Görüş

Genç nüfus avantajı için son 30 yıl

Halen genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahip olmakla beraber nüfusun yaşlanma süreci de kapımızın hemen önünde. Bu demografik yapı, sosyal ve ekonomik kalkınma açısından fırsat sunarken bu fırsatın kullanılması için gerekli olan süre, bir ülkenin tarihi için hiç de uzun sayılamayacak 25-30 yıl ile sınırlıdır.

Konular: Türkiye, Nüfus
Türkiye, seksen milyona yaklaşan nüfus büyüklüğü ile şu anda dünyanın en kalabalık 18. ülkesi konumunda. [Fotoğraf: Getty Images]

Nüfus ile ilgili sayılar, insanların günlük yaşantısı içinde fazla yer bulmasa da her türlü plan, program ve politikanın en temel girdisi oldukları için hem insanın bireysel yaşantısının, hem de toplumsal yaşantının şekillenmesinde önemli rol oynar. Günün değerlendirilmesi, geleceğin biçimlendirilmesi için ülkelerin geçerli, güvenilir, zamanında, kendi kültürleri çerçevesinde ve uluslararası karşılaştırmalı yapıdaki bilgiye ihtiyaçları vardır.[1]

Nüfusun büyüklüğü ise en önde gelen temel bilgidir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yakın zamanda yayımladığı Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre Türkiye nüfusu 79 milyon 815 bin kişidir. Cumhuriyetin kurulmasının ardından 1927’de yapılan nüfus sayımına göre ülke nüfusu 13,6 milyon ile İstanbul’un bugünkü nüfusundan bile azken, gelinen noktada artık 80 milyona yaklaşmış nüfus büyüklüğü ile Türkiye, dünyanın en kalabalık 18. ülkesidir.

Tahminler, Türkiye’nin mevcut demografik özellikleri temelinde, nüfusun yüzyılın ortasına kadar kendi iç dinamiğiyle artmaya devam edeceğini gösteriyor. Bir başka anlatımla, geçmişteki doğurganlık ve ölümlülük örüntüleri ile belirlenmiş olan yaş yapısı, ülkenin gelecekteki büyümesine katkı yapar.

Son yıllardaki nüfus verileri Türkiye’de çalışma çağı nüfusunun geçmişin yüksek doğurganlık düzeylerinden kaynaklı olarak artmaya devam edeceği, genç nüfusun payının giderek azalacağı, yaşlı nüfusun payının ise artacağı bir görünüme işaret ediyor.

Türkiye, bugün nüfusunun yaklaşık dörtte biri 15 yaşından küçük olan, toplam nüfusunun üçte ikisinden fazlasının çalışabilir nüfus olarak nitelenen 15-64 yaşlar arasında olduğu ancak 65 ve daha yukarı yaşlardaki nüfusun payının da yüzde 8 olduğu bir kompozisyona sahip. Bu yapı, çalışma çağı nüfusunun geçmişin yüksek doğurganlık düzeylerinden kaynaklı olarak artmaya devam edeceği, toplam nüfus içinde genç nüfusun payının giderek azalacağı, yaşlı nüfusun payının ise artacağı bir görünümdür.

Genç nüfus avantajı 25-30 yıl ile sınırlı

Halen genç ve dinamik bir nüfus yapısına sahip olmakla beraber nüfusun yaşlanma süreci de kapımızın hemen önünde. Bu demografik yapı, sosyal ve ekonomik kalkınma açısından fırsat sunarken bu fırsatın kullanılması için gerekli olan süre, bir ülkenin tarihi için hiç de uzun sayılamayacak 25-30 yıl ile sınırlıdır.

Türkiye, doğumların ve ölümlerin yüksek olduğu dönemlerden başlayarak her ikisinin de düşük olduğu zamanlara geldi. Nüfusun yaş yapısını belirleyen bu süreç, yüzyılın ortalarına kadar toplam nüfus içinde çocuk nüfusun payının azalması ve 15-64 ile 65 ve üzeri yaş gruplarının payının giderek artması yönünde köklü değişimler yarattı.

