Görüş

Maratonun çöken imparatorluğu

36’ncı kez koşulan İstanbul Maratonu öncesinde, Atletizm Dünyası dergisi editörü Şevket Furkan Erbay, bir dönem maratoncu fabrikası gibi olan Türkiye’deki geleneğin dağılma periyodunu yazdı.

Konular: Spor, Diğer Sporlar
Türkiye maraton rekorunu elinde bulunduran Mehmet Terzi, Ankara'da 1980 yılındaki Türkiye Şampiyonası'nda yarışırken.

Günlerden 1 Nisan, yıl 1979. Köprünün girişinde bekleşen 90 kişi... Birkaç ay önce ‘köprü çöker’ diye izin verilmeyen koşuya hazırlanıyorlar. Binbir dereden getirilen suyun ardından Turizm Bakanlığı izin kağıdını yazmış, Münih’ten gelen 60 kadar Alman ve Türkiye’den 30 maratoncu tarihte iki kıta arasında kesintisiz koşulacak ilk maraton yarışı için start alıyorlar. Trafik kapatılmıyor, kenardan bir şerit halinde sporcular yarışa başlıyor ve – dönemin yarış rotası gereği – Levent üzerinden Sarıyer’e doğru ilerliyorlar. Sonrasında sahilden Beşiktaş’a ulaşılıyor. Finişte ilk sıra, 2:35:39 koşan Zonguldaklı Hasan Saylan’ın... İlk yarışta Türkiye’nin önemli maratoncuları çeşitli nedenlerle yarışmıyor, o yüzden ortalama performans seviyesi biraz düşük kalıyor.

Türkiye, atletizmde hiçbir zaman bir güç haline gelmedi. 2008 sonrasındaki patlama ile böyle bir unvana – en azından dönemsel olarak – pek yaklaştı, ancak bu yükselişinin temelinin bir sistemle değil, ‘illegal katkılarla’ destelendiği 2013’te patlak veren doping skandallarıyla ortaya çıkmış oldu.

İsmail Akçay, 1960'lı yıllarda sürekli yarıştığı Atina Maratonu'nda.

Ülkenin atletizm tarihinde derinlemesine bir inceleme yapıldığında, 1960-90 arasındaki 30 yılda mesafecilerin ön plana çıktığı görülür. Bu dönemin uzun mesafecileri, özellikle de maraton koşucuları, sürekliliğiyle ve başarılarıyla haklı bir ün yapmış ve Türkiye’yi spesifik bir dalda rakiplerinin bir adım önüne taşımayı başarmıştı.

Teknik dallarda büyük eksikliği olan Ay Yıldızlı kafileler, herhangi bir yurt dışı temasında genellikle uzun mesafelerde başarılı oluyordu. Bir atıcı ya da sprinter iseniz yurt dışındaki yarışmalara gitme şansınız pek olmazdı; ama Şevki Koru, İsmail Akçay ve Hüseyin Aktaş’tan itibaren uzun bir süre Türk maratoncuları önemli yarışlardan davetler aldılar. Üstelik sadece davetler almakla kalmadılar, ismini andığımız üç önemli maratoncu dışında Veli Ballı, Mehmet Terzi, Ahmet Altun, Mehmet Yurdadön, Haydar Doğan, Cihangir Demirel gibi atletler yurt dışındaki yarışlarda ciddi başarılara da imza attılar.

Maraton ülkesine dönüşmek

Görüntüyü biraz daha netleştirelim. 1960-90 arasında Türkiye atletizminde en önemli hedef, elbette Balkan Şampiyonası’ydı. Her yıl farklı bir Balkan ülkesinde yapılan, beş yılda bir Türkiye’ye uğrayan bu organizasyonda elde edilen madalyalar, bir moral kaynağıydı. Zira Avrupa, Dünya ve Olimpiyat etkinliklerinde bırakın podyumu, final bile hayal gibiydi. Kaldı ki, o arenada da ön plana çıkabilen yegane isim, Mexico City 1968 Olimpiyatları’nda dördüncü, 1969 Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda ise beşinci olarak devlerin arasına girebilen yine bir maratoncu olmuştu: İsmail Akçay.

