Görüş

Kıbrıs'ta çözüm Akıncı ile daha yakın

Prof. Dr. Ahmet Sözen'e göre Kıbrıslı Türkler statüko yerine değişimi seçti. Sözen, Ada'nın güneyinde de adı "temiz siyaset" ve "federatif çözüm" ile anılan yeni cumhurbaşkanı Akıncı karşısında Rum tarafının masadan kalkma lüksünün olmadığı görüşünde.

KKTC'nin 4. Cumhurbaşkanı seçilen Mustafa Akıncı, iki kesimli iki toplumlu federatif sistemi savunuyor. [Fotoğraf: AA]

Kıbrıs Türkleri, 19 Nisan 2015'te yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda beş yıl önce bu makama seçilen Derviş Eroğlu’na yüzde 28 destek verirken, kampanyalarının merkezine “değişim” ve “temiz siyaset” fikirlerini yerleştiren diğer üç adaya yüzde 70 civarında oy vermiştir. 26 Nisan’da yapılan ikinci tur, genel anlamda bir referandum havasında geçmiştir. Bu referandum Derviş Eroğlu'nun temsil ettiği süregelen durumdan, yani statükodan memnun olanlar ile Mustafa Akıncı’nın temsil ettiği Kıbrıs'ta gerçek anlamda iki bölgeli ve iki toplumlu federasyonu, Kuzey Kıbrıs'ta temiz siyaseti, demokrasi ve iyi yönetimi içeren "değişim"i savunanlar arasında geçti. Ve sonuç olarak, ikinci turu Mustafa Akıncı yüzde 60,5 ile rakibi Derviş Eroğlu’na yüzde 21’lik bir fark atarak bitirdi.

Özde 'iki devletli çözüm'ü savunan Derviş Eroğlu ile müzakerelerden her fırsatta fellik fellik kaçmayı planlayan Kıbrıs Rum toplumu lideri Anastasiadis’in Mustafa Akıncı ile görüşmeme gibi bir lüksü olamaz.

by Ahmet Sözen

Kuzey Kıbrıs 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren genelde sağ görüşlü hükümetler tarafından yönetilmiş ve Kıbrıs meselesi 2000’li yıllara kadar gene sağ gelenekten gelen ve ismi “Kıbrıs’ta çözümsüzlük çözümdür” ve statüko ile özdeşleşmiş Cumhurbaşkanı (ve toplum lideri) Rauf Denktaş’a havale edilmişti. Uzun yıllar Kıbrıs Türk toplumu bir taraftan Kıbrıs uyuşmazlığı ve toplumlararası müzakerelerde uluslararası toplum gözünde “uzlaşmaz” taraf olarak sıkıştırılmış, diğer taraftan ise Kuzey Kıbrıs’ta çoğu hükümetin aşırı partizanlık ve nepotizmiyle mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Üstüne üstlük, yıllar içinde Kuzey Kıbrıs’taki hükümetlerin ve çoğu cumhurbaşkanının, Türkiye ile ilişkilerde Türkiye hükümetlerinin “müdahaleciliğine” boyun eğmeleri Kıbrıs Türk toplumunun gözünden kaçmamıştır. Bütün bunlar Kıbrıs Türk toplumunda yıllar içinde önemli bir kızgınlık birikimine sebep olmuştur. Bir yerde, son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kıbrıs Türkleri biriken kızgınlıklarını 18 yıl sağcı Ulusal Birlik Partisi hükümetlerinde başbakanlık yapmış ve 2010’dan beri Denktaş geleneği doğrultusunda cumhurbaşkanlığı yapan ve Rauf Denktaş’tan sonra Kuzey Kıbrıs’ta kurulu sistemi temsil eden en önemli kişi olarak Dr. Derviş Eroğlu’na yöneltmiştir.

"Temiz siyaset" ve "federatif çözüm"

1976 yılında henüz 28 yaşındayken Lefkoşa Türk Belediye Başkanı olan Mustafa Akıncı'nın siyasi yaşamında öne çıkan özellikleri; ilkeli duruşu, ciddiyeti, siyaseten temizliği, çalışkanlığı ve Kıbrıs’ta federatif çözüme desteği olmuştur. Akıncı, bu özelliklerine, sahada Kıbrıs Rum Belediye Başkanı Lellos Demedriades ile ortaklaşa hayata geçirdikleri Lefkoşa kanalizasyon projesi ve Lefkoşa master planının hazırlanmasını eklemiş ve bu çalışmaları kendisine sadece Kuzey Kıbrıs’ta değil, aynı zamanda Güney Kıbrıs’ta da çok pozitif bir imaj kazandırmıştır.