Yaşlı nüfusun payının, hem doğurganlığın azalmasının hem de insan ömrünün uzamasının bir sonucu olarak yüzyılın ortalarına doğru yüzde 19’a ulaşacağı tahmin ediliyor. Bu demografik fırsatın kullanılmasında, günümüzün genç yaş grubuna ve toplam içindeki payı bir süre daha büyüyecek olan ekonomik üretkenlik yaşındaki nüfus grubuna yönelik geliştirilecek dikkatli politikalar, Türkiye’nin yaşlanan dünya içindeki konumu için avantaj yaratacaktır. Bununla beraber, toplam nüfus içinde genç nüfusun payının azalıyor olması, genç nüfusun nitelik olarak desteklenmesini kolaylaştırıyor.

Türkiye’nin yaş yapısının ülkenin gelişmesine ve kalkınmasına elverişli yapıda olması, nüfusun yaşlanacak olması gerçeğini unutturmamalıdır. Nüfusun yaşlanacak olması bugün ortaya çıkan bir durum değildir. Pek çok ülke ve özellikle gelişmişlik düzeyi görece yüksek olanlar, nüfusun yaşlanmasını 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren yaşadı. Bu konunun Türkiye’nin gündeminde yerini almaya başlaması ise içinde bulunduğumuz yüzyılın başlarından itibaren gerçekleşti. Toplumsal ve ekonomik değişimle birlikte, oldukça kısa bir zaman dilimi içinde demografik yapıda da önemli bir dönüşüm yaşanarak nüfus artış hızının yavaşladığı, doğurganlık ve ölümlülük hızlarının düşük olduğu bir konuma ulaşılmasıyla, nüfusun yaşlanması, ülkenin kaçınılmaz ve önemli bir konusu haline geldi.

Demografik yaşlanma, ortalama yaşam süresinin uzaması ve doğurganlık düzeyinin azalması sonucunda nüfusun yaş yapısının değişerek toplam içinde genç yaşlardaki nüfusun payı azalırken, yaşlı nüfusun payının görece artmasıdır. Türkiye için tahmin edilen ortalama ömür 77 yıl ve bunun 2000’lerin ortasına doğru 80 yaşın üzerine çıkması bekleniyor.

Yaşam süresinin uzaması, bir nüfusun yaşlanma ölçeklerinden olan ortanca yaşı etkiler. Bir toplumun yaşlı olarak nitelenmesi, ortanca yaşın 50’li yaşlara doğru yaklaşması ve yaşlı nüfusun genel nüfusa oranının yüzde 10’un üzerinde olmasıyla gerçekleşir. Türkiye’de ortanca yaş 31,4’tür, yani nüfusun yarısı bu yaştan büyük, diğer yarısı ise küçüktür. Ortanca yaşın bu çağın ortalarına kadar 10 yaş üzerinde artacağı tahmin ediliyor.

Doğurganlık düzeyi ise 21. yüzyılın ortasından itibaren azalma eğilimine girerek yüzyılın son çeyreğinden itibaren belirgin bir inişe geçti. Doğurganlık, kadın başına 2,26 doğum ile nüfusun kendini yenilediği düzey dediğimiz 2,1’lik doğurganlık hızının biraz üzerindedir[2]. Doğurganlıktaki düşme eğilimi ülke genelinde ve ülkenin heterojen yapısının yansıdığı bir örüntüyle bölge, eğitim, refah düzeyi vb. çeşitli boyutlarda farklılaşıyor. Gerek yaşanan hızlı doğurganlık düşüşü, gerek yaşam beklentisindeki gelişmeler, gerekse de sayıca fazla olan yaş kuşaklarının 65 yaşın üzerindeki nüfusa geçiyor olmaları ülke nüfusunun yaşlanma sürecinin gelecek yıllarda hızlanacağına işaret ediyor.

Yüzyılın ortasına geldiğimizde ise, ilk kez 60 ve daha yukarı yaşlardaki nüfusun 15 yaşından küçük nüfustan daha fazla olacağı tahmin ediliyor ve bu nüfusun yaklaşık yüzde 80’i gelişmekte olan ülkelerde yer alacak.