Balkan Şampiyonası’nda 1963 ile 1990 yılları arasında Türkiye 17 altın madalya çıkarırken, bunların 12 tanesi maraton, dört tanesi 5 bin ve 10 bin metredeydi. (Uzun mesafe dışında tek şampiyonluk, 1978’de Ekrem Özdamar’ın büyük ses getiren 2.20’lik yüksek atlama zaferiydi). Her şampiyona sonrası yapılan yorumlarda "İyi ki matoncularımız var", "Maraton ile onurumuzu kurtardık" gibi  ifadeler, birer gazetecilik klişesiydi.
 

EN İYİ 10 DERECE

1. Mehmet Terzi - 2:10:25
Londra, 1987
2. Ahmet Altun - 2:12:40
Münih, 1989
3. Bekir Karayel - 2:13:21
Londra, 2012
4. İsmail Akçay - 2:13:43
Fukuoka, 1968
5. Veli Ballı - 2:15:44
Boston, 1977
6. Cihangir Demirel - 2:15:45
Rotterdam, 1992
7. Mehmet Yurdadön - 2:16:09
Frankfurt, 1984
8. Abdil Ceylan - 2:16:12
İstanbul, 2007
9. Hüseyin Aktaş - 2:16:43
Atina, 1969
10. Sefa Het - 2:16:45
İstanbul, 1987

Balkan’ın dışında Türkiye’nin çok güçlü rakiplerin arasında ezilmeden madalya kovalayabildiği Akdeniz Oyunları’nda, 1959-2005 arasındaki uzun aralıkta tek şampiyonluk yine maratonda geldi. Kazablanka 1983’te, 35 derece sıcakta koşulan maraton yarışında Mehmet Terzi ile Ahmet Altun’un altın ve gümüşü kazanması, günlerce ülke spor gündeminden düşmedi. 1980’lerin ikinci yarısında Mehmet Terzi’nin Londra ve New York, Ahmet Altun’un Frankfurt Maratonu’ndaki başarıları da Türkiye’nin oturmuş bir maraton ülkesi olduğu gerçeğinin altını çizen başarılardı.

Lakin 90’larla birlikte erkekler maratonda bir düşüş başladı. Terzi’den sonraki kuşakta Cihangir Demirel ve Haydar Doğan birkaç başarılı sonuca imza atsa da, 80’lerdeki ışık sönmüştü. Sadece 10 yıl önce Türkiye Maraton Şampiyonası olarak koşulan yarışlarda (örneğin Samsun 19 Mayıs Maratonu) ülkenin her yerinden 50-60 maratoncu ter dökerken, bu sayı 2000’lere gelindiğinde iki elin parmaklarını bile bulmuyordu. Sadece başarılar değil, maratondaki kadro derinliği de kayboldu.

Müthiş geleneğin devamında tam anlamıyla bir çöküş yaşandı. 2000’lerde Türkiye Maraton Şampiyonası yapılmaz oldu, Avrasya Maratonu’nun yerli ilk üçü ülke şampiyonası yerine ikame edildi. Maraton koşanların para kazanabilecekleri yol yarışlarının sayısı artmıştı, ancak nitelikli performanslar bir türlü gelmiyordu. Zira uzun mesafede yüksek performans için olmazsa olmaz sayılan antrenman grupları yok olunca, sporcular maratonda derece yapmaktan ziyade, belediyelerin paralı yarışlarında ceplerini doldurup, para kazanma yolunu seçmiş gibi görünüyordu. Bu düşünce yapısı maratondaki çöküşü hızlandırdı.

2014 yılındayız. Bugün Türkiye’nin tüm zamanlar maraton performans listesine baktığımızda aradaki kopukluğu ayan beyan görebiliyoruz. Mehmet Terzi’nin 2:10:25’lik rekorunun, hali hazırda atletizmin olimpik dalları arasında en uzun süre kırılamayan performansı olmasını bir yana koyun; ilk 10 performans arasında 25 yıl içinde gelen yalnızca üç derece bulunuyor. Bu seyrekliği başka bir dalda görmeniz mümkün değil!