Kısacası, Mustafa Akıncı ismi Kıbrıs Rum toplumu nezdinde de “temiz siyaset” ve “federatif çözüm” ile beraber anılmaktadır. O yüzden, Mustafa Akıncı’nın yeni KKTC Cumhurbaşkanı ve dolayısıyla uluslararası toplum nezdinde “Kıbrıs Türk toplum lideri” olarak seçilmesi Kıbrıs Rum siyasetinde federatif çözümü savunanlar için de büyük bir umut yaratmıştır. Bunun yanında, Rum tarafının, Mustafa Akıncı gibi tüm siyasi kariyeri boyunca Kıbrıs’ta federatif çözümü -yani, iki bölgeli, iki toplumlu ve iki toplumun siyasi eşitliğine dayalı bir federasyonu- özde destekleyen bir Kıbrıslı Türk liderle görüşmeme lüksü olmayacaktır. O yüzden, özde “iki devletli çözüm”ü savunan Derviş Eroğlu ile müzakerelerden her fırsatta fellik fellik kaçmayı planlayan (ve Türkiye’nin doğalgaz arama konusunda ilan ettiği “navtex”i bahane gösterip müzakereleri askıya alan) Kıbrıs Rum toplumu lideri Nikos Anastasiadis’in Mustafa Akıncı ile görüşmeme gibi bir lüksü olamaz. 

Mustafa Akıncı, seçim kampanyasının en başında çok ciddi hazırlanmış bir vizyon belgesi ile halkın karşısına çıkmıştır. Tüm kampanyası boyunca da sağa sola sapmadan ve diğer adaylara alışılagelmiş sataşmalar içine girmeden 4 boyutu olan bu vizyonunu seçmene anlatmıştır:

1. Çözüm odaklı siyaset
2. Toplumsal konulara duyarlılık
3. Türkiye ile karşılıklı saygıya dayalı ilişki
4. Bağımsız ve tarafsız cumhurbaşkanı

Akıncı, Türkiye ile kendi tabiriyle ne 'çatışmacı' ne de 'teslimiyetçi' bir ilişki içine girecektir; bu bağlamda KKTC-TC ilişkilerini 'uzlaşma', diyalog ve problem çözümü odaklı bir düzleme çekecektir.

by Ahmet Sözen

Göreve başlar başlamaz Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la yaşadığı TC-KKTC ilişkilerinin “ana-yavru” mu “iki kardeş” mi polemiğindeki dik duruşu ve sözlerinin arkasında olduğunu beyanı, seçim sonrası dönemde Akıncı’nın halkın yüzde 60,5 desteğini almış 4 boyutlu vizyonuna sıkı sıkıya bağlı kalacağının önemli bir göstergesi. Bir başka deyişle, Akıncı önümüzdeki dönemde Türkiye ile kendi tabiriyle ne "çatışmacı" ne de "teslimiyetçi" bir ilişki içine girecek ve bu bağlamda KKTC-TC ilişkilerini "uzlaşma", diyalog ve problem çözümü odaklı bir düzleme çekecektir.

Kıbrıs barış müzakerelerine gelince, gerek Birleşmiş Milletler'den, gerekse Kıbrıs Rum liderliğinden gelen sinyaller, görüşmelerin Mayıs ayında başlayacağı yönündedir. Bunun gerekli altyapısını, BM, ABD, Türkiye ve Yunanistan gibi ilgili taraflar son aylarda yapmışlardır. Örneğin, Türkiye’nin süresi dolan navtex’i yenilememesi, ve Kıbrıs Rum tarafının doğalgaz arama lisansı verdiği Eni-Kogas ortaklığının doğalgaz aramalarına ara vermesi tesadüfi değildir. Bunlar, Kuzey Kıbrıs’taki seçim sonrası yeni Kıbrıs Türk lideri ile Kıbrıs Rum liderinin müzakerelere başlayıp müzakereleri rayından çıkarabilecek dış etkilerden arındırılmış bir yeni ortamın oluşturulmasının altyapısıdır.

Müzakere süreci takvime bağlanmalı

Ancak, Mayıs’ta başlaması beklenen müzakerelerin başarı şansı konusunda şöyle bir uyarıda bulunma ihtiyacı duymaktayım. Ekim 2014’te askıya alınmadan önce 11 Şubat 2014’te başlayan müzakereler, iki liderin üzerinde anlaştığı bir sayfalık ortak metine dayanıyordu. Bu ortak metin, özellikle ABD ve Türkiye’nin önemli girişimleri sonrası iki lider tarafından kerhen kabul edilmişti ve üç konuda ciddi zafiyetler içermektedir.