Türkiye nüfusunun yaşlanacak olması mevcut yaş yapısının bir sonucu olarak beklenmedik ve şaşırtıcı bir sonuç değildir. Neredeyse tüm ülkelerin 2015 ve 2030 yılları arasında yaşlı nüfus bakımından önemli oranda büyüyeceği ve gelişmekte olan ülkelerde bu büyümenin gelişmiş ülkelere kıyasla daha hızlı olacağı bekleniyor. Yüzyılın ortasına geldiğimizde ise, ilk kez 60 ve daha yukarı yaşlardaki nüfusun 15 yaşından küçük nüfustan daha fazla olacağı tahmin ediliyor ve bu nüfusun yaklaşık yüzde 80’i gelişmekte olan ülkelerde yer alacak.

Bu yüzyılın demografik olayı, yaşlanma

Geçen yüzyılın demografik olayı, nüfusun hızlı artışı ve nüfus büyümesiyken, şimdilerde ise yaşlanma olmuştur. Aslında her iki demografik olay da demografik davranışların modernleşmesi ile ortaya çıkmış gerçekliklerdir. Hızlı nüfus artışı, ölüm hızlarının süratle ve doğurganlık hızlarıyla eş zamanlı düşmeyerek doğurganlığın ölümlülükten bir süre sonra düşmeye başlamasıyla meydana gelmiştir. Zaman içinde doğurganlığın düşmesi, sağlık ve yaşam koşullarındaki iyileşmeye paralel olarak insan ömrünün uzaması ve nüfus artış hızının yavaşlaması sonucunda da nüfusun yaşlanması gündeme gelmeye başlamıştır.

Bir başka ifadeyle yaşlanan nüfus, nüfusun büyümesine meydan okumanın bedelidir. Nüfus artışını durdurma ya da yavaşlatma çabalarının maliyeti, topyekûn yaşlanmaya giden yol olmuştur. Ne var ki her iki demografik olay arasında önemli bir fark var. Hızlı nüfus artışı, tarihsel boyutta bakıldığında kısa dönemli bir olayken, yaş yapısındaki bu değişim şimdilik geriye döndürülebilecek bir olgu gibi gözükmüyor.

Türkiye, statik bir yapıya sahip olmayan her toplum gibi değişim süreci içinde ve demografik değişimler genellikle öngörülebilir olduklarından gerekli önlemler alındığında toplum için tehdit oluşturmazlar. Özellikle nüfus ve kalkınma arasındaki çok boyutlu, çok katmanlı ve çok yönlü karşılıklı ilişki göz önüne alındığında, nüfus dinamikleri, toplumsal fırsatların yitirilmemesi ve ağır maliyetler ödenmemesi adına yol gösterici niteliktedir. Sonuçta, yaşam örüntüsünün değişmesi söz konusudur. Örneğin hane büyüklüğünün küçülmesi, ailenin çekirdekleşmesi, yaşlı bireylerin toplumsal ve aile içi statülerinin değişebilmesi, yaşlı nüfusun yalnız yaşama oranlarının artması, gelecek yaşlı nüfusun kentlerde yoğunlaşacak olması, ülkenin heterojen yapısı sonucu bu dönüşümün farklı bölgelerde farklı görünümler alacak olması, eğitimli bir yaşlı grubun geliyor olması gibi. İnsan hakları temelli, talepleri ve tercihleri dikkate alan, niteliği göz ardı etmeyen politikalar ile geleceğin senaryolarını şekillendirmek mümkün olabilir.


[1] 1994 Uluslararası Nüfus ve Kalkınma Konferansı eylem planı

[2] Toplam Doğurganlık Hızı, doğurganlığın belirli bir dönemdeki düzeyinin geçerli kaldığı varsayıldığında bir kadının doğurgan olduğu dönem süresince (15-49 yaşları arasında) ortalama olarak doğuracağı canlı çocuk sayısını ifade eetmektedir.

Prof. Dr. Banu Ergöçmen, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü ve Nüfusbilim Anabilim Dalı Başkanı.

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Banu Ergöçmen

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü ve Nüfusbilim Anabilim Dalı Başkanı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;