Görüş

İhsanoğlu tercihi ve risk alan Kılıçdaroğlu

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, parti içi huzurunu riske atma pahasına cumhurbaşkanlığına Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday göstererek, daha riskli olan ve kendisine daha çok sorumluluk yükleyen bir tercih yaptı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun MHP'li mevkidaşı Devlet Bahçeli'ye çatı aday olarak İhsanoğlu'nu önermesi, CHP içinde tepki çekti. [AA]

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) liderleri, 16 Haziran 2014 gün yaptıkları ortak açıklamayla, cumhurbaşkanlığı seçiminde ‘çatı adayı’ olarak Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu destekleyeceklerini açıkladılar. Liderler, Ali Çarkoğlu’nun belirttiği gibi ‘siyaset dışı’ bir aday göstererek siyaset dünyasında bir çalkalanmaya yol açtılar.

Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’yi, İslam İşbirliği Teşkilatı Eski Başkanı İhsanoğlu tercihine yönelten nedenleri tahmin edebiliyoruz. CHP ve MHP, İhsanoğlu ile kendi seçmenleri üzerine muhafazakar seçmenlerin de bir kısmını eklemeyi umuyorlar. Bu yolla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) cumhurbaşkanı adayı olması beklenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkışını engellemeye çalışıyorlar. Peki, bu yarışta İhsanoğlu tercihinin avantajları ve dezavantajları nelerdir?

İhsanoğlu'nun avantajları

İhsanoğlu’nun üç önemli avantajı bulunduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki; siyasetin dışından gelmesi, siyasi mücadelelerin içinde yer almamış olmasıdır. Bu sayede hem örgütsel bir geçmişin kendisini sadece bir parti içine sıkıştırmasından kurtulabilir hem de günün ihtiyaçlarına uygun yeni bir söylem geliştirirken sırtında görece hafif bir geçmiş bagajı taşır.

İkinci avantaj olarak, İhsanoğlu’nun kişiliği ön plana çıkıyor. İhsanoğlu; uzlaşmacı, sakin, dürüst, entelektüel birikimi yüksek, hoşgörülü bir şahsiyet olarak tanımlanıyor. Bu karakter özelikleri, Erdoğan’dan yorulan birçok kişi için cazip gelecektir.

Son olarak, İhsanoğlu’nun muhafazakar kesimlerin gözünde muhafazakar değerler üzerinden karalanama imkanı içermeyen nitelikler taşıması geliyor. Her ne kadar bunun muhafazakar seçmenleri ne oranda ‘çatının’ altına çekebileceğini kestirmek zor olsa da nihayetinde bir avantajdır.

İhsanoğlu'nun dezavantajları

İhsanoğlu’nun dezavantajları da üç başlık altında toplanabilir. İlk sırada şüphesiz, İhsanoğlu'nun tanınırlık eksikliği yer alıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine iki aydan kısa bir sürenin kaldığı düşünüldüğünde, bu tanınırlık eksikliğini kapatmak, muhalefetin en büyük zorluğu olacaktır.

Keza İhsanoğlu’nun siyasi tecrübesizliği, alanlarda mitinglerle yürütülecek bu seçim yarışında önemli bir dezavantaj. Yapısı gereği bu seçimler yalnızca siyaset yapılarak kazanılabilir. Cumhurbaşkanlığı makamının ‘siyaset üstü’ kalması gerektiği mesajını verebilmek için dahi bu mesajın siyasetini yapmak gerekiyor. Bundan önce kitleleri ikna gibi bir tecrübesi bulunmayan İhsanoğlu’nun bu noktada ne kadar başarıya ulaşabileceği bir soru işaretidir.

İhsanoğlu’nun son dezavantajı ise CHP ve MHP örgütlerine şu aşamada çok heyecan vermemiş, hatta CHP özelinde tepki de çeken bir aday olmasından kaynaklanıyor. Medya desteği az olan muhalefet partilerinin her hangi bir seçimi kazanabilmeleri için örgütlerini azami oranda mobilize etmeleri bir zorunluluk. Ama bu kitlesel-örgütsel mobilizasyonu İhsanoğlu gibi siyaset dışı bir adayla sağlamanın zorlukları var.

Seçim öncesinin yaza ve Ramazan ayına denk gelmesi zaten kampanya şartlarını ağırlaştırırken, bu şartlarda çalışacak parti örgütlerin yeterince motive olmamaları da önemli bir faktör olarak öne çıkabilir.

İhsanoğlu kampanyası, tecrübeli siyasetçilerle mutlaka desteklenmelidir. CHP’den Gürsel Tekin, MHP’den Oktay Vural gibi isimlerin kampanyaya yerleşmeleri, İhsanoğlu’nun siyasi tecrübe eksikliğini kapatabilir.

by Mehmet Karlı

Yükü omuzlayan Kılıçdaroğlu

Bu çerçevede CHP ve MHP liderlerinin tercihini tekrar değerlendirdiğimizde, özellikle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu kararı ile omuzlarına büyük bir yük alarak asıl riski yüklendiği söylenebilir.

Kılıçdaroğlu, seçimi kazanma hesaplarını bir kenara bırakıp partisini daha mutlu edecek, CHP siyasi çizgisine yakın bir ismi aday gösterebilirdi. Böylesi bir tercih, siyasetin içinden ve daha tanınan bir isim de olabilirdi. Bu suretle risk ve sorumluluk, önemli oranda o adayın da omuzlarına yüklenmiş olurdu. Lakin Kılıçdaroğlu, parti içi huzurunu riske atma pahasına, daha riskli olan ve kendisine daha çok sorumluluk yükleyen bir tercih yaptı.

Kılıçdaroğlu’nun sorumlulukların başında, yukarda İhsanoğlu’nun dezavantajı olarak saydığımız ‘çatıdaki gedikleri’ onarma görevi geliyor.

İhsanoğlu’nun söylemlerini siyasallaştırmak, kampanya dili ve bütünlüğüne dökmek, CHP seçmenini rahatsız etmeyecek fakat geniş kitlelere ulaşabilecek yapıda olmasını sağlamak ve bu çerçevede örgütleri çalıştırmak ancak Kılıçdaroğlu’nun aktif liderliğinde gerçekleşebilecek hedefler. Bu süreçlerin sadece siyasal iletişim şirketleri, reklam firmaları gibi profesyonellerle yapılabileceğini düşünmek hatalıdır.

İhsanoğlu kampanyası, her şeyden önce alanda siyaseti iyi bilen siyasetçilerle desteklenmelidir. CHP’den Gürsel Tekin, MHP’den Oktay Vural gibi isimlerin kampanya mimarisine yerleştirilmeleri, İhsanoğlu’nun siyasi tecrübe eksikliğini kapamak için faydalı olabilir. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli de eşzamanlı olarak örgütlerinin sahada aktif çalışmasını sağlayan liderliği sergilemelidirler. Partiler içinden gelen tepkileri değerlendirdiğimizde, Kılıçdaroğlu’nun yükünün daha ağır olduğu açıktır.

CHP ve MHP’nin genel başkanları ve örgütlerince bu altyapı sağlandıktan sonra İhsanoğlu’na düşen; akademik kalmayacak ve kitlelere ulaşabilecek bir dille, seçim kampanyasının heyecanına kapılıp tonunu değiştirmeden, sakince kendini kitlelere anlatabilmektir.

Risk alan Kılıçdaroğlu ve CHP

İhsanoğlu tercihi, hep temkinli adımlarla ilerleyen Kılıçdaroğlu’nun, belki de şimdiye kadar aldığı en büyük risktir. Kılıçdaroğlu, karar alma sürecinde sorumluluğu parti kurumları ile paylaşmadan, bütün yükü kendisi omuzlamıştır. Parti örgütü içindeki ekiplerin hiçbiri ile bir bağlantısı olmayan bir aday tercihi ile tüm bu ekiplerin muhtemel tepkilerinin karşısına tek başına kendisini koymuştur.

Alınan bu risk, cumhurbaşkanlığı seçiminin doğası gereği milletvekili seçimlerinde veya yerel seçimlerde alınan riskten de büyüktür. O seçimlerde parti dışından adaylar gösterilirken, eş zamanlı olarak birçok pozisyona da parti içinden isimler aday gösterildi. Böylelikle muhtemel tepkileri dengeleyebilecek doğrultuda bir siyasi güç dağıtım mekanizması kullanıldı. Ama cumhurbaşkanlığı seçiminde böyle bir şans olmadığı açık. Zira burada, tepkileri azaltabilecek bir telafi mekanizması mevcut değil.

Kılıçdaroğlu, söz konusu şartlar altında İhsanoğlu kampanyasını başarıya taşıyabilirse, büyük bir liderlik testinden geçmiş olacaktır. Üstelik bu sayede Türk demokrasisi, uzunca süredir kaybettiği denge-fren mekanizmasına kavuşabilecektir.

CHP’liler, İhsanoğlu’nu ‘kendi Cumhurbaşkanları’ olarak ne kadar kabul ederler ya da etmezler bilinmez. Yine de AKP’nin yenilmiş olması başlı başına büyük bir motivasyon kaynağı oluşturacaktır. Kılıçdaroğlu da rüzgarı arkasına alıp yeni bir Kurultay’a gitmek suretiyle hem görev süresini yenileme hem de ekibini istediği şekilde oluşturma fırsatı yakalayacaktır.

Lakin eğer sonuçlar CHP ve MHP’nin istediği şekilde gelmezse, bunun etkileri CHP içinde daha belirgin olacaktır. Parti içindeki birçok farklı ekip, belki de ilk defa Kılıçdaroğlu’na karşı seslerini yükseltebilir. Elbette bu tepkilerin ne kadar etkili olacağı, yine Kılıçdaroğlu’na bağlıdır.

CHP içinde sesini yükseltebilecek ekipler; birbirleri ile ideolojik olarak bağları bulunan, organize güçler değildir. Hatta birçoğu birbirleri ile yarış içindedir. Kılıçdaroğlu, bu farklı ekipleri dengede tutan isim olarak yeni bir statüko oluşturmuştur. Sonucunu bilmedikleri bir yarışa girerek, merkezinde Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu yeni dengeyi bozmak, her hâlükârda bir çok ekibin de işine gelmeyecektir.

Mehmet Karlı, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Oxford Üniversitesi’nde (İngiltere) yüksek lisans ve doktora yaptı. Uluslararası hukuk, uluslararası ekonomi hukuku, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası anlaşmazlıkların çözümleri alanlarında yoğunlaşan Karlı, Türkiye’de sosyal demokrasinin gelişimi, sosyal demokratlar politika alternatifleri konularında çalışmalar yürütüyor.

Twitter’dan takip edin: @MhmtKarli

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nın editöryel politikasını yansıtmayabili

Mehmet Karlı

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Oxford Üniversitesi’nde (İngiltere) yüksek lisans ve doktora yaptı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;