bilhassa meskun mahallerde PKK'ya yönelik iç güvenlik harekatlarında da tecrübe kazanmış bazı seçkin birliklerden personeli bölgeye gönderdiği de basına yansıyan haberler arasında yer aldı.

Suriye'ye daha fazla komando birliği gönderilmesi, TSK'nın buradaki rolünün yerel Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) ve Türkmen unsurları destekleme amaçlı ateş desteği, zırhlı birlik manevraları ve hava saldırılarının ötesine geçtiğini de gösteriyor. Kimi uzmanlara göre, bu hamle, ÖSO'nun DEAŞ karşısındaki muharebe kabiliyetinde görülen eksiklikleri telafi etmeyi de amaçlıyordu.

Diplomatik cephe

DEAŞ’a karşı ABD liderliğinde kurulan koalisyon, Fırat Kalkanı’na bir miktar destek vermekle birlikte, Ankara'nın El Bâb'a kadar girmeye karar vermesi üzerine tutumunu ciddi şekilde değiştirdi.

Türkiye'nin Suriye'de sınır ötesi terörle mücadelesi açısından, Ankara’nın hem diplomatik kabiliyetlerine; hem de Türk birliklerinin harekâtın ilk önemli aşamasını başarıya ulaştırmasının ardından, El-Bâb'da istikrarı koruma görevini üstlenmeleri kuvvetle muhtemel olan Suriye'deki dost yerel gruplar üzerindeki sağlam denetimine ağırlık vermesi de önem taşıyor.

Aslına bakılırsa, Ankara'nın kararı –ve sonrasında Türkiye ile koalisyon arasında yaşanan görüş ayrılığı– temel olarak PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantıları olan PYD/YPG ile ilgili fikir farklılıklarından kaynaklanıyor. Daha önce de belirtildiği gibi, Fırat Kalkanı Harekâtı'nın jeopolitik hedeflerinden biri, Suriye'de PKK’nın kontrolünde bir terör koridoru oluşturulmasını önlemek, ki bu Türkiye açısından kritik bir milli güvenlik meselesi niteliği taşıyor.

Koalisyon desteğinin –yeterli– olmayışından kaynaklanan önemli askeri handikapların, teknik olarak özellikle olumsuz hava koşullarında yakın hava desteği ve hedef tespiti/keşif/gözetleme görevlerinde ön plana çıktığı söylenebilir. Bu nedenle, Türkiye tarafında Fırat Kalkanı Harekatı’na yönelik müttefiklerinin yeterince destek vermemesinden duyulan rahatsızlık, İncirlik Üssü'nün koalisyon üyeleri tarafından kullanılmasını bile tartışmaya açık hale getirmişti.

Dikkat çekici bir biçimde, Ankara DEAŞ-karşıtı koalisyon ile yukarıda belirtilen sorunları yaşarken, Ocak ayı ortasından itibaren Rusya ile El-Bâb'da ortak hava harekâtları düzenlemeye başladı. DEAŞ’ın direnç merkezlerini kırmakta etkili olduğu belirtilen operasyonlar, Suriye İç Savaşı'nın gidişatı açısından da bir dönüm noktası olabilir. Söz konusu işbirliği, Astana görüşmeleri ile daha ileri bir boyut da kazandı. Öte yandan, Türkiye-Rusya ilişkileri, nitelik açısından son derece karmaşık ve çok daha geniş bir jeopolitik bağlama sahip, dolayısıyla gelecekte nelerin beklediğine dair şimdiden yapılacak kesin tahminler doğru olmayabilir.

Benzer şekilde, ABD Başkanı Donald Trump'ın bir süre önce Suriye ile ilgili olarak dile getirdiği güvenli bölge kurma perspektifi de Türkiye ile ABD'nin Suriye konusundaki ilişkileri açısından önemli bir belirleyici olacak. Açıkçası, bu tür güvenli bölgeler, Türkiye'nin askeri garantileri altında güvenliği sağlanan bölgelerde, ÖSO ve Suriyeli Türkmenlerin denetiminin tanınması suretiyle, Fırat Kalkanı Harekâtı'nın operasyonel başarılarının kalıcı siyasi kazanımlara dönüşmesini sağlayabilir ve bu açıdan olumlu bir fırsat sunabilir.

Bununla birlikte, söz konusu güvenli bölge kapsamında PYD'nin hakimiyetinde bir alan olması da düşünülüyorsa, Ankara, böyle bir plana güvenliği açısından kesinlikle karşı çıkacaktır.

Sonuç olarak, Suriye İç Savaşı'nın kaderi, bir dizi farklı değişkene dayanıyor. Bir yandan dikkatle izlenmesi gereken İdlib'deki son dinamikler de halen belirsizliğini koruyor.

Türkiye, ortadaki zorluklara rağmen, El-Bâb'da DEAŞ’a karşı askeri bir zafer kazanacak kabiliyete fazlasıyla sahip.

Elbette, El-Bâb'ın DEAŞ teröründen temizlenmesi, gösterilen çabaların sonu olmayacak. O noktada, yerleşimi elde tutup istikrarı korumak ve sosyal düzeni inşa etmek, Türkiye'nin Suriye'de sınır ötesi terörle mücadelesi açısından yeni bir başlangıç teşkil edecektir.

Bu bağlamda, Ankara’nın hem diplomatik kabiliyetlerine; hem de Türk birliklerinin harekâtın ilk önemli aşamasını başarıya ulaştırmasının ardından, El-Bâb'da istikrarı koruma görevini üstlenmeleri kuvvetle muhtemel olan Suriye'deki dost yerel gruplar üzerindeki sağlam denetimine ağırlık vermesi de önem taşıyor.

Dr. Can Kasapoğlu, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi (EDAM) Savunma Analisti.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Can Kasapoğlu

Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi (EDAM) savunma analisti. Doktora derecesini Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden alan Kasapoğlu, daha önce NATO Savunma Koleji'nde misafir akademisyen olarak görev yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;