Bayrak artık kadınlarda

Kadınlarda maratonun yaygınlaşması Türkiye’de 90’lı yıllarda gerçekleştiğinden, bu kategorideki değişimi erkeklerden ayrı değerlendirmek gerekir. Ülke rekorunu altı yılda 15 dakika geliştiren, Türkiye’nin kadınlarda gerçek anlamda uluslararası ilk maraton yıldızı Serap Aktaş’ın başarılarıyla geçen yılların ardından bir durgunluk oldu. Aktaş’ın rekoru, 13 yıl sonra Etiyopya kökenli Türk atlet Sultan Haydar tarafından yenilenebildi. Haydar’ın Paris Maratonu’ndaki ikinciliğiyle Türkiye rekorunu 2:25:07’ye indirmesi, son 15 yılda maratonda görülen en sarsıcı dereceydi.

Kadınlarda derece ortalamaları yüksek elit atlet sayısının erkeklere oranla fazla olması, göreceli olarak genel başarısızlığı biraz olsun dengeledi. Zira Londra Olimpiyatları’na Türkiye’den dört sporcunun baraj geçip, üçünün gitmesi, son yıllarda Bahar Doğan, Mehtap Sızmaz, Nilay Esen, Lale ÖZtürk, Ümmü Kiraz gibi başarılı atletlerin çıkması, aslında erkeklerle başlayan bu gelenekte, bir bayrak değişiminin olduğunun göstergesi gibi algılansa yeridir.

Hele bir de bu geleneğe, 2:25’lik Türkiye rekorunu kırmaya hazırlanan Elvan Abeylegesse’nin eklenmiş olması, daha parlak sonuçlar göreceğimizi işaret ediyor. Kariyeri tartışılmaz bir mesafeci olan Elvan’ın bitirdiği iki maratonda (hem Avrasya, hem de Zürih’teki Avrupa Şampiyonası parkuru teknik açıdan oldukça zorlayıcı özelliklere sahip) 2:30’un altına inmesi, Ocak ayında Dubai’de koşacağı yarışta yeni bir rekora gidecebileceğini gösterdi.

Türkiye maratoncularının bir ihtilale ihtiyacı var. Ve ihtilal ateşini yakmak için meşale de Elvan’ın elinde gibi görünüyor.

Şevket F. Erbay, Tenis Dünyası ve Atletizm Dünyası dergilerinin yayın yönetmeni. Eurosport Türkiye’de farklı branşlarda spikerlik yapıyor. Uzun Bir Yol-Popüler WTA Tour Tarihi (1973-2004) kitabının yazarı.

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Al Jazeera'nin editöryel politikasını yansıtmayabilir.

Şevket Furkan Erbay

Şevket F. Erbay, Tenis Dünyası ve Atletizm Dünyası dergilerinin yayın yönetmeni. Eurosport Türkiye’de altı yıldır farklı branşlarda spikerlik yapıyor. Uzun Bir Yol-Popüler WTA Tour Tarihi (1973-2004) kitabının yazarı.  Devamını oku

Yorumlar

Bu sitede yer alan içerikler sadece genel bilgilendirme amacı ile sunulmuştur. Yorumlarınızı kendi özgür iradeniz ile yayınlanmakta olup; bununla ilgili her türlü dolaylı ve doğrudan sorumluluğu tek başınıza üstlenmektesiniz. Böylelikle, Topluluk Kuralları ve Kullanım Koşulları'na uygun olarak, yorumlarınızı kullanmak, yeniden kullanmak, silmek veya yayınlamak üzere tarafımıza geri alınamaz, herhangi bir kısıtlamaya tabi olmayan (format, platform, süre sınırlaması da dahil, ancak bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) ve dünya genelinde geçerli olan ücretsiz bir lisans hakkı vermektesiniz.
;