1. Müzakereler iki tarafın da kabul edeceği ne resmî ne de gayriresmî bir şekilde tarihlendirilmiştir, yani sürecin ucu açık bırakılmıştır.
2. Müzakerelerin zemini, yani bugüne kadar taraflar arasında üzerinde anlaşılmış konular -“yakınlaşmalar”- konusunda tarafların bunları kabul edip etmediği belirsizdir.
3. Müzakerelerin modalitesi, yani liderlerin, müzakerecilerin/özel temsilcilerin, teknik ekiplerin nasıl bir müzakere yöntemiyle, ne sıklıkta vs. görüşecekleri belirsizdir.

Mayıs 2015’te başlaması öngörülen müzakerelerin başarı ile sonuçlanması hedefleniyorsa, bu müzakerelere doğru zeminde ve yöntemlerle başlanması gerekir. Bunun için de muhakkak 11 Şubat 2014 tarihli ortak metinde yukarıda anılan üç zayıf nokta ortadan kaldırılmalı ve daha net bir müzakere zemini, modalitesi ve takvimiyle müzakereler başlatılmalı.

İki liderin öncülüğünde sürdürülecek müzakereler şimdiye kadarki alışılagelmiş formatta, yani iki toplumdan tamamen kopuk bir şekilde değil, tam tersine daha katılımcı ve iki toplumu barış sürecine angaje edecek şekilde tasarlanmalı.

by Ahmet Sözen

Son olarak, iki liderin öncülüğünde sürdürülecek müzakereler şimdiye kadarki alışılagelmiş formatta, yani iki toplumdan tamamen kopuk bir şekilde değil, tam tersine daha katılımcı ve iki toplumu barış sürecine angaje edecek şekilde tasarlanmalı. Bir yandan çözüm için umutlarını büyük oranda yitirmiş Kıbrıs Rum ve Kıbrıs Türk toplumlarını yeniden umut aşılayıp, federatif bir çözüme hazırlarken diğer taraftan da iki toplum arasında yıllarca oluşmuş büyük güven uçurumunu ortadan kaldırmak gerekmektedir. Bunun en önemli aracı ise iki toplum arasında bir dizi ciddi güven yaratıcı önlemlerin hayata geçirilmesiyle olacaktır.

İki toplumun sıradan vatandaşlarının günlük yaşamlarını pozitif yönde etkileyecek ve iki toplum arasında işbirliğinin mümkün ve de aslında arzu edilen bir şey olduğunu iki topluma aşılayacak ve böylelikle “mega” işbirliği anlamına gelen iki toplum arasındaki güç paylaşımına dayalı bir federatif çözümün mümkün ve arzu edilen bir şey olduğu gerçeği pekiştirilecektir. Bu güven yaratıcı önlemler arasında, iki toplum arasında mobil telefonların roaming anlaşmasından tutun da kapalı Maraş’ın açılması, Mağusa limanında Kıbrıslı Türklerin AB ile doğrudan ticaret yapmasına, iki toplumun tarih kitaplarının nefret ve ırkçı söylemlerden arındırılmasına kadar gidebilecek onlarca potansiyel işbirliği alanları mevcuttur.

Böyle bir yöntem, yani liderler seviyesindeki toplumlararası müzakerelere paralel bir şekilde güven yaratıcı önlemlerin hayata geçirilmesi denenmemiştir. Böyle bir metodoloji Kıbrıs’ta bugüne kadar izlenen alışılagelmiş davranış kalıplarını da ortadan kalıracak ve barış sürecini daha kapsamlı, katılımcı ve demokratik yapacaktır.

Prof. Dr. Ahmet Sözen, Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Syracuse Üniversitesi'nde yaptı. Doktorasını, Kıbrıs müzakereleri konusunda yazdığı tezle Missouri-Columbia Üniversitesi’nden aldı. Uzmanlık alanı uyuşmazlıkların çözümü ve müzakere teknikleri olan Sözen, 2008 yılında başlayan Kıbrıs müzakerelerinde Kıbrıs Türk tarafının müzakere heyetinde de yer aldı. Son 20 yılda Kıbrıs uyuşmazlığı ve müzakerelerle ilgili onlarca bilimsel makaleye imza atan Sözen'in bu konuda yayımlanmış üç de kitabı bulunuyor.

Twitter'dan takip edin: @gumbaro

Bu makalede yer alan görüşler yazara aittir ve Al Jazeera’nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Ahmet Sözen

Doğu Akdeniz Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi. Sözen, Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun oldu. Yüksek lisansını Syracuse Üniversitesi'nde yaptı. Doktorasını, Kıbrıs müzakereleri konusunda yazdığı tezle Missouri-Columbia Üniversitesi’nden aldı. Